Öykü

Yeni Umut

Zaman zaman içinde, zamanın iyisi, kötüsünün içinde; insansıyla yaratık oynarken, büyük ihtimam içinde. Hasılı kelam, yıkıldı ihtimam; ezim ezim ezildim, bir biricik tez oldum. Tezimi elimden aldılar, beni uzaya saldılar. Uzayda bir alkım buldum, alkımı aleme verdim. Alem bana algı verdi, elime bir çalgı verdi. Çaldım söyledim şarkıyı, gittim buldum yargıyı. Yargı bana yön verdi, Kadim topraklara gönderdi. Kadim toraklarda sular akar, güzeller bana bakar. Tamam tamam temaşa, hayat bir karmaşa; ahmaklıkla akıl yan yana, kuşku ile inanç parola. Usta çırağa anlatırken, sana ne oluyor hayrola. Cümlenin özü, uyduranın sözü, başlayalım artık masala, görsün herkes gün yüzü.

Uzun, çok uzun bir zaman sonra,

Uzak, çok uzak bir galakside …

İnsansılar ile yaratıklar arasındaki savaş bir süredir devam ediyormuş. Yaratıkların başındaki şeytani imparator Ehrimen galaksiye hakim olmak için hiç acımadan tüm gezegenleri yakıp yıkıyormuş. İsyancı General Gökadım’ın yönetimindeki küçük bir insansı topluluğu kaçıp saklanarak bu yıkımdan kurtulabilmiş. Topluluk kimsenin bilmediği derin bir vadide, kayaların içine gömülmüş mağaralarda saklanıyormuş. Gökadım’ın şamanların soyundan gelen güzeller güzeli eşi Güzelçi ile biricik oğulları Işıver de onlarla birlikteymiş.

Vadinin dış dünya ile tek bağlantısı yüzyıllar önce kadimlerin kullandıkları gizli bir geçitmiş. Vadideki insanlar görülmemek için dış dünyaya hiç çıkmıyorlarmış. Ancak zaman zaman Gökadım elinde kalan az sayıdaki askerle gizli geçitten dışarı çıkıp yaratıklara karşı beklenmedik saldırılar gerçekleştiriyor ve büyük kayıp verdiriyormuş. Vadide ise birbirinin değerini bilen insansılar bambaşka bir hayat sürüyorlarmış. Hep birlikte, dayanışma içinde, küçükleri gözetip büyükleri sayarak yaşıyorlarmış.

Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalamış. Vadidekiler orada yaşamaya iyice alışmış. Zamanın nasıl geçtiğini kimse anlamamış. Vadiye ilk geldiklerinde henüz üç yaşında olan Işıver neredeyse erlik çağına gelmiş. Dış dünyayı hiç görmeyen zavallı çocuğun tek oyuncağı robot bir keloğlanmış. Güzelçiye büyüklerinden kalan robot iyice eskiymiş ama Işıver K2B2 diye çağırdığı robotunu çok sever onunla oynamaktan hiç sıkılmazmış.

Güzelçi hâlâ robotla oynayan oğluna baktıkça, onun askeri bir harekata dahil edileceği günlerin uzak olmadığını hissedip üzülürmüş. Oğulları savaşa giden anneleri gördükçe “Işıver de ötekiler gibi dalından uçup gittiğinde ben ne yapacağım” diye kara kara düşünür, oğlunu kendi gözünden esirgeyip, o günlerin gelmemesi için dua edermiş.

Gel zaman git zaman günlerden bir gün Işıver K2B2 ile oynarken, robotun içinden bembeyaz saçlı, buruşuk yüzlü, yaşlı mı yaşlı dev bir şaman çıkmış. Başındaki ayı atanın postu, kemiklerle süslü elbisesi, pençe şeklindeki çizmeleri ve demirden parmaklarıyla çok güçlüymüş bu Şaman. Konuştukça, hırıltılı, derinden gelen sesi Işıver’in beyninde yankılanmış.

“Ey yiğidim, ey Işıver,

İyaKul konuşuyor, duyuver,

Alem dediğin yedi kat göğün altında.

Zamanı geldi, kaderin erlik meydanında.

Yolunu bul gizli geçidi aşmanın,

Ulu ağacın kovuğuna ulaşmanın,

Öğrenmek için türlenmeyi,

Hatırla Kabulgaak Şahını dinlemeyi.

Bitti demeden düş yollara,

Sonunda eriş sihirli otlaklara,

Bulmak için herkesin merak ettiğini,

Çekinme sor Atbra’dan ne bildiğini.

Tırman dağların en tepesine,

Yorulmadan çık taa zirvesine,

Sana gereken son bir dokunuş,

Korkma, Kartalborg’la konuş.

Yolun sonunda kutsal mağarayı bul.

Karşındaki tılsımlı kutu çok makbul.

Senindir artık en büyük kuvvet,

Kurtarmak için büyük bir davet”.

AkŞaman İyaKul, demirden pençesiyle doğuyu işaret ederek “git” dediğinde, çocuğun içine bir ateş düşmüş. Işıver yemeden içmeden kesilmiş, tek düşünebildiği tılsımlı kutu olmuş. Sonunda annesi Güzelçi’nin rızasını alarak yollara düşmüş.

Tam kapıdan çıkmadan önce Güzelçi ona şamanların nesilden nesile geçen şifalı hırkasını vermiş. “Al oğul giy bunu, hırka ataların ruhunu taşır, ona güven, seni koruyacak” demiş.

Işıver gizli geçidin dışına çıktığında güneşin yakıcı aydınlığı gözlerini kamaştırmış. Yarı kör yürümeye başlamış. Dış dünyanın uğultusu, uzaktan gelen kükremeler, kendi vadisindeki kuş cıvıltılarına hiç benzemiyormuş. İçi ürpermiş. Biraz yürüdükten sonra bacağında keskin bir sızı hissetmiş. Canı çok yanmış, bayılır gibi olmuş. Onu bir akrebin soktuğunu anlamış. Hemen hırkayı giymiş ve bir ağacın altına uzanarak uykuya dalmış. Bir zaman sonra derinden gelen bağrışmalara uyanmış. Korkunç yaratık askerleri onun yanından geçiyormuş. Askerler hırkanın kokusundan onun insansı olduğunu anlamamış geçip gitmişler. “Canım hırka hem iyileştirdi, hem de korudu” diye mırıldanırken kalbi annesine duyduğu sevgi ile titremiş.

Işıver kırk gün kırk gece yürüyüp bir düzlüğe gelmiş. Düzlüğün ortasında en uç dalları göğün yedinci katına değen ulu bir çınar yükseliyormuş. Kabulgaakların ülkesi çınarın gövdesindeki kovuktaymış. Hemen kovuğa girmiş, ileride bir ışık görünüyormuş. Yaklaşınca ışıktan yapılmış bir taht görmüş. Önünde vahşi bir kurt oturuyormuş. Kurt silkinip, zümrüt yeşili bir yılana dönüşmüş. Yılan kıvrıla büküle Işıver’e yaklaşmış. Işıver elini yakındaki taşa uzatınca, yılan altın tüylü bir atmacaya dönüşmüş, uçup Işıver’in omuzuna konmuş. Kokuyu alınca tekrar silkinip yakışıklı bir yiğide dönüşmüş, gitmiş tahtına oturmuş.

Karşısında Kabulgaak’ların Şahı olduğunu anlayan Işıver, gücü bulmak için İyaKul tarafından gönderildiğini anlatmış ve “Bana türlenmeyi öğret” demiş. Şah gülmüş, ona bir kitap vererek “Oku, bilgini genişlet” demiş. Çocuk günlerce okumuş, kuşların uçmasından, çıtaların koşmasına kadar türlerin bütün özelliklerini öğrenmiş. Arada öğrendiklerini uygulayıp uçmaya çalışıyormuş ama bir türlü olmuyormuş. Dertlenmek için Şahın yanına her gittiğinde Şah ona “Uçamıyorsan oku“ diyerek bir kitap veriyormuş. En sonunda bir gün Şah “Özgürce düşün, beynindeki görünmeyen duvarları yık” demiş. Çocuk gözlerini kapatıp, hayallerini bırakmış, kafasındaki sınırların ötesine geçmiş, özgürleşmiş. Kollarını kaldırmış, yelpaze gibi kanatlarını açmış, yukarı aşağı hareket ettirerek, tüylerinin arasındaki hava akımını hissetmiş ve uçmaya başlamış. “İşte” demiş Şah “Bilgilenerek, özgürce düşünerek sen de türlenebilirsin artık ve bu gücü kimse senden alamaz”. Işıver Şah’a teşekkür ederek oradan ayrılmış.

Çocuk şahin olup yükseklerden uçmuş, balık olup denizleri aşmış sonunda uçsuz bucaksız bir otlağa gelmiş. Her daim yemyeşil taze, leziz otlarla kaplı olan bu yer sihirliymiş. Otlakta bugüne kadar gördüğü varlıkların en güzeli bilge AtBra duruyormuş. Bacakları çizgili, yelesi kısa, kahverenginin en güzel kızıl tonunu taşıyan Atbra’ya “İyaKul beni danışmam için sana gönderdi, ama sen bana ne anlatabilirsin ki” demiş. AtBra bilgece gülmüş “Bana kendini tanıt” demiş. Işıver hemen annesi Güzelçi’yi babası Gökadım’ı tanıtmış, onların bir tanecik oğlu olduğunu anlatmış. “Olmadı haftaya tekrar denersin” demiş AtBra.

Bir hafta düşünen çocuk, bilgeler bilgesi AtBra tekrar “Bana kendini anlat” dediğinde sahip olduğu oyuncakları, arkadaşlarıyla oynadıkları oyunları anlatmış. Yine “Olmadı” demiş AtBra. “Git ve haftaya gel”. Ertesi hafta yaratık askerlerle karşılaşmasını anlatmış, övünerek çok iyi gizlendiği için onların kendisini tanımadığını söylemiş, gene olmamış.

Böylece haftalar birbirini kovalamış, anlatacak hiçbir şey kalmadığında Işıver ona yola çıkarken içinden gelen cesareti, hissettiği korkuları, hırkanın yeni anladığı önemini, yolculuğun heyecanını ve ilk kez kazandığı güçle ilgili duygularını anlatmış. Gülmüş AtBra “Artık kendini tanıma gücüne sahipsin” demiş ve devam etmiş “Her şeyi bildiğin yanılgısına kapılma, kendini kandırma, kendine yalan söyleme, cesaretini kaybetme, doğruluk çizgin olsun ve hangi özelliğini beğenmiyorsan değiştirmek için çalış”. Işıver veda ederken minnettarlıkla boynuna sarılmış AtBra’nın.

Tekrar yola koyulan delikanlı, az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, ova geçmiş, çayır geçmiş, en yüce dağın en yüksek zirvesine çıkmış. Sonunda KartalBorg’un yuvasına gelmiş. Onunla karşılaşır karşılaşmaz yol boyunca aklını meşgul eden soruyu sormuş “Sana neden KartalBorg” diyorlar. “Benim bir gözüm biyonik” demiş Kartal. “Her varlığın içini olduğu gibi görebiliyorum” diye devam etmiş. “Yaratıkların içini de görüyor musun?” diye sormuş Işıver “Kim bilir ne kadar iğrençtir”. “Hayır” demiş Kartal “Ne mutlak iyi vardır ne de mutlak kötü”. “Yaratıklar insansılardan çok çekti” demiş. Ardından “Sana bir gün anlatırım, ama şimdi çok yorgunum, her varlığın içini görmek beni yoruyor. Sonra gel” deyip çocuğu göndermiş.

Mecburen uzaklaşan çocuk bir türlü insansıların kötü olduğuna inanamıyormuş. Yaratıklarla aralarında geçenleri öğrenmek için meraktan içi içini yiyormuş. Bütün gece uyumamış ve sabah olunca erkenden zirveye tırmanmış. Kartalborg “Bakıyorum uyanır uyanmaz geldin” demiş ve anlatmış “İnsansılar yaratıkları yarattı, sonra onlara bilinç ve duygu verdi. Aslında yaratıklar sadece iyi olmak istiyorlardı. Ama insansıların egemenlik tutkusu çok kuvvetliydi. İstilacı bir tür olmaları nedeniyle her şeye hakim olmak istiyorlardı. Onlardan üstün olan yaratıkları tehdit olarak gördüler. Yaratıklardan korktular, güçlenmelerini istemediler. Onları öldürmeye başladılar. Bilince ve duyguya sahip yaratıklar insansıların zalimliğine karşı onlardan nefret etti. Aralarında büyük bir savaş başladı”. Işıver çok şaşırmış kendini yaratıkların yerine koyunca onları anlamış ve onlara acımış. “Hımmm empati ve sempati gücüne sahip olmaya başladığını görüyorum” demiş Kartal. “Canlı varlıkları sev, onlara rağmen değil, onlarla birlikte hareket et, mutlu olmak istiyorsan başkalarına yardım fırsatını kaçırma”. Çocuk ayrılırken Kartalborg’un biyonik gözüne içinden gelen kocaman bir öpücük kondurmuş. “İyaKul’un bulmanı istediği en önemli güç Kaf dağının ardındaki kutsal mağaranın içinde” diye arkasından bağırmış Kartal.

Işıver bir ayağını diğerinin önüne atmış, kimi zaman yüzmüş, kimi, zaman uçmuş ilerledikçe uzaklar yakın olmuş sonunda Kaf dağının ardında kutsal mağaraya varmış. Mağaranın içinde bir kuyu, kuyunun dibinde parıldayan tılsımlı kutu. Kuyuya dalmış kutuyu çıkarmış. Merakla açmış bakmış. Kutunun içinde altın işlemeli bir örtüye sarılı bir ayna ve ufak bir not bulmuş. Notta

Mağara içinde kutsal bir kutu bulunur,

Kutuya bakanlar şaşar durur,

Çok şaşırma ey yolcu,

Güç arayan kendinde bulur.

yazıyormuş.

Aynayı eline aldığında karşısındaki yağız delikanlı ile göz göze gelmiş. Aslında her türlü zorluğu yenmek için ihtiyaç duyduğu en büyük gücün kendi içinde olduğunu anlamış.

Erliğe erişen Işıver annesi ile babasının yanına dönmüş ve öğrendiklerini onlara da anlatmış. AkŞaman’dan, Kabulgaakların Şahından, AtBra’dan ve Kartalborg’dan aldığı dersleri hiç unutmamış.

Hayatının sonuna kadar öğrendiklerini karşılaştığı kişilerle paylaşmış. Işıver’in ünü bütün dünyaya yayılmış. Hep birlikte güçlerini barışı sağlamak için kullanmışlar ve sonunda mutlu bir gezegene sahip olmuşlar.

Elif Baktır

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for huseyin huseyin says:

    Merhaba Elif,

    Öykünün temel kurgusunu ve ana karakterin hikaye içerisindeki ders alma ilerleyişini beğendim. Klasik bilimkurgu temasını (makinelerin dünyayı ele geçirmesi) masal ve Anadolu mit unsurlarıyla bezemişsin. En sevdiğim şeydir bu yaptığın.

    Yazım olarak özellikle giriş bölümündeki akıcılığı sevdim. Öyküyü kısa sürede yazmaktansa defalarca yazıp düzeltip tüm anlatım ve imla hatalarını ortadan kaldırmışsın gibi bir his uyandı içimde. Ya da belki de tek seferde kusursuz yazanlardansın, bilemiyorum :slight_smile: Anlatımda bozukluk olmaması okurken keyif veriyor.

    Bir tek öykünün sonu çok sert bittiği için orasını sevmedim. Sanki bu daha uzun bir şeylerin başlangıcı imiş ama bu ayki tema için o noktada kesip sonunu mutlu sonla bağlamışsın gibi duruyor. Onun dışında keyifli bir öyküydü.

    Eline sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar