Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Hayatın Simetrisi

– Amca gerçekten bu kadar prodüksiyona gerek var mıydı?

– Ne prodüksiyonu oğlum aklını mı kaçırdın?

– E ne yapıyoruz öyleyse sabahın bu saatinde bilmem kaç kilometre uzaktaki bu ormanda.

– Çiftlikteki geyik başı kaç yıldır var?

– Ne bileyim ben kendimi bildim bileli duvarda asılı.

– Peki yerdeki tilki postu kaç yıldır orda?

– Bir 9 – 10 senesi vardır herhalde.

– Gördün mü prodüksiyon dediğin şey benim hayatımın bir parçası. Seninle alakası yok yani.

Yağız bir gün öncesinde amcasına, bir ay sonra evlenmek üzere olduğu Yağmur’dan ayrılmaya karar verdiğini söylediğinden amcasının ertesi gün sabahının körü denebilecek bir saatte onu uyandırıp seksen küsür km ötelerindeki Kocabey Longoz ormanına getirmiş olmasını prodüksiyon olarak nitelendirmişti. Amcası Adil öğüt vermektense olayları yaşamla metaforlandırmayı daha doğru bulur ve bir şekilde bunu kılıfına uydururdu. Bilemiyordu Yağız, belki de bu yüzden herkesten önce amcası ile paylaşmıştı Yağmur’dan ayrılmaya karar verdiğini. Herkesten önce olan kısım tamı tamına doğru bir ifadeydi. O kadar herkesten önceydi ki; Yağmur aynı anlarda gelinlik provasında, aileler düğün telaşındaydı. Hatta ve hatta Yağız da smokin provasındayken bu kararını amcası ile paylaşmıştı.

Adil amcası elinde kutu şeklini vermiş olduğu, üçer santim aralıklı bambularla döşenmiş düzeneği, üç metrelik yüksek bir daldan sarkıttığı ipin ucuna geçirmiş ve dalın diğer tarafından sarkan halatın ucuna ise yaklaşık beş kiloluk taş bir ağırlık bağlamıştı. Ağırlığın düzlüğünü sabitlemek için ise taşın altındaki halatın içinden, halattan daha ince bir ip geçirerek yatağanda özel bilettiği bıçağa bağlamış ve böylece kapan şeklindeki kutunun kapanması gereken anda istediği hızla toprağa saplanarak kapanmasını hedeflemişti.

– Amca burada tam olarak ne yapıyoruz?

– Sitta Krueperi için geldik.

– Ne peri ne peri!

– Endemik bir kuş avlayacağız, bu kadarını bilsen yeter. Haydi orda durma da şu ipin ucunu incelt. Bıçak istediğimiz gibi toprağa saplansın da bir sorun yaşamayalım.

Yağız amcasını ilk kez bu kadar kesin ifadelerle direktif verirken görmüş olduğundan olsa gerek, söylediklerini bir emri yerine getiriyormuşçasına hızla uygulamaya koyuldu. Adil amca da içine içine gülüyor ve Yağız’ı istediği kıvama getirdiğinden emin olmaya çalışıyordu.

– Yani sen şimdi kararlısın o zaman.

– Ayrılma konusunda mı?

– Hmmm dün dedin ya.

– Yani evet amca kararlıyım.

– Tam olarak gerekçen de evlendiğinizde şimdiki gibi bir ilişkinizin olmama ihtimaliydi değil mi?

– Ee-evet evet yani sonuçta her şey değişecek öyle değil mi?

– Tabi öyle haklısın.

-Haklı mıyım?

Yağız’ın iç sesi amcasının ona itiraz etmesi gerektiğini düşünse de bozuntuya vermedi.

Adil amca eliyle susmasını işaret etti. Yağız nefesini tuttu ne olduğunu anlamamış olsa da dediğini yaptı. Ancak o kadar uzun süre nefesini tuttuğunu düşündü ki bir an bayılacak gibi hissetti.

– Duyuyor musun?

-Neyi?

– Hişşşştttt dinle.

– Kuş sesi var.

– Bu o

– Kim?

-Krueperi!

Adil amca kolundan tuttuğu Yağız’ı hızla ağaçların arkasında çukur bir alana çekti.

-Burada bekleyeceğiz, bizi duydu büyük ihtimal. Kendisini güvende hissettiğinden emin olduğunda onun için bıraktığım enfes parçaya gelecek ve tabi o gelir gelmez de biz onu kıstırmış olacağız.

Adil amcanın elinde tuttuğu kronometre elli yedinci dakikanın içinde olduklarını gösteriyordu. Yağız ve Adil amca elli yedi dakikadır bırakın konuşmayı kıpırdamamış ve hatta Yağız alması gereken nefesi bile idareli almıştı.

– Amca daha ne kadar bekleyeceğiz?

– Yer değiştireceğiz yemi yutmadı akıllı kuş Krueperi.

Düzeneği itina ile çözdüler. Yaklaşık beş km kadar yol yürüdüler. Buldukları en yüksek ağaca halatı atmak yerine Adil amca Yağız’dan tırmanmasını istedi. Yağız itiraz edecek oldu ama amcası ona cevap hakkı vermeden arkasını döndü ve av için kendi payına düşen kısmı hazırlamaya koyuldu. Yağız kan ter içinde tırmandığı ağaçtan kaşına kaşına ve eline kıymıklar batmış halde yüzü gözü çamur içinde indi.

– Amca su var mı?

– Arabada kaldı.

-Nasıl yani sırt çantanda ne var?

-Krueperi için çeşitli ekipmanlar.

Bir önceki avlanma alanında yaptıklarını birebir tekrarladılar. Yağız aç ve susuz bir şekilde midesinin gurultusunu bastırmaya çalışıyordu.

– Şimdi peki Yağız siz bu kızla kaç zamandır birlikteydiniz Amcam?

– Yani yedi yıl olacak bu ayın 18’inde

– (kısa bir ıslık çaldı) Koskoca yedi sene.

-Amca yani zaman insanların kendilerini prangalandırmasından başka bir şey değil.

-Haklısın tabi yedi sene nedir ki İnsan ömründe. Haydi kalk.

– Nereye?

– Bizimki buraya gelmeyecek belli eski yerimize dönelim.

– Ama demiştin ki?

– Şimdi hatırladım, Krueperiler evlerinden uzaklaşmaz. Biz de aslında tam evinin oraya kurmuştuk düzeneği. Zaten biz sadece ağacın arkasındaki yerimizi değiştirseydik – yani yönümüzü- yeterdi.

Yağız öfke ile ayağa kalktı tam bir şeyler söylemeye niyetlenmişti ki gerisin geri geldiği yönün tersine doğru yürüyen amcasının arkasından yürümekten başka bir çaresi olmadığını anladı. Yolda yer alan çeşmeden kana kana su içti. Amcasının çantasından çıkardığı küçük sandviçi tek lokmada bitirdi. Krueperi’nin evine ulaştıklarında düzenek için üçüncü kez aynı işlemleri yaptılar. Ardından ağacın diğer tarafında beklemeye koyuldular.

– Eee babanlara ne zaman söyleyeceksin?

Tam o esnada telefon çalmaya başladı ekranda “Sevgilim” adı ile Yağmur ile olan fotoğrafları belirdi. Yağız hızla telefonu sessize aldı ve amcası ona sert bir bakış fırlattı.

– Kıza söylemedin mi ayrılmak istediğini?

– Yok bir tek sana söyledim

– Yedi seneyi benle geçirdin sanki köftehor!

Tam o esnada yarım metre ötelerindeki dalların çıtırdama sesi ile ikisi de aynı yöne bakıp dikkat kesildiler. Adil amca göz kırparak Krueperi’nin kurdukları düzeneğin yanına doğru yöneldiğini işaret etti. Yağız çok heyecanlanmıştı. Daha nasıl bir şey olduğunu bile bilmediği bir kuş için sabahın ilk ışıklarından beri kan ter içinde koşturduğunu, ellerinin içindeki kıymıklara ve toz toprak içindeki kıyafetlerine bakınca fark etti. Adil amca ona işaretlerle karşı tarafa geçeceğini ve baş parmağını kaldırdığı an halatı kesmesini anlattı. Amcası karşı tarafa geçince gözden bir anda kayboldu. Yağız onu göremiyordu. Yaklaşık bir dakika boyunca amcasını görmeyi umdu fakat tam o esnada amcasının işareti vermesi durumunda halatı kesecek makasın nerede olduğunu bile bilmediğini fark etti. Çantayı aramaya koyuldu o kadar hızlı bir şekilde yapmıştı ki bunu çıkardığı seslerin farkına varamadan, ağacın dibindeki çukurdayken amcasının ayakkabılarını gördü.

– Ne yaptığını zannediyorsun sen?

– Amca makası arıyordum.

-Çıkardığın seslerin farkında mısın? Bu kuş senin göz kırpışını bile algılayacak kadar sese duyarlı.

-Ne yani gitti mi?

-Kim Krueperi mi? Yok yanlış alarmmış küçük bir serçeden başka bir şey değilmiş. İyi ki de öyleymiş yoksa bir bu kadar daha emek harcamamız gerekirdi. Kendisi için buranın güvenli bir yer olduğuna tekrar emin olana kadar yani.

– Amca belki de burda yoktur yine yanlış anlamışsındır. Çok yoruldum baksana üzerim mahvoldu haydi gidelim. Daha sonra gelirsin bak arkadaşların ile filan gelirseniz sana benden daha çok yardımcı olurlar.

-Sızlanmayı bırak her konuda bunu yapmak zorunda mısın?

– Yine konuyu Yağmur’a getirmeye çalışıyorsun amca ama bu sızlanmak değil. Yani her şeyden önce çok iyi arkadaşız ve bu evlilik sürecinde zedelenmeye başladı bence. Ne bileyim giyeceğim smokinin rengini bile kendim seçemiyorum gibi geliyor. Tamam net bir şey demedi ama… Sonra oturacağımız evi bile seçerken şey oldu (O an ne olduğunu bile hatırlamadığını farketti) he bir de balayımız ile ilgili bir durum vardı gerçi çok da ısrar etmedi ama sonuçta. Yani…

Yağız’ın iç sesi; “Ne saçmalıyorum ben!”

Amcası yüzünde alaycı bir ifade ile kendisinin bile ifadelerini sorguladığı suratından belli olan Yağız’a bakıyordu. Tam ağzını açacakken yine aynı çıt sesi duyuldu. Yağız bu sefer de yanlış alarm olduğunu düşünerek olduğu yerden çıkmaya çalıştı. Amcası ani bir hareketle onun kolunu tuttu ve aralarında beş cm kalacak şekilde kendine çekti.

-Bu sefer o, şimdi az önce söylediklerimi hatırla ve uygula.

Adil Amca karşı ağacın arkasına geçti Yağız gözlerini amcasından bir an olsun ayırmıyordu ve beklenen hareketle birlikte ipi süratle kesti. Bıçak istedikleri gibi toprak zemine hızla saplandı. Taş ağırlık tam istedikleri şekilde kapanın kapağını harekete geçirdi.

Yağız hızla çukurdan çıktı, Adil amca ile aynı anda düzeneğin başına geldiler. On beş cm boylarında, vücudunun üst bölgesi hafifi hafif gri – mavi, alnında kesik siyah çizgisi olan ve göğüs bölgesinde kızıllıklar bulunan bir kuş içeride bambulara çarpa çarpa çıkmaya çalışıyordu.

-Amca bu o mu? (Sevinçle)

-Hmm

-İnanamıyorum başardık bu şahane. Şunun güzelliğine bak harika harika!

Adil amca düzeneğe doğru eğildi. Kuşu yaklaşık otuz saniye inceledi ve kutunun iplerini söktü. Yağız’ın şaşkın bakışları altında kapanı kaldırarak Krueperi’yi serbest bıraktı. Yağız yüzüne yerleşen şoku atlatır atlatmaz amcasına bağırmaya başladı.

-Amca sen ne yaptın bu o demiştin.

-Evet ama yani fotoğraflarda gördüğüm gibi değilmiş.

-Nasıl fotoğraflarda gördüğün gibi değilmiş? Sen sadece fotoğrafta gördüğün bir kuş için mi bu kadar uğraştırdın bizi.

-Yooo aslında canlı da görmüştüm üç ya da beş kere filan ama ne bileyim.

– Ne demek ne bileyim amca!

– Yani gövdesindeki çizgileri boyuna boyuna uzanıyordu sen de gördün.

-Yani?

-Normalde bu çizgiler enine enine olur. Krueperiler için ayrıcalıktır bu. Hem renkleri de çok baskın değil yeterince besin alamamış olabilir. Nasıl desem insanın endemik bir kuş avladım diye eve götüresi gelmiyor. Hem gagası da…

Amcası sözünü bitirmeden Yağız hiddetle fırladı ve öfke ile karşısında kimin olduğunu unutarak bağırmaya başladı.

– Amca sen iyi misin? Sabahın köründen beri bir Krueperi Krueperi diye tutturdun bizi koşturdun ordan oraya. Az önce bir saniye bile tereddüt etmeden saçma sapan gerekçe ve bahaneler uydurarak bıraktığın kuş için aç susuz bir şekilde uğraştırdın bizi. Sen küçük bir çocuk gibi yok tüyü, yok gagası, yok rengi bilmem ne bi sürü saçma bahane ile binbir emek verdiğimiz kuşu bıraktın farkında mısın? Yani bu kadar kolay mı ya şu ellerimin yüzümün gözümün haline bak. Akşam olmuş, orman soğuk, bizim boğazımızdan iki lokma geçti ya da geçmedi. Koca bir günü biz bunun için mi öldürdük. Yani yarın burda ürettiğin bahaneleri hatırlamayabilirsi…

Yağız iç ses tekrar devreye girdi; “Hatırlanamayacak saçma bahaneler mi?!”

Cümlesini bitirmemişti ki cep telefonu çaldı ve ekranda Yağmur’un resmi ve karşısında zevkten dört köşe bir ifade ile sırıtan amcasını görünce nihayet büyük resmi gördü.

-Hayır ya amca. Tüm bunları bana ders vermek için organize etmiş olamazsın!

-Ben bir şey yapmadım evlat görüyorsun patır patır sen döküldün.

-Ama amca yani bu ikisi aynı şey mi?

-Bak Yağız, duyguların insandan insana ya da olaydan olaya ifade edilişi farklı olsa da tüm bu hisler yeganedir. İnsanlar farklı gerekçelerle de olsa mutlu olurlar, yine aynı farklı gerekçelerle üzülürler ya da ne bileyim öfkelenir, hırslanır, şaşırır, korkarlar. Bazıları bunları allar pullar, evirir çevirir zenginleştirir başka başka dillendirir ama ifadenin alt metninde en basit haliyle yaşadıklarımızı karışlayan kelimeler bunlardır. Anları karşılayan hisler aynı temel duygular üzerinde şekillenir. Terfi aldığında hissettiğin şey de mutluluktur, sevdiğin kıza açıldığında onun da seni sevdiğini öğrendiğin anki his de mutluluk. Hayal ettiğin gibi bir iş hayatın olmayınca da hayal kırıklığı yaşarsın, çok sevdiğin bir arkadaşın seni yarı yolda bıraktığında da yaşadığın şey yine hayal kırıklığıdır. Şimdi sen benim sana sabahtan beri Yağmur’dan ayrılmanla ilgili sorduğum sorulara verdiğin cevapları al ve az önce Krueperi için bir günlük emeğinin hakkını almak istercesine hırsla sorduğun soruların cevapları ile karşılaştır ve kararının arkasında dur ya da durma. Ben amcan olarak görevimi yapmış olayım sen ister al cebine koy yoluna devam et istersen kafesi kaldır kuşu serbest bırak tercih senin.

Yağız ne diyeceğini bilemiyordu ama amcası daha onunla bu konuşmayı yapmadan önce de böyle hissettiğini fark etti. Kendisine sorduğu sorulara verdiği saçma cevapların ağırlığı ile ona hak verircesine başını salladı. Bu sefer sessizliği bozarcasına çalan telefonun ekranındaki sevgilisinin resmini görünce içi rahatladı.

-Sevgilim birkaç saate yanındayım. Seni çok özledim

Merve Demirok

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for Aremas Aremas says:

    Ana teması belirgin olmayan bir öykü kaleme almışsınız. Birkaç noktaya değinmek istiyorum.

    metaforlandırmayı

    Zannımca zorlama bir türetme olmuş. Sanırım ‘mecazı’ demek yeterli olacaktır.

    Herkesten önce olan kısım tamı tamına doğru bir ifadeydi.

    Burada İngilizce’de geçen literally zarfına benzer bir ifade yakalamaya çalıştığınızı sanıyorum. Cümleyi biraz değiştirecek (sadece bir örnek) olursak şuna benzer bir örnek yakalayabiliriz. ‘Herkesten önce ifadesi kelimesi kelimesine doğruydu.’ Bu oldukça küçük bir detay belki ama tamı tamına, nitelemekten ziyade daha kapsayıcı bir ifadedir. Kelimesi kelimesine ifadesinin vurgusu daha farklıdır, nitelemeye daha çok benzer.

    Yağız amcasını ilk kez bu kadar kesin ifadelerle direktif verirken görmüş olduğundan olsa gerek, söylediklerini bir emri yerine getiriyormuşçasına hızla uygulamaya koyuldu. Adil amca da içine içine gülüyor ve Yağız’ı istediği kıvama getirdiğinden emin olmaya çalışıyordu.

    Muhakkak ki hepimiz anlattıklarımızın daha etkileyici olmasını isteriz. Bu tip anlatım tuzaklarına düşmek de oldukça kolaydır. Gerçek hayatta bu şekilde ifade etmeyeceğimiz şeyleri yazıda da benzerlerini kullanarak anlatmamalıyız. Kimse daha önceden öyle olduğuna denk gelmemiş birinin tavırlarına şaşırmaksızın eyleme koyulmaz. Üstelik karşı taraf da bu tuhaf davranışı patolojik bir biçimde perçinlemez. Daha olağan ilişki ve kalıpları, sıra dışı ifadelerle anlatmaya çalışmalısınız. Yaptığımız hata genellikle, daha sıra dışı ifadeleri olağan ifadelerle anlatmaya çalışmaktır.

    Tam olarak gerekçen de evlendiğinizde şimdiki gibi bir ilişkinizin olmama ihtimaliydi değil mi?

    Bu cümle fazla karmaşık. Daha yalın ifadeler kullanabiliriz. ‘Gerekçen, evlendikten sonra değişme olasılığınızdı değil mi?’ gibi.

    Amca yani zaman insanların kendilerini prangalandırmasından başka bir şey değil.

    Prangalandırmak yine zorlama bir türetme olmuş. Ben ne demek istediğinizi elbette anlıyorum.

    Yağız çok heyecanlanmıştı. Daha nasıl bir şey olduğunu bile bilmediği bir kuş için

    Heyecan için arzu ve akabinde merak gerekir. Bilgi, elbette merakın kamçılayıcılarındandır. Nitekim tek başına bilgi, henüz bu işe soyunmuş bir insan için ‘fazla’ miktarda heyecan yaratmaz. Yağızı burada olsa olsa amcasının delidolu ya da vakur heyecanı şaşırtabilir. Veyahut amcasının yarattığı atmosfer gereği, kalp atışı biraz hızlanabilir ancak buna pek heyecan diyemeyiz. Daha fazlasını beklemek pek olağan değil. Yine de Yağız’ın mizacını bilmiyoruz elbette.

    Yine konuyu Yağmur’a getirmeye çalışıyorsun amca ama bu sızlanmak değil. Yani her şeyden önce çok iyi arkadaşız ve bu evlilik sürecinde zedelenmeye başladı bence.

    Eğer Yağız aşırı alıngan bir karakterde değilse bu duygu durum değişiklikleri biraz fazla hızlı oluyor demektir. Konu kuştan, terk edilen sevgiliye, oradan tekrar kuşa, sonra tekrar sevgiliye şeklinde anlık sıçramalarla devinip duruyor.

    Adil amca düzeneğe doğru eğildi. Kuşu yaklaşık otuz saniye inceledi ve kutunun iplerini söktü. Yağız’ın şaşkın bakışları altında kapanı kaldırarak Krueperi’yi serbest bıraktı. Yağız yüzüne yerleşen şoku atlatır atlatmaz amcasına bağırmaya başladı.

    Az önce bahsettiğim sorun burada da var. Tepkiler aşırı ve karakterin motivasyon sorunu var. Bu da gerçekliği ciddi ölçüde sekteye uğratıyor.

    Sefiller’in ciltli halini okumanızı önerebilirim. Duygu durumlara ve karakter motivasyonlarına çok iyi örnekler var o kitapta. Elinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar