Öykü

Gece Gibi Karanlık Bir Çiftlik

“Dünya kocaman bir çiftlik gibi. Dünyadaki tüm insanlar da bir koyun sürüsü. Sürüden ayrılanı kurt kapıyor.” dedi boğuk ve tiz bir sesle Alexia. Ben sürüden ayrıldığım için mi kurt kaptı acaba beni diyerek acı bir kahkaha attı. Gözleri dolu dolu olmuştu. Alexia kendi kendini konuşuyordu akıl hastanesinin odasında. Kendi kendine konuşup gülüyor, bazen de ağlama krizleri tutuyordu. Odasının duvarlarında sesi yankılanıyordu. Viziteye çıkan doktorlar Alexia’yı kontrol ediyor düzenli bir şekilde ilaçlarını alıyor ve iğnelerini oluyordu. Ya da doktorlar öyle sanıyordu. Alexia bilerek ilaçlarını içmeyip tuvalete döküyordu. İyileşmek istiyordu evet ama dışarı çıkmaya korkuyordu. Hem artık kardeşinde kalamazdı. Eniştesi başlı başına bir problemdi. Bunca sene istemediği bir bölüm okuyup istemediği bir işi yıllarca yapmıştı ve tutkuyla yapmak istediği iş için arkadaşlarının deyimiyle hayattaki tek güvencesinden vazgeçmişti. Annesinin isteğiyle moda tasarımı okumuştu Alexia. Annesi okuyamamıştı, yüksek öğrenim görmemişti, meslek okuluna giderek terzi olmuştu. Yıllarca iki kızına terzilik yaparak bakmış Alexia’nın da gençliğinde kendisinin okumak isteyip de okuyamadığı moda tasarımı okumasını istemişti. Alexia çok sorumsuz, başına buyruk bir genç kızdı. Bu yüzden Alexia’nın annesi ona yön vermiş liseden sonra moda okuluna yazdırmıştı onu. Alexia istemeyerek de olsa canından çok sevdiği annesini üzmemek için okulunu bitirmiş ve büyük bir şirkette tasarımcı olarak çalışmaya başlamıştı. Alexia cıvıl cıvıl etrafına neşe saçan bir genç kadındı. Şirkette çalışmaya başladığında onu seven insanlar çevresini sarmıştı. İş dışında arkadaşlarıyla vakit geçiriyordu ve aslında tuhaf ama gerçekten mutluydu. Yine bu mutlu günlerinden birinde arkadaşlarıyla beraber lunaparkta eğlenirken daha önce arkadaş grubunun içinde görmediği yeni bir adamla tanıştı. Alexia kimseden kolay kolay etkilenmeyen biriydi ama Luis’i görünce nedense ona karşı içinde anlamlandıramadığı garip bir duygu hissetmişti. Sanki hem tanıdık hem de yabancı. Hatta çok tehlikeli bir yabancı. Arkadaşları onu Luis’le tanıştırdı. Luis; Alexia’nın çalıştığı şirketin rakibi, Alexia’nın patronunun baş düşmanıydı. Nitekim Alexia haklı çıkmıştı. Luis gerçekten tehlikeli biriydi. Alexia tasarımcı olarak çok başarılıydı. Luis bu durumu fark etmiş ve elindeki bu kozu Alexia’nın patronu Marco ‘ya karşı kullanmak için harekete geçmişti bile. Luis aklındaki şeytani yol haritasını hemen çizmiş ve Alexia’yla yakından ilgilenmeye başlamıştı. Çok geçmeden ilişkileri başladı ve Alexia Luis’in evine taşındı. Alexia günden güne Luis’e aşık oluyordu. Ona karşı koymak neredeyse imkânsız gibiydi. Luis artık ne dese Alexia’ya yaptırabilirdi. Alexia’nın patronu ona çok güveniyordu ve şirkette çok sorumluluğu vardı. Marco yeni çalışacakları şirketin tasarımlarını Alexia’ya ve onun yönettiği gruba yaptırmıştı. Marco ‘nun şirketinin büyümesi ve gelişmesi bu yeni şirketle yaptığı anlaşmaya bağlıydı. Alexia bu konuda çok titiz çalışıyordu. Çizim çalışmalarını kimsenin bilmediği bir yerde grubuyla beraber yürütüyordu. Alexia’nın bütün çalışmalarını topladığı hard disk ‘i ise evinin kasasında kilitliydi. Luis bir akşam Alexia ‘ya çok özel bir sürpriz hazırlayıp onu her zaman gittikleri mekâna çağırdı. Alexia o gün çok çalışmış eve uğrayıp hard diskini kasasına kilitleyememişti. Luis onun bütün gün şirkette olacağı için eve uğrayamayacağını biliyordu. Bu yüzden Alexia’nın hayatını kâbusa dönüştürecek planı için bu akşamı seçmişti. Alexia o akşam Luis’le buluşup gecenin sahte büyüsüne kendini bıraktı. Luis de bundan yararlanıp evlerine gizlice birini sokup hard diski aldırdı. Sanki bir zafer kazanmış gibi seviniyordu. Ertesi gün Alexia çizimlerinin yedeğini bilgisayardaki dosyadan Marco’ya gösterdi. Marco harika bir iş çıkardığını söyleyerek Alexia ve grubunu tebrik etti. Halbuki zavallı Alexia Luis’in başına ne işler açacağından habersizdi. Luis kendi işi hakkında bile Alexia’ya doğruyu söylememişti. Alexia onu iç mimar zannediyordu. Alexia Luis’e çok bağlanmış onunla yaşamaya başladığından beri arkadaşlarıyla daha az görüşür olmuştu. Aynı bir çiftlik misaliydi dünya sürüden ayrılanı kötü kurt kapmıştı. Alexia kendi deyimiyle son büyük işini tamamlamanın verdiği bir rehavete kapıldı. Alexia artık yaratıcı yazarlık okuluna kaydolabilirdi. Ve hemen ertesi gün ülkedeki en iyi yaratıcı yazarlık okuluna kayıt yaptırdı Alexia yazmada yetenekliydi ve bu onun tek hayaliydi. Bir gün okulu bitirip kendini iyice geliştirdiğinde işten ayrılacaktı. Ve sadece kendini yazarlığa adayacaktı. Zaten moda tasarımcısı olmayı kendi istememişti. Annesinin hayaliydi bu. Alexia’nın hayatında her şey güzel gidiyordu. Oysaki bu fırtınadan önceki gecenin sessizliği ve sahte güzelliğiydi. Alexia olacaklardan habersiz tasasız ve neşe içinde Luis ile günlerini geçiriyordu. Alexia’nın çalıştığı şirketin diğer şirketlere fark atmasını sağlayacak tasarımları çalan -büyük balığı avlayan- Luis işe koyuldu ve Marco’dan önce tasarımları piyasaya sürdü. Marco şirketle anlaştığı gün tasarımların çalıntı olduğu haberini aldı. Anlaştıkları şirket anlaşmayı fesh etti. Marco da bundan Alexia’yı sorumlu tutarak onu işten çıkardı ve ona yüklü bir tazminat davası açtı. Alexia ne yapacağını şaşırmıştı bütün dünyası birdenbire altüst olmuştu. Şimdi ne yapacaktı? Her şey koskoca bir yalan olmuştu ve bütün hayalleri çöken dünyasıyla beraber enkaz altında kalmıştı. Her şeyini kaybedeceğine mi yoksa yıllardır peşinden koştuğu yazarlık hayaline bu kadar yaklaşmışken başlamadan biteceğine mi üzülsün bilemiyordu. Alexia olanları Luis’e anlattı. Luis ona o gece sözde şefkat göstererek saçlarını okşayarak uyutmuştu. Ertesi sabah uyandıklarında akıl hastanesinden gelmişlerdi ve Alexia’yı alıp götürdüler. Alexia ağlamaktan yorgun düşmüştü; bir türlü deli olmadığını oradakilere anlatamıyordu. Marco’nun açtığı tazminat davası yüzünden evden bütün eşyalarını götürmüşlerdi. Alexia hâlâ bunu yapanın Luis olduğunu bilmiyordu ve hayattaki tek sığınağının o olduğu gibi büyük bir yanılgı içindeydi. Çünkü Luis Alexia’nın aksini düşünmesine fırsat vermiyor, onu hep ziyarete geliyor ve onu en kısa zamanda buradan çıkaracağını söylüyordu. Alexia hastanede kaldığı süreçte yazı çalışmalarını sürdürüyordu. Buradan çıkınca ilk işi yarım bıraktığı okulunu bitirip kitaplarını çıkarmaktı. Luis’e sonsuz güvenen Alexia bir gün Luis’i tesadüfen bir doktorla konuşurken duydu. Luis hastaneye yüklü bir bağış yapmıştı ve buna karşılık Alexia’nın buradan ömür boyu çıkarılmamasını istediğini başhekime anlatıyordu. Alexia bunları duyduğunda kulaklarına inanamamıştı. Ve olduğu yerde kendini tokatlamaya başladı. Yüzü gözü mosmor olan Alexia’nın bu halini fark eden hemşireler hemen yanına koşup ona sakinleştirici bir iğne yaptılar. Alexia odasında yarı uyanık yarı uykulu bir halde,

“Luis bunu bana yapamazsın! Bu dünya bir çiftlik değil. Ama sen çok hain, acımasız bir kötü kurtsun.” diyerek sayıklamaya başladı. Hemşireler sık sık Alexia’yı yokladıkları için odasında bulunuyorlardı. Alexia’nın bu halini gördüklerinde,

– Alexia kendine gel burada kurt falan yok halüsinasyon mu görüyorsun sen diyerek bu halinde bile Alexia’yı sıkıştırıyorlardı. Alexia çabucak kendine gelip zayıf bir sesle hayır iyiyim ben diyebildi. Hemşireler peki o zaman sen biraz dinlen diyerek Alexia’yı odada yalnız bıraktılar.

– Hain kurt, kötü kurt. Ben çiftlikte değilim dünya koskoca bir çiftlik mi yoksa senin gibi bir adam nasıl kötü bir kurt olabilir?

Sürümden ayrılmamalıydım sana hiç inanmamalıydım ben.

Alexia kendi kendine konuşuyordu konuşmaları bir anda çığlığa dönüştü.

– Yazacağım, okulumu bitireceğim. Ben ömür boyu bu dört karanlık duvar arasında hayatımı tüketmeyeceğim. Bana engel olamayacaksın. Alexia tiz boğuk ve yırtıcı çığlıklar atarak duvarları yumruklamaya başladı. Balkonun camını kırdı ve elleri mosmor halde kanlar içinde kaldı. Bunu duyan hemşire ve doktorlar Alexia’nın başına toplandılar ve ağır bir iğne yapmak için ellerini, ayaklarını bağladılar, çünkü Alexia gerçekten çığırından çıkmıştı. Alexia iki saat sonra uyandığında sakinleşmişti. Alexia’nın genel ruh durumu ise günden güne kötüleşti. İlaçlarını içmiyordu çünkü o deli değildi kendi aklınca. Buradan kurtulmanın tek yolu ona göre ilaçlarını içmemek ve gizlice buradan kaçmaktı. Ama kaçsa bile nerede yaşayacaktı? Annesi durumdan haberdardı ve üvey babası yüzünden kızını görmeye gidemiyordu. Alexia hastaneden kaçmayı başarsa da üvey babası asla onu evine almazdı. Çok çaresiz ve yitik hissediyordu kendini. Bu ölümcül hastaneden kaçmalı ve bir daha bu lanet şehre adımını atmamalıydı. Annesinde kalamasa bile kalacak bir yer bulurdu. Ama nasıl olacaktı? Hastaneden kaçmış olduğu nasıl olsa ortaya çıkardı. Ona kim iş verirdi ne yiyip ne içerdi? Nerede kalırdı? Hem bir sürü borcu vardı evdeki eşyalarını götürmüşlerdi ama borcu daha bitmemişti. Hastaneden kaçsa ve deli olmadığını kanıtlasa bu sefer borç için yakasına yapışacaklardı. Tek kuruşu bile kalmamıştı. Ödeyemezdi ki borcunu. Ödeyemeyince de hapse düşerdi. Hapis buradan çok daha beter bir yerdi. Aklında bu sorularla boğuşurken;

– Ben bu kadar mücadele edemem çünkü çok yorgunum diyebildi ve gözleri kapanıp olduğu yerde uyudu. Uyandığında sanki yıllar geçmiş gibi hissediyordu. Gerçekten de yıllar geçmişti. Ve Alexia’nın derin uykusu ömür boyu sürecek bir kâbusa dönüştü. Dünya bir gece gibi karanlıktı. Issız bir çiftlikte sürüsünden ayrılan şanssız kuzuyu hain kurt kapmıştı ve kuzunun hayatını zindana çevirmişti.

Deniz Güneş

08.07.1982 İstanbul doğumluyum. Yazmaya ortaokulda şiir yazarak başladım. İlerleyen yıllarda deneme yazarak devam ettim. 1okur1yazar.com adlı edebiyat ve kültür sitesinde 3.5 sene köşe yazarlığı yaptım. Zaman Labirentleri adında deneme türünde bir eserim var. Meftun ve 40 şair 40 şiir adında iki derleme kitapta deneme ve şiirlerimle yer aldım. Parlak Jurnal’ın düzenlendiği Evde Kal Türkiye Yazı Yarışması’nda “İstanbul’un Sır Perçemli Kalbi” adlı kısa öyküm yayınlandı. 2019 Eylül ayından beri Milliyet Blog’ta yazmaktayım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Selam.
    Akıcı cümlelerle kaleme aldığınız öykünüzün okuru kolayca içine çeken bir havası vardı. Elinize sağlık. Bununla birlikte "akıl hastanesi"ne geçiş süreci şehir hayatlarında bilinen ani bir polis baskını tadında gerçekleşiyor gibi görünmesi biraz göz(üm)e takılıyor: “Ertesi sabah uyandıklarında akıl hastanesinden gelmişlerdi.” Bu ani gelişmesi çok beklenmeyen haber için, öncülü olacak olan kısa ama negatif bir takım aşamaların yaşandığını “varsaymak” yerine doğrudan okura vererek okutmak, sonraki tecrit sürecinin başlangıcına daha sağlam bağlar kuracaktır diye düşündüm.
    Katkısı olması amacıyla, bir okur bakış açısıyla kendimce bir fikrimdir. Elinize sağlık, devam.

  2. Merhaba @Serdiven teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Luis’in Alexia 'ya dair kötü planları olduğundan biraz bahsettim ama doğru haklısıniz biraz üstün körü oldu sanırım o aşamaya geçmeden birkaç kısa da olsa bağlayıcı negatif olay olmasi gerekiyordu ama benim asıl amacım Alexia’nın akıl hastanesine düşene kadar hiç bir şeyden haberi olmamasıydı ve o yüzden okuyucuya da bu noktada sürpriz yapmış oldum bir renk katmak istedim sadece öyküye.

  3. Merhaba @deniz_gunes

    Kendi derinliği olan, trajik ama tersine keyifli ve akıcı bir öyküydü.
    Ama bu öykü biraz fazla koşuyor olabilir. Çok anlatıyor gibi. Biraz daha frenli, daha uzun ama daha yavaş geçişlerle daha etkili anlatılabilir bu cendere, gibi hissettim.

    Ancak keyifli ve sonunu merak ettiren bir öykü olarak da dikkat çekiyordu.
    Ellerinize sağlık

  4. Merhaba @MuratBarisSari

    Çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için. Biraz üstüste yığılma oldu sanırım anlatırken haklısıniz. Daha çok frene basarak daha uzatarak anlatmayı deneyeceğim. Fazla uzatamiyorum genelde öykülerimi. Dediklerinizi dikkate alacağın teşekkür ederim :pray: yaza yaza gelisecegim sonuçta. Görüşmek üzere. Sevgiler

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar