Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Lamba’nın Lanetledikleri

1

Osmanlı’nın son dönemlerinde inşa edilmiş batı tarzı apartmanların arasında sıkışıp kalmış tek katlı, taş duvarlı eski bir dükkanın önündeydi.

Dışarıdan bakanlar için çeşitli eşyaların bulunduğu orta halli bir antikacı dükkanıydı. Ancak İstanbul’un zenginleri ve seçkinleri arasında rivayetlerle malumdu ki burası alelade şeyler satan bir antikacı değildi. Büyülü, tılsımlı, efsunlu her çeşit eşyanın, büyücülerden cadılardan kalma tuhaf eşyaların mezatının yapıldığı, bunları toplayan koleksiyonerlerin ve gizli istihbarat servislerinin uğrak yeri olan bir dükkandı.

İstanbul’un sosyete partilerinden birinde duyduğu rivayet üzerine gelmişti. Çalıştığı şirketin patronlarından biriyle yaşadığı ilişki ve patronun onun yerine bir başka çalışana meyillenmesi içindeki intikam ateşini harlayınca harıl harıl öç alma yöntemi aradığı sırada denk gelmişti bu dükkana. Önce mafya tarzı oluşumları düşünmüştü elindeki birikmişiyle, sonra bir dedikodu esnasında böyle bir dükkanın varlığını öğrenerek adresi aldığı gibi soluğu burada almıştı.

İstanbul’un ahalisi varoşundan zenginine büyücülere, üfürükçülere, falcılara ötelerden beridir itimat ettiğinden ve sosyetenin büyü merakı bilindiğinden, gerçekliğinden zerre kuşku duymadan geceye doğru dükkanına gelip burayı açtığı bilinen esrarengiz antikacıyı beklemeye başlamıştı.

Neden geceleri dükkan açtığı bilinmez, aslı nesli de bilinmez antikacı, dükkanına doğru yaklaştığı sırada kapısının önünde bekleyen genç ve alımlı kadını görür görmez sanki bir tehdit algılamış gibi sağa sola bakınarak ihtiyatlı bir şekilde yürüyüşüne devam etti. Kapının önüne gelir gelmez genç kadını hafifçe süzdükten sonra cebinden anahtarını çıkartarak dükkanın kapısını açtı. Orta boylu, solgun yüzlü, uykusuzluktan kızarmış gözlere sahip biriydi ve kalabalığın içinde herhangi birisiyle kolayca karıştırılabilecek denli sıradan görünüyordu.

Adam dükkana girer girmez kadının da ardından seğirterek “İyi geceler” demesi üzerine ivedilikle geri dönüp kadına baktı. Her ikisi de birbirlerine çekingen bakışlar attıktan sonra adam sordu:

“-İyi geceler. Adres mi soracaktınız?”

“-Hayır ben burası için gelmiştim.”

“-Antika bakmak için fazla erken bir saat değil mi?”

“-Yok ben sıradan bir meraklı değilim. Sizi bana Mübeccel hanım tavsiye etti. Gece çalıştığınızı belirtmişti bu nedenle yarım saattir burada sizi beklemekteyim.”

“-Haberim olsaydı erken gelirdim inanın. Lütfen içeri buyurun.”

Genç kadın, antikacının yol vermesiyle karanlık dükkana adımını attı. Adam içeriye girip kapıyı kapattıktan sonra karanlığın içerisindeki her zaman ki rotasında yürüyerek dükkanın ışıklarını açtı. Fazla büyük olmayan, her antikacıda bulunabilecek eşyaların sağda solda raflarda ve masalarda dizildiği sıradan bir antikacı dükkanıydı. Adam rafların arasındaki ahşap bir kapıyı açarken kadına bakarak:

“-Sadeliği sizi yanıltmasın. Biz antikacılar ve sahaflar asıl hazinelerimizi saklamayı iyi biliriz. Lütfen buradan buyurun.”

Taş merdivenlerden aşağıya indiğinde geniş bir salonda buldu kendini kadın. Tepeden flüoresanlarla aydınlanan, duvarlara paralel rafların üzerinde envai çeşit eşyanın ve hatıratın tozlandığı, cam fanuslarda ucube mumyalarının ve hayvan iskeletlerinin beklediği, üzerindeki kanı halen kurumamış kesici aletleri, zehir kutularını, zincirlerle sabitlenmiş tuhaf kutuları şaşkınlıkla seyretmeye başladı.

Antikacı yanına gelerek:

“-Tarihin çeşitli dönemlerinden kalma bir nice şey var burada. Ne aradığı bilen birisi için yeterince faydalıdır. Mesela şu parfüm şişesi… Bu Mısır’dan gelmedir, eski bir paşa torununun eşyaları arasından çıkma. Bunun içindeki esansı sıkarsan seni olduğundan genç gösterebilir. Ama tılsımının çalışması için belli miktarlarda bakire kanıyla tazelenmesi gerekmektedir…”

Kadın:

“-Benim aradığım şey daha çok bir intikam…”

“-İntikam için demek… Tam yerine geldiniz… Yalnız garibime geldi dükkanımdaki şeyleri pek garipsemediniz. Büyücülere inananlar bile ilk geldiklerinde şaşırırlar genelde.”

“-Sosyete boş şeylere para saçmaya meraklıdır. Ama sizde görünenden fazlası olmalı. Bu kadar eşyayı boşu boşuna toplamıyorsunuzdur…”

“-Siz kadınlar ve onların kurnazlığı. İtiraf edin. Gelir gelmez ayakkabılarıma baktınız ve ayaklarımın ters olduğunu görünce de durumdaki tuhaflığı anladınız. Başkaları bu kısmı atlıyor genelde. Korkup bayılan oluyor, hoş şeyler değil bunlar…”

“-Benim için ne olduğunuz önemli değil… İşinizi tam yapıp yapmadığınız.”

“-Ben bir tüccarım. Sattığım şeylerden memnun kalıp kalmama hakkınız var. Aileden beri bu işi yaparım. Ben bu eşyaları satarım. El değiştirir ama sonunda uğursuzlukları ya da getirilerinden memnun kalmadıkları için buraya geri döner geri alırım onları.”

Antikacı siyah bir hançeri gösterdi:

“-Bu hançer İran’dan gelme. Eski ateşgede rahipleri bunlarla kendilerini yaralarlarmış. Daha ölümcül yaralar almamak için. Osmanlı zamanında yeniçeri kışlalarının topa tutulduğu vakitlerde o yıkımdan kurtulabilen bir yeniçerinin aşığı satmıştı. Benli Behiye. İstanbul’un kadın kabadayılarındandı. Yalnız bir kötü yanı bununla yaralananın yaraları bir süre iyileşmemeye başlıyor, yani biriken acılar bir süre sonra patlama yapıyormuş. Sonrasını tahmin edersiniz…”

“- Acımı hafifletebileceğini sanmıyorum…”

“-Elimde sırf intikam için icad edilmiş şeyler var. Mesela şu zincirli biblo, cüce şeklindeki. Bunu düşmanınıza hediye edin. Her dolunayda canlanır ve insanlara saldırır. Ya da şu dansöz zilleri. Zenne Halime’ye aittir. Anası Kurşuncu Zekiye tılsımlamış zamanında. Bununla düşmanının önünde dans edersen dans eden kişiyi ölümüne kıskanır, gördüğü her insana saldırır ta ki öldürülene kadar. Ya şu kömür maşası. Külhanlı Abdullah’ındı bir dönemler. Bununla düşmanına dokunman yeterlidir, görünmez alevlerle kül olur kahrolur. Ama daha özel şeyler de var. Şu ip, Cingen Bekir’indir. Osmanlı’nın namlı cellatlarından. Bu ip canlı gibidir, düşmanının üzerine at kendi kendini boğacaktır.”

“-Benim aradığım şey daha farklı. Somut bir şeyler aramıyorum. Para sorun değil. Öyle bir şey istiyorum ki, mutlu olduğunu zannederken aradığı belayı bulsun.”

“-Aslında elimde öyle bir şey var. Çok eski bir parça ve emin olun fiyatı cüzzidir. Faydalanabilen pek olmadı bugüne kadar. Şu elimde görmüş olduğunuz lamba. Masallarda duyabileceğini türden. İçinde bir cin vardır. Benden ve soyumdan daha kudretlidir. Ama buna tılsımla bağlanmış ve her okşayanın dileğini yerine getirmek zorunda. Tek dilek hakkı vardır. Ancak uyarıyorum kendiniz için denemeyiniz.”

“-Yüreğimin dilediğini isteyemez miyim?”

“-Hanımefendi masallar maalesef gerçekleri yansıtmaz. Bu lamba bugüne kadar çok el değiştirdi. Bundan kimse faydalanamadı. İçindeki cinin tuhaf bir dilek algısı vardır. Yerine getirir ancak ne yaptığıyla pek ilgilenmez. Dilek dileyenlere karşı tuhaf bir kini vardır. Mesela aşk dilediniz, tutup bir cini size aşık eder ömrünüzün kalanını tımarhanede geçirirsiniz. Dünyanın hazinelerini dilediniz. Bir ejderin en değerli hazinesi olan yavrularını, aç ejder yavrularını koynunuza sokabilir. Para istersiniz hayır getirmez, lanet ötesi bir tılsımdır.”

“-Öyleyse bunu intikam için ona bırakmam ve onun kurcalaması yeterli olacaktır?”

“-Kesinlikle. En sevmediğim eşya budur içlerinde ama bu konuda en garantilisi de bu. Sabahı canlı görmeyeceğini garanti edebilirim.”

Antikacı masasının altından çıkardığı kirli bir bez parçasına sardığı eski yağ lambasını kadına verirken:

“-Sakın dokunmayın. Ondan bir dilekte bulunmak istemezsiniz…” diye ekledi.

 

 

2

Görkem her ne kadar kariyeri ve geleceği parlak bir şirketin genç yaşta patronu olmuş bir talihli ise de o gece yalnızdı. Etrafında alıcı kuş gibi dolanan hatun taifesinden o gecelik uzaklaşarak evine erkenden kapanmıştı. Tuhaf bir his vardı içinde.

Yatağında oturmuş aynadaki aksini seyrediyordu. Hayatta her şeyi elde etmişti. Zekasıyla açamadığı kapı olmamıştı. Okulda en önemli topluluk görevlerini üstlenmişti. Üniversitede de iş hayatında da yükselmesini bilmiş, genç yaşında muazzam bir servet ve şöhret sahibi olmuştu. Firmaların, CEO’ların, genç kadınların, lolitaların, sosyete ehlinin ve cemiyet hayatının önemli figürlerinin etrafında amiyane tabirle fink attığı Görkem’in kendi içerisinde hayatta elde edemediği tek bir şey vardı. Tek bir şey doğumundan beridir onun hayatını eksik yaşatan şeydi: Çirkinliği…

İnsanların menfaatleri icabı etrafında gezdiğini biliyordu. Kadınların ona sırf banka hesap numaraları için gülümsediğini bildiği gibi. İçindeki tuhaf his çirkinliğinin geride kalacağını söylüyor gibiydi.

Kapısı çalındığında korkuyla irkildi. Kapıyı açtığında kimseyi göremedi. Sadece kapının önüne bırakılmış kırmızı bir hediye paketi buldu. Paketi alıp kapıyı örttüğünde merak duygusu depreşmişti. Metreslerinden birinin ilgi çekmek için sürpriz yapma ihtimali yüksekti ama ne tür bir sürpriz onu bekliyordu?

Paketi açtığında kirli bir beze sarılı eski tip antika bir yağ lambası bulduğunda şaşırdı. Kirli beze sarılı bir yağ lambası bir tür tehdit mesajı olabilir miydi? Lambayı eline alıp baktığında oldukça eski olduğunu fark etti. Sağına soluna bakarken lambanın ucundan duman püskürmeye başlayınca korkuyla yere atarak sokak kapısına doğru geriledi.

Lambadan çıkan dumanlar sanki bir insan siluetiymişçesine bir araya geldi. Adamın karşısında cisimleşen varlık tarif edemeyeceği türden bir şeydi. Salonun yüksek tavanına değebilecek denli irileşerek Görkem’in önüne dikildi.

“-Emret sahip!”

Ses, Görkem’in zihninin içinde adeta yankılanırken, kafasındaki tilkiler dolaşmaya devam etmiş, “emret” kelimesinin zahiri ve batıni anlamları üzerine düşünmeye başlamıştı. Ses tekrar çınladı:

“-Yüreğinin arzu ettiğini getirdim sahip!”

Anın tuhaflığına şaşırdı. Masallarda geçen sihirli lamba ile karşı karşıyaydı. Gerçekti. Rüya olsa kesin anlardı rüyaların en güzel kısımlarında hep uyanmıştı. Ne dileyebilirdi? Aklına yatağında düşündükleri geldi. Estetik yoksunluğu. İstenilen, arzu edilen, aşık olunan kişi olabilirdi. Sadece istemesi yeterliydi:

“-Bana öyle bir görünüm bahşet ki görenlerin kalbini titreteyim! Eşsiz bir güzellik! Eve güzellik! Güzel bir kadın bedenine sahip olmak istiyorum! Tüm bakışları üzerime çeken!”

Dumanlar içindeki tuhaf siluet kaybolduğunda hiçbir değişikliğin olmadığını gören Görkem, hayal görüp görmediğini anlamak için yatak odasına koştu. Aynada gördüğü görüntü karşısında neredeyse düşüp bayılacaktı!

Üzerinde erkek eşofmanları bulunan oldukça güzel bir kadın aynada kendisine bakıyordu. Gece rengi saçları ve büyüleyici gözleriyle daha o anda nutku tutulmuştu. Elleriyle yüzünü yokladı, saçlarına dokundu.

Pencerenin önüne giderek şehre baktı. Hep o kadar sahip olduğu şeylere rağmen ezile büzüle geçtiği sokaklara. Cazibesini şehre göstermek için dayanılmaz bir arzu duyuyordu. Eski eskort sevgililerinden kalma elbiselerin durduğu gardıroba yöneldi. Hayatını nasıl devam ettirecekti? İmzası yine ona ait olduktan sonra işleri görünmeden de halledebilir hatta yeni kendisine bile devredebilirdi.

Hiçbir şeyi düşünmesine gerek yoktu. Hayallerinde bile tadamadığı bir şeyi yaşayacaktı… İnsanların kendisini arzu ve hayranlıkla seyretmesine tanık olacaktı.

3

Genç kadın elindeki gazeteye bakarken suratında şaşkınlık ve zafer duygusuyla karışık tuhaf bir sırıtma vardı. Gazetenin teşhir etmekten kaçınmadığı bir cinayet haberiydi okuduğu. Kimliği belirsiz genç bir kadına bir grup kimliği belirsiz saldırganın tecavüzüne uğradıktan sonra öldürülmüştü. Çığlık seslerini evlerindeki insanlar duymuşlar ancak başlarına iş almamak için ve kadının o saatte dışarıda olduğuna göre uygunsuz bir şahsiyet olduğuna inandıkları için müdahale etmemişlerdi. Enteresan bir şekilde kadının üzerinde ünlü bir iş adamının kimliği ve telefonu çıkmıştı ve o kişiye de ulaşılamadığını haberciler bildirmişti.

Genç kadın o iş adamını tanıyordu ve ölümle arasında tuhaf bir bağlantı kurmuştu. Gazeteyi kıvırıp caddede yürümeye başladığında, bir elinde de iz bırakmamak için gece gizlice eve girip aldığı lambayı taşımaktaydı. Şirketle arasında oldukça yakın bir mesafe vardı. Yolun boş olduğundan emin olduğu sırada karşıdan karşıya geçti. Frenleri patladığı için hızını alamayarak son hızla üzerine gelen arabayı fark ettiğinde çoktan ölmüştü.

İnsanlar kanlar içinde yatan cesedin etrafına toplandığı sırada, kimsenin aşina olmadığı antikacı kalabalığa doğru yaklaştı. Yolun öbür ucuna fırlamış olan çantanın içindeki lambayı kirli bir bezle alarak ufak bir çuvalın içine koyduktan sonra olay yerine baktı. Kendi kendine söylendi:

“-Cık! Cık! Cık! Yazık oldu! Gencecik kızdı halbuki… O kadar da dokunmamasını söylemiştim…”

Ardından gözlerini lambanın olduğu çuvala indirerek:

“-Sen de bir rahat durmuyorsun ki! Başıma iş açacaksın bir gün! Tez zamanda beton döküp denize atmalı seni!”

SON

Mehmet Berk Yaltırık

Tarihçiyim ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Lamba’nın Lanetledikleri” için 6 Yorum Var

  1. Selamlar Abi,
    Yine her zamanki gibi harika bir öykü… Eleştirebileceğim kurgu bakımından hiç bir şey yok. Bazı noktalama yanlışlıkları (unutkanlık?) var, Evet, Hayır gibi ünlemlerden sonra virgül koymaman gibi, bir kaç sözcükte de unutulan harfler var başka da yazım hatasına dair bir şey göremedim. Doğru kullanımı nedir bilmiyorum; koleksiyoner mi kolleksiyoner mi ama bu gibi sözcüklerin yerine daha Türkçe şeyler bulabiliriz sanırım toplayıcı falan gibi.. 🙂

    Bir de sormak istediğim şey, -içerikle ilgili olacak- Görkem’i neden yakışıklı bir adama çevirmedin de güzel bi kadına çevirdin? 🙂

  2. İmla hatası benim hikayelerde pek eksik olmuyor. Aceleye gelmesi ve hikayeyi önce kendi kendime anlatıp sonra yazıya geçirdiğim için sık oluyor bu. Anlatırken sırıtmayan devrik cümleler yazıda sırıtıyor haliyle. Tabi bunun yanında yazmanın heyecanına kapılma var. Yazarken ellerim kayıp gider, kontrol etmeyince de taslaktan bu tip hatalar çok çıkar.

    Neden kadın? Cinin kötücül espri anlayışı diyelim 🙂 Adam büyüleyici bir görünüş arzuluyor, cin ona bunu veriyor ama bir kadın! adam niye şaşırıp karşı çıkmıyor peki? Çirkinliğinden tiksinen birisi ondan kurtuluş yolu bulursa kolay kolay karşı çıkmaz, hemen kabullenir. Estetik geçiren insanların eski fotoğraflarını yok etmesi gibi 🙂 Cin işinin ehli ama öyle bir şey çıkarıyor ki adam bile karşı koyamıyor, eskiye dönmektense o dileği yaşamayı sürdürmeyi yeğliyor. Gerçi ben bu tip açıklamaları sevmem olası bağlantıları okurun hayal gücüne bırakmasını severim ama soruna cevaben yazdım 🙂

  3. Elinize sağlık. Çok güzel akıcı bir öykü olmuş.
    Diyebileceğim tek bir şey var: Eğer öykünün ortasında bir açıklama yapılıyorsa finalde bunun aksini görmek bence kurguya daha uygun olur. Yani antikacı lambanın neler yaptığını anlatıyorsa; öykünün sonunda bütün bunları görmektense adamın cini nasıl alt ettiğini görmek daha etkili bir kurgu olur. Eğer ille cin insanı yenecekse de antikacının “bu işinizi görür” gibi hiçbir açıklama olmadan kadını ikna etmesi, öyküyü daha heyecanlı kılacaktır.
    Aksi halde kötü adam bütün planı açıklar gibi bir döngü oluyor; okuyucu “bilineni” beklemiş oluyor.
    Nacizane görüşlerim.

    1. Sağolasın, teşekkür ederim. Ben de bu meddah tarzı ya da sözlü anlatımdan kalma bir huy var. Hikayeyi daha başlangıçtan: “İleride bak neler olacak” kafasında anlatıyordum. Bunu kırabilmek için şu sıralar tamamen kendime yabancı batı tipinde anlatılara zorluyorum. Kelime kelime giden ve daha sürpriz sona odaklanmış hikayeler üzerinde çalışıyorum. Yine de bir türler arası geçiş hikayesi için bu kadar olabiliyor 🙂

  4. Selam üstat;

    Her zamanki üslubunun dışında bir şeyler denediğini ve bunun üstesinden de başarıyla gelebildiğini görmek güzel. Bence düz yazı konusunda da gayet başarılısın.

    Hikayen okuyucuyu ters köşeye yatırmasa da okurken bayağı keyif veriyor. İnsanın aklında bazı soru işaretleri de kalmıyor değil hani “Neden böyle bitti? Adam niçin bir kadın bedeni diledi?” gibi…

    Bu ay aynı eleştiriyi ikinci kez yapacağım ama doğrusu bu 🙂 Tırnak içine aldığın cümlelerin başında tire işareti kullanılmaz. Ya biridir ya da öteki; kural gereği ikisi aynı anda olmaz.

    Keyifle okudum, ellerine sağlık.

    1. Selamlar üstadım. İmla konusunda aman beni yalnız bırakmayasın, benim kafa yazarken öyle bir uçuyor ki bazen hangi cümleyi ne diye yazdığımı bile unutabiliyorum. Bazı şeyleri normal sandığımdan, alışkanlıktan bile yazabiliyorum. O yüzden sürekli böyle hatırlamam şart 🙂

      Türe gelince, bugüne kadar hep tarihsel türde yazdım. Eskiden de yazıyordum ama eskiden yazdıklarım daha iyi geliyordu bana çünkü tam batı tipi anlatım tarzı vardı, okuyucu okurken metinden düşmüyordu. Ama tarih türü hikayelerin sayısı artık ben metinlere aşırı savrulunca ortaya eski tarzda ama artık günümüz okuyucusuna sıkıcı gelebilecek türde hikayeler çıkmaya başladı. Ben de işte bu eski öykülerimdeki ayarı tutturabilmek için şimdilerde asıl hikaye tipinde şeyler yazmayı amaçlıyorum. Bir de tabi benim yakamı sözlü anlatım günlerinden beri bırakmayan doğrudan, konuştuğum şekilde yazma huyumu kırabilmem lazım. En azından yazıya uyumlu hale getirmem lazım. Çalışmalarım sürüyor 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *