Öykü

Kayalıklar, Gemiciler ve Bir Yanlış Anlama

Nevşin, maddi durumları gayet iyi dört arkadaş da olsalar azmettikleri işin raconu gereğince sadece bedava çay içebildikleri kültür merkezinin plastik masasında eliyle 4/4’lük bir ritmi çalarken umutluydu. “Bir de bagetlerim olsun görün siz beni” dedi.

Hale bu sırada Cenk’in el falına bakıyor, Cenk’in, dalgalı siyah saçlarını boş eliyle okşamasına izin veriyordu. Fallar hep üç vakte kadar bir beraberlikle bitiyordu bitmesine ama Cenk ne korkar gibiydi ne de hevesli. Muhtemelen sadece saçların keyfini çıkartmaktaydı. Hale bir daha ki sefer karşısına oturacağım diye düşündü, o zaman söylediklerime konsantre olur.

Deniz koluna yeni yaptırdığı dövmesi ile kulağındaki piercingine periyodik olarak dokunurken aklında sadece kolunun acısının hâlâ tam olarak geçmemesi vardı.

Gizem kendisini ilgiyle dinleyen Mert’e, rock türlerini anlatırken, o sırada tavla oynayan Çetin ve Fırat’ın burada ne işleri olduğunu düşünüyordu. Biraz da bu düşüncenin etkisiyle sesini yükseltti ve önce Nevşin’i duyduğunu belirterek sonra da buluşma amaçlarını gündeme getirerek konuştu.

“Nevşin sana bagetten fazlası lazım, stüdyo için erken ama Tünel’de bir yer buldum oradan elektro bateri alalım derim ben. Bir de asıl önemli olan ne çalacağımız.”

“Rock” Hale, kelimedeki sesli harfi “a” yerine “o” olarak telaffuz ederken son derece “rockçu” görünse de hâlâ Cenk’in el falına bakıyor olması nedeniyle aynı zamanda da son derece ilgisiz bir profil çiziyordu.

Gizem sinirlerine hakim olarak gözlüğüne yönelttiği öfke enerjisini tükettikten sonra Hale kadar ilgisiz ve kısa bir şekilde sorusunu genişletti “Ne tür rock?” sesli harf yine “o” ile söylenmişti ve bu telaffuz aslında gözlüğün ememediği öfkeyi taşıyordu.

Soru Hale için olsa da cevap Deniz’den geldi “Bence grunge olsun.”

“Punk rock çok enerjik” dedi Nevşin “Ya da rap rock ama o zaman iş Hale’ye düşer.”

Mert, Hale değildi ama Hale pek umursamadığı için konuya o girdi “Bence psyhedelic veya progressive çalın”

Gizem ona, doğru bir noktaya parmak bastığını gerçek işaret parmağı ile gösterirken Hale sonunda cevapladı arkadaşlarını. Gerçi tavla oynarken kendisine kaçamak bakan Çetin’i yakaladığı için aklı karışan Deniz söyleneni duymamıştı, zaten söylenenler de pek öyle duyulmayı hak edecek şeyler değildi. İş müzik türlerinden çıkmış ve düşük yoğunluklu ego savaşına dönmüştü çünkü.

“Ya işte Metallica mesela, eskiden daha sert parçalar çalıyorlarmış, saçlar uzun falan, onlar bile yumuşadılar saçlarını kestiler. Daha popa döndüler. Yani Metallica diyorum… Zaten bence en önemlisi ilk etapta gruba isim bulmak. Önce ismi bulalım sonra karar veririz ne çalacağımıza”

Gizem, Hale’ye belli etmeden gözlerini devirirken, söylenenlerin sonunu yakalayan Deniz mavi gözlerini pörtleterek Çetin’e bakmayı tercih etmişti. Nevşin söyleneni onaylamıştı ve neşeliydi.

“Bunu kız kıza konuşalım. Volvox varmış eskiden şimdi de biz olacağız ben inanıyorum. Spotify’ı patlatacağız.”

Hale lafı getirmek istediği yere getirmişti. “Böyle olmuyor, şu elektronik bateriyi al sen Gizem, parasını bölüşürüz. Cumartesi bize gelin, orada hem biraz çalarız hem isme karar veririz. Ve kız kıza oluruz…”

“Biz niye gelemiyoruz ya?” sorusu Cenk’in ellerinin Hale’nin saçlarından ayrılması ile cezalandırıldı, hükmü okumak sadece cezanın sebebini açıklamak içindi. “Çünkü siz trap beat dinleyen erkeklersiniz.”

Gizem’in “Sanki sen farklısın” diye mırıldanması duyulmadı ve grup biraz daha havadan sudan sohbet ettikten sonra dağıldı.

* * *

Dört liseli çocuk, bilinçli olarak perişan halde tuttukları okul kıyafetlerinin üstünde, kıyafetlerine tezat olarak fön ve jöle eseri son derece havalı saçlarını korumak için yine o havalı saçlarını bozmadan eğreti taktıkları kapüşonların ve yağmurun altında yürürken; konu, kız arkadaşlarının aslında pek de ciddiye almadıkları grubu ve grubun muhtemel isimleriydi.

Fırat tavla masasından kafasını kaldırmasa da konuşulanları dinlediğini bir espriyle belli etti önce; “Mercedex” dedi.

Mert “Süper lan” diye cevaplarken gülmekten katılmıştı.

Cenk de gülmüştü ama kafası kendi söyleyeceği şeylerdeydi, biraz bekledi sonra da söyleyeceği şey Fırat’ınki kadar akıllıca ve komik olmasa da kendi kendine gülmekten katılıp arkadaşlarına vura vura saymaya başladı.

“Yosmalar, Aşüfteler, Kevaşeler hatta Vesikalılar anasını satim. Biz trap beatçi erkeğiz ya size de bunlar yakışır. Metalci kızlara ne denir bilirsiniz.”

“Yavaş!”

“Ne oldu Çetin Bey, Deniz Hanım’a laf mı söyledik, “hamsi” Deniz Hanım’a?”

“Sen beni bırak da siz Hale’yle çıkmıyor musunuz?”

“Çıkıyoruz”

“Eee o zaman laf mı bu şimdi?”

“Aşüfteyse benim aşüftem sana mı sorucam?”

“Babam gibisin”

“Yani?”

“O da öyle sanıyordu, ben sekiz yaşındayken annemle ayrıldılar.”

“Ya duyar kasma bırak, bi espri yaptık… Biliyoruz annenle baban boşanmış. Tamam anladık ya.”

Bu düellonun testosteronun etkisiyle kavgaya döneceğini anlayan Mert lafa girdi, “Oğlum ağır konuşuyorsun ama… Ayıp oluyor.”

Ve Cenk de doğal bir yetenekle olayı çevirdi “Ya tamam ya, sen Gizem’e, bu Deniz’e hasta. Lan Fırat!”

“Efendim?”

“Sana da Nevşin’i bağlayalım oğlum, bacanak olalım hep beraber. Biz de trap beat grubu kurarız, Bacanaklar…”

Bu, çok komik olmasa da herkesi güldürdü, bir barış teklifiydi kabul edildi. Fırat da o anda Nevşin’den hoşlandığını anladı, ya da buna kendini inandırdı. Farkı o da bilmiyordu.

* * *

Cumartesi gününün sabahı Gizem, Hale’den sürpriz bir telefon aldı. Buna göre Gizem’in sırtında bir gitar varken bir de elektronik bateri taşıması haksızlık olurdu. Hale ve Cenk gelip bateriyi taşımasına yardım edeceklerdi. Daha doğrusu bateriyi Cenk taşıyacaktı. Cenk üç gün önceki afra tafrası ve tüm kurumuna rağmen kızlar için bir hamaldı, bu bir erkeğin ergenlikle edindiği ve ölene kadar yerine getirdiği bir görevdi.

Gerçekten de Hale ile Cenk Gizem’e gelip Cenk’e bateriyi yüklediler. Hale, Gizem’i şaşırtmaya devam ederek Gizem’in elektro gitarının amfisini taşıdı. İkili geldikleri taksiye üç kişi olarak binip Hale’lerin evine geldiğinde ve Cenk tüm yükünü boşaltıp akabinde postalandığında iki kız baş başa kaldılar.

Önce rahatsız edici bir sessizlik vardı. İkili, birbirleri hakkında ne düşündüklerini karşılıklı olarak biliyorlardı çünkü. Sonra Gizem, biraz da gördüğü yardıma minnet duyarak sessizliği bozdu,

“Nasıl gidiyor sizin, ciddi misiniz?”

“Doğrusu bilemiyorum. Beni sevdiğini anlayabiliyorum ama uzun vadeli bir ilişkiye hazır mı?.. Bilemiyorum…”

“Seni sevdiği belli canım”

“Öyle de, şıpsevdi biraz. Başkasını da gayet güzel sevebilir. Onun dışında çok eğlenceli, erkeksi de, çağırdığımda nasıl gururla geldi görmen lazımdı. Bana favour yapmayı seviyor. Ama işte… Bilemiyorum.”

“Cenk’i tanıyoruz canım. Muhabbet çocuk ama dikkatli ol. Belki fazla erkeksi ve bir şeyler umuyor olabilir.”

“Daha çok umar.”

Gizem, bu kadar direkt konuşmasından pişman olarak kendini mahcup hissetti. Aldığı cevap “Farkındayım, uyarın için teşekkürler” anlamına gelebileceği gibi pekala “Sen beni ne sanıyorsun?” ya da “Ne cüretle Cenk’in beni sevmediğini ve yalnız benden faydalanmak istediğini söylersin?..” olarak da anlaşılabilirdi. Bu mahcubiyetle konuyu değiştirdi.

“Bateriyi kuralım mı? Nevşin gelince mutlu olsun. Kaçta gelecek onlar?”

“Keşke Cenk’i hemen azat etmeyip bunu da kurdursaydık. Teknik şeylerden anlıyor.”

“Adam bana anlattı, anladım ben. Yaparız, kolay.”

Tam bu sırada içeri Hale’nin annesi girdi. Yetmişli yılların sonunda doğan kadın, güzel Hale’nin annesi ve daha fazlasıydı. Çok güzeldi ve olgunluğun kattığı bir cazibesi vardı.

“Hoş geldin Gizem” dedi. “Çok güzel görünüyorsun bugün.” Ve bu hitap rocker Gizem’in yanaklarını kızarttı. “Sen de bu salak kız gibi bir zevzek bulmadın değil mi kendine?”

Gizem’in yanaklarındaki kızarıklık tüm yüzünü yavaş yavaş işgal ederken, yediği hakaretle oralı bile olmayan Hale sözü aldı “Yok onunki gayet aklı başında bir çocuk. Hatta fazla… Sıkıcı denebilecek kadar. Ama henüz bir ilişkileri yok, eli kulağında ama… İşte yani.”

Bu konuşma ana kız arasında zaten yapılmıştı ama kadın biraz eğlenmek istemişti. Gerçi Gizem’in sessizliği karşısında eğlencesini gizlemek daha akıllıca geldiği için konuyu değiştirdi.

“Deniz’le Nevşin ne zaman gelecek Hale?”

“Yarım saat, bir saat içinde gelirler anne. Sen ne yaptın?”

“Kısır var, amerikan salata var, peynirli börek yaptım. Mercimek köftesi, zeytinyağlı yaprak sarması bir de şöbiyet aldım. İçecek almadım, çay içeriz dedim. Gün gibi olsun istemedim çalışacaksınız diye, yoksa daha çok şey yapardım.”

Gizem teşekkür etmek ve konunun değişmesinden sonra hayata döndüğünü belli etmek istemişti “Ooo, biz kilomuza dikkat ediyorduk ama pazartesi devam ederiz artık.”

“Gençsiniz siz, neşvünema bulacaksınız daha”

“Ya anne, dedemden öğrendiğin lafları bize satmasan…”

Ama laf komikti, genç kadının ağzına muzipçe bir şekilde de yakışıyordu.

“Ne demek ki o?”

“Aman ne bilim ya, büyümekten bahsediyor sanırım.”

Kadın bunun üzerine kızının ağzını kızı sanki üç yaşındaymış gibi tuttu, sevgiyle sıkıp büzdü ve hiçbir şey söylemeden mutfağa gitti.

Hale ve Gizem de önce birbirlerine sonra da karton kutusunun içinde onları bekleyen elektronik bateriye baktılar.

* * *

Bu bakışmadan üç saat sonra, elektronik bateri hâlâ kutusunun içinde beklerken ve Nevşin zigondaki küçük tabağına aldığı yemekleri karışık şekilde yerken, Hale onun yanına oturmuş diğerlerine daha önce gösterdiği şeyi ona gösteriyordu:

Sınıfın güzel kızlarından ve Hale’nin rakiplerinden Selen’in Instagram hesabında aynı gün ve aynı kıyafetle çekilmiş fotoğrafların birisinde kız babet, diğerinde topuklu giyiyordu ve topuklu fotoğrafı, o gün hakkında kızın anlattıklarını yalanlıyordu. Grup, hatta Deniz ve Gizem bile heyecanlanmışlardı.

Sonra grubun erkekleri konusu açıldı. Cenk’in hoppalığı genel konuydu, çünkü Hale ile ilişkileri resmiydi. Diğer çocuklar hakkındaki tahminler muhatap kızlardan tepki görebilirdi – ki Deniz bütün bu sohbet sırasında bir anne kedi vahşiliğinde bakmakla gerekli mesajı vermişti. Zaten eve geldiğinde Hale’nin annesi top gibi kısa ve siyah saçlarını çekiştirerek onu sinir etmişti.- Sadece, hem ortada hiçbir şey olmadığı hem de Nevşin’in pozitif bir sarışın olmasından dolayı onun Fırat’ı bir erkek arkadaş olarak düşünüp düşünülmediği konuşuldu. Nevşin de ne düşündüğünden emin değildi. Bununla birlikte bu konunun neden açıldığını anlamış ve sarışın olmakla birlikte aptal sarışın olmadığını göstermek istemişti. “Bilmem, hiç düşünmedim. Onu öyle düşünmedim hiç”

Sonraki fasıl kızların yediklerinin tarifini alma faslıydı, Hale’nin annesi ciddiyetle anlatıyor, kızlar da telefonlarına kayıt yapıyorlardı. Özellikle yaprak sarması büyük rağbet görmüştü.

Sonunda hiç istemeseler de akşamüstü olunca artık bir şeyler çalmak gerektiğini düşünerek ve vicdan azabı içinde elektro bateriyi kutusundan çıkarıp kurmaya karar verdiler. Ne, ne çalacaklarını konuşmuşlardı, ne de ismi… Sadece Gizem ilk seferlerde cover yapmaları gerektiğini mırıldanmıştı. Gerçi neyin ve kimin cover’ını yapacakları da ayrı bir muammaydı. Tam bu sırada kapı çaldı ve kapı açılınca holden coşkulu bir erkek sesi geldi.

“Naber abla? Cadı evde mi?”

Hale bunu duyar duymaz “Dayım” diye bağırdı ve kapıya koştu. İçeriden gelen sesler samimi ve neşeliydi.

“Naber dayı? Hoşgeldin.”

“Naber kız, Yennefer of Vengerberg?”

Dayı, yeğen içeri girdiklerinde dayının kırk yaşlarında koca bir adam olduğu ortaya çıktı. Gerçi dikkatli gözler için arkalarından salona giren Hale’nin annesinin somurtan suratı da oldukça belirgindi.

“Merhaba gençler. Vedat ben, Hale’nin dayısıyım. Ne yapıyorsunuz elektronik bateri mi kuruyorsunuz?”

Kızlar içten içe “gençler” tabirine takılıp dayının kendileri ile tek tek tanışmamasına bozulduysalar da bunu gizlemeyi başardılar. Bu sırada Hale ısrarla onları topluyor ve bateriyi bırakıp dikkatleri dayısına vermelerini istiyordu. “Dayım bu işlerin piridir. O bize fikir verir” dedi “Özellikle isim konusunda…” Hale öncelik konusunda kararını vermişti.

“Ne tarz çalacaksınız?” diye sordu dayı. Neden sonra müzik aletlerini görünce kendini düzeltmek zorunda kaldı “Rock mı, metal mi?” Rock’ı “a” ile telaffuz etmişti.

“Rock” dedi Hale.

“Ne tarz rock?”

“Ona karar veremedik. Önce cover yapalım sonra karar veririz diyoruz.” Gizem de iddiasından vazgeçmemişti.

“Kimin cover’ı?

Önce sessizlik… Ve sonra Hale…

“İsim bulalım isim”

Dayı dudaklarını büküp ağzını açmak üzereyken Hale devam etmişti. “Zaman, ne zamanı?”

“Ne zamanı?” diye sordu Nevşin.

“Devir Wonder Woman, Captain Marvel zamanı. Devir güçlü kadınların zamanı. Biz bir kızlar grubuyuz. Kız ismi olsun öncelikle, kızları temsil eden bir isim olsun.”

Yine Nevşin cevapladı. “Florence Nightingale.” Kız mutlu olmuştu.

Gizem hırsını Nevşin’den çıkartır gibi olduysa da sesini iyi ayarlamıştı “Hastane ismi gibi…”

Dayı olaya farklı bir açıdan yaklaştı “Florence Nightingale hiçbir zaman Women’s Suffrage hareketine taraf olmadı, soranlara ben zaten özgürüm diyordu. Bu açıdan hayal kırklığıdır. Size de isim olarak ileride sorun çıkartabilir.” Biraz duraklasa da sonra tekrar konuşmaya devam etti. “Şimdi tabi kadınların kadınlık hakkında ne düşündüğünü ben bilemem. Ama kızların sanatında bir görsellik bir yumuşaklık olduğu da su götürmez. Acı ama gerçek. Mesela ben sizin yaşlarınızdayken memlekette 19 Mayıs şenliklerinde klasik gitarla bir buçuk dakikalık şarkı söyleyen Rumen bir kızla tanışmıştık. Kıza şarkıyı on kez söyletmiştik.” Burada Deniz’i göstererek “Kız sana benziyordu, aslında ikiniz de Natalie Imbruglia’ya benziyorsunuz” dedi.

Bu sırada elinde çay tepsisiyle içeri giren Hale’nin annesi, kızların çayını tazelemiş ve kızların bardakları ile ilgilendiği bir anda ışık hızıyla kardeşinin bakışlarını yakalayıp ağzını büzerek kaşlarını kaldırmıştı. Sonra da sordu “Vedatcım sana da çayla bir tabak getireyim mi?”

Vedat”cım” mesajı almıştı. “Yok abla kalkarım birazdan. Gençlere biraz tüyo vereyim de…”

Hale’nin annesi de fırsatı bulup en başından beri söylemek istediklerini söyledi. “Hobi olarak ben de destekliyorum ama seneye de üniversite sınavı var. Onu da düşünerek çok da tüyo verme”

Hale önce gözlerini devirdiyse de sonra konuyu tekrar gruba getirmek için dayısına dönüp sordu. “Natalie?? Neydi adı, o kim?”

“Neyse o önemli değil. Erkekler kızlardan şarkı dinlerken ister istemez olaya bir görsellik giriyor. Hem salt feminist bir grup ismi hem bu tarz bir olgu bir arada… Sürdürmesi zor.”

“Kızlar dayımın sesi de fena değildir. Benim kadar olmasa da” Hale burada iki elinin parmaklarının ucuyla omuzlarını tutup gülümsemişti “Dayı şeyi anlatsana şu konservatuar hikayeni…”

Dayı, anlatmaya başlamıştı ki ablası eline bir çay tutuşturup kucağına yemeklerle dolu bir tabak koydu. “Teşekkürler abla” dedi dayı gevezeliğini yüzüne vuran ablasına. Sonra da tabağın altında bitiştirdiği dizleri ve dökmemeye uğraştığı, altlığından tuttuğu çay ile konuya döndü.

“Sizin yaşlarınızdayım. İki arkadaşım gitar çalıyorlar. Biri özellikle gerçekten iyi çalıyor. Başka okullardan bizden yaşça büyük birkaç psikopatla tanıştık, biri de baterist ki elektronik bateriyi bile çalamıyordu, diğerinin de adı Can’dı her tarafa Canowar yazardı, neyse. Bir Mayıs günü hiç unutmuyorum oturuyoruz bir kafenin bahçesinde, Ele Güne Karşı’yı çalıyorlar ben de söylüyorum. Ben bu arada güya menejerim ha, grupla bir alakam yok. Ben bu şarkının nakaratını tek nefeste patlayacak gibi olana kadar kızararak ama doğru söyledim mi?.. Coştuk, kalktık kafeden koşa koşa belediye konservatuarına, bir adamcağızı bulduk.”

“Neden gittiniz?” soran Natalie’ydi.

“Şan dersi almaya. Neyse adam yarı ürkmüş durumda tabi, üç tane manyak gelmiş deli midir nedir diye düşünerek dedi ki; biz okuluz Eylül’de seçmelerle alıyoruz öğrencileri… Ha öyle mi dedik. Sonra da unuttuk gitti.”

Kızlar samimiyetle gülerken Gizem, aslında dayının hak etmediği bir şekilde yani Hale’ye kızgınlığından dolayı saldırdı. “Müzik maceranız kısa sürmüş anlaşılan.”

Ama dayı belli bir yaşı ve özellikle hormonların egemenliğinde geçen yılları çoktan geride bıraktığı için müşfikçe cevapladı onu. “Ya bir yetenek var. Geçen bir arkadaşın kanununa oturdum öyle kafama göre bir çalmışım, nota falan yok ama inanmazsın yani… Neyse. Ama evet tabi müzisyen değilim ben.”

“Ne iş yapıyorsunuz peki?” Gizem yaptığından utanmış, gelen cevaptan daha çok utanmıştı.

“Akademisyenim, tarih. Şimdi doktora tezim var onu bitirirsem çok iyi olacak.”

“Konu ne?”

“Roma’nın cumhuriyetten imparatorluğa geçişini inceliyorum.”

Saldırma sırası Deniz’e gelmişti, zira adını zar zor anlasa da Natalie’yi telefonundan bulmuş ve güzel bulsa da gözleri fazla pörtlek gelmişti. Bu Deniz’in piercing ve dövmesinin sebeplerinden biriydi. “Roma’yı biz bile okuduk yeni ne bulunabilir ki bu konuda?”

Dayı ise yine aynı dinginlikteydi. “Şimdi esas konu şu; tüm devrimciler tek adam olarak gücü ellerinde tutsalar da ideolojik bir temele dayanırlar. Mesela işte Stalin sosyalizme inanmıştır, Hitler ari ırka inanmıştır. Mevcut düzeni değiştirmek amacındadırlar ve söylediğim gibi tek başına gücü elinde tutsalar da hareketlerinin kaynağı ideolojiktir. Şimdi Roma’da cumhuriyetten imparatorluğa geçişte tek adamın, -bu durumda önce Julius’un ve sonra Augustus’un- gücü ellerine toplamasından öte ideolojik olarak temel aldıkları bir şey görünmüyor. Yani en kısa ifadesiyle neden Cumhuriyetin başına geçmek değil de onu tasfiye etmek?.. Soru bu.

Nevşin aptal sarışın olmasa da söylenenlerin tek kelimesini anlamamış ama konuyu biraz da müziğe getirmek isteyerek konuya katılmıştı. “Ben de severim tarihi mesela kızılderililer. Jim Morisson’un içine çocukken yolda karşılaştığı bir kızılderilinin ruhu girmiş mesela.”

“Hadi ya, o Val Kilmer’ın filmi değil miydi?”

“Val Kilmer kim?”

“Neyse boşver” Dayı neşelenmişti. Bu geyik kendi gençliğinde de vardı. Belki de gerçekti kim bilir? “Madem konu müziğe geri döndü o zaman size grup ile ilgili bir öneri. Captain Marvel’i izlemişsiniz sanırım.”

Kızlar filmi beraber izlemişlerdi.

“Kız sonlarda bir sahnede bilgisayar programıyla konuşuyor ya, orada çalan şarkı Come As You Are. Nirvana… Seattle müziği, grunge rock. Ben sizin yaşlarınızdayken çok modaydı.

Deniz heyecanlanmıştı “Ben de grunge çalalım diyorum. Come As You Are’ı biliyorum.”

“Bir deneyin. Hazır film popüler, siz girl power kafasındasınız, çalın bir isterseniz. Bir de şanslısınız her taraf gitarist doludur, basçı ve davulcu bulmak zordur ki sizde bunlar var.”

Bu sırada Hale’nin annesi mutfakta yumruklarını ısırıyor, dayı ise devam ediyordu;

“Bakın bu az bir şey değil, vokal sesini bastan, bas da davuldan özellikle crosstan şu ayakla vurulan var ya, oradan alır. Kimdi basla, baterist?”

Deniz’le Nevşin kendini gösterirken dayı ağzına gün yemeklerini tıkıştırmaktaydı ama işaret parmağı ile kızları göstermekten geri durmadı.

Gizem hâlâ grupta söz sahibi olduğunu hatırlatmak isteyerek biraz da kıskançlıkla “Ben de elektro, ritim gitardayım” dedi.

“Senin enstrümanına aşık olman gerekir. Onu benliğinin bir parçası yapman… Gitar senin bir uzantın olmalı. İşiniz zor, hep derler işte Volvox, dalga geçerler hatta dağıldıktan sonra ünlü olan grup diye. Grup zor ama sizde gerekli her şey var. Ne çalacağınıza gelince. Bence ne dinlediğinizden başlayın önce, asgari müşterekte buluşur coverlarla başlarsınız. Sonra işin rengi belli olunca oradan yürürsünüz.” Sonra da sordu “Eskiden Kemancı vardı, şimdi onun yerini kim aldı?”

Kızlardan cevap gelmeyince de göstermediği bir hayal kırıklığıyla sustu, belki kim yerine neresi diye sormalıydı. Sessizliği bozan Nevşin oldu. O neşeli hali gitmişti, samimi ve endişeliydi; “Ben” dedi “kendime çok güvenemiyorum açıkçası.”

Diğer kızlar da sessizleştiler. İmdatlarına yine dayı yetişti.

“Baterinin başına geç bir kere her şeyden önce, en hayırlı iş bir işe başlamaktır demiş Dostoyevski. Sonra bir metronom al. Kendine göre ayarlayıp, twinlerini, tuşelerini çalış. Sıfırdan başla çalışmaya. Bu söylediğin söz en güzel söz, kendini biliyorsun bu yüzden gelişebilirsin. Bizim zamanımızdaki o salak gibi değilsin.”

Sonra yine bir sessizlik oldu. Dayı son kez olmak üzere sessizliği bozdu, bu sefer aklında ne kızlara şov yapmak, ne Natalie’yi utandırmak, ne de ondan özür dilemek vardı. Dedi ki;

“Bakın çocuklar, kainatın bir ritmi vardır. Bir sahil kasabasında balık ağını tamir eden bir balıkçı, bir çiviyi düzelten nalbur bu ritmi yakalayabilir. Müzik de böyledir. Öncelikle kafanızda bu ritim ve müzik olmalı. Kadın olmak değil, ünlü olmak değil, bir kültür olarak, bir yaşam tarzı olarak değil, popülarite kaynağı olarak hiç değil, sadece müzik yapmak için müzik olmalı kafanızda. O ritmi yakalamak için… Bundan ötesini öğrenirsiniz de yaparsınız da.”

Herkes etkilenmişken Hale “Buldum” diye bağırdı “Deniz Kızları… Sizi kendine çeken Rumen kız gibi gemicileri kayalıklara çeken Deniz Kızları olacağız biz de.”

Kimse itiraz etmemişti ama bu bir uyum değil bir ölüm ilanıydı. Dayı “Madem ki isim bulundu ben gideyim artık” deyip ayağa kalktığında ve arkasından o fark etmeden Gizem kalktığında; yine dayı kapıda ablasına rahat olmasını bu grubun asla kurulamayacağını açıkladığında ve ablası daha bakışlardan bunu anladığında ve arkadan sessizce gelip söylenenleri duyan Gizem’in birden abla kardeşi korkutarak “Zaten onlar deniz kızları değil sirenlerdi” dediğinde, bir başka müzik grubu daha, daha kurulmadan dağılmıştı…

Murat Barış Sarı

Selam, ben Murat Barış Sarı. Evli ve bir çocuk sahibiyim. Sade bir kalemim olduğunu sanıyorum. Genel olarak bilinç akışı anlatımını ve bilimkurgu fantastik edebiyat alanında cyberpunk alt türünü seviyorum. Diyaloglarım fena değildir, tasvirlerim fena. Farklı tarzlarda bir antoloji oluşturmaya çalışıyorum. Daha eskilerden; kısa filmlerim ve iki arkadaşımla yürüttüğümüz bir internet sitemiz de vardı. Tarihten de ayrıca hoşlandığımı belirtmeliyim, birinci şahıs anlatıcıyı daha çok sevdiğimi de… Kendimi şöyle tanımlıyorum: “Jack of all trades, master of none!..”

Kayalıklar, Gemiciler ve Bir Yanlış Anlama” için 16 Yorum Var

  1. Bir davulcu olarak bu öyküyü büyük sempati duyarak okudum. Özellikle son cümle çok anlamlı olmuş. :yum:

    Çok gerçek ve güzel detaylarla doluydu. Çok karakter, şaşırmadan, birbirine karışmadan, metne çok güzel yedirilmiş. Zaten o yüzden konuşmalar haricinde anlatıcı fazla detaya girmedi. Buradan kendime ufak dersler çıkardım.

    Öğretici, eğlenceli ve samimi bir öyküydü. Bir çırpıda bitti; ufak bir nostalji ve hüzün rüzgârı bıraktı üstümde. Kalemine sağlık. Görüşmek dileğiyle. :clap::clap::clap:

  2. pcd dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Muhabbet çocuk da, erkeksi de bana biraz yabancı geldi. Kızlar genelde bir erkek hakkında konuşurken “erkeksi” demez, tam tersi bir durumda bir şey belirtme ihtiyacı duyar. Karşı cinsin sohbet ortamını yazmak biraz zor olabiliyor.

    Direkt yerine açık kelimesi sanırım daha uygun olurdu.

    Kızlar çalmak için bir evde toplanıyor, bunun için amfi taşıma zahmetine bile katlanıyorlar. Bence stüdyo kiralasalar daha mantıklı olurdu, amfinin yükünden de kurtulurlardı. Ayrıca ne çalacaklarını dahi konuşmamışlar. Biz önce bir şarkı belirlerdik, herkes ona çalışırdı ve kendi çalışmalarımız bitince stüdyoya giderdik. Gerçi Gizem stüdyo için erken diyor ama ev bunun için uygun değil. Bu kızlar ne yaptıklarının farkında değil gibi geldi bana, tarzlarını belirlemeden yalnızca grup ismine takmışlar ve çalma bahanesiyle toplanıp börek çörek yiyip çay içiyorlar :roll_eyes: Ayrıca yemek tarifi istemeleri de… ne bileyim… Kendim dahil, yediği yemeğin tarifini alan ama aynı zamanda “rokçu” kız hiç görmedim :face_with_raised_eyebrow: İmkansız değil, ama pek olağan bir durum olduğunu da söyleyemem.

    Buna neden bozuldular, pek anlayamadım.

    Burada Manowar’a bir selam çakılmış sanırım :slight_smile:

    Öykünün sonu aslında başından belliydi, bu kızların hiç çalmaya niyeti yoktu. Ama yine de bu işlerle ilgilenmiş bir kadın olarak bu duruma üzüldüm; hemcinslerim sadece erkek dedikodusu yapıp gün tabağı bitiren, bir grup ismi yüzünden grup dahi kuramayan kişiler gibi görünmüş. Belki amacınız bu değildi, belki de ben cinsiyetimden dolayı biraz taraflı bakıyorum. Ama buradaki kadın karakterleri çok gerçekçi bulamadığımı söylemeliyim.

    Elinize sağlık.

  3. Selam,

    Yorum için öncelikle teşekkür ederim. Uzun, detaylı ve özenliydi.

    Şimdi müsadenizle neyi neden yazdığımı açıklayayım siz de öykü bunları gerçekten yansıtabilmiş mi karar verin.

    Evet, bu öyküde bir kadın gibi yazmaya çalıştım. Açık ki belli yerlerde başaramamışım ancak bu örnekler düşündüğümden az olmuş, o açıdan belki de durum o kadar da felaket değil. Sonuçta anne, abla,ilişki, eş… Tüm bildiğimiz gözlemlerden ve bize anlatılanlardan ibaret. Ancak bir nokta önemli, bu kızları yazmak bir kat daha zordu çünkü sadece karşı cinsim değillerdi aynı zamanda çok uzun yıllar öncesinden kalan bir dönemimdenlerdi. Kısaca ergenlik çağında bir kızı yazmak belki bir kat daha zor olabiliyor. Çünkü amacım zaten müzisyen olmayan hevesli üç yeniyetme ve bir gerçek müzisyeni yazmaktı. Bu açıdan evet “erkeksi” terimi kullanılmıyor olabilir veya daha çok erkekler için kullanılan “gençler” tabiri aslında kızları rahatsız etmiyor olabilir. Bu konuda eleştirilerinize güveniyorum.

    Bu noktadan sonra söyleyeceklerimde bir denge bulmak istiyorum açıkçası. Yani, hem uzun, ciddiye alınmış bir eleştiriye hak ettiği detayda bir cevap vermek ile “laf yetiştirip” öykünün başaramadıklarını cevapta başarmak arasındaki dengeyi kastediyorum. Bu açıdan biraz kısa tutacağım.

    Öncelikle, kızları stereotipler olarak görmediğimi belirtmeliyim. Evet bu dört kızın üçü müzisyen değillerdi ve öykü müzisyen olmayanın müzik yapamayacağına dayanıyordu. Bununla birlikte bunlar sadece dört kız değil; Gizem, Nevşin, Hale ve Deniz’di. Farklı insanlar olarak tasarlandılar. Farklı hareket ettiler. Grup olarak temelde onları yönlendiren iki duygu vardı; heves ve korku. Stüdyoya da bilinçli olarak sokulmadılar çünkü korkuyorlardı. Gün muhabbeti yapıyorlardı çünkü kutudaki davul setinden de korkuyorlardı.

    Ve evet bu erkekler için de geçerli olabilirdi. Eğer ben kadın düşünce yapısıyla yazma denemesi yapmaya karar vermeseydim ve konu Deniz Kızı yerine mesela Banshee olsaydı bu sefer dört erkek olurlardı. Buna delil olarak öykümün dört erkeğinin de pek düzgün -bu durumda kızlardan daha iyi/üstün- resmedilmemesini gösterebilirim sanırım.

    Ve inanın sadece ün, popülarite, sorunlardan kaçmak için hayatın ritmini duymayan pek çok genç bu tür gruplar kuruyor ve aslında hiçbir şey kurmamış oluyorlar.

    Ama başa dönersek, sonuçta bunları öykünün söylemesi gerek benim değil.

    Tekrar teşekkür ederim.

  4. Hem uzun yıllar müzik eğitimi almış hem de tam da şu an tarih tezi yazan bir akademisyen olarak öyküde kendimden çok şey bulduğumu itiraf ediyorum. :slight_smile: Popüler kültürün hiçbir konuda derinleşme düşüncesini gütmeyen çoğu liselinin üzerindeki yansıması, her önüne gelenin bir sanat dalını kendine maske yaparak gerçek yeteneğini hiç sorgulamadan bambaşka amaçlar uğruna böyle işlere dalması, ergenlerin her şeyi biliyormuş ve çoktan çözmüş moddaki ruh halleri… Yazıya ne de güzel yedirilmiş bunlar. Gözleminizi çok sevdim. Dayının çocukları hem kırmadan uyarması hem de inceden dalga geçmesi de eğlenceliydi. Ha bir de yani Roma ile ilgili ne yazılabilir ki artık. :smiley: Yüzümde gülümsemeyle bitirdiğim, deniz kızlarına nasıl bağlanacağını da merak ettiğim ve sonunda tek noktada da olsa bağlanan samimi ve hayatın içinden bir öyküydü. Bazı noktalama işaretleri yanlış gibiydi ama arada öyle olabiliyor. Kaleminiz daim olsun.

  5. Merhabalar @MuratBarisSari
    Öykünüzün bütünü güzel. Çok dağılmadan toparlamışsınız. Deniz kızı temasını oldukça dolaylı kullanmışsınız. Bence fena olmamış.
    Bahsettiğiniz yaş dilimini çok eskilerimde bıraktığım için, çıkarıp bir kendime baktım. Özlediğim zamanlara döndürdü beni.

    Birkaç küçük eleştirim olacak🙈 Noktalamalarda bazı atlamalarınız olmuş. Muhtemelen gözden kaçmıştır. Bir de isim tercihlerini pek sevmedim. Gizem ve Deniz hariç. Onlar hem temaya yeşil ışık yakan isimler hem de son derece o yaş sınıfına aitler. Ancak diğerleri sanki biraz güncellenmemiş etkisi verdi bana.

    Verdiğiniz tarihi bilgiler, okuyucuyu bilgiye boğmadan serpiştirmeniz başarılı.

    Sonraki seçkilerde görüşürüz👌