Öykü

Ateş Dağı 3

NOT: Bu öykü ATEŞ DAĞI ve ATEŞ DAĞI 2 adlı öykülerin devamıdır. Bu bölümü okumadan önce devamlılık açıdan öncelikle onu okumanız önerilir.


Selim etrafını dikkatlice gözleriyle tarayıp, urganın ucuna bağlamak için kafasına uyan taş parçasını birkaç metre ileride fark etti. Elmas bulmuş gibi sevindi, taşa yaklaştı ve elinde tuttuğu urganı aceleyle taşa bağlamak içim dizlerinin üstüne çöktü. Sarı saçlarına yukarıdan bir şey geldiğini hissettiğinde, kafasını gri gökyüzüne kaldırdı. Yağmur damlası kirpiklerine gelmişti. Gözünü kapatma gereksinimi duydu. Birkaç kez hızlıca kırpıştırdığı göz kapakları, damlanın toprakla kavuşmasını sağladı. Urganı taşa iyice bağladıktan sonra, emin olmak için son kez düğümü kontrol etti. Ayağa kalkıp, taşın ağırlığını tartmak için havaya kaldırdı. Tatmin olduktan sonra, ablasının olduğu yöne gövdesini çevirdi ve derin nefes alarak ciğerlerini havayla doldur. İsabetli atış yapmak için nefesini tutup urganı çevirmeye başladı.

Ablasının hayatının buna bağlı olduğu hissiyle, ona doğru fırlattı. Taş, Mina’nın uzanamayacağı yere düşmüştü. Mina kollarını uzatmasına ve bütün gayretine rağmen erişemiyordu taşa. Çabaları boşa gitmişti, çaresiz alın yazısına boyun mu eğmeliydi? “Saçmalıyorum” dedi içinden, daha çok denemeliydi.

Selim “Tekrar deneyeceğim” dedi, içinde başaramayacağına dair korku oluştu. Hızlıca urganı kendine geri çekti, ilkinden daha dikkatli olmaya çalıştı. Urganı çevirmeye başladı, çevirdi, çevirdi ve fırlattı. Mina’nın tam yanına düşmüştü, Selim’in endişeli hali yerini gurura bırakmıştı. Yağmur hızlanmaya başlamıştı. Mina iki eliyle urganı sıkıca tuttu, sanki bırakırsa dünya ellerinden kaçacak ve boşluğa düşecek gibi hissetti.

“Çek” diyebildi sadece o an kardeşine, minnettar ses tonuyla. Selim bütün gücüyle asıldı urgana, ablasını insan yutandan kurtarmak için. Mina hareket ettiğini hissetti, bataklıktan ayrılma vakti gelmişti. Selim varını yoğunu ortaya koyuyor, en yakın arkadaşını, ablasını, hayattaki en kıymetlisini korumak için. Sırtı ablasına dönük, vücudunu öne doğru yaslayarak çekiyordu. Gerçekten zorlanıyordu, bataklık yemeğini bırakmak istemiyordu. Selim iki küçük adım gidebilmişti, kendini birden boşlukta hissetti. Yüzükoyun yere kapaklandı.

Düşerken Selim’in “Ah” deyişi ablasının kulağında çınlamıştı. Mina endişeyle bağırdı. “İyi misin Selim, Selim iyi misin” dedi. Selim’in üstü başı toz içinde kalmıştı, sersemlemiş vaziyette yattığı yerden doğrulmaya çalıştı. Kendini döndürerek sırt üstü yattı. Gözlerini gökyüzüne çevirdi, yağmur göz kapaklarını tam açmasına izin vermiyordu.

“İyiyim abla” dedi, yerinden doğrularak. Başından kaynar sular dökülmüştü, doğrulduğunda fark etti urgan kopmuştu. Mina kardeşinin sesini duyunca rahatlamıştı, yine bataklığa gömülmüş ve kaderiyle baş başa kalmıştı. Selim’le göz göze geldiler. Aklına çantasından işe yarar bir şey bulmak geçiyordu. Selim alet çantasının yanına doğru giderken, “Halledeceğim” dedi. Çantayı iyice karıştırdı, işe yarar bir şey bulma ümidiyle.

Mina şaşkınlığını üzerinden atamamıştı, tuttuğu urganı halen sıkıca tutuyordu. Kendine geldiğinde ellerine baktı ve urganı bıraktı. Taşta bataklığın dibine doğru batmaya başladı, tamamen ortadan kaybolana kadar taşa bakmaya devam etti. Yağmur, abla ve kardeşini boksörün rakibini yumrukladığı gibi bedenlerini dövüyordu. Selim karıştırdığı çantayı yere fırlatarak, “Yok, işe yara hiçbir şey yok” diye bağırdı.

Mina, bataklığın içinden kardeşini yüreklendirmek için “Sen bulursun dahi çocuk” diye bağırdı. Selim tekrar kopmuş urgana koştu. Eline urganı aldığında hiçbir şeye yaramayacağını fark etti. Kollarını kaldırıp, başını arasına aldı, çaresizce ofluyordu. İkisinin de kulaklarına uğultu çalındı.

Uzaktan sesler geliyordu, çok sayıda kanat çırpma sesi gibiydi. Sesin geldiği yöne doğru başlarını çevirdiler. Yemyeşil bir şey onlara doğru yaklaşıyordu. Ne olduklarını anlamadılar, yağmur görüş mesafelerini kısıtlıyordu. Mina gözlerini kısıp daha dikkatli baktı, yaklaşan şeyin çok sayıda peri topluluğu olduğunu fark etti.

Mina, kanat ve yağmur sesini bastırıp, sesini kardeşine duyurmak için “Periler” diye bağırdı. Selim şaşkınlıkla, sadece kendi duyabileceği şekilde “Periler mi” diyebildi şaşkınlıkla. Yeşil periler yaklaşmaya başlamıştı, ikisi de ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette donup kalmışlardı. Zaten Mina’nın başka seçeneği de yoktu. Sadece gözleriyle takip ediyorlardı.

Periler, Ser geçidinde bulunan Baca mağaralarında yaşadığına inanılan gizemli varlıklardı. Bu yüzden onlara yerel halk, Bacaların perileri diyordu. Nadir görünen, çok az insana ve hayvana yardım etmişlerdi. Görünmek istemedikleri zaman kimse onları bulamazdı, onlar insanları bulurdu. Mina’da perileri okuduğu kitaptaki kadar biliyordu, çok az şey. Periler, abla ve kardeşin üzerinde yeşil bulut gibi havada asılı kaldılar. Ne yapacaklarını kestiremeyen abla ve kardeş tedirgin bir bekleyiş içindeydi. Mina zaten kıpırdayamıyordu, ama Selim kendini koruma içgüdüsüyle tetikte bekliyordu. Periler Mina’ya doğru hareket ettiler. Mina sağına soluna bakıyordu, ne olacağını bilmeyerek.

Selim “Napıyorsunuz” diye bağırarak bataklığın ucuna kadar geldi. Daha fazla ileriye gidemiyordu, bataklık engel oluyordu. Periler minik elleriyle Mina’nın bataklığın dışında kalan elbisesinden, saçından kavrayarak kaldırmaya başladılar. Mina saçının çekilmesinden pek hoşlanmamıştı ve canı çok acıyordu. Acı içinde bağırıyordu, ama perilerin ona yardım etmek isteğini anladı, bağırmamak için dişlerini iyice sıktı.

Selim “Bırakın ablamı, ona elinizi sürmeyin, sizi perişan ederim” diye bağırıyordu. Periler zorlanıyordu Mina’yı kaldırırken, kanatlarını daha hızlı çırpmaya ve parlak yeşil olmaya başladılar. Kanat sesleri uğultuyla yükseliyordu etrafa. Mina’nın bedeni yapışkan bataklıkta kopmaya başlamıştı. Periler onu yukarıya doğru çıkarıyorlardı, bataklıkta kurtarıyorlardı. Mina’yı bataklıktan kurtardılar ve Selim’in az ötesine yavaşça bıraktılar. Mina dengesiz şekilde zemine oturur vaziyette düştü. Ama iyiydi, bataklıktan kurtulabilmişti.

 

Selim hemen ablasının yanına gidip, ona sarıldı. “İyi misin abla?” dedi.

Mina, “İyiyim, merak etme. Abartılacak bir şey yok.” dedi tebessümle. “Sadece üstüm kirlendi biraz” dedi gülerek. Selim’de gülmeye başladı. Ablasından gelen beklenmedik esprili cevaba. Mina ayağa kalkıp, perilere baktı.

“Teşekkür ederim, beni kurtardığınız için” dedi. Periler konuşmuyordu, ama anlamış gibiydiler. Parlak yeşil tonuna döndüler ve sonra normal yeşil rengine dönüştüler.

Yer kabuğu tekrar harekete geçmişti, deprem oluyordu. Öncekilerinden çok farklıydı, daha şiddetliydi. Ateş Dağı gürültülü bir şekilde patladı. Lavlar gökyüzüne doğru sıçradı. Gökyüzü kapkaranlık oldu. Periler telaşlanmıştı, garip sesler çıkarmaya başladılar, çok huzursuzlanmışlardı. Periler aniden hareket edip, birbirlerine yaklaştı. Küçük top haline gelip, oradan hızlıca uzaklaşmaya başladılar.

Mina’nın içinde garip bir his vardı. Selim meraklı gözlerle Ateş Dağı’na bakarken, ablasına “Ne oluyor sence” dedi.

Mina, “Ters giden bir şey var” dedi. Yoksa Taman kurtuluyor muydu, tutsak olduğu Ateş Dağı’ndan…

3. BÖLÜMÜN SONU

Ateş Dağı 3” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Eşref Orhan,

    Önceki öykülerine göre tasvirlerini daha kontrollü (iyi anlamda) ve ölçülü yaptığını görüyorum. Aynı zamanda yazdıkların üzerine bilinçli bir düşünme sürecinden geçtiğini ve ifade kalitesi olarak kendini geliştirmeye çalıştığını düşünüyorum. Cümle kompozisyonlarına da daha özen göstermeye başlamışsın.

    Bence son iki aylık çalışmana ve Ateş Dağı’nın 3.kısmına bakarak şunu söylemem gerekiyor ki yavaş yavaş anlamaya başladığını büyük bir mutlulukla görüyorum: buraya altını çizerek yazayım: Hikaye, yazarı kontrol etmemeli. Yazar, Hikayeyi kontrol etmeli.

    Önceki öykülerinde hikaye seni kurgu-akış-tasvir ve cümleler arasında savuruyordu. Şimdi kontrolü ele alman gerektiğini anladığını görüyorum. Bu şekilde devam et :slight_smile:

    Sana bir sorum var: Hikayene bak. Tekrar oku. Sence kahramanın yaptığı hangi aksiyonlar-düşünceler-sözler yapılmamış olsa bile hikayende herhangi bir fark yaratmaz. İşte bunları tespit ettiğinde “havada asılı kalan eylemleri” bulmuş olacaksın. Ya bu eylemleri bir amaca bağla ve hikayene katkıda bulunsunlar ya da onları çıkarıp metnini daha vurucu hale getir.

    İfadesel örnek: “Kafasına uyan” yerine “aradığı” ya da “sizi perişan ederim”
    Karakterin aksiyon örneği: “Mina sağına soluna bakıyordu, ne olacağını bilmeyerek”

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!