Öykü

Dijital Mızrak

Lüis Van Qipojovv

Hayalet mızrak hızla ilerlerken hedef tahtası konumundaki kafatasının deliğinden pekmez kıvamında kanlar akıyordu. Azrail, kutsal dağdaki gölete götüreceği ruhun sahibine vardığı zaman taze ekmek getirmeyi de ihmal etmemişti. Hayalet mızrağı bol kaslı koluyla fırlatmış olan Çinli Satori’nin oğlu Saatchi’nin kısık gözleri, kilometrelerce uzaktan bile belli oluyordu. Tam isabet ettirmişliğin verdiği mutlulukla Nirvana’ya yükselmek üzere olduğu, işte o gözlerden belli oluyordu! Kalkanı parçalanmış olan kurban şaşkın gözlerle, Azrail’in elindeki ekmeğin kafasına bastırılmasına tanık oluyordu.

Şeytan’ın uzaktan akrabası olan Satori, demircinin çocuğu olarak dünyaya teşrif etmiş olduğu için şanslı sayılırdı. Zira reşit olduğu zamana denk gelen olimpiyatlara katıldığında cirit atıcılığını kolaylıkla geliştirmişti. Ülke genelinde yapılan olimpiyatlara katılmış olmasına katılmıştı lakin attığı ciritleri seyircilere saplamasıyla ün kazanarak diskalifiye edilmişti. Yanlışlıkla imparatora saplanacak bir cirit, dünya çapında skandala neden olabilirdi. Oysaki Satori ne de nazikçe fırlatıyordu! Yıllar geçse de baba mesleği demirciliğini idame ettirmekte olan Satori, cirit atma hobisinden vazgeçmemişti. Oğlu olduğunda onun da genlerinde bu hobinin dolaşması elbette kaçınılmazdı. Oğlunun on beş yaşında yaptığı kristal uçlu mızrağı Japonya’ya fırlatmasıyla savaşa neden olan Satori, o günden sonra jimnastiğe tövbe etmişti. Ancak tehlike, oğlunun DNA’sında hüküm sürmeye devam ediyordu. Saatchi; babasından devraldığı atıcılık kabiliyetini günden güne geliştiriyor, seneden seneye ustalaşıyordu. Hal böyle olunca kıta çapında yankı uyandıran bir unvana sahip olmuştu. “Şeytan’ın Kuzeni Saatchi’nin kristal mızraklarıyla yaptığı şovu izleyin!” yazılı pankartlar neredeyse tüm uzak doğuya yayılmıştı. İmparatorun bile gizlice katıldığı gösterinin seyircileri arasında pek çok farklı ülkeden meraklılar da bulunuyordu. Saatchi, çekik gözlerini ustalıkla kısarak elindeki kristal mızrağı karşısındaki dansözün kıvrak göbek deliğine fırlattığında seyircilerin nefesi kesilmişti. Işık hızında hedefi bulan kristal mızrak oynak dansözün göbek deliğinden çıktıktan sonra arkasındaki hedef tahtasının tam merkezine konmuştu. Dansözün oynamaya devam etmesiyle seyirciler derin bir soluk aldı. Saatchi ne yaptığını bilen biriydi. Şimdiyse eline aldığı kristal mızrağın ucunu üfleyerek sivriltiyor, dansözün tutup yukarı kaldırdığı saç teline odaklanıyordu. Saatchi mızrağı atmaya hazırlandığında imparator neler olacağını hayretle seyrediyor, şeytan tüylü gence ne diyeceğini bilemiyordu. Kristal mızrak Saatchi’nin güçlü kuvvetli ellerinden çıktığında dansözün saç istasyonunda çok kısa süreliğine durayazdı ve saç telini ikiye böldükten sonra diğer hedefine doğru ilerledi. Önceki mızrağın sapında bulunan kırmızı noktaya saplanıverdiğinde spikerler şok içerisinde nidalar atıyor, imparatorun atı şaha kalkıyordu. Oldukça erotik bir atış sonrasında dansöz oynamaya devam ederek seyircilerin arasına daldı ve sağlam gösteri için para toplamaya girişti. On dolarlar, iki yüzlük marklar havada uçuşuyorken imparator bir avuç altın kesesini dansözün sutyenine sokuşturmaya çalışıyordu. Perde inmek üzereyken olaya tanıklık eden Saatchi’nin keskin ve de bir o kadar kısık gözleri panik halinde kocaman açıldı. O kadar kocamandı ki kısık gözlerinde yaklaşık iki milimetrelik bir açıklık meydana geldi. Yüreğine lavlar düşmüş gibi alelacele eline aldığı kristal mızrağı fırlattı. Oynak dansözün sıcak sutyenine henüz yeni yerleşmiş olan bir kese altının incecik ipliğini sıyıran kristal mızrak hızını alamayarak dansözün memesinden bir ısırık alarak seyircilerden birinin sırtına saplandı. Altınlar yere saçıldığında tüm dünya hayret içerisindeydi. Mızrağın sapından akmakta olan gri ve akışkan sıvının sebebi neydi bilinmez, tıpkı Saatchi’nin mızrağı neden attığı bilinmediği gibi. Hemencecik seyircilerinin arasına karışan atıcılık ustası Saatchi, sahne arkadaşı dansözü güçlü kollarıyla tutup arkasına aldı ve “Bizler onurlu insanlarız, altın kabul etmeyiz!” diyerek yaygara kopartmaya başladı. İmparator da sırtına saplanan seyirci kadar şaşkındı ama ölü değildi. Seyirciler çığlık çığlığa kaçışırken imparatorun askerleri olay yerine derhal müdahale etti. İmparator her ne kadar kılık değiştirmiş olsa da diğer Çinlilerden bir nebze daha kıymetliydi. Askerler, abluka altına aldıkları atıcı ustasını ve dansözü gözlüyordu. Bir avuç altın uğruna neredeyse canından olmaya yaklaşan Saatchi’nin alnından ecel terleri akıyor, dansöz ise memesinden akan kanı emerek kendi kendine ilk yardım müdahalesi yapıyordu. Sırtına saplanmış olan talihsiz seyirci yerce can çekişirken kekeleyen Çincesiyle “Madem altın kabul etmeyecektin, neden gösteri ettin!” diyerek hayıflanıyor bir yandan da çaresizce ambulans bekliyordu. Askerler ise imparatordan bir emir beklentisi içerisindeydiler lakin asıl odaklandıkları şey dansözdü. At sırtındaki sade kıyafetli imparator yerdeki seyirciye, Saatchi’ye, dansöze ve askerlerine tek tek baktı. Ne diyeceğini bilmez halde kalakaldı. “Saat kaç?” diye bağırdı. Saatchi, üstüne alınarak “Saatçi miyim lan ben!” diye kükredi koskoca İmparatora. Hâlbuki İmparatorla askerleri arasındaki emir komuta zincirinden ibaret bir soruydu. Askerler hep bir ağızdan “Birilerine işkence etme saati!” diye bağırarak Saatchi’yi etkisiz hale getirip, zindana atmak üzere ayrıldılar. Saatchi uzaklaşırken bile “Bizler altın kabul etmeyiz!” diyerek ısrarla kendini paralıyordu. Bu esnada yerdeki yaralının yardımına yetişen ambulans görevlileri, nabız yoklaması yaptılar. Yaralının ölmüş olduğunu anlamaları fazla zamanlarını almamıştı. İmparator, talihsiz vatandaşının sağlık durumunu merak etmiş olacaktı ki “Hastamız nasıl?” diye soruverdi. Ambulans görevlisi, imparatora cevap vermek üzere kafasını kaldırmak üzereydi ki imparatorun bindiği atın damarlı bir mızrağı andıran penisiyle karşılaştığında gözlerine büyük bir korku yerleşti. Titreyen sesiyle “Ölmüş bu imparatorum.” Diyebildi. Halen kanamakta olan memesini emen dansöz afallamış bir haldeydi. “İşsiz kaldığıma mı üzüleyim sigortamın olmamasına mı?” diye iç geçiriyordu. İmparatordan sakınarak ambulansa doğru yöneldi. “O öldüyse beni iyileştirin bari.” Dediğinde ambulans görevlileri taşımaya koyuldukları cesedi bir kenara atıp yeni hastalarının imdadına yetiştiler. Spikerler gösterinin bitimine üzülerek futbol maçı anlatmaya geri döndüler. Ambulans hastaneye, imparator saraya, askerler de zindana gittiklerinde gösteri alanı bomboş kalmıştı. Şeytan ile Satori sahneye gelerek mızrakları incelemeye koyuldular. İkiye yarılmış saç telini görünce şaşkınlığa düşmüş olan Şeytan’ın boynuzları ters dönecekti neredeyse! Satori; böylesine yetenekli bir oğula sahip olduğu için büyük bir gururla yürüyor, akrabalarına ve tanıdıklarına valizler dolusu caka satıyordu. Yıllar yılı devirip çağlar çağı yıktığında Saatchi, her zamanki gibi küçük zindanında bağdaş kurmuş oturuyordu. Camekân hücresinin dışında her sene yenisi eklenen güzeller güzeli mızraklar bulunuyordu. İmparatorun zeki yaverleri biraz kafa çalıştırarak en can alıcı işkencenin bu olacağına kanaat getirmişlerdi belli ki. İlk başlarda bu durum Saatchi’nin yüreğini oldukça acıtıyordu. En yetenekli olduğu aletlerin hiç ulaşamayacağı yerde bulunması ve bir o kadar da yakın olması bazen yüreğini öylesine yakıyordu ki güneş bile kendi sıcaklığından utanıyordu. Ancak ilerleyen zamanlarda Saatchi bu duruma alışmış ve dahası, dünyevi pek çok hali aşmıştı. Şeytani zekâsını kullanarak huzura ermişti çoktan. Karanlık zindanına düştüğü ilk sıralar, avucuna alıp fırlatma arzusuyla yandığı o inci gibi parlak mızraklardan vazgeçeli uzun zaman olmuştu. Kusursuz mızraklarla karşılaşmış olsa da birini bile gözüne kestirmiyordu zira hepsinden daha güzel bir mızrak edinmişti çoktan. Ayın aydınlattığı hücresindeyken Nirvana diye tabir ettiği yüce dağdaki göletin yanında, kâinat güzeli diye tabir ettiği sivri mızrağı elinde tutuyordu narince. Neredeyse hiçbir güç sarf etmeden hayalet mızrağını atışa hazırladı. Fırlattığı esnada Azrail de ölüm kokan mızrağın peşine düştü derhal. Azrail’in karnı acıkmış olacaktı ki bir an fırının önünde durup soluklandı. Tazesinden bir ekmek alıp mızrağın peşi sıra koşmaya devam etti.

Eren Kalkavan

Dijital Mızrak” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Eren,

    Yarattığın karakterin günümüzün popüler kültür baş karakterlerinden farklı idealleri, amaçları ve yetenekleri olduğunu bu sebeple de alışagelmiş olanların dışında bir anti-kahraman figurü yarattığını düşündüğümü söylemek isterim. Kurduğun dünya da sanki bir ütopik gerçeklik dünyasıydı.

    Okuyucunun işini kolaylaştırmak için hikayeni akışına göre paragraflara ayırmak, cümle yapılarını vurgu alanlarını kuvvetlendirecek şekilde düzenlemek gibi basit bir kaç uygulama ile hikayeni daha kolay okunabilir hale getirmeyi belki düşünebilirsin.

    Mutlu bir yeni yıl dilerim
    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!