Öykü

Yeloğlan ile Perişah’ın Masalı

Masalcı, değneğini üç kere hafifçe yere vurdu. Bu üç vuruştan etrafa sessizlik dalgaları yayıldı. Dinleyiciler yavaş yavaş sustular. Sözün büyüsüne yer açıldı. Masalcı anlatmaya başladı.

Evvel zamanda ahir zamanda…

Hava küreyle söz kürenin sınırında ancak sözün ve rüzgârın geçebileceği iğne deliği kadar bir boşluktan başka bir âleme geçilir ki işte cinlerin yaşadığı Kafdağı o âlemdedir. Kafdağı’nın hükümdarı İfrit Şah’tır. Ordusu korkunç gulyabaniler, kahinleri yeraltı mağaralarında yaşayan alkarılarıdır. Bir de rüzgâr cinleri vardır ki onlar İfrit Şah’ın ulakları olurlar. Hepsinin özü ateşten olsa da cinlerin kiminde toprak, bazısında su, bir kısmında da hava unsuru baskındır. Rüzgâr cinleri, havai hünerlere sahiptirler. Rüzgârla uçuşan sözleri yakalayabilirler. Hatta havaya karışıp birbirine dolaşan şarkıların, masalların, haberlerin düğümünü çözüp bunları diğer cinlere aktarabilirler. Uçarı tabiatlarından dolayı Kafdağı’nda ifritler, gulyabaniler ve alkarıları kadar itibarları yoktur. Çünkü bu havai mahlukların vazifesi, rüzgâr burgaçlarının on sekiz bin âlemden masal dağının uçurumlarına savurduğu sözleri İfrit Şah’a uçurmakken onlar kendilerini diğer âlemlerden gelen şarkıların, masalların, efsanelerin büyüsüne kaptırırlar.

Hele içlerinde biri varmış ki rüzgâr cinlerinin hepsinden garipmiş. Yeloğlan adlı bu cin, yüz yıllardır saraya bir haber bile götürmemiş. Onun bütün işi, en duyulmadık masalların ilmeklerini açmak, yeraltı mağaralarında alkarılarına görünmeden eski cinlerden kalma fısıltıların peşine düşmekmiş. Ha bir de Yeloğlan ile İfrit Şah’ın kızı Perişah birbirlerini seviyorlarmış. Kafdağı’nın bir kuytu uçurumunda karşılaştıkları ilk andan beri âşıkmışlar birbirlerine. Yel ateşi harlar, ateş yeli coşturur. Âşıklar gizli gizli buluşup boşluğa bakan uçurumlarda sevda hikâyelerinin düğümlerini çözdükçe birbirlerine bağlanıp kördüğüm olmuşlar. Nihayet Yeloğlan, bütün cesaretini toplamış ve ulak sıfatıyla İfrit Şah’ın huzuruna çıkmış. Hükümdara getirdiği ilk ve son haber kendi arzusuymuş: Kulunuz Yeloğlan, kızınız Perişah’a taliptir.

Taht odasındakiler bu pervasız hareket karşısında önce korkudan taş kesilmiş sonra yaprak gibi titremeye başlamışlar. Ama korkulan olmamış. İfrit Şah, Yeloğlan’ın cesaretini beğenmiş. Kızımla evlenmek istiyorsan Dünya’ya gideceksin; insanlardan evvel dünyada yaşayan cinlerden kalma kadim nesneyi bulup getireceksin, diye buyurmuş. Kadim nesne ne uzun ne kısa ne ağaçtan ne taştan, canlı da değil cansız da. Sorunca söyler sana adını.

Yeloğlan, emir başım üstüne diyerek huzurdan çekilmiş. O iş kolay diye düşünmüş. Perişah’a bir haber fısıldamış; bekle beni sultanım! Dünyayı masallarından biliyormuş. Bir uçurumun kıyısına uçuvermiş yel gibi. Boşlukta birbirine karışan söz yumaklarını yoklamış. Dünyaya ait bir masalın incecik ipliğine tutunarak kendini bırakıvermiş rüzgâra. Akıntıya karşı yüzmek gibiymiş. Bir masalı tersinden okumaya benziyormuş. Yeloğlan tutunduğu masal hattı boyunca birbirine ilmeklenmiş sözleri takip ederek ilerlemiş. Söz küreyle hava küre sınırındaki delikten geçmiş. Rüzgâr burgaçlarında döne döne Dünya’ya inmiş.

Cinlerden sonra yaratılıp yeryüzüne dağılan insanlar acayipmiş gerçekten. Dünyayı mesken tutan cinler, dikkatli ol demişler, biz bin yıllardır onlarla birlikte yaşıyoruz ama hâlâ çözemedik insanları. Yeloğlan, dünya zamanıyla üç asır boyunca aramış kadim nesneyi. Dağların karnını yoklamış. Denizlerin diplerini iskandil etmiş. İnsan rivayetlerinde bulduğu her ipucunun peşine düşmüş. Eski medeniyetlerin kalıntılarını dolaşmış. Müzeleri karış karış gezmiş. Ama her seferinde tam bulduğunu zannettiği anda yanıldığını anlamış. Kadim nesne hiçbir yerde yokmuş. O arayışını sürdürürken insanlar dünyayı değiştiriyormuş durmadan. Sözleri taşıyan yeni araçlar geliştirmişler; tellerden, borulardan, kablolardan, havanın içindeki gizli yollardan geçirebiliyorlarmış kelimelerini, cümlelerini, haberlerini, hikâyelerini. Söz küre artık taşıyamıyormuş bu kadar yükü. Söz yumakları o kadar karmaşıkmış ki ne insanlar ne de cinler, Dünya ile Kafdağı arasında bir yol bulamıyorlarmış artık. Yeloğlan, geri dönemeyeceğini biliyormuş. Kafdağı ona uzak, ulaşılmaz bir masal âlemi gibi geliyormuş. Yine de kadim nesneyi aramaktan vazgeçmemiş. Kendisi gidemese de Perişah’a haberler uçurmak için bir masalcı kılığında insanların arasına karışmış. Anlattığı masalların dönüp dolaşıp kendisini Kafdağı’nda bir uçurumun kıyısında bekleyen Perişah’a ulaşacağını ummuş.

Derin bir nefes aldı; işte böyle, dedi masalcı. Yeloğlan hâlâ dünyada kadim nesneyi aramaya devam ediyor, bir yandan da kendi masalını anlatıyor.

İmalı gülümseyişi dinleyicilerden bazılarını ürpertti. Diğerleri, masalcı onları masalla gerçek, dünyayla Kafdağı arasında bıraktığı için şaşkın ve huzursuzdu. Onları eve geri getirmemiş, öylece ortada bırakmıştı.

Masalcı dinleyenlerin gözlerine baktı. Şeffaf sessizlik küresi seyreliyor, şehrin gürültüsü içeriye sızıyor; o ise değneğine yaslanmış rüzgârda hışırdayan yaprakları dinliyordu.

Yeloğlan ile Perişah’ın Masalı” için 4 Yorum Var

  1. Merhabalar
    Masalsı öyküyü sevdim, bizim kültürümüzle de iç içe. Okurken cümleler akıp gidiyor. Cinin macerasını, arayışını sevdim. Hayal gücüyle harmanlanmış bu kurguyu daha uzun görmek isterdim. Sonunda ne olacak diye merak ederken bir anda bitti. Yine de final farklı bir tat bıraktı. Ellerinize sağlık.

  2. Refik dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,
    Masallarımızdaki bildik motifi tersine çevirmeyi denedim. Aslında evet, daha uzun bir hikâyeye dönüştürmeyi istiyorum. Okuyup değerlendirdiğiniz için teşekkürler.

  3. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @Refik

    İlk öykülere çok değer veriyorum. Yeni yazarlar, hikayelerini seçkiyle paylaşmaya cesarte edenler ve bu tecrübenin ilk heyecanı. Bu yüzden genelde ilk yazarları okumaya çalışıyorum. Bazıları olay örgüsüne bazıları tekniğe bazıları ise aklına geleni yazmaya odaklı oluyor ki hepsi başımızın üzerinde. Yazmanın, bir gelişimsel bir süreç izlediği için bir macera olduğunu sık sık tekrar etmişliğim var. Burada sana naçizane olarak hikayendeki bazı teknik unsurlara dikkat çekebilirim ancak bunu yapmayacağım. Çünkü senin hikayende bir ruh var. Önemli olan da bu! Kalanı çokça yazmak…

    Not: bu ayki seçkide rüzgara bu derece karakter yükleyen sanırım bir sen bir de ben varım. belki hikayemi ziyaret etmek istersin.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz.

  4. Refik dedi ki: dedi ki:

    Teşekkür ederim

    Okunduğunu görmek güzel, bu değerlendirmeler, yorumlar çok kıymetli

    Ruh, nefes, hava… ve çokça yazmak, kesinlikle çokça yazmak. Nefesi yazıya dönüştürebilmek için sıkı çalışmak gerekiyor.

    Hikâyeni okudum, bir daha okuyup ilk fırsatta yorumumu yazacağım kardeşim

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!