Öykü

Ayşekül Vicdan Muhapishanesinde

NOT: Öykünün ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. Okumak istemeyenleriniz için, bu yazı da tek başına açıklayıcı olacaktır.


-Bir varmış, bir başkaları için varmış, bir de var olmuş…-

* * *

Ayşekül, göz külleriyle ormanı, sarayı, okulu, sözün özü, ca’nım diyarı yakıp yok ettiği için bulunduğu hücrede, zerre pişmanlık duymuyordu. Kaşlarının çatık duruşu alnının ortasını bu yaşta kırıştırmış, kızgın bakışlarla çevresini izlerken amigdalasında salgılanan öfke, zihnini tatlı tatlı kamaştırıyordu. Dünyada yahut yaşamın olduğu ve dünyadakilerin bunu hâlâ bilmediği başka gezegenlerinde evrenin, hiçbir canlı ya da solunum yapan herhangi bir form, kendi rızası dışında bir şey yapmaya zorlanamazdı ona göre. Bu zorbalığa meyletmiş kesimler, burun kıvırdıkları güruhun bir gün güçlenen ve cesaretlenen azaları tarafından cezalandırılmaya mahkumdu. İşte bu süper güçlü ve cesaretli “aza”; şimdi dört duvar arasına mahkûm edilmiş kendisiydi. Böyle düşündükçe, gergin kaslarına doğru gevşeme hissi yayılmaya başlamış, öfke yerini kibre bırakmıştı. Ayşekül, içinde hissettiği gurur öylesine devleşince, göğsü az sonra kabarmaktan diyaframını parçalayacak ve yeni bir süper gücünü daha oracıkta keşfedecek diye düşündü. Sevinçten gözünden bir damla kül süzüldü. Fakat an, duygusallığa elverişli değildi. Dışarıdan detone ve aritmik seslerin tutturduğu nidalar yükseliyordu:

“Ayşekül yalnız değildir!”

“Ayşekül’ü susturamazsınız!”

“Ayşekül’e özgürlük!”

Görüş günlerinde veya bahçeye -elleri arkasında bağlı olmadan- volta atmak denilen eylemi yapmak için çıktığı zamanlarda öğrenmişti ki; dışarıda binlerce kişi kendisini destekliyordu. Meğer onların da başına gelmişti bu feodal baskı. Kimileri işinden, kimileri eşinden, kimileri aşından olmuştu sırf soylular öyle buyurdu diye. Mağdurlardan birkaçı, hapishanenin dışında bu sloganları haykırıyordu. Ayşekül; tüm bu olup bitene bir yandan hayret ediyor diğer yandan da çalışkan halkının alnından süzülen terle bereketlendirdiği bu topraklarda yeşermiş olan anlak seviyesine, hayranlık besliyordu. Hücrede diğer mazlumların adına da çektiği cezadan duyduğu haz, tüm hazların ötesindeydi onun için.

* * *

Ayşekül, göz külleriyle ormanı, sarayı, okulu, sözün özü ca’nım diyarı yakıp yok ettiği için bulunduğu hücrede, pişmanlıktan gebermek üzereydi. Kukumav kuşu gibi hücrenin içinde düşünce deryalarında gezinirken, elini çenesine öyle güçlü dayamıştı ki, hissettiği acıdan bir an yüzünü morartmış olabileceğini düşündü. Bu kez ellerini sıkı sıkıya göğsünün üzerinde bağlamayı denedi. Tedirgin ve güvensiz hissettiğinin vücut diline yansımasıydı bütün bunlar. Elini, kolunu bırakıp, iç sorgularına döndü yeniden. Bugüne kadar kasabada yaşayan halk; bir kez olsun bile isyan çıkartmamış, hemen hemen hiçbir konuda şikâyet etmemişti. Ayşekül’ün zoru neydi peki? Gözünü grileştirip de annesini, babasını nasıl böyle bir evlat acısıyla sınamaya mahkûm edebilmişti? Hadi ailesini düşünmemişti de ilim irfan yuvası olan okulunu neden kül etmişti? Dahası tüm canlılara, hatta atmosfere yayılarak, belki de evrenin diğer formlarına dahi faydası dokunan o güzelim ormanı neden yok etmişti? Hıçkıra hıçkıra ağlarken dağılan küllere baktıkça utancı katlanarak artıyordu. Dışarıdan, mahvolmuş bir topluluğun belli belirsiz yuhalamalarını duydu:

“Ayşekül’e müebbet!”

“Ayşekül ibret-i alem için idam edilsin!”

“Vatan haini Ayşekül!”

Neşeli kasabanın, cıvıl cıvıl ailelerinin ocaklarını söndürmüştü Ayşekül. Hiç hak etmeyen insanlar sokaklarda kalmış, diri diri yanan eşlerine, çocuklarına ağıtlar yakar olmuştu. Tek amacı, evlenmek istemediği prensle bu işi olaysız çözmekti aslında. Ne ara durumların bu kadar karıştığını, iradesi dışında ne ara böyle bir saldırganlığı normal görür olduğunu kendi de kestiremiyordu. Ergenlik dönemi zırvalarıyla izah edilseydi bile yaptığı bu büyük yanlış, kendi müebbetini vicdanında sürdürecekti. Ha dört duvarın içinde ha dört duvarın dışında. Hücresinde duyduğu utanç, hayatın tüm ayıplamalarından daha ağırdı onun için. Bu kusurla artık, kimsenin yüzüne bakamazdı…

* * *

Ayşekül, göz külleriyle ormanı, sarayı, okulu, sözün özü ca’nım diyarı yakıp yok ettiği için bulunduğu hücrede, yaşadıklarını bir bir tartıyordu. Nasıl olduysa olmuş ve prensle istemediği bir evlilik yapmamak için, yeni keşfettiği süper gücünden nasiplenerek tüm kasabayı gözünden akan küllerle yangın yerine çevirmişti. Geçmişi geri getiremezdi, silemezdi, okunur bir şekilde tek çizgiyle üstünü bile çizemezdi. Geçmiş tüm günahlarıyla yaşanmıştı. Fakat, iradesiyle yönetemediği bu saldırgan dürtüsünü gelecekte engellemek için bir şeyler düşünebilirdi. Her aklına eseni, her zaman her yerde yapamazdı. Sırf kendi istemediği evlilikten kurtulmak uğruna, istediği hayatları yaşayan insanları mağdur etmiş, hatta birçoğunun yaşamlarına son vermişti. Bunu düşündükçe delirecek gibi olurken, kendisini destekleyen ve hapishaneye girerken sırtını sıvazlayan insanlar geldi aklına. Tek başına cılız kalan sesler birleşerek kudret bulmuş, Ayşekül’ün çığlığı sayesinde çaresizliklerine ruh üflenmişti adeta. O insanlara karşı sorumluydu artık. Gözünden akan küllerle, insanlığa doğru öznel bir tehdit oluşturmak yerine sosyal bir destek sunmalıydı. Mağdur ettiği her kesimin gönlünü kazanmalı, ondan medet umanların dili olmalıydı. Bu sorgulamalar ve aydınlanmalar biraz da olsa benliğine yansımış, kendisini daha iyi hissetmeye başlar olmuştu. Toplumun gözünde şımarık, hedonist bir kız çocuğu gibi göründüğü için üzgünken, derinlerindeki cevherin farkındalığına eriştiği içinse mutluydu. Düşündükçe ağlıyor, ağladıkça zihni mantığın dehlizlerine doğru katman katman açılıyordu. Zaman; yakıp yok ettiğini, başkaları adına yeniden inşa etme zamanıydı. Oturduğu yatağın üzerinde hafifçe kıpırdanarak, dikleşti. Gözünden çenesine kadar izini bırakarak süzülen göz küllerini bir bir avucunun içinde topladı. İki elinin içindeki külleri birbirine sürterek hücrenin tavanına doğru saçtı. Ayşekül, yeni varoluş amacını bu acemi havai fişek gösterisiyle kutlarken, asıl isyanın henüz yaşanmadığından gayet emindi.

Sena Gölebakar

Sena edebiyata, lisedeki öğretmenine duyduğu sevdayla gönül verdi. İlk cesur denemesi de yine lisede serbest konulu bir kompozisyon dersinde yazdığı, öğretmenine hayranlığını dile getiren eseridir. Kompozisyondan 100 almış ama öğretmeninden de uyarı almıştır tabii. Üniversite sınavında Edebiyat öğretmenliği istemesine rağmen İktisat bölümünü kazanarak, istemediği bir öğrenimi tamamlayan Sena şimdi global bir şirkette finans yöneticisi ancak hayatın her alanında saklanan ilhamları görebilen bir yüreğe sahip. Bazen şiir olur, bazen öykü. Hayat Sena’ya böyle güzel işte.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Selam Sena,

    Farklı boyutlar ve bakış açılarından ulaşılan senteze veya alternatif versiyonların en derini olan versiyona giden yolun, ilgi çekici ciddiyeti, her zaman bir dip dalga olarak sunulan ana fikirlerin en net aktarımı olmuş.

    Alışık olmadığım bu tarzı önce merakla, sonra da sevinçle okudum.
    Ellerine sağlık.
    Yeni yatağında bu akarsu büyür… :+1:

  2. Avatar for ebuka ebuka says:

    Sena can merhabalar;

    Hoş geldin özüne. Döndün nihayet :smiley: Ben seni mizahla tanıdım, hem de en karasından. Yakışıyor da sana bu üslup. Önceki öyküde de bahsettim ya bu Ayşekül hiç tekin gelmiyor bana. Günah çıkarmaya çalışmış ama sanki yine rahat durmayacak gibi.

    Dil bağlamında baktığımda bu öykünde daha komplike cümleler kullanmışsın. Onu da söylemeden geçemeyeceğim.

    Çok keyifli bir öyküydü. Tebrik ederim. Senden mizahi öyküler okumaya devam etmeyi çok isterim. İyi bak kendine, kalemin daim olsun…

  3. Avatar for ukant ukant says:

    Çok iyi bir kaleminiz var ama nedense konuya odaklanmakta zorlandım. Gecenin bu vaktinde yorgun argın sizin öykünüzü okuyup yatayım modumdan da olabilir :slight_smile: Tekrar gözden geçireceğim. Elinize sağlık.

  4. Avatar for ukant ukant says:

    Ayşekül hanım… pardon Sena hanım :slight_smile: ilk okumam da gerçekten yorgundum ne okuduğumu bile bilemedim ama o zamanki yarım yamalak izlenimime rağmen ikinci okumamda da usta kaleminizi daha belirgin görebilmekteyim. Betimlemeriniz ve karakterin ruhsal durumlarına dokunuşlarınız harika. İlk öyküyü okumadım hala size inat :slight_smile: ama bu ikinci okuyuşumda konuya dalabildim. (Bu arada ikinci kez okuduğum nadir öykülerdendi.) Dedim ya yorgundum kusuruma bakmayın. Ayşekülün macerası devam edecek gibi… Umarım bir sonraki öyküde beni yakmaz :slight_smile:

    Sevgiler, Saygılar… yeni öyküde görüşmek üzere…

  5. Merhaba Sena,

    Bu öykün öncekilere kıyasla daha güçlü ve komplike cümlelerle bezenmişti. Karamsar üslup ve iç hesaplaşma da benim bayıldığım hususlar zaten. :slight_smile:

    Öykü giriş, gelişme, sonuç dercesine ilerlerken sonunda Ayşekül’e dair bir tekinsizlikle devam sürprizi de sunuyor (ihtimalen).
    İç hesaplaşma esnasında yaşanan duygu değişimleri bölümlere çok güzel aktarılmış. Her bir bölüm o an savunulan fikrin heyecanını doğru ya da yanlış olduğuna bakmaksızın yansıtabilmiş. Hepsine yalnızca tek bir mutlak duygu ile yaklaşılmamış.
    İlk bölüm yaptığından övünen Ayşekül’ü gururla takip eden bir okuyucu sonrasında ters köşe olabiliyor ki bu şaşırtmaca da çok sevdiğim, benim de denediğim bir tarz.

    Kalemine sağlık,
    Sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

5 cevap daha var.

Yorum Yapanlar