Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Anne

Hayatımda ilk kez bir avukatla konuşacaktım. Aslında son bir haftada yaşadığım her şey böyleydi. Avukat Hanım karşımdaydı. Sade bir ofisi vardı. Karşılıklı olarak yerleştirilmiş, küçük, krem rengindeki koltuklara kurulmuştuk. Odayı ve tabloları seyre dalmıştım. Avukatımın sesi ile irkildim.

“Judith, sana doğrudan adınla hitap edebilirim değil mi?”

“Evet”

“İlk defa mahkemede olacaksın, heyecanlı mısın? Nasıl hissediyorsun?”

“Ben de adınla hitap edebilirim değil mi Amy? Kafam karışık, neden böyle bir mahkeme sürecindeyiz, öncelikle onu anlamaya çalışıyorum. Karnımdaki minik bebek ne ile suçlanıyor tam olarak? Canlı olmakla mı?”

Derin bir nefes çekti. O da bu duruşmanın gereksizliği, anlamsızlığı ve acımasızlığının farkındaydı. Bizim dünyamıza, toplumumuza yakışmıyordu. Daha hayata gözlerini açmamış olan minik yavrum yargılanacaktı. Sakinliğini koruyarak yanıtladı sorularımı.

“Bu tabi büyük bir haber. Ya da değişim. Kültürümüzün olgunlaşması üç yüzyıl aldı. İnsanlığın idealini yansıttığımızı düşünen çok sayıda insan var. Ben seni ve bebeğini savunmak için buradayım. Emin ol, elimden geleni yapacağım.”

Ayaklarım yerinde durmuyor, sürekli titriyordu. Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyordum ama çocuğum hakkında her konuşulduğunda istemsizce karnıma götürüyordum. Hayat arkadaşı seçmeden anne olmaya karar vermiştim ve yüzyıllardır devam eden yapay döllenme işlemindeki yaşanan benzersiz hata gelip beni bulmuştu. Ne diyorlardı adına, anomali.

“Avukat Hanım, mahkemede nasıl savunabilirim bebeğimi, bir tavsiyeniz olacak mı?” sesim ister istemez kızgın çıkıyordu. Milyarlarca kadına duyduğum öfkeyi ondan çıkartmak istiyordum anlaşılan.

“Evet Judith. Burada bulanma nedenimiz o. Senden sadece kendin olmanı istiyorum. Nasıl bir bilim kadını olduğunu anlat onlara. Kendi çocukluğunu, serüvenini, annelerini. Onlardan aldığın sevgiyi ve sıcaklığı. Çünkü yargıçlar için erkek kelimesi çok yabancı ve korkutucu. Ama bebek olarak masum gelecektir. Bizim de planımızı bu masumiyet üzerine kurmamız gerekiyor.”

Tüm erkek arkadaşları, kocaları, babaları, dedeleri, erkek çocuklarını ve insanlardaki Y kromozomunu dünyadan silen ürkütücü hastalığı hatırlatıyordum onlara. Ben ve karnımdaki minicik yavrum. Erkek Vebasının yeniden doğuşunu temsil ediyorduk sanki.

* * *

Mahkeme salonu hayal ettiğimden daha küçüktü. Hemen yanımızdaki masada savcı oturuyor, küstah, kızgın ve yargılayıcı bakışları ile süzüyordu beni. Gelecek üç yargıç karşımızda bizimle aynı hizadaki masada olacaktı anlaşılan. Tüm duruşma her anıyla kayıt edilecek sonrasında tüm insanların göz ekranlarına izlemeleri için aktarılacaktı.

Yargıçlar içeri girerken istifimizi bozmadık. Sadece avukatım ve savcı küçük bir baş selamı verdiler.

Usul olarak savcı aldı sözü.

“Sayın hakimler. Bugün karşımızdaki kadın buraya bir anne adayı olarak geldim diyebilir ama şu an durum bundan çok daha fazlası. İnsanlık yıkılmak üzere. Yüzyıllar içerisinde kadınlar olarak inşa ettiğimiz her şey, savaşların olmaması, daha iyi bir çevreye, daha mutlu insanlara sahip olmak artık tehlikede. O, şu an doğmamış bir bebek. Hiç var olmamalıydı ama görüldüğü üzere bir hata oldu. Bizim için de bunu düzeltme fırsatımız…”

Savcı Hanım konuşuyor, benim ise başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu. Sözlerini duyuyor ama belki yarısını ancak anlayabiliyordum. İstemsizce ellerim göbeğimi sarıyordu.

“Konuşmamı sonlandırırken savcılık olarak talebimizi iletiyorum. Çatışmaların olmadığı, duruşmaların, cezaların bugün olduğu gibi nadiren yaşandığı bir dünya için, bizler ve kültürümüz için, bebeğin kürtajı gerekiyor. O, doğmamalı.”

Yargıçlar savcıya konuşması için teşekkür ettiler. Böyle sözler takdiri hak ediyordu demek ki. Sonra da bana verdiler sözü. Amy ile konuştuğumuz gibi kendimi, çocukluğumu anlatarak başladım ve tüm hayatımı anlattım. Örnek bir anne adayı idim. Sözlerimi ;

“Burada bir anne olarak karşınızdayım. Bebeğim masum. Dünyaya gelmedi. Ve kader bizi buraya getirdi. Ona müdahale hakkımız yok. Lütfen, izin verin.”

En son olarak avukatım kalktı ayağa.

“Sayın hakimler. Savcı hanımı dinledik, müvekkilim Judith de duygularını aktardı. Bu dava, nasıl bir dava? Savcının övdüğü, göklere çıkardığı insanlığımız bu mu? Ya da korkaklığımız. Bu bebek tabi ki yaşamalı. Ne zamandır kendimizi Tanrı’nın yerine koyuyoruz? Masum bir insanın sadece erkek olduğu için cezalandırılması ve doğmadan öldürülmesi iki buçuk milyar kadının vebali olacaktır. Erkek vebası öncesi nüfusumuz sekiz milyardı. Belki farkındasınız ya da değilsiniz yok oluyoruz yavaş yavaş. Tabi ki güzellikler yarattık. Peki ya olması gereken erkeklerin tekrar aramıza dönmesi ve bizimle bunları yeniden öğrenmesi ise. Bunu tecrübe etmeden nasıl bilebiliriz?”

Söz hakkı olmamasına rağmen tutamadı kendini savcı ve araya girdi.

“Onlar öğrenemez, vahşet doğalarında var, tarihimizde yazıyor, okuyabilirsiniz avukat hanım.”

Yargıçlardan bir tanesi sert bir el hareketi ile savcıyı susturdu. Amy sakince devam etti.

“Bu şansı Judith’e verin lütfen. Ve insanlığa. Talebimiz bebeğin dünyaya gelmesi ve annesi ile birlikte yetişmesi.”

Hakimler odadan ayrıldılar. Dönmelerini beklediğimiz iki saat geçmek bilmedi.

Kararı bana göre sol tarafta oturan hakim açıkladı.

“Karar verildi. Bebeğin doğumuna izin verilecek. Yaşamına nasıl devam edeceğine dair duruşmayı iki yaşına girdikten sonra yapacağız.”

Salondan çıkarken heyecandan yere yığılmak üzereydim. Mutlu muydum? Bilmiyordum. Amy kollarıma girdi. Tek bir soru sorabildim.

“Onu benden alacaklar mı?”

“Merak etme Judith, sizi savunmak için ben yeniden burada olacağım.”

Deniz Çevik

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for soulmate soulmate says:

    Güzel bir öykü, elinize sağlık. Sadece okurken daha şaşırtıcı bir son bekledim, sanki devamı gelicekmiş gibi bitti.

  2. Avatar for acimatriyarka acimatriyarka says:

    Feminist ütopyanın resmedildiği kısa ve hoş bir öyküydü. "Azınlık Raporu"ndan kurgusal olarak çok farklı olmasına rağmen, temel soruları benzer: Acaba bir insan suç işleme potansiyeli yüzünden suçlu sayılır mı?

  3. Avatar for Pinar123 Pinar123 says:

    Çok güzel bir kısa hikayeydi.Baştan sona tüm ortamı kısaca tasvir etmişsiniz okurken kafamda hiç soru işareti kalmadığını fark ettim oysa kısa hikâyelerde hep merak ettiğim cevapsız birkaç soru kalırdı. Bravo doğrusu bir solukta okudum :slightly_smiling_face::+1:

  4. Avatar for Nurdan_Atay Nurdan_Atay says:

    Erkek vebası sonrası yine mi erkekler gelecek dünyaya? :slight_smile: Sadece takılıyorum. Kurgunuzu ve akıcılığını çok sevdim. Öyle bir dünyada mahkeme salonu belki farklı olabilirdi. Biraz daha gelecek zamana uygun betimlenebilirdi. Ellerinize yüreğinize sağlık

  5. Avatar for Aremas Aremas says:

    Birkaç noktaya değinmek istiyorum.

    Odayı ve tabloları seyre dalmıştım. Avukatımın sesi ile irkildim.

    Bazen metne yerleştirdiğimiz küçücük bir ardışık eylem dizisi, karakterimizle ilgili birçok fikir edinmemizi sağlayan bir şimşek görevi görebilir. Bu tepkinin meydana gelebilmesi için;

    -Karakterimiz, odadaki nesneleri ve iç dizaynı çok beğenmiş olabilir.
    -…, çok gergin hissettiğinden, zihni kendiliğinden hipnotik meyil kazanmış ve nesnelerle oyalanıyor olabilir.
    -Avukat, sesi ve duruşuyla çok baskın bir karakter duruşu sergiliyor iken, kahramanımız aksine silik bir karakter olabilir.
    vb. vb.

    Bunu uzatmak ve çeşitlendirmek mümkün. Kastettiğim şeyi örneklemek istedim.

    “Judith, sana doğrudan adınla hitap edebilirim değil mi?” …
    Ben de adınla hitap edebilirim değil mi Amy?

    Diyalog yazmak bence metin yazarlığının en iç karartan ve zor kısımlarından birisi. Tek kişisiniz(yazar olarak) ve dokuz kişinin birden yerine konuşmak zorundasınız. Zihnimizde gerektiğince perdeleme yapabilmek ve karakterleri ayrıştırmak bazen düşündüğümüzden de zor oluyor. Bu durum da formal bir tekerleme bağlamına alabiliyor konuşmayı. Burada nüks eden girizgahı, ikinci karakterin konuşmaya dahil oluş penceresinde değiştirebileceğinizi düşünüyorum.

    Karnımdaki minik bebek ne ile suçlanıyor tam olarak? Canlı olmakla mı?”

    Tam da burada konuşmaya küçük bir pırıltı ve tabiri caizse ‘can’ ekleyebiliriz gibi geliyor. '…tam olarak? Karnını gösterdi ve parmaklarıyla adeta ona dokundu. ‘Canlı olmakla mı?’ Siz daha iyisini mutlaka bulursunuz.

    yüzyıllardır devam eden yapay döllenme işlemindeki yaşanan benzersiz hata gelip beni bulmuştu.

    Yine kurguya yön veren küçük bir detay. Okuyucuyu canlı tutmak için yapılan güzel, yerinde, sade hamleler.

    Mahkeme salonu hayal ettiğimden daha küçüktü.

    Belki ben yanılıyorumdur. Hayal etmek, nispeten ‘pozitif’ ve kurgusal bir eylem gibi geliyor kulağa. Bunu ‘düşündüğümden de küçüktü.’ benzeri bir ifade ile değiştirmeyi düşünebilirsiniz.

    Savcı Hanım konuşuyor,

    Bilinçli olarak savcı ve avukatın kadın olduğunu vurguluyorsunuz sanırım. Bence herkesin kadın olduğu bilgisinin verildiği bir metinde hiçbir cinsiyet belirtmeden Avukat, Savcı… demek daha vurucu olabilir. :slight_smile: Yani o kadar belli olsun ki herkesin kadın olduğu, sizin bunu belirtmeniz bile gerekmesin.

    Kararı bana göre sol tarafta oturan hakim açıkladı.

    1.tekil anlatımı seçtiğiniz için kahramanımıza göre olan bir şeyi fazladan söylememek lazım. Zaten diyaloglar haricinde sürekli olarak anlatıcımız konuştuğuna göre herhangi bir konumun, onun pozisyonuna göre nitelenmesine gerek yok.

    Kurgunuzu beğendim. Diyaloglarınızı başka bir bakış açısıyla, birkaç farklı versiyonda tekrardan kaleme almayı deneyebilirsiniz. Bence diyaloglarınız çok daha iyi olabilir. Son bölümün aceleye getirilmiş olabileceğini hissettim.

    Elinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

5 cevap daha var.