Öykü

Femirüs

Mutfaktan yumurta ve kahve kokusu geliyordu. Kalktı. Fadime kahvaltıyı hazır etmişti. Karşılıklı iki tabak, tabağın solunda çatal, sağında bıçakla peçete. Sofraya oturunca karısı porselen fincana kahve doldurarak koydu önüne. Radyoda tuhaf bir müzik çalıyordu.

“Hayırdır? Bugün de yeni icatlar. Nerede benim çayım” diye söylenecek oldu.

“Sabah bol kafein sana iyi gelecek. Çırpılmış yumurtayla da protein alacaksın. Güne enerjik başlayacaksın işte fena mı?”

Dönüp ters ters baktı karısına. Öteki hiç oralı olmadı.

“Enerjik başlayacağım da ne olacak? Bütün gün dosya getir götür, akşama kadar yine canım çıkacak” diye sızlandı. “Hem akşama ne yemek var?”

“Izgara tavukla, narlı salata” diye cıvıldadı Fadime.

“Kız, batıracak mısın beni? Izgara tavukmuş. Hem narlı salata da nereden çıktı. Şöyle bol yoğurtlu bir mantı açaydın madem…”

“Açamam, bugün başka işlerim var. Hem mahalledeki marketin indiriminden alacağım tavuğu. Geçen hafta verdiğin harçlıktan artırdım. Para filan da istemem.”

Diyecek laf bulamadı. Sandalyenin üzerindeki, her nedense jilet gibi ütülenmiş pantolonuyla sakız beyazı gömleğini giymeye davranıyordu ki Fadime bitiverdi başında.

“Duş almadan giydirmem bak. Ölümü öp.”

“Delirdin mi Fadime, her sabah duş almak da nereden çıktı? Eski köye yeni adet getirme kız.”

“Kendini daha iyi hissedeceksin, güven bana” derken karısı kendinden o kadar emin görünüyordu ki çaresiz banyoya yollandı Memet.

Evden çıkmadan önce dönüp karısına baktı. Görünüşü, üstü, başı aynıydı ama bir gariplik vardı Fadime’de son zamanlarda. O suskun, başı önünde, içe dönük kadın gitmiş, yerine çenesi yukarıda cıvıl cıvıl konuşan, ivecen, meraklı biri gelmişti. Pazen entarisinden belinin oyuntusuyla yuvarlak kalçaları daha bir belli oluyordu sanki. Kilo mu vermişti acaba? Son günlerde dışarıda yürüyüş yapmayı huy haline getirmişti. Yediğine içtiğine de dikkat eder olmuştu.

İçi içini yiyordu Mehmet’in. Fadime’nin nesi vardı? Yoksa gönlü başkasına mı kaymıştı, ondan mıydı bu alışılmadık halleri? Yok canım öyle bir kadın değildi Fadime. Evine, erine bağlı, ahlaklı kadındı, yapmazdı. Hem kendisine karşı daha bir ilgili, alakalıydı son günlerde. Kendine itiraf edemese de karısının bu yeni hali hoşuna gidiyordu. Yine de bir türlü kafasında oturtamıyordu olan biteni Memet.

Birkaç gün sonra, akşam eve geldiğinde, “Yanlış mı geldim acaba” diye şüpheye düştü. Yer yer çatlamış, kenarlarının rengi atmış, evin harap kapısı beyaza boyanmakla kalmamış, üstüne çiçeklerle süslü küçük bir çelenk de asılmıştı. Kapıda sarı metalden, üzerinde afili harflerle, “Fadime ve Memet Aşçı” yazan yeni bir isimlik bile vardı. “Yok artık daha neler” diye düşündü. Uzun uzun, ısrarla çaldı zili. Fadime entarisinin üstüne giydiği fuşya rengi ve yakalı bluzuyla, omuzlarına bıraktığı saçlarıyla, al al yanaklarıyla neşeyle karşıladı kocasını. Bir anda ne diyeceğini bilemedi.

“Kapının üstüne kendi adını da yazmışsın” diye geveleyecek oldu.

“Beğenmedin mi? Kapıyı kendim boyadım bugün. Sana sürpriz yaptım” dedi Fadime coşkuyla. Bugüne dek değil sürpriz yapması, kendi kendine bir şeye karar verip uygulaması vaki değildi.

“Bak bak. Kendi adını öne yazdırmışsın üstelik!”

“Eee , ne demişler. Bayanlar, yani kadınlar önden.”

La havle çekip, salona girdi Memet. Haylaz oğlanlar masanın iki yanına oturmuş, hiç alışkın olmadığı şekilde sessizce ders çalışıyorlardı.

“Hayırdır, ne bu sessizlik, Karadeniz’de gemileriniz mi battı?” diyecek oldu.

“Şişt, sessiz ol. İkisinin de ödevi bitmek üzere, matematik alıştırmalarını yapıyoruz” diye fısıldadı Fadime. Öylece kaldı Memet. Onun bildiği Fadime değil matematik sorusu çözmek, ikiyle ikiyi bile çarpamazdı zair. Son günlerde içinde filizlenen endişe tohumları dallanıp, budaklandı. İçine çöreklenen huzursuzluğun üstüne, dalga dalga yayılan bir panik duygusu yayıldı. Bu duygu zihnini açmış olmalı ki, bir anda birkaç hafta önce görevli olduğu bilim komitesi toplantısındaki konuşmaları tüm detaylarıyla hatırlayıverdi. Dosyaları katılımcılara dağıtırken kulak misafiri olduğu konuşmaları…

“Lanet olası feministler yeni bir virüs sürmüşler piyasaya,” diye gürlemişti konsey başkanı. “Sadece kadınların beyinlerine yerleşerek, zekâ katsayılarının yükselmesine sebep oluyor bu illet. Amaçları sözde kadınları daha zeki varlıklar haline getirerek iktidarı ele geçirmek.”

“Yayılmadan önüne geçmeliyiz,” demişti bir başkası.

“Artık çok geç! Virüsü şehir suyuna karıştırmışlar bile. Suyu kullanan her kadına bulaşmış olmalı. Bu hızla giderse bir aya kalmadan suyu kullanan her kadının zekâ katsayısı 130 un üzerine çıkacak. Düşünebiliyor musunuz? Toplumumuzun ortalama zekâ seviyesi 85 ile 115 aralığında iken, böyle bir dengesizlik tüm manevi değerlerimizi alt üst eder. Burada oyun sandığımızdan çok daha büyük!”

“Çalışmalara başlandı mı acaba?,” diye sormuştu çekingen bir kadın sesi.

“Şimdilik gizli olduğu için tespit yapamıyoruz. Bu rezaleti açıklamamız toplumumuzda infial yaratabilir. Bu yüzden temel stratejimiz aşıyı bularak, kamuoyuna açıklamadan yaymaya çalışmak olmalı. Onları kendi silahlarıyla vuracağız” diye açıklamıştı başkan kararlılıkla.

 “Aşı için bir ekip oluşturduk mu?” diye sormuştu biri.

“En saygın ve tecrübeli bilim adamlarından oluşan üst seviyede gizli bir ekip oluşturduk. Ekibe kadın bilim insanı bile dahil etmedik. Bu aşamada risk alma gibi bir lüksümüz yok,” demişti başkan.

“Aşı çalışmalarında bir ilerleme kaydedildi mi efendim?”

“Şimdilik hiç de fena gitmiyoruz. Hatta kırmızı elmanın içindeki bazı amino asitlerin virüsün yayılımını yavaşlattığına dair bulgular elde ettik.” diye yanıtlamıştı biri.

“Onları kendi silahlarıyla vuracağız derken Adem babamızı kastettiğinizi anlamış olduk,” demişti arada gevrek bir ses. Tüm kurul üyeleri kahkahalarla gülerlerken kahveleri getirmek için dışarı çıkmıştı Memet.

Bir anda zihni aydınlanıverdi. Demek ki Fadime’ye bu illet musallat olmuştu. Yeni belediye başkanı şehir suyunun içilebilir olduğunu açıkladıktan sonra ateş pahası şişe sularını almaktan vazgeçmiş, çeşmeden akan suyu kaynatıp içer olmuşlardı nicedir. Tevekkeli yarım akıllı kadının bir anda mucit kesilip her derde deva bulur olması bundandı. Belli ki virüs bulaşmıştı karısına.

Yemekten sonra çocuklar erkenden yatmaya gittiler.

“Bugün Nebahat Hanım’ın günü vardı. Nasıl geçti?” diye havadan sudan laf açtı Memet.

“Vallahi bilmiyorum. Artık günlere gitmiyorum.”

“Hayırdır, neden? Bir şey mi oldu?” Fadime mahalledeki kadınlarla çay içip, börek çörek yiyerek, sohbet ettikleri günleri kaçırmazdı zinhar. Hele ki kendi evinde toplanılacaksa günler öncesinden başlardı hazırlıklara.

“Kadınların bol glütenli yiyecekler yiyip, boş dedikodular yaptığı toplantılar artık ilgimi çekmiyor da ondan. Zaten bizimkiler de toplanmıyorlar artık.”

“Nedenmiş o?” diye soracak oldu.

“Ne bileyim, yeni kurslara filan başlamışlar galiba onlar da…”

“Ne yapacaksın bütün gün, sıkılmayacak mısın?”

“Ben de seninle bunu konuşacaktım. Bütün gün çocuklar okulda, akşam da kendi kendilerine kalabilirler, büyüdüler artık. Ben işe başlayayım diyorum”

“Ne? Delirdin mi Fadime. Karı kısmısı çalışır mı hiç? Hem ne iş yapacaksın?”

“Üst kattaki Halime Hanım’ın çalıştığı ofiste çaycıya ihtiyaç varmış. Orada çalışırım. Hem elimiz rahatlar. Fena mı olur?”

Fena olur muydu hiç? İki aydır kirayı geciktiriyordu Memet. Çocuklar büyüdükçe masraflar da artmış, hiçbir şeye para yetiştiremez olmuştu. Tek maaşla geçinmek resmen cambazlıktı. Hem mahallede hanımı çalışanların eli kolu dolu, tuzu kuruydu. Büyük şehirde geçim derdi kadın erkek tanımıyordu.

“Bir düşüneyim hele. Madem bu kadar istiyorsun…”

Bütün gece gözüne uyku girmedi Memet’in. Sadece kafanın içinde dönüp duran düşüncelerden kaynaklanmıyordu bu. Gecenin bir yarısında Fadime, durup dururken kulağına kışkırtıcı sözcükler fısıldayarak evlendiklerinden bu yana ilk kez talepkâr bir şekilde yanaşmıştı kendisine. Sessiz, utangaç, isteksiz Fadime’nin bir anda ateşli bir kadına dönüşmesiyle şimdiye dek yaşadıkları en coşkulu sevişmelerini yaşamışlardı. Öyle ki sabah kalktığında sefil odaları dahi bir başka güzel göründü Mehmet’in gözüne. Kalktı, duş aldı. Mutfaktan gelen taze kahve ve omlet kokusunu derin derin içine çekti. Çocuklar çoktan okula gitmiş olmalıydı. Yeni ütülenmiş kıyafetlerini giydi. Mutfakta kahvaltı hazırlayan Fadime canlı, neşeliydi. Hiç yapmadığı bir şey yaparak karısının beline sarıldı, yanağına bir öpücük kondurdu. Mutfak penceresinden içeri giren nisan güneşi Fadime’nin al yanaklarında ışıl ışıl parlıyordu.

“Madem çalışmak istiyorsun, sen bilirsin Fadimem,” dedi.

“Çalışacağım tabii. Bundan böyle her şey çok daha güzel olacak. Göreceksin.”

Kapıdan çıkarken bir şey unutmuş gibi döndü Memet.

“Ha bu arada, dün profesörler konuşurlarken duydum. Bu seneki kırmızı elmalarda ilaç varmış. Alırsan yeşillerden al, tamam mı?

Dışarıda hafif bir bahar rüzgârı esiyordu. Hızlı adımlarla çabucak şehrin kalabalığına karışıverdi Memet. Yepyeni bir gün başlıyordu.

Sitare Kansay Sarayönlü

Bursa doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nde lisans eğitiminin ardından, Ankara Üniversitesi’nde ‘’Çokuluslu Şirketlerde Kültürel Farklılıkların Yönetimi’’ üzerine tezimle, yüksek lisansımı tamamladım. Finans sektöründe çalışıyorum. Ayrıca eğitmenlik yapıyor, kurumun sinema blogunu yazıyorum. Okuryatar.com ve edebiyathaber.net sitelerinde sinema yazılarım/ öyküm yayınlandı. Yazı Çizi Atölyesi’nde öykü çalışmalarına katıldım. Ankara’da yaşıyorum.

Femirüs” için 6 Yorum Var

  1. nyphe dedi ki: dedi ki:

    Eline sağlık Sitare. Temayla birebir örtüşen meseleli bir öykü olmuş. Dilin her zamanki gibi yormuyor, akıp gidiyor. Kadınlık, roller, feminizm, eril baskı falan kavramsal olarak bu öykü nezdinde tartışacağım pek çok noktayla karşılaştım, ama bunlar öykünün başarılı bir öykü olması gerçeğini değiştirmiyor. Diğer konuları bilahere tartışma hakkımız baki kalsın, sevgiler…

  2. Beğendiğine asevindim Handeciğim. Ben de çok eğlendim yazarken. İnşallah bir gün karşılıklı sohbet edeceğiz. Sevgiler.

  3. Merhaba @Sitaresan

    Öncelikle eğlenceli olduğu kadar okuması da teknik olarak keyifli bir öyküydü.

    İçerik olarak ben yine işin eğlenceli kısmında kalacağım çünkü diğer türlü bu virüsü kim üretti, nerede üretti, neden üretti gibi sorulara gidiyor kafam, tabi sadece edebi meraktan… :male_detective:

    Havva annemizin tabağını boş geri göndermek de ayıp olur ayrıca :apple:

    Ellerine sağlık,
    Önümüzdeki seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  4. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    Dedim “Bu adam Fadime’yi öldürecek.” ama şaşırttınız beni. :slight_smile: Çok güzel olmuş. Çok keyif aldım okurken. Detaylı olmasını, uzun olmasını sadece daha fazlasını okumak için isteyebilirdim ama bu hali de çok güzel. Elinize sağlık.

  5. Yorumlarınız için teşekkür ederim. Bu tarz öyküleri yazarken ben de eğleniyorum. Teknik kısmını beğendiğinize sevindim. Yazdıkça da iyi oluyor ve olacak .Selamlar.