Öykü

Zombilerin Şafağı

Kazım, söylenerek daire kapısından içeriye girdi. Ceketini kapının yanındaki gömme dolabın askılığına astı öfkeyle.

– Neymiş efendim kokuyormuşum. Kıllı herif! Beğenmiyorsan binme kardeşim. 3 lira verdi diye satın aldı otobüsü! Filiz, ne yemek yaptın yavrum? Bak kahvaltıyla duruyorum.

Filiz, mutfak kapısında asılı duran ekmeğe uzanırken koridorun başında duran Kazım’ı fark etti.

– Hoş geldin Kazım. Duymamışım geldiğini.

– Yemek diyorum, ne yaptın akşama? Sabah yediğim kıymalı poğaça ile duruyorum.

– Kemik suyuna çorba yaptım. Buzluktaki eti çıkarmıştım akşamdan. Etli patates yaptım yanına.

Kazım, lavaboda ellerini yıkarken mırıldandı.

– Bayramlar da olmasa…

Filiz, mutfaktan seslendi.

– Duymadım Kazım?

– Yok bir şey. Nerde oğlan diyorum.

– Efendim Kazım?

– Ya, tamam sen bak işine. Hem kulağı duymuyor hem de her şeyi merak ediyor. Bu da bir tuhaf.

Ellerini iyice kuruladıktan sonra havluyu kirli sepetine doğru attı. Havlu yere düştü. Sağ elini boş verir gibi havada salladı. Yavaş adımlarla oğlu Murat’ın odasına doğru ilerledi. Sol bacağı biraz aksıyordu. Kapıyı tıklatıp başını aralık kapıdan içeri uzattı. Murat, bilgisayar oyununa dalmıştı.

– N’apıyorsun aslanım? Nasıl geçti okul?

Murat irkildi. Oyunu durdurdu.

– Okul diyorum, kızlar falan? Yakışıklım.

Murat, numaradan yatağa attı kendini. Yüzü yastığa bastırılmış şekilde ağlamaya başladı.

– Okula gitmek istemiyorum baba.

– Saat kaç oldu? 8’e geliyor herhalde.

Kazım, Murat’ı odada bırakıp salona Filiz’in hazırladığı sofranın başına oturdu.

– Her gece aynı terane. Hiç saptırmaz işten gelmemi bekler. Vardiya amirim sanki. Saat 8 olunca “baba, beni sanayiye ver”.

Filiz, Kazım’ın taklidine gülerek elindeki sürahiyi masaya bıraktı.

– Beni bu şakalarınla tavlamıştın.

Kazım keyiflendi, gururla arkasına yaslandı.

– O zamanlar fırtına gibiydik. Sen de tay gibiydin tabi. Seni kaçırsaydım aklımı da kaçırırdım.

Filiz’in gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı.

– Laflara bak, nasıl da biliyor gönlüme giden yolu.

Arkasını dönüp mutfağa doğru ilerlerken Murat’a seslendi.

– Hadi oğlum yemek hazır.

Murat içerden olanca gücüyle bağırdı.

– Yemek istemiyorum dedim!

Kazım bu öfke karşısında sandalyesinde doğruldu. Murat’ın odasına doğru bakış attı.

– Gel lan buraya ergen irisi. İstemiyorum demişmiş. Yemezsen büyüyemezsin demek isterdim. Herif bu yaşta boyumu geçti. Hangi ilkokul çocuğu babasının ayakkabısını giyer. Ne koyduk biz bunun hamuruna. Hareketlere bak. Ondan sonra Kazım sinirli adam. Tek derdimiz ailecek bir yemek yemek. Bu kadar!

Murat’ın odasından herhangi bir hareketlilik görmeyince yükseldi.

– Vallahi kapattıracak interneti bana bu çocuk. Oğlum gelsene buraya!

Murat yavaş adımlarla masaya yaklaştı. Babasından korkardı. Ürkek bir şekilde sandalyesine oturdu.

– Sen niye yemek yemeyecekmişsin bakayım?

Soruyu o an elinde ekmek sepetiyle mutfaktan dönen Filiz cevapladı.

– Arkadaşları alay ediyormuş okulda. Ver Kazım kaseni. İki kepçe yeter mi?

– Çok koyma çorbayla doyurmayalım karnımızı. Ne diyorlarmış aslanıma?

– Çok yok zaten. Hepimize birer kase. Salata yapmadım bu akşam.

– Öğlen de salata vardı. Sebze yemekleri vardı yemekhanede. İşte o yüzden poğaçayla duruyorum. At mıyım ben. Bu devirde et yemek için adam mı öldürelim yani. Okul diyordun?

Kazım, bir parça ekmeği çorbasına daldırıp ağzına attı. Filiz’e merakla baktı.

– Kazım, akşam maç falan varsa dışarı çık. Dizim var. En az iki saat televizyon benim.

Kazım, ağzındaki lokmayı yuttu.

– Yavrum hayatımız dizi olmuş. Sen ne diyorsun. Çocuğu okulda hırpalamışlar devamını anlat diyorum, salata diyorsun, dizi diyorsun, yok serbest piyasa.

– Valla Kazım eniştemin gazıyla Sterlin alsaydık…

– Hayatımın neşesi, senin kafana noldu canım? Açlık başına mı vurdu? Oğlum sen anlat. Annen şimdi spor haberlerine geçecek.

Murat hışımla daldığı çorba kasesinden birkaç saniyeliğine başını kaldırdı.

– Bir şey mi dedin baba?

– Bir de yemek istemiyorum diyor. Senin tok halin mi bu?

Murat sanki iştahı kaçmış gibi sahte bir tavırla kaseyi masaya bıraktı. Kazım, boş kaseye bakarak sırıttı.

– Tavırlara bak, evimizin artisti. Sıyırmış kasenin dibini bana rol kesiyor. Anlatsanıza ne olduğunu. Yemeği bıraktım sizi bekliyorum.

– Arkadaşlarım zombi diye alay ediyor benimle baba.

Murat babasından gözlerini ayırmadan kaseyi annesine doğru usulca uzattı.

– Daha koy diyor Filiz. Adamın dramı yemeği görene kadar.

– İşte baba, zombi Murat diyorlar okulda. Kızlar da gülüyor bana.

– Ne var bunda? Ben de bir şey oldu sandım. Çorbam buz gibi oldu adamın derdini dinleyeceğim diye. Kasenin dibini sıyırmadan anlatamıyor muydun?

– Anlattım ya baba. Bana zom…

– Tamam, anladık. O Ses Türkiye’de bir daha bir daha demişiz gibi üçüncü kere anlatma. Arkadaşların sana zombi demiş. Az oyna şu oyunu dedim. Gece yarılarına kadar tünüyorsun o sandalyeye. Gözlerin mosmor oluyor sabah. Baykuş Murat!

– Anne ya… Babama bir şey söyle.

– Ne diyecek annen bana? Zombi değil miyiz oğlum biz? Manyak manyak davranma akşam akşam. Çorbadaki kemikleri çiğnerken sıkıntı yok, iki kız güldü diye zombiliğinden utanıyor. Kim diyor bunu?

– Kerem kim çocuğum sınıf başkanı mıyım ben? Daha detaylı.

– Yok mu hani? Geçen veli toplantısında babası seni döven…

– Höst! Kim kimi dövmüş! Münakaşa ettik biraz o kadar. Ağzını topla. Çene kemiğin çıkmış yine.

– Yok baba hani seni yere çarptı.

– Yok öyle bir şey. Sendeledim düştüm tartışırken.

– Seni yerde hırpa…

– Çocuğum sen neyin peşindesin? Sökerim çeneni. Bir daha geri vermem. Konuşamazsın hiç. Saksı gibi durursun masada. Aksiyonu geç. Anladım. Doktor muydu o herif, neydi?

– Hah işte babası başhekim.

Kazım, Filiz’e döndü. Yüzünde yapay bir şaşkınlık ifadesi vardı.

– Hayır arkadaş, karı koca doktorsunuz. Biri başhekim hatta. Ne işin var devlet okulunda. Versene koleje. Cimri pezevenk! Kerem bunun oğlu mu? Herifi de hiç sevmemiştim. Sırf paşam katılamıyor diye geceye çektiler toplantıyı. Bu var ya gündüzleri otoparka çeviriyormuş hastane bahçesini. Arkasından konuşuyorlardı toplantıda. Kan emici herif.

Filiz, tabaklara birer porsiyon yemek koyup tabakları herkese dağıttı.

– Canını sıkmışlar oğlumun Kazım.

– Bizimkinin ağzı yok mu? O da cevap versin. Utanmıyor musunuz milletin kanını emmeye! Üç kuruş maaşla geçinen insanların sırtından beslenen vampirlersiniz. Elbet bir gün…

– Yükselme Kazım yine kürsüye çıktın. 12 yaşındaki çocuğun lafları mı bunlar? Sen de yani…

– Ya açmışsınız yine haberleri. Kaç kere dedim yemek yerken siyaset haberleri denk geliyor açma şu televizyonu diye. Bak yine bir tanesi çıkmış oraya diğerine bağırıyor. İfrit değil misin? Madem bu kadar kızdın çarp gitsin ya. Laf anlatacağına… Bak şuraya bak Filiz bir tane İfrit bağırıyor, elli tane cadı, büyücü ağzı açık dinliyor. Sonra vatandaşın beynini yıkıyorlar. Savunsanıza hakkınızı. Seçim zamanı geldiği zaman “biz zombimizin yanındayız”. Hani anam bak aha dördüncü sandalye boş. Gel beraber kemik kemirelim. On iki ayda bir bayram geliyor da et yiyoruz. Ya Filiz et demişken. N’oldu bu bayram hiç beyin görmedim ben?

– Payımıza düşmedi Kazım. Seneye eniştemle konuşurum.

– Senin enişten çakal kızım. Bir daha sana uyup ablanlarla insana girmem. 200 kilo adamdan bir kuru bacak düştü bize. Allah bilir bu bacak o adama bile ait değildir. Şeytan diyor ki bankadan kredi çek. Kendi işini kendin gör bir dahaki bayram.

– Ne şeytanı be.

– Rıfat işte bizim.

– Tüccar Rıfat? Para çek diyor bankadan? Seneye tek başına kes diyor? Muhtemelen gel benden al diyor. Ya bırak Allah aşkına Kazım ya. Küçük bir ibliskenden beri insanları kandıra kandıra başımıza “tüccar bey” oldu. Gelme şunun oyununa. Ben konuşurum ablamla, biraz daha koyar payımıza bir dahakine.

– O çakal yine bir yolunu bulur ama neyse bakalım. Senin gönlün olsun.

Filiz, bulaşıkları toplayarak mutfağa doğru yöneldi. Murat, telefonuyla oynuyordu. Kendini telefonundaki oyuna öyle kaptırmıştı ki bedenini oturduğu sandalyede bir sağa bir sola yatırıyordu.

– Kazım, iki parça eşya getir sen de mutfağa. Eline yapışmaz.

– Tamam, tamam. Sen gerisini bırak. Bir sigara içeyim geliyorum yardıma.

– Hep aynı hikâye. Hem sigara nedir Allah aşkına sanki ciğerlerin çalışıyor da. Oğlana diyorsun ama sen unutuyorsun arada zombi olduğunu.

Kazım, paketi gömlek cebine koydu. Sürahiyi ve bardakları aldı. Masadan ayrılırken Murat’ın sandalyesine ufak bir tekme attı.

– Kalk şu ekmeği getir arkamdan. Hadi. Koca herif oldun. En azından hacmen. Bir işe yara ha?

Kazım, pencerenin kenarına oturdu. Cebinden sigara paketini çıkardı. İçinden bir adet çıkarıp yaktı. Filiz, Kazım’a güldü.

– Bir de tadını alıyormuş gibi paket taşımaz mı ilahi adam.

– Sen karışma ya, bir sigaram var zaten. Bak kim geliyor. Torbaları doldurmuş gene. Hayırlı akşamlar Hanife Abla. Bakıyorum da pazarı eve getirmişsin.

Hanife, Kazım’ın penceresinin altına yaklaştı.

– Ooo, Kazım oğlum. Yine yakmışsın kağıttan keyfini. Çek çek ciğerlerin çalışsın.

– Ellerin diyorum. Elin kolun dolu maşallah. Et mi o torbadakiler. Gömü mü buldun? Hayrola?

– Yok oğlum. Bu hani dönerci var ya ışıklarda hemen. Onun arka sokağında birini öldürmüşler. Baktım polisler etrafında. İliştim yanlarına. Savcıyı bekleyeceklermiş. Yeni savcı vampirmiş galiba. “Merhum beklemez geceyi çürür. Yazık.” dedim. Kaptım ciğerle dalağı hemen. Akşama eniştene ziyafet var. Hadi Allah’a emanet olun. Selam söyle Filiz kızıma.

– Ulan şansıma tüküreyim. Biz kemikten yemek çıkaralım Hanife ablaya bak sen. Bu alkarısı nasıl şanslı bir şey çıktı ya. Geçen akşam da evinin önünde kaza oldu. Resmen açık büfe. Üniformalı da olsa kurt adam yine aynı arkadaş. İşlerini savsaklamışlar. Bir ciğer de biz koparsaydık keşke. Bize denk gelmez ki.

Filiz, Kazım’ın yanına bir sandalye çekti. Murat’ın duymaması için fısıltıyla konuşmaya başladı.

– Kazım?

– Destur, bismillah. Aklımı aldın. N’oldu? Özledin mi beni yoksa?

– Seni mezarcı özlesin.

– Ne fısıldaşıyorsun o zaman ya?

– Murat’ı diyorum…

– Ya o bizi duymaz. Yaklaş şöyle.

Filiz, Kazım’ı sertçe ittirdi.

– Yürü git öteye. Murat’ın canı sıkkın. Gönlünü al çocuğun.

– O iş bende. Bırak az keyif çatayım ya. Şafakla yola çıkıyorum. Akşamın bir vakti dönüyorum eve. Hani bir fıkra var. Maymun demiş “Ya tutarsa”.

– Bırak şimdi dalgayı.

– Tamam, kızma. Maymun demiş “Ben zombi, hanım zombi, çocuk zombi. Biz niye kaçıyoruz maliyecilerden.” Kabullenecek zamanla merdivenin hangi basamağında olduğunu. Okuyacak, beni, bizi geçecek. Kendine yeni bir şeyler katacak. Çevresindekiler saygı duyacak. Belki korkacaklar ondan. Hoş ben bile görünce korkuyorum. Herif benden uzun.

– Sulandırma şimdi Kazım. Ne güzel konuşuyordun.

– Belki korkulan ama saygı duyulan biri olacak. Sözüne itimat edilecek. Fikirleri öncü kabul edilecek. Dünyaya yepyeni fikirler sunacak. Kendine kattığı her güzel şeyi bir adet çiçek kabul edelim. Birer süs. Dil öğrenecek bir çiçek… Farklı ülkelere gidecek çiçekler biriktirecek. Çalıştığı yerde yükselecek. Bütün basamağı çiçek bahçesi yapacak hatta. Rengarenk olacak dünyası penceresinden baktığı zaman. Ama o hep bir zombi kalacak insanların gözünde. Saygıdeğer ama zombi. Kuvvetli, kudretli ama zombi. Biz neysek oyuz Filiz. Kimseleri kandıracak değiliz. Belki zombi olacak ama. Bir zombinin gücünü, sabrını, dayanıklılığını, dürüstlüğünü, sadakatini herkes takdir edecek. Murat’ı biz böyle yetiştiriyoruz işte. Ve elbette ki boynuz kulağı her zaman geçer. İnşallah Murat da bizden gömlek gömlek üstte olacak. Ben bu hayata babamdan kalma bir ceketle başladım. Başka hiçbir şeyim yoktu. Şimdi iyi kötü küçük bir evimiz var. Hep Murat için çalıştım. O inşallah daha da ileriye taşıyacak kendini.

– Peki, hiç hayallerin, idealin olmadı mı?

– İdealim yok. Televizyonun taksiti bitsin inşallah onu da alacağız.

– Ya Kazım ya, hiç güleceğim yoktu.

Kazım, Filiz’in çenesini okşadı hafifçe.

– Şöyle yüzün gülsün. İki dakikada Adile Naşit-Münir Özkul yaptın bizi şurada. Murat’ı düşünme sen. Akıllı çocuktur. Her şeyin farkında ama serseriliğe vuruyor.

Filiz, başıyla onayladı. Ayağa kalkıp mutfağa doğru ilerlemeye başladı.

– Sana güveniyorum. Şöyle güzel bir çay demleyeyim bize. Tavşan kanı. Bir de sigara yakarsın. Afiyet olsun Kazım’ıma.

Kazım da Filiz’in peşinden kalktı. Murat’ın odasına gitti. Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi. Murat’ın yatağına oturdu. Murat bilgisayar masasından kalkıp babasının yanına oturdu.

– Bak aslanım. Sen bir zombisin. Bunu kabullenmen lazım. Deden de bir zombiydi. Köklerimiz çok eskilere dayanır. Zombi olmaktan utanma. Atalarınla gurur duy. Üzerine bir şeyler kat. Oku, öğren, gelecekte herkese yararlı parmakla gösterilen bir zombi ol büyüyünce.

– Baba, ben büyüyünce elf olmak istiyorum.

– Elf nedir yavrum ya! Burada sana hayat dersi veriyorum. Bana elf diyorsun! Öyle şeyler kitaplarda olur. Elf diyor ya! Küfürle tanıştırtacak kendini zorla. Kime çekti bu çocuk Filiz. Valla kapattıracaksın bana interneti ha.

Kazım sinirlenerek odadan çıktı. Mırıldana mırıldana uzaklaştı.

– Elf nedir ya…

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for huseyin huseyin says:

    Merhaba Hasan Alkan.

    Öyküyü okurken çok eğlendiğimi söylemeliyim. Akıcılığı çok iyiydi. Espriler yerinde ve komikti. Baba karakteri tam bir vurdum duymaz, klasik Türk zombilerinden. Şey yani babalarından.

    Yaratıcı espriler vardı. Özellikle ‘şeytan diyor ki’, ‘kan emici herif’ gibi sözcüklerin mecazen değil gerçekten birilerine atıfta bulunuyor olması güzeldi.

    Kaleminize sağlık.

  2. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yaratmak istediğim karakteri yansıtabilmişim size demek ki. Beğenmenize sevindim :slightly_smiling_face:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar