Öykü

Sarı Kurtuluş

Biyolojik saatin tüm vücutta yankılanan hormonal alarmları milyonlarca reseptör tarafından algılanarak acil durum planları devreye sokulmuştu bile. Rutin sonsuz sindirim ve boşaltım görevlerini yerine getiren organel işçilerinin yanı sıra şimdi sarı alarmlı ikincil dereceden tehlike tüm kapalı devre sistemde yankılanıyordu. İzinsiz ziyaretçiler, uzun zamandır yoğun stres altında olan beynin zayıflığından yararlanarak haftalardır her akşam olduğu gibi yine boğazdan sıvı formunda giriş yapmıştı. Düşmanın adı etil alkoldü. İki karbon, altı hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan bu modern cadı iksiri, içerdiği düşük konsantrasyon sebebiyle aniden öldürmüyor ama tüm vücudu uzun vadede süründürecek bir hasara sebep oluyordu. Buradan sadece tek bir taraf faydalı çıkıyordu: lanet olası amigdala. Zevk impulsları ışık hızında yayınlanırken alkolün beyin denen şeytan topunda tutunduğu bazı özel reseptör durakları sayesinde GABA kimyasalı aktivitesi artmaya yönelik hemen etkisini göstermeye başlamıştı. Devamında miligramlarla artan dopaminin öforik etkisi amigdaladan geçip sahip canlının yüzünde gülümsemelere sebep olurken, esas savaş kapalı et duvarlarının ardında patlak vermişti bile.

Dalgalar mideye ulaştığında ilk savunma hatlarında olabildiğince tutunmuştu, ama mukoza piyadeleri bunun geçici olduğunu çok iyi biliyordu. Yine de mekanik savunmalarını son ana kadar yapmakla görevliydiler. Konsantre mide asidi silahlarını alkol dalgalarına ateşlemekten başka yapabilecek pek bir şeyleri yoktu. Sarı canavarın balçık suratlı ucube militanlarına karşı bağırıp küfrettiler ve yara bere içinde hücuma kalktılar. Artık küçük bir yudumdan devasa akınlara dönüşen düşman saldırısı durdurulamayacak boyuttaydı. Yemek borusuyla midenin girişindeki dar alana kurulan tüm siperler darmadağın oldu.

Kronik düşman beklendiği gibi ilk hattı yarıp geçmiş, az bir miktar da olsa mide öz suyunda tutulabilmişti. Daha fazlası ise canavarca haykırışları ve ürpertici şarıltısıyla, iç organları kemirmeye aç yaratıklar gibi iştahla geliyordu. Düşman artık iç kaleye girmiş, midenin asitli havuzundaki sivil yaşamlarına devam eden sindirim hücrelerinin üstüne karabasan gibi çökmüştü. Sivil halk, korku içinde bu anı bekliyordu. Yerel bir direnişçi lideri, organizmanın kendi kendisini yok etmeye yönelik tüm çabasına rağmen pes etmeyeceklerini belirten yüksek bir nara atarak karşı atağın sinyalini verdi. Aylardır neredeyse her gece saldırıya uğramaktan yorgun düşen halk, her şeye rağmen yapmak için var oldukları görevlerini yerine getirerek tüm hücresel yaşamlarını ortaya koydu. Tırpanlar, sopalar, bıçaklar ve kimi zaten çıplak yumruklar sarı suratlı canavarların keskin dişlerine karşı kahramanca karşı koydu. Etil terminatörlerin kendine güveni tam olsa da her seferinde karşılaştığı yaşamın hücresel direnişi olağanüstüydü. Mukoza kalkanları parçalandı, organeller bozuldu ve hücre zarları yırtıldı. Karşılığında terörist militanlar da içine düştükleri cehennemi yüksek asitli öz suyunun hidrojen derişimiyle ciyak ciyak bağırmaya başladı. Şimdi düşmana hatırı sayılır bir kayıp verilmiş ve yavaşlatılmıştı.

Ancak onur gurur bilmez sahtekâr iblisler mutlaka aralardan sızarak karargâh ve komuta merkezine sızmış ve özel mikro işlemcileri devre dışı bırakarak amigdalayı hızlıca kendi saflarına çekmişler ve büyük bir hata içinde olan beden sahibi bilincin sahte öforilerle uçuşa geçmesini sağlamışlardı. Serebral korteks, o her daim hayatta kalma güdüsünü mantıksal düzlemde oturtan süper-ego krallığı, tehlikeye şimşek hızında karşılık vererek her daim belinde taşıdığı beylik tabancasını çıkartarak karargâhın içine kadar sızan pisliklere meydanın boş olmadığını gösterircesine ateşlemeye başlamış, kırmızı alarm düğmesine basmıştı. Şimdiden beyinciğin, o en zayıf halkanın sallanıp teslim bayrağını çekmeye hazırlandığını görebiliyordu. Ama bu bedeni hayatta tutabilmek için yılların organik entropisine maruz kalmış, nice komşu dokularını kaybetmiş bir gazi olarak o, düşmanın her şeyini de alıp götürmeden pes etmeye hiç de razı değildi. İleri hudutlardaki savaşa şimdi tüm organizmanın düşünsel komutasının içindeki gri ince koridorlardaki silah sesleri de eşlik ediyordu.

 * * *

Kayıplar vererek de olsa mideyi de aşan organizma etanol militanları şimdi en azılı düşmanlarıyla karşı karşıya gelmişlerdi: O yedi gün yirmi dört saat daima tetikte bekleyen kompleks kimyasal öğütücü olan kırmızı kütleyle; yani karaciğerle. Yüzlerce gündür vücuda vurdukları öldürücü darbeleri şişen bir hava yastığı gibi büyük ölçüde yavaşlatıp etkisini bozan bu tuhaf defansif duvardan tam anlamıyla nefret ediyorlardı. Onun anti toksik etkisini bir türlü tam anlamıyla geçememişlerdi. Yine de zaman geçtikçe onun da aşınabildiğini gördükleri için her seferinde daha da şiddetli saldırıyorlardı.

Karaciğer, yaklaşan zehrin sinyallerini çoktan almış ve hazırlıklıydı. Her ne kadar ayların getirdiği tahribatla yıkım silahlarında ciddi tahribat ve hatta yer yer tutukluluk olsa da henüz işi bitmemişti. Mayalı teröristler tüm kuvvetleriyle saldırıya başlarken sinsi tuzaklarını da kurmuşlardı. Karaciğer, her zamanki gibi bu lanet hastalıklı canavarlara karşı onları durdurabilecek tek silahına sarıldı: Tam otomatik kurmalı 12.7 lik alkol-savar dehidrogenaz makineli tüfeği. Boyalı yüzlü kamuflajlı komandolar sessiz ölüm yeminlerini edip yuvaları bildikleri dağların doruklarında silahlarını kurdu. Etanol yıkıcı mermileri CYPE21 şeritleri silahlara takılı haldeydi. Düşmanın hastalıklı sarı izleri ufukta görüldüğü gibi işaret verildi ve ölümcül çatışma başladı.

Bir görünüp bir kaybolan gerçek asimetrik savaş ustaları karaciğer komandoları sarı mikroplardan daha ilk dakika kan kusturmaya başlamıştı. İlk birkaç isabetli atımdan sonra saldırganlar daha ateş eden hedefe yönelemeden oradan kaybolmuş oluyor ve anlaşılmaz bir hızla başka bir siperde mekanizma kurulmuş olarak cype21 mermilerini rüzgâr gibi göndermeye devam ediyordu. Dakikalar içinde ilk dalgalar yerle bir olarak inorganik yapı taşlarına ayrıldı. İlk dalgalardan geriye kalan asetat leşleri organizma için parçalanması çok kolay bir leş kargası ziyafetiydi. Kanlı kahverengi tepelere hızla üşüşen lizozom kargaları leziz ziyafetlerini çekerken, yorulmakta olan komandolar ve tükenen mermileri için ardı ardına gelen yeni santilitre akınlarıyla çatışma organik savunma hattının aleyhine dönmeye başlamıştı. Artık zorlanan savunucular, teröristleri zararsız asetat formlarına kadar parçalayamıyor, en fazla asetaldehit bileşiklerinde kalabiliyorlardı. Cype21 cephanelikleri biterken, tam anlamıyla parçalanamamış zehirli saldırganlar, asetaldehit formlarında son bir intihar saldırısıyla kendini öne atabiliyor ve karaciğer dokularında kara lekeler ve deformasyonlar kendilerini patlatıyorlardı.

Kurtuluş silahı olan sıvı mızrak stratejisini uygulamasının zamanı gelmişti. Yılların deneyimli muhabere subayı üsteğmen, mağaralardaki nöral dürbünüyle çatışmanın kırılma anını gördüğü gibi milyonlarca karmaşık sinir ağından geçecek transkript mesajını üretraya göndermişti. Mesaj alınarak boşaltım kanalından karaciğere, anatomi sınırlarını zorlayacak bir vakum tüneli açılmıştı. Yukarıdan aşağıya oluşturulan düşük basınçla, yerçekimine tabi olan tüm parçacıklar gibi hücreler de fiziksel formu fark etmeksizin vakum kuyusuna doğru çekilerek üretra kanalına girmiş, oradaki ürik asit çözeltili hafif sarı idrar havuzuna düşmüşlerdi. Tabi burada karaciğer komandolarının çatışma alanında açılan kuyuya yakın olanlardan da düşenler olmuştu, ancak bu fedakârlık yapılmak zorundaydı. Organizmalarını canları pahasına savunmak için yemin edip bu kutlu göreve hayatlarını adayan savaşçı hücre komandoları bir an bile tereddüt göstermedi. Hatta artık anlamsız olsa dahi mekanik görevlerini şaşmadan sürdürerek dokular arası boşluktan idrar havuzuna süzülürken bile etanol militanlarıyla dövüşmeye, yumruklaşmaya ve bağırıp tüm kuvvetlerini kullanmaya devam ettiler. Muhabere subayı, gözünde birkaç damla yaşla, son aylarda milyonlarca savaşçı hücre komandosuna ulaşan silah arkadaşlarının sarsılmaz mücadelesini izledi. Depresyonla sarsılmış amigdalasının kaprislerine kurban olan baştaki bilincin kötü yönetiminde daha kaç kurban daha vereceklerdi?

Üretradan dış dünyaya açılan hava kanalıyla karşılaşan teröristler ciyak ciyak bağırsa da karaciğer savaşçıları için bu klozetin içindeki beyaz yüzeyden yansıyan parlak floresan ışığı cennete giderken tünelin ucundaki ışıktı. Sarı kurtuluş mızrağı, organik sınırların savunması için yapılan onurlu direnişin son fedakârlığı olarak penisin ucundan fışkırarak çıktı ve kanalizasyonun diplerine doğru sifonlanan hazneyle birlikte gözden kayboldu.

Rahatlayan bilinç, başı dönerek kalktı ve tuvaletten çıktı. Birası bittiği için hayıflanıyor ve keşke daha fazla alsaydım diye düşünüyordu.

Bu sırada mide, karaciğer ve tüm doku hücreleri yorgun argın yaralıları taşımakla ve ufukta yeni bir düşman geliyor mu diye tetikte beklemekle meşguldü.

Can Çelikel

12.03.1992 Alanya doğumluyum. Kimya mühendisliği mezunuyum. İzmir’de yaşıyorum.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. ebuka says:

    Selamlar,

    Güzel bir öykü, sıkılmadan okudum. Kendimi biyokimya dersindeymisim gibi hissettim. Sizde bilgiler henüz taze anlaşılan :blush:

    Elinize sağlık. Görüşmek üzere…

  2. teşekkürler :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar