Öykü

Yok Eden Evlat

Hızla ilerleyen aracın yük bölümüne saklanmış kapsülde metanetli görünen önemli bir yük vardı. Bu küçük yük varması gereken şehre ulaştığında büyük bir değişimin fitili ateşleyecekti. Şehrin diğerlerinden görünürde bir farkı yoktu. Ama kapsülün içindeki yükün varoluş amacını gerçekleştirmesi için aradığı şehri veya şehirlerden bir tanesini bulması gerekiyordu. Sadece bir tanesini bulması yeterdi. Sonrası zincirleme reaksiyon tüm şehirlere yayılacaktı. Horvos’un amacı yok etmekti.

Ulaşmaya çalıştığı şehir henüz gözükmemişti. Horvos, gizli yük olarak ona verilen emirleri yerine getirmesi gerekiyordu. Bu emirlerin önemi yüzünden sabırsızlanmaya başlamıştı. Kapsülün alarmları çalmaya başladığında mutlulukla kasılmaya başladı. Çünkü Horvos’un aradığı şehir tam karşısında belirmişti. Şehir, rutin işleyişini ve bilinmez geleceğinin gelişinden habersiz Horvos’u bekliyordu. Şehrin yüzlerce kontrollü geçiş kapısından birine yanaştı. Kapı reseptörleri kapsülü titizlikle taradılar. Bu kapsülde kendisini görevlendiren kişi tarafından reseptörleri kandıran donanımlar özenle yerleştirilmişti. Kapsülün yük bölümünün boş olması dışında reseptörlerin fark etmesinden endişelendiği bir şey yoktu. Fakat dolu bir yük konteyneri olsaydı yeterince hızlı şehre varamayacaktı. Görevinin ana unsuru hızlı olmasıydı. Diğer önemli şey ise sessiz ve gizli olmasıydı. Kesin başarıya ancak o zaman ulaşabilirdi.

Reseptörler onay verildiğini açık edercesine şehrin kapılarını açtı. Bu sırada dışarıdaki bir kontrol aracı tam yakınına gelmişti. Ama şanslı zamanlamayla şeker yüklü büyük bir aracın dibindeki kapıya yanaşmasıyla kurtuldu. Bu tür araçların şehre girmesi için özel bir rampa vardı. Bu rampa şehrin surlarından çıkarak dev şeker yüklü tankeri bu şekilde tarayabiliyordu. Bu sayede Horvos’un aracı tankerin gölgesinde kalarak kontrol aracından sıyrılmayı başarmıştı. Bu şanslı durumu hemen görev günlüğüne ekledi. Çünkü kendisinden sonrakiler için önemli bir yardımcı ayrıntıydı. Bu şans bir kaç seferden sonra işe yaramazdı. Önemli olan bilgiydi.

Sonunda aracı şehrin içine girdi. Şehrin giriş sınırında sınırlayıcı kaplamasıyla çevrelendi. Bu kaplama aracın şehirde serbest gezmesine engel olurdu. Aracın artık kendi başına hareket etmesi imkânsızdı. Bu sırada taşıyıcı araçlar iki tarafına eşlik etmek için yanaştı. Yük konteyneri günlüğünde az kullanılan hammadde bilgisi vardı. Görev günlüğündeki tahmin doğruysa önce depoya bırakılacaktı. Sabırla depoya bırakılmayı bekledi. Kapsülündeki güvenlik araçları, bulunduğu bölgenin görev tahminine göre depoda olduğunu gösterdiğinde kapsülünün güvenli ortamından artık çıkması gerektiğini anladı. Dikkatlice etrafın güvenli olduğu sonucuna varır varmaz konteynerin dışına çıktı.

Etrafta kimse yoktu. Ama bu uzun sürmezdi. Depoda sürekli sayım yapan koruyucu görevliler ve devriye gezen görevliler oluyordu. Acele etmeliydi. Çünkü konteynerin boş olduğunu anladıklarında arama yapmak için devriyeler harekete geçeceklerdi. Deponun içini dolduran yük konteynerlerinin arasında sessizce ve küçük adımlarla yanlamasına ilerledi. Görev günlüğünde depo kaynaklarının henüz tüketilmemiş olması iyiye işaretti. Görevinin başarıyla sonuçlanması açısından bu çok önemliydi. Fakat depodan çıkışı işin en zor kısmı olarak görev günlüğünde uyarı olarak işaretlenmişti. Çıkışı bulmak için acele etme arzusu onu bir anlığına dikkati elden bırakmasına neden oldu. Birden yük konteynerlerinden birinin yanından koruyucu görevlilerden birisi saldırdı. Görev günlüğünde bu görevlilerin çok tehlikeli oldukları bildirilmişlerdi. Savunma görevi üstlendikleri gibi şehrin tüm kaynaklarını kullanma yetkisine sahiplerdi. Horvos, görevi için hızlı olması için yetiştirilmişti. Yine de sağlam eğitilmişti. Koruyucunun saldırmasına karşılık hızla dönerek onu diğer tarafa savurdu. Ardından tekrar çarpıştılar. Horvos sağlam cevizdi. Ama koruyucu üstünlüğünü bırakmadı. Birkaç seri savuşturmadan sonra Horvos yine aceleciliğinin kurbanı oldu. Koruyucunun son saldırısını tüm gövdesiyle karşılık verdi. Koruyucu ise sersemlemesinin ardından kırbaç gibi savrularak Horvos’u iki konteynerin arasına sıkıştırdı. Ardından onu yakalayarak görev günlüğünü ele geçirdi. Koruyucu, Horvos’un görev günlüğüne hızla baktı. Horvos’u sertçe sarstı. “Sen buralardan değilsin değil mi?” diye sordu.

Horvos kaybetmişti. Artık Kenzi’den kurtulsa bile bu depodan çıkamazdı. Görevi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Tek tesellisi kendisinden sonrakiler için hâlâ umut vardı. Koruyucunun sorusuna delice sırıtarak suskunluğunu korudu. Bu tavrı belki koruyucuyu kızdırarak infazını hızlandırırdı. Ne diyebilirdi ki daima aceleci olacaktı. Yaratılışı böyleydi. Koruyucu gerçekten kızmıştı. Horvos’u daha sert sarstı.“Cevap ver!” diye çıkıştı.

Horvos etkilenmemişti. Ama vereceği cevap onuruyla ölmesi için koruyucuyu kışkırtacaktı. “Yok etmek.” Diye sırıtışının arasından konuştu.

Koruyucu ise Horvos’un beklediği tepkiyi vermemişti. Bir süre öylece baktı. Sonra Horvos’u nazikçe bıraktı. “Bende öyle düşünmüştüm.” dedi. Ardından Horvos’un görev günlüğünü taradı. Horvos bir yok ediciydi. Bu tepkiye karşı ne yapacağını şaşırmıştı.

Koruyucu, Horvos’un görev günlüğünü tarama işlemini tamamladıktan sonra ona geri uzattı. Horvos, ikisi arasındaki görev günlüğünü gözlerden gizledi. Hiç anlam verememişti. Bu öğretilenlerin hiçbirinde yoktu. “Neden?” diye sorabildi.

Koruyucu “Ben yaratılışım gereği emirlere uymak zorundayım.” diyerek az önce Horvos’un görev günlüğünü taradığı cihazına baktı. “Ama sen değilsin.” dedi.

Horvos “Ama…” diyebildi.

Koruyucu, “Eğer başarırsan bana ne olacağının bir önemi olmayacak değil mi?” dedikten sonra Horvos’u konteynerlerin arasından dışarı çekti. “Git.” Diyerek ona gideceği tarafı gösterdi. “Zaten yeterince geç kaldın.” dedi. Horvos, koruyucuya bir süre baktıktan sonra gösterildiği tarafa fırladı. Gerçekten geç kalmıştı. Omzunun üzerinden koruma görevlisine bir kez daha baktı. Mağrur bir duruş sergilediğini görünce Horvos, koruyucunun neden önce saldırıp sonra onu bıraktığını anlamıştı. Koruyucular verileri işlerken aynı zamanda şehrin her tarafını gören görevlilerdendi. Bilmediği bir süredir gelmesini beklediği belliydi. Bu şehrin yok edilmesi gerekiyordu. Alternatiflerin kabul edilmesi için artık çok geçti. Koruyucu için belli ki yok etmek tek kabul edilebilir seçenekti. Bu görevliye ve öğretildiği gibi kimseye güvenmemesi gerekiyordu. Ama şuan yakalanmış bir yabancı için fazlasıyla özgürdü. Buraya görevini yerine getirmek için gelmişti. Başka yapabileceği bir şeyi yoktu. İlerlemekten başka şansı yoktu. Aynı hatayı bir daha yapmamak için görev günlüğünü güncelledikten sonra depodan çıkmayı başarmıştı. Hızlı ve dikkatli adımlarla Mitri santraline ulaşmayı başardı. Fazla vakti yoktu. Koruyucuya güvenmek istese de karşılaşacağı diğer görevlilerin aynı sağduyuyu göstereceklerinin garantisi yoktu. Ayrıca devriye’ler çok daha acımasızdı. Boş konteyneri bulduklarında sebebini bulmak için tüm şehir alarma geçecekti.

Mitri Santrali deponun tam tersiydi. Tam bir karmaşa ve gürültü merkeziydi. Bu karmaşada hareket etmek şeker ambarına dalmak gibiydi. Bir kez daldığınızda çıkmak için güvenlik ipiniz olmalıydı. Horvos’un ipi ise santralin direk emir aldığı merkez veri bankasıydı. Bu bina ile bağlantı güvenlik noktalarıyla doluydu. Tek şansı ise santralin şehir için ürettiği ATP paketleriydi. Bu paketlerin içini ancak ilgili merkezler açabilirdi. Ama başka bir yol daha vardı. Santralin paketleme bölümünün güvenlik girişini kırmalıydı. Bunu başardığı takdirde şehrin merkez veri bankasına ulaşabilirdi. O zaman amacına çok yaklaşmış olacaktı. Öncelikle Merkez Veri Bankasından uzağa yani Mitri santralinin tepesine çıkmalıydı. Bu çok zorlu bir tırmanıştı. Hız için neredeyse yakalanıyorken şimdi ufak adımlarla tırmanmak zorunda olduğundan yakalanmamayı arzu ediyordu.

Sonunda Mitri santralinin tepesine varmıştı. Burası santralin verilerini işlediği yerdi. Enerji paketlerinin şehrin ihtiyaç duyulan noktalarına gitmesi için teslimat bilgileri burada işleniyordu. Görevli bilgi işlemcilerinden birkaç tanesi teslimatlar için çalışıyordu. Güvenlik amaçlı tüm görevlilerden saklanması gerekiyorken görev günlüğünde en kolay uyum sağlayabileceği görevlilerin bilgi işleyicileri olduğu belirtilmişti. Amacı yok etmek olan birisi için bilgi işlemcilere benzer olması gerçekten tuhaftı. Dış görünümünü görev günlüğünde tarif edildiği gibi değiştirerek bilgi işlemcilerin arasına karıştı. Ardından ATP asansörlerinin eşzaman çizelgesini ele geçirmek için veri yazıcılarının olduğu bölüme girdi. Birden bilgi işlemcilerinden bir tanesi tam dibinden geçti. Ona bakarken kendi görünümünü aynı yaptığını anlamıştı. Rahatlayarak daha sakin çizelgeyi görev günlüğüne yükledi. Bu kendisinden sonrakilerin diğer şehirlerdeki ortak olan eşzaman günlüklerini yüklemelerine gerek kalmadan sıradaki aşamaya direk geçmelerini sağlayacaktı.

Artık ATP asansörlerini ele geçirebilirdi. Santralin en aşağısına gelen sevkiyatların olduğu alana girmesine gerek kalmadan asansörler aracılığı ile paketleme bölümüne direk girebilecekti. Paketlemeyi istediği şekilde ayarladıktan sonra sevkiyatın teslimatını Merkez Veri Bankası olarak değiştirecekti. Planladığı gibi asansörler aracılığı ile paketleme bölümünde işçi sınıfı olan görevlilerin çalıştığı bölümde gizlice ATP paketlerini düzenleyen hatta sıradaki paketi ayarladıktan sonra Merkez Veri Bankasına kısa olduğu kadar bir o kadar güvenli yolculuğuna başladı. Vardığı noktada, gizlendiği ATP paketinin bırakıldığı teslimat hattından gizlice veri bankasının kontrol merkezine doğru hızla harekete geçti. Bu sırada alarmlar çalmaya başladı. Depo alarma geçmiş olmalıydı. Ya da bir şekilde tespit edilmişti. Temel özelliğini kullanma zamanıydı. Hızlı olmalıydı. Sessiz ve gizli olmak artık önemini yitirmişti. Varlığının tüm amacıyla acele etti. Veri bankasına girmeliydi. Tüm kapılar kapanmaya başlamıştı. Eğer veri bankasına ulaşabilirse görev günlüğünü yükleyebilir ve sonrakilerin başarması için bir fırsat yaratabilirdi. Veri bankasının kontrol merkezini bulmuştu. Tam kapıdan geçecekken bir koruyucu ile karşılaştı. Bu depoda karşılaştığı görevliydi. Horvos’u engelleyerek kapıdan geri püskürttü. “Bunu al.” diyerek kontrol merkezinin kapısı kapanırken ona bir günlük fırlattı. Horvos günlüğü yakaladığında kendi görev günlüğünün olmadığını fark etti. Kapanan kapıya koştu. “Günlüğümü geri ver.” diye haykırdı.

Koruyucu, “Senin günlüğün veri bankasına girişini yapmam için gerekli olacak. Sana verdiğim görev günlüğümü kullanarak buradan çıkabilirsin. Daha önce senin görev günlüğünü taramıştım.” dedi. Horvos hemen elindeki görev günlüğünü inceledi.

Haklıydı.

Sadece onun değil kendi görev günlüğü verileri vardı. Ama depoya ilk girişindeki haliyle vardı. Güncellenmiş hali koruyucudaydı. Bu da onun amacına yardım ettiği anlamına geliyordu.

Koruyucu, “Senin verilerini Ribom fabrikasına işledikten sonra sende yapmak için geldiğin şeyi yapmalısın. Yok etmelisin!” dedi.

Horvos, “Bana neden yardım ediyorsun?” diye daha önce sorusunu bu sefer tek nefeste söyleyebilmişti.

Koruyucu, “Ben ancak kendim gibi davranabilirim. Ama senin gibi davranamam. Acele etmelisin. Yeterince geç kaldın.” diye tekrar aynı uyarıyı yapmıştı.

Horvos’un, ona güvenmekten başka şansı yoktu. “Teşekkür ederim.” dedikten sonra kaderiyle yüzleşmek için acele etti.

Koruyucunun görev günlüğü sayesinde kapanan bazı kapılardan geçmeyi başarmıştı. Şimdi Ribom fabrikasına ulaşmak için son bağlantı köprüsünden geçecekti. Çok az kalmıştı. Buraya geldiğinden bu yana beklemediği çok şey yaşamıştı. Fakat önünü kesenle karşılaşmayı hiç ummamıştı. Köprünün sonundakini gördükten sonra dönmek için arkasına baktığında karşılaşmayı ummadığı bu şehrin gizli müdavimlerinden ikisi arasında kaldığını anlamıştı. Bu hiç iyi değildi.

Poks ve Herpes.

Bu iki kişinin görev günlüğündeki tanımları can sıkıcıydı. Onları alt edemeyeceğini biliyordu. Ama belki hızı ile onları atlatabilirdi. Koruyucu ile iki kez karşılaşmasında çok şey öğrenmişti.

Poks bir iki adım atarak yaklaştı. “Buraya kadar sayın ziyaretçimiz. Yapmak için geldiğin şeyi artık yapamazsın.” dedi.

Herpes’de bir iki adım attı. “Sana zarar vermeyeceğiz. Sadece bizimle gelmelisin. Senin uygun bir görevli olmanı sağlayabileceğimizden eminiz.” dedi.

Horvos yaratılışı gereği sırıtışını yapmadan duramadı. “Bakın ne diyeceğim. Benim istediğimi yapmama izin verin. Sonrasında bende sizin istediğinizi yapmanıza izin vereyim.” dedi. Bu tuhaf atışmalardan zevk almasını tuhaf bulsa da yaratılışı gereği vazgeçemiyordu.

Poks giderek yaklaşarak ilk hamleyi yapan oldu. Horvos buna hazırlıklıydı. Köprüden aşağı sarkarak sallandıktan sonra Poks’un arkasına geçti. Bu sırada ona arkadan saldıran Herpes, Poks ile çarpıştı. Bu iki hantala karşı Horvos çoktan köprünün sonuna varmıştı. Ama artık güvenli yolu denemenin mantıksız olduğu gerçekti. Görev günlüğündeki B planını yürürlüğe koymalıydı. Sadece hıza odaklanmalıydı. Poks ve Herpes aynı anda ona doğru saldırdılar. Onları yenemese de onlardan çok daha hızlıydı. İkisi arasına girdikten sonra onları yakalayarak köprüden aşağı uzun düşüşlerine başladı. Hedeflediği tarafa yani Ribom fabrikasına giden bilgi materyal taşıyıcılarından birini yakaladı. Poks ve Herpes’in nerede olduklarına dair bir işaret aradıysa da bulamadı. Bu sırada taşıyıcı üzerinde hızla ilerleyerek Ribom fabrikasına hızla yaklaştı. Bilgi materyal taşıyıcıları Ribom fabrikasına Merkez Veri Bankasından gelen üretim emirlerinin tamamlayıcı parçalarını taşırlardı. Bu da tam olmak istediği yerdi. Son hamlesi kalmıştı. Sonra görevi tamamlanacaktı. Ribom fabrikasının bacasından üretim emrinin tamamlayıcı parçası ile beraber aşağı indi. Fabrikaya sonunda ulaşmıştı. Kendisine doğru gelen üretim hattının kontrol konsolunu delice sırıtarak kendisine yaklaşmasını bekledi. Bu sırada beklenmedik şekilde bir saldırıya uğradı.

Porvos.

Poks ve Herpes yenemeyeceği rakipler olsa da Porvos görevi başaramadığının uğursuz işaretiydi. Konsol ile arasında kalan Porvos’tan uzak durmalıydı. Görev günlüğü bunu uyarı olarak sunmuyordu. Bu bir emirdi. Ama bu emre uyması var oluş sebebini yerine getirmemesi demek olacaktı. Bu sırada Poks ve Herpes ona doğru yaklaştılar. Üç taraftan çevrelenmişti. Sonra üretim hattının sonundakini gördü. Koruyucunun ona söz verdiği gibi üretim emrini girdiğinin kanıtı orada duruyordu.

Horvos’lar.

Birkaç adet Horvos yeni üretilmiş araçlarından indiler. Üretim hattında kalan Horvos’lar yok etmek için başka şehirlere doğru şehrin dışına ve ötesine doğru yolculuklarına çıktılar. Porvos etrafındaki Horvos’ları gördüğünde önündeki Horvos’a baktı. “Amacın nedir?” diye sordu.

Horvos artık klişe gibi gelen son sözünü söyledi. “Yok etmek!” diyerek sırıttı.

Koruyucu, üretim hattının sonunda bekliyordu. Horvos’ların şehrin dışına güvenle çıkmaları için bizzat eşlik edecekti. Şehir alarmlarla çalkalanırken kapıların çalışmama ihtimaline karşı bu önlemin alınması gerekiyordu. İlk Horvos’un görev günlüğü ustaca hazırlanmıştı. Ama asıl mimarın yanında bu günlük yetersizdi. Güncellenmiş ve kendi görev günlüğü verileri ile ilk Horvos’un güçlü emir duygusu verisi sayesinde diğer şehirlerin kurtulması sağlanabilirdi. Şehir parçalanmaya ve yıkılmaya başlarken birkaç tane Horvos’un şehrin dışına çıkması sağlanmıştı. Sonraki şehirlerde sayı muhtemelen artacaktı. Diğer şehirlerdeki koruyucular güncellenmiş görev günlüğünü gördüklerinde diğer Horvos’lara daha çok yardım edeceklerdi.

* * *

Bir hastane koridorunda telaşla koşan doktorun insanlara başarısızca çarpmamaya çalışarak kayması gerçekten görülmeye değerdi. Çoğu insan onaylamayan bakışlarla koskoca bir doktorun bu şekilde aptalca koşuşturmasını hem ayıplıyor hem de tedirgin oluyordu. Acaba kötü bir şeyler mi olmuştu?

Doktor sonunda koşuşturmasının sonuna gelmişti. Bir kapının önünde kayarak durmayı başardıktan sonra destursuz içeri daldı. İçeride kafasını masaya gömen yorgun bir adam kapının açılmasıyla endişeyle ayağa kalktı. Bu gereksiz onaylanmayan davranışa bir iki sert söz söylemeliydi. Ama onun yerine nefes nefese kalan adama sertçe baktı. “Nefes almayı bırak da söyle artık.” diye endişe ile azarladı.

İçeri dalan doktor derin bir nefes aldı.“İşe yaradı!” diye verdiği tüm nefesine anlam katmayı başardı. Çok genç olmasa da odasına daldığı doktordan oldukça gençti.

Haberi alan doktorun eli ayağı boşanarak az önce çöktüğü koltuğa şimdi çuval gibi yığılmıştı. Ne zordu ki başarısızlığı beklerken başarıyı yakalamak. Bu bir doktor için dünyayı kurtarmakla aynı şeydi.

Nefesini kontrol etmeyi başaran doktor konuşmaya devam etti. “Efendim bunu siz başardınız. Esin kurtulacak. Hayır! sadece Esin’de değil. Sadece çocuklarda değil, binlerce insanı kurtardınız. İlacınız üstelik çok hızlı etki ediyor.” Diye hayranlıkla karışık heyecanla konuşmaya devam ediyordu. Ama fark ettiği garip bir şey vardı. Hocası o kadarda mutlu görünmüyordu. “Efendim bir sorun mu var? İyi misiniz?” diye sordu.

Koltuğunda oturan yaşlı doktor başını evet anlamında salladı. Ne mutlu karşısında duran genç sayılabilecek yaştaki doktorların saf düşüncelerine şahit olmak. Çocuk az önce destursuzca içeri daldığı için kendini suçlu hissetmişti. Bunun için hiçbir zaman hocası bozulacak bir insan olmamıştı. Yanlış söylediği ne ise öğrenmesi gerekiyordu. “Efendim yanlış bir şey söylediysem lütfen affedin. Ben aldığım sonuçla bizzat söylemek istedim.” diyebildi.

Yaşlı doktor yaşarmış gözlerle öğrencisine acı bir gülümseme bahşedebildi. “Sen bir şey yapmadın. Haberi verdiğin için çok teşekkür ederim.” dedi.

Genç doktor yine de anlamak istedi. “Ama öyleyse sizi üzen nedir? Esin kurtuldu dedim. Aynı zamanda ilaç seri üretime geçtiğinde binlerce kişi daha kurtulacak.” dedi.

Yaşlı doktor öğrencisine sevgiyle ve saygıyla baktı. En iyisi üzüntüsünü paylaşmaktı. “Ben… Yani ürettiğim virüs bir ilaç değildi. İlaçlar yok etmez.” dedi.

Genç Doktor, “Ama efendim hiçbir ilacın yapamadığını başardı.” dedi.

Yaşlı Doktor, “Başardı, çünkü Esin ileri bir vaka değildi. İleri vakalarda ilaç… Yani her neyse işe yaramak yerine sadece ölümü hızlandırır.” dedi.

Genç Doktor, “İnsanlar artık hastalık hakkında daha bilinçliler. Bu da erken teşhis edilmelerini ve tedavi olmak için daha istekli olarak hastaneye geleceklerini gösterir. Ardından bu hastalık ve birçok farklı hastalık tarihe karışacak. Sizinde adınız insanlık tarihinin içinde yer alacak.” dedi.

Yaşlı adam, genç adamın o uzunca bir süre daha parlaması için dua ettiği parlayan gözlerine baktı. Sonuçta umudun yüzüne karşı insan kayıtsız kalamazdı. Ölmüş ve hastanelerde ölümle savaşan diğer insanlar için üzülmenin ne kadar önemli olduğunu doktorluğunun ileriki aşamalarında fark edeceği belliydi. Önünde açık monitördeki eserine baktı. Adını fısıldadığı başarısını sanki ilk kez görüyormuş gibi bakmaya devam etti. Sonra yılların ağırlığı ile istemsizce sırıtmasına yine engel olamadı. “Aferin Evlat.” diye sessizce teşekkür etti.

İlhan Kahraman

Ben İlhan Kahraman. Adana doğumlu olarak aynı şehirde yaşamaya devam ediyorum. Ortaokul yıllarımdan bu yana kitap okumayı alışkanlık etmiş biriyim. Antik tarihe karşı merakım var. Gizemli antik olayları veya çeşitli fenomenleri inceliyorum. Çocukluğumdan bu yana kurguladığım hikâyelerimi burada paylaşabilmeyi umuyorum.

Yok Eden Evlat” için 8 Yorum Var

  1. Merhabalar @Ilhan_Kahraman ;

    İlk okuduğumda iki bağımsız yazı okuduğumu düşünmüştüm. Ancak tekrar gözden geçirdim ve ilk kısmı ikinci kısma bağlayabildim. Ortam tasvirleri aradı gözüm okurken. Olay örgüsü çok sıkı ve detaylı tutulmuşken mekan ve kişiler yeterince betimlenmemiş. Anlamadığım birkaç nokta vardı mesela koruyucular neden yok ediciye yardım ediyorlar? Doktor neden hastalığı ilerlemiş insanları öldürmek istiyor?

    Sanırım hepsi bu şimdilik. Sonraki seçkilerde görüşmek dileğiyle. :slightly_smiling_face:

  2. Bu sefer söz verdim kendime,
    Kısa olacak hayallerim kalemime,
    Öyküler can bulur mecazilerde,
    Önemli olan açmaktır kapıyı hayallerime,
    Betimlemeler benim ruhumdur.
    Lakin azaptır bu okuyanlara,
    Öyle dediler okuyucular ki,
    Okunmayan öykü ölür yasını tutmayanların ilgisizliğiyle.
    Merhabalar,
    Öncelikle zaman ayırıp öykümü okuduğunuz için çok teşekkür ederim. :raised_back_of_hand: Öykü içinde yeterince ipucu olduğunu sanıyordum. :thinking: Sizden ricam sessiz bir ortamda yalnızken bir daha okumanızdır. Arka fonda epik tarz müzikler dinlerseniz öyküden daha çok keyif alabilirsiniz. Ama yeniden okumayı istemezseniz açıklamam aşağıdadır.
    Aslında bu bir antivirüsün hikayesiydi. Anlatıklarımda bu antivirüsün enfekte olmuş bir hücreyi yok etme çabasıydı. Koruyucular, artık görevini yerine getiremeyen hücrenin görevlilerindendi. Ama antivirüsler hastalığı ilerlemiş olanlarda iyileştirmekten çok ölümünü hızlandırıyordu. Burada anlatmaya çalıştığım. Sağlığımıza önem gösterip hastalığımızı geçiştirmeden iyileşmek için doktorlara güvenmemiz gerektiğiydi.

  3. En kısa zamanda bahsettiğiniz müzikler eşliğinde dediğiniz şekilde tekrar okuyacağım öyleyse. :slightly_smiling_face:
    Açıklama için teşekkür ederim göz önünde bulunduracağım okurken.

  4. Merhaba İlhan,

    Nedense, uzun ve akıcı diyebileceğim bir yazı kaleme almana rağmen çok olayın içine giremedim ben okurken. Belki de konu pek ilgimi çekmedi.

    Yine de anlatım tarzın dinlendirici. Çok fazla karmaşa ve tekdüzelik barındırmıyor. Yine de senden daha çarpıcı betimlemeler isterdim. Hikayende bunu hak eden birkaç kısım aklıma takıldı.

    Önümüzdeki ay görüşmek üzere. Masal teması için kolları sıvayalım bakalım. :slight_smile:

  5. Duskalem dedi ki: dedi ki:

    @Ilhan_Kahraman öykünü okudum teknik olarak betimlemeden ve detaylardan yoksun ama olay örgüsü gayet iyi olan bir öyküydü. Ama örgüyle alakalı eklemek istediğim bir şey var ki, bazı detaylarla sağlamlaşsa öykünüzde, kurguyu ön plana daha rahat çıkarabilirmişsiniz. Okurken keyif aldım. Emeğinize sağlık

    Sevgiler
    Emre Aladağ