“İspanyol İç Savaşı, tarihin en kanlı ve en karanlık savaşlarından biridir. Tüm Dünya insanlarını birbirine kırdıran “savaş” adlı tuhaf faaliyet, bu kez de İspanyol’u İspanyol’a kırdırmış, İspanya’nın her yerinde 1 milyondan fazla insan öldürmüştür. Bugün, bu savaşın toplu mezarı Dünya gezegeninin Madrid adlı şehrinde bulunmaktadır. Bizce de tuhaf. Ama dünyada böyle şeyler oluyormuş işte. İnsanın aklı almıyor!”
Dünya gezegeni, diye düşündü Ramon Sultan. Ne garip. Derslerde daima adını duyardı buranın. Bir efsaneye göre oradan gelen birkaç elçi, bugün Ramon Sultan ve insanlarının üzerinde yaşadığı gezegeni bulup burada ülkelerini kurmuş, bu yerin adına da Ararmis demişlerdi. Geldikleri gibi de dünyada neye hasretlerse onun kuralını koymuşlar, yeni mekanlarında üreyen soyları da sadece kökenlerinin dünyaya dayandığını bilerek yaşayıp gitmişti buralarda. Ama sadece bu kadar. Dünyaya dair birkaç bilgi dışında hiçbir şey 18 yaşına gelene kadar öğretilmezdi insanlara Ararmis’te. Müzeyi gezerken 18+ odalardan birine kafasını uzattığında, İspanyol İç Savaşı hologramının döndüğü duvarı görmesiyle gözlerinin yaşlarla dolması ve dünya gezegeninin garipliğine dair düşüncelere dalması aynı anda oldu Ramon Sultan’ın. Yol boyu ağladı. Gezegenleri Ararmis’te duygu belirtisi göstermek serbestti. Kimse kimseyi çok ağladığı ya da çok güldüğü için kınamazdı. Lakin birisi çıkıp da biz neden bu duygu belirtenleri kınamıyoruz, dese ona da saygı duyan biri bulunurdu. Her fikir en üst düzey medeniyet ölçüsünde tartışılırdı burada. Bir de dünya kütüphanesi diye bir şey vardı ki evlerden ırak. Ne siz sorun ne biz söyleyelim. Dileriz siz o kütüphaneye hiç girmezsiniz. Ramon Sultan eve vardığında annesine kendi dünya kütüphanelerine gitmek istediğini söyledi. Genç çocuk henüz 16 yaşındaydı ve kütüphaneye girme izni yoktu. Dünya kütüphanesi bundan binlerce yıl önce dünyadan gelen insanların küçük belleklere doldurarak getirdikleri kitapların bellek kopyalarıyla doluydu. Kütüphanenin bir kopyası her evde olurdu. Olmak zorundaydı. Çünkü 18 yaşından büyük herkes devlet tarafından yüksek tarih testlerinden geçiriliyor ve yurttaşlık seviyeleri bu tarihi öğrenip ders çıkarıp çıkaramamalarına göre ölçülüyordu. Yetişkin insanlar burayı kullanır lakin 18 yaşına gelene kadar çocuklarına açmazlardı. Halkın özgürlüğünün her şeyden üstün olduğunu her zaman belirten Ararmis gezegeni (Bu arada gezegen tek devlet sistemiyle yönetiliyordu) nedense bu kütüphanenin küçüklere zarar verebileceğini düşünüyordu. Ararmis’te özgürlük kavramı da çok farklıydı. Onaylar mısınız onaylamaz mısınız bilemem. Hoş, onların umrunda olacağını da sanmıyoruz. Ramon Sultan kütüphanenin 18 yaş sınırının sebebini hâlâ çözememişti. Sanki herkes ağız birliği edip 18 yaşından küçüklerle bu konu hakkında asla konuşmuyordu. Bir yandan da Ararmis gezegenindeki her insanın, atalarının yaptıkları iyi ve kötü şeyleri bilmesi gerektiği konusunda hem fikirdiler. Sadece 18 yaşından sonra! Çok saygılar.
Annesiyle uzun bir münakaşaya giren Ramon Sultan genç kadını kütüphaneye girme meselesine kesinlikle ikna edemedi. Annesi ona bu izni veremeyeceğini, eğer bu izni verirse Ramon Sultan’ın kütüphaneye izinsiz şekilde girmesinin zaten devlet tarafından görülebileceğini söyledi. Ayrıca eğer o, izinsiz şekilde dünya kitaplarından birinin tuşuna bile basarsa filamingolu polisler hemen onun ve ailesinin evlerinin dibinde biterdi. Filamingolar Ararmis gezegenindeki tek hayvanlardı. Gezegene ilk kez gelen dünyalılar, Flamingolar burada yaşayabiliyorsa biz de yaşarız, diyerek yerleşmişlerdi zaten buraya. Ha bir de “Sakın sen filamingolara uyma!” diye tartışmalı bir atasözleri vardı.
Ramon Sultan merak ediyordu ve onun merakıyla kimse baş edemezdi. Ben şimdi öğrenmek istiyorum, diye aklından geçirdi. Dünya kütüphaneleri her evde olduğu gibi okullarda da mevcuttu. Ramon Sultan şansını bir de okulun dünya kütüphanesinde denemeye karar verdi. 18 yaşından küçük hiç kimsenin bu kütüphaneye giriş izni olmaması ve 18 yaşından küçüklerin gittiği her okulda dünya kütüphanesi olması. Enteresandı bu. Lakin Ararmis gezegeninde birçok şeye zaten akıl sır ermiyordu. Sakın sen filamingolara uyma! Ramon Sultan da bunun üzerinde pek düşünmemişti. Kütüphane bekçisi diye bir kavram yoktu Ararmis’te. Aaa hayır! Bekçi, diye bir kavram yoktu Ararmis’te! Çok saygılar. Ramon Sultan şimdi bir yandan yürüyor bir yandan da içten içe ben o kitapları okumak istiyorum, diye söyleniyordu. Kalbinin merak yaprakçıklarını hınzır bir tırtıl kemiriyor da kemiriyordu. Bu tırtıl ısırığı mıydı, sinir miydi, coşku muydu, yoksa insan genlerinin en çekiniği gelip Ramon Sultan’ı ele mi geçirmişti? Söz konusu insan olunca her şey olabilirdi. Ama hayır. Ararmis’te olmazdı. Ararmis’te tam 6000 yıldır kimse dünya kütüphanesini 18 yaşından küçükken açmayı denememişti. Ramon Sultan, elbette vardır, diye geçirdi aklından. Hayır. Ramon Sultan’ın aklından geçmiyordu bunlar. Bunlar ona gökten zembille iniyordu sanki. Biri gelmiş de bağrına yerleştirmişti bu düşünceleri.
Genç çocuk okullarındaki dünya kütüphanesinin önünde duruyordu şimdi. Kimse yoktu. Kapıyı açsa girerdi. Belki de giremezdi. Öyle ya, denemesi gerekiyordu. Ramon Sultan, karanlık koridorun tek ışık kaynağı olan buz mavisi kapıya tedirginlikle baktı. Biraz daha girmezse gözlerinden çıkan merak alevleri buz mavisi kapıyı alevlendirip yakacaktı. Elini uzattı. Eli karıncalanmaya başladı. Ramon Sultan titriyordu. Derin bir nefes alarak buz gibi kapının buz gibi koluna dokundu. Kapı tık diye açıldı. Dayanılmaz merakına yenik düşen Ramon Sultan, şimdi bir yığın tuşla kaplı bembeyaz bir duvarın önünde duruyordu. Kırmızı ve mavi tuşlar solda sağda her yerdeydi. Duvar kafasını karıştırdı, sırtını döndü. Bu kez gördüğü şey, üzerinde tuşlar olmayan bembeyaz bir duvardı. Ramon Sultan titreyerek yeniden tuşlara baktı. Mavi bir tuşa bastı. Mavi tuşa bastığında hemen arkasındaki bembeyaz duvar bir sinema perdesi oldu. Ramon Sultan burada öyle güzel şeyler gördü ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı. İnsanlar vardı burada. Şekilleri tıpkı Ramon Sultan gibiydi. Eğleniyor, gülüyor, şarkı söylüyorlardı. Sarışın, esmer, uzun, kısa o kadar çeşitliydiler ki. Şarkıları vardı, şiirleri vardı, filmleri vardı. Nice hikayeleri, masalları. Hayvanlar vardı sonra. Yumuşacık, bembeyaz tavşanlardan tut da Ararmis’ten aşina olduğu filamingolara kadar. Bunu mu göstermiyorlarmış bize. Saçmalık, dedi kendi kendine. Beyaz duvarın ona gösterdikleri bitince arkasını döndü ve bu kez üzerinde merak ettiği bir ülkenin adı yazan kırmızı tuşa bastı Ramon Sultan. Kütüphane bir anda karardı. Ramon Sultan ne olduğunu anlayamadan bembeyaz duvar kıpkırmızı oldu. Kesif kan kokusu genç çocuğun midesini bulandırdı. Ramon Sultan ülkelere yağan bombaları gördü, insanın insana yaptığı zulmü gördü. Adını ondan aldığını söyledikleri büyük büyük atası Ramon Eduardo’nun etkisiyle “İspanya” kırmızı düğmesine basmıştı. Her şeyi gördü. Isabel’i gördü, Fernando’yu gördü, dininden dönmemek için engizisyona kurban giden Musevileri, portakal bahçeleri yakılan Müslümanları gördü, Franco’yu gördü Ramon Sultan. Büyük büyük dedelerinin, ninelerinin Guernica’da can verdiğini iliklerine kadar hissetti. Önce katleden, sonra katledilenleri gördü. Önce dünyayı serseme çeviren, sonra serseme çevrileni gördü. “Dünyaya gelen İspanyol bebek, Tanrı yardımcın olsun. İki İspanya’dan biri mutlak yüreğini donduracak, diyen şair Machado’nun sözleri çınladı gönlünde. Ramon Sultan, kanı donan o bebekti şimdi. Ararmis, yüksek duygu belirtisine bin yıllardır karışılmayan ve duyguların kınanmadığı bir yer olduğundan insanlar duygusal açıdan çok yoğunlaşabilme kabiliyeti edinmişlerdi. Ramon Sultan, gökyüzünde süzülen savaş uçaklarının seslerini duydu. Hitler’in doğum gününden tam altı gün geçmişti ve Franco hazretleri ona bir doğum günü hediyesi vermek istiyordu. 26 Nisan 1937’de Guernica bombalanırken Ramon Sultan bunu bileklerinde duydu. Hitler’in doğum günü hediyesini önce Ramon’un bilekleri duydu. Kulaklarının duyması gerekenleri bilekler duymaya başlayınca delirmenin eşiğindesindir. Dua et ki çıldırmayasın, diyen ninesinin sözleri ışık hızıyla geçti yüreğinden. Bombalar atılırken Ramon Sultan onları gördü ve gözleri kanadı. Nefesi kesildi çocuğun. Ramon Sultan kendinden geçti.
Gözlerini açtığında yerde uzanmış yatarken buldu kendini. Kimse onu bulmamıştı. Kapı hâlâ kapalıydı. Kaç saat oldu, diye düşündü. Saate baktığında sadece 10 dakika geçtiğini anladı. Kalktı ve kütüphaneden ayrıldı. Sessiz koridor içini ürpertti. Bomboş gözlerle okul binasından çıktı Ramon Sultan. Kimse mi yok dışarda, diye düşündü. Bisikletini park ettiği tarafa yürüdü. Bisikletine bindiğinde ayakları hâlâ titrediği için onu süremeyeceğini fark etti. Hay aksi, dedi. Hay aksi! Nasıl? Hay aksi! Sessizlik…. Çığlık attı Ramon Sultan, delirdiğini sandı. Bisikletini bir kenara fırlattı. Hayır, delirmemişti. Sağır olmuştu. Koşa koşa eve gitti. Ne rüzgârın ne filamingoların ne de arabaların sesini duyuyordu Ramon Sultan. Eve vardığında annesi ona bir şeyler söyledi. Ama o duymadı. Ramon Sultan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. En sonunda bir kâğıda yazdı meramını. “KÜTÜPHANEYE GİRDİM.” Yazılanı gören annesi gözlerine inanamadı, oğluna sarıldı ve boş gözlerle yüzüne baktı. Ramon Sultan annesinin hıçkırıklara boğulduğunu ancak kadının yüz ifadesi değişince ve gözlerinden gelen yaşları görünce fark etti. O, ne yapamayacağını bilemezken annesi sakinleşti ve onu evlerindeki kütüphanenin yanındaki dolaba götürdü. Annesi, Ramon Sultan’ın eline bir kitapçık verdi. Bu bir kullanma kılavuzuydu.
DÜNYA KÜTÜPHANESİ KULLANMA KILAVUZU
KURALLAR
MADDE 1: DÜNYA KÜTÜPHANESİ 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLERE YASAKTIR.
MADDE 2: EĞER DÜNYA KÜTÜPHANESİNE 18 YAŞINDAN KÜÇÜK BİRİ GİRERSE VE KIRMIZI TUŞLARDAN BİRİNE DOKUNURSA ASLA KALDIRAMAYACAĞI ŞEYLER GÖRECEK VE BİR DUYU ORGANINI KAYBEDECEKTİR.
MADDE 3: BUNU İSTEMEYİZ.
MADDE 4: HANGİ DUYU ORGANINI KAYBEDECEĞİ KİŞİNİN HANGİ GENETİĞİ TAŞIDIĞINA GÖRE DEĞİŞİR. 18 YAŞINDAN KÜÇÜK OLUP DA KÜTÜPHANEYE GİRMEK İSTEYEN SADECE 10 KİŞİ OLDU.
MADDE 5: HAYIR TABİİ Kİ ONLARIN GENETİK KODLARINI VE DÜNYA GEZEGENİNDE HANGİ MİLLETE BAĞLI OLDUKLARINI SİZE SÖYLEMEYECEĞİZ.
MADDE 6: ARARMİS’İN KURUCULARI BU GEZEGENDE MİLLET DİYE BİR KAVRAMIN OLMAYACAĞINI BELİRTMİŞLERDİR.
MADDE 7: ZATEN SAÇMA.
MADDE 8: LAKİN BU KÜTÜPHANEDEKİ KİTAPLARI 18 YAŞINI GEÇİNCE OKUYAN BİR GRUP İNSAN, BU MİLLET OLAYINI EN AZINDAN HALKIMIZ BİLSİNLER DE TARİH KİTABINA KOYALIM, DİYE TUTTURDULAR.
MADDE 9: ZATEN BU 10 KİŞİ DE İŞTE BU MİLLET ŞEYİNİ ÖĞRENDİKTEN SONRA DÜNYA KÜTÜPHANESİNE GİRMEYE ÇALIŞTI. BU ARADA UNUTMAYIN Kİ 18 YAŞINDAN KÜÇÜK HİÇ KİMSENİN BU KAÇAK 10 KİŞİDEN HABERİ YOK. NİYE OLSUN Kİ YA?
MADDE 10: HA OLUR DA 18 YAŞINDAN KÜÇÜK BİRİ DAHA GELİR VE O, DÜNYA KÜTÜPHANESİNE GİRMEYE ÇALIŞAN 11. KİŞİ OLURSA, HERKESİN EVİNDEKİ DÜNYA KÜTÜPHANESİ OTOMATİK OLARAK SİLİNECEKTİR VE O KİŞİNİN GİRDİĞİNİ GÖREN FİLAMİNGOLİ POLİSLER O KİŞİYE BİR ŞEY YAPMAYACAKLARDIR. ÇÜNKÜ O KİŞİ ZATEN ÇOK AĞIR BİR ŞEYLE CEZALANDIRILACAKTIR.
MADDE 11: 18 YAŞI SINIR YAPTIK ÇÜNKÜ 18 YAŞINA GELDİĞİNDE TÜM İNSANLARA ÇOK SAĞLAM DUYGU KALDIRAÇLARI TAKIYORUZ VE KÜTÜPHANEDEN ETKİLENMİYORLAR. ONLARA İZBE BİR GEZEGENİN KADİM BİR TARİHİ GİBİ GELİYOR OKUDUKLARI. YİNE DE BU MİLLET MUHABBETİNİ HİÇ ORTAYA ATTIRMAMALIYDIK DA İŞTE. DUYGU KALDIRAÇLARI O KONUDA BİRAZ EKSİK KALDI SANIRIZ.
Not: Hayır 18 yaşından küçük herkes gezegenimizde bebek olarak görülüyor. Eğer onlara 18’den önce müdahale edersek duygu gelişimleri duracak ve hep duygusuz kalacaklar. O yüzden sınır 18.
MADDE 12: BİZİM DE BİR BİLDİĞİMİZ VAR HERHALDE.
MADDE 13: 11. KİŞİYE NE OLACAĞI EN ARKA SAYFADA.
Ramon Sultan ne diyeceğini şaşırmış bir halde, hâlâ duyamıyor oluşunun şokuyla en arka sayfayı çevirdi.
DÜNYALI GENLERİNİZE YENİK DÜŞTÜNÜZ VE BİZ DE DÜŞÜNDÜK Kİ ARTIK YERİNİZ DÜNYADIR. HİÇBİR UYARIMIZI DİNLEMEDİNİZ, ANNENİZİ DİNLEMEDİNİZ, MÜZELERDE SİZE UYGUN OLMAYAN KONUŞMALARA KULAK KABARTTINIZ. EN KÖTÜSÜ DE SİZ O KÜTÜPHANEDE ÇOK KORKUNÇ ACILARI DUYDUĞUNUZ HALDE ÖLMEDİNİZ. SANIYORUZ Kİ DÜNYA GEZEGENİNDE ÇOK KUVVETLİ BİR KOLTUK OLAN SAĞIR SULTANLIK MAKAMI SİZE EN UYGUN YER. KURALLARIMIZI DELEN, BAZI DUYULARI ELİNDEN ALINAN O 10 KİŞİYİ DE ALARAK ŞU AN KAPINIZIN ÖNÜNE DÜNYALI YETKİLİLERCE GETİRİLMİŞ DÜNYA ARACINA BİNEBİLİRSİNİZ. BOL ŞANS.
NOT 2: 10 kişi sadece sizin gibi hayatta kalanlar. Bundan önce otuz kişi daha kütüphaneye izinsiz girdi ve hepsi öldü. Biz yine de elâleme 10 diyoruz. Gerek yok bilmelerine. Zaten malumunuz odur ki kaldıracağız bu kütüphaneyi herkesin evinden. Başka bir sistemi çoktan bulduk bile fakat siz artık dünyalı olduğunuzdan bu sizi ilgilendirmez.
Bye.
Ramon Sultan elindeki beyaz kitapçığa pencereden yansıyan yanarlı dönerli sarı ışığı görür görmez kafasını çevirdi. Annesi ondan önce kapıya koşmuştu bile. İşte araç gelmişti. Dört ayağını yere indirip geniş kanatlarını kapatan bu çağ dışı makinenin üzerinde “DÜNYA: BİR MUAZZAMLIKLAR GEZEGENİ” yazıyordu. Ramon Sultan demin kütüphanede duyduğu ve gördüğü her şeyi unuttu, onu almaya gelen aracın adının büyüsüne kapılarak yürümeye başladı. Tüm bu vahşeti dünyanın muazzamlıklar gezegeni olduğuna inandırılmasıyla unutması ve hatta yüzünde tüm bu acıları hissetmesine rağmen beliren tuhaf gülücük işte ilk sağır sultanlık belirtisiydi. Duyan tüm sultanlara saygılar. Duymayanlara MADDE 3.
- Işıltılı Sular mı Bu? - 1 Temmuz 2023
- Karnıyarık - 1 Aralık 2022
- Dünya Senin Vatanın mı Yurdun mu? - 1 Nisan 2022
- Sakırtlak Han ki O Bir Beşerdir Şaşmaz - 1 Temmuz 2021
- Tanrıçamın Nefesi - 1 Şubat 2021
Merhaba,
Yanılmıyorsam tarihçisiniz ve bu bilgi birikiminizi öyküye, okuru sıkmadan çok güzel yansıtmışsınız.
Paragrafların bir kısmı bana çok uzun geldi. Böyle paragrafları okurken dikkati koruyabilmek zorlaşıyor.
"Ramon Sultan"ların yarıya yakını bence yazıdan atılabilirdi.
Mesela burada. Son cümledeki Ramon Sultan gereksiz, çünkü hala ondan bahsedildiğini biliyoruz. Bazı başka yerlerde de özne olarak zamir kullanılabilirdi.
Açık anlatımlı, yaratıcı ve güzel bir öyküydü. Elinize sağlık.
Yorumunuz için teşekkür ederim. Doğru, biraz fazla Ramon Sultan demişim. Sanırım bu kısımlar değiştirilebilir. Yeniden teşekkür ederim.
Parmaklarım tuşlarda kalakaldım birkaç dakika. Öncelikle bir öykü değil, tarihi bir bilgi okuyor algısıyla gidiyordu, ta ki muazzam cümlelere çarpıp, bir öykünün içinde olduğumu hissettiğim dönemeçlere kadar. Başka bir gezegende, fantastiğin içinde, tamamen gerçek olduğu hissini nasıl verdin? İspanya merak çemberimin içine girdi. Bilgilerimi derinleştirmek için inanılmaz bir istek duydum. Çok teşekkür ederim canım Merve, bilgilerin ile ahenklendirdiğin kalemin hep değsin bize. iyi ki varsın!
En çok Åunu baÅarabildiÄime sevindim.
Yorumun için çok teÅekkür ederim Gaye. Hadi fantastik yazayım, diye baÅlamıyorum öyküye baÅlarken ve en önemlisi böyle olayların olduÄuna, olabileceÄine inanıyorum. Sanırım bu da okura geçiyor. BeÄenmene çok sevindim. 

Ararmis gezegeni bana ‘‘The Giver’’ filmini anımsattı. Film barışın tesis edildiği, sınıf ayrımının olmadığı bir ütopyada geçiyordu ama bunun karşılığında dünyanın savaşlarla geçen yılları insanlardan gizleniyordu. Filmin baş karakteri de gerçek dünyanın tarihini arıyordu.
Ramon Sultan da merakının bedelini işitme duyusunu kaybederek ödedi.
İnsanoğlu merak sahibi, 6000 yıl sonra bile
Hikaye sürükleyici ve lezzetliydi. Tek cins hayvanın yaşadığı bir gezegen üzücü fakat flamingolu polis detayı da güzeldi
Hikayeyi okurken '‘dünya kütüphaneleri’'nin kullanma kılavuzunun her vatandaşça bilinmesi gerektiğini düşündüm. Sonuçta bu kütüphanin her evde birer kopyası varsa ve reşit olmadan kütüphaneye girmenin cezası bu kadar ağırsa 18 yaşından küçük her Ararmislinin bundan haberi olması gerekmez miydi ?