Öykü

MO

“Rahatınıza bakın, uzanın lütfen” dedi Doktor Sevinç Hanım hastasına bakarak.

Kadın doktorunun tavsiyesine uyarak koltuğa uzandı. Merve tavana bakarak olanları düşünüyordu. Hangi birinden başlamalı nasıl sonlandırmalıydı. Doktorunun karşında ne diyeceğini bilemiyordu. O an sadece tavana bakıyordu. Tavan beyaz boyasıyla saflığı sergiliyordu. Ama duvarlar… duvarlara bakamıyor ya da cesaret edemiyordu. Duvarlar özellikle köşeleri tam karanlık taraflardı. Oralar kötülüğün bölgeleriydi. Merve mümkün olduğunca bakmamayı yeğledi.

“Merve Hanım” dedi doktor konuşmaya başlamak istercesine ama hastasından cevap gelmemişti. Tekrar doktor ağzını açtı, “Merve Hanım!” yine cevap yoktu. Doktor tekrar ağzını açacakken, Merve sadece bakmakla yetindi. Doktor ve hasta sadece odada birbirlerine bakıyorlardı.

“Her şey MO ile başladı” dedi Merve kısık bir sesle.

“MO nedir Merve Hanım bana tarif edebilir misiniz?”

“MO” dedi Merve tekrar tavana bakarak. “MO bir yaratık o bu dünyadan değil korkunç bir şey” diyerek sustu.

“Korkunç bir şey derken neyi kastediyorsunuz, anlamadım.”

Merve tüm olan biteni gözünün önüne getiriyordu. Babaannesinin ilkbaharda yazlık evinde olanları ve o MO denen yaratığı… hepsi gözünün önünde bir film şeridi gibi geçiyordu. Ama bir noktadan sonra başlamalıydı. Bu yükten tamamen, değilse bile birazını atmalıydı. Ardından konuşmaya başladı.

“Her şey babaannemin konağına 1996 yılının nisan ayında gitmemle başladı. Ev eski konaklara benziyordu.Bahçesinde yuvarlak süs havuzu vardı.Kapıyı çaldığımızda babaannem bizi kapıda karşıladı. Babaannem çok yaşlı biriydi. Zaten bir sene sonra vefat etti. Öldüğünde vasiyet olarak o konağı bana verdi. Her neyse aradan uzun yıllar geçti ve tekrar o konağa 2015 yılında gittim. Kafamı dinlemeye ve biraz şehir hayatından uzaklaşmak istemiştim aslında. Tekrar eve gittiğimde ilk duyduğum o soğuk korkuyu yeniden hissettiğimi hatırlıyorum.Yine de orası benim evimdi. Ve orası ailemden bana miras kaldı hem de her şeyiyle birlikte. Buna MO da dahil.

“Merve Hanım, çocukluğunuzda ne gördünüz?” diyerek sözünü bitirdi elindeki kalemle notlarına tik koyarak.

“Bir keresinde komşu çocuğuyla evde körebe oynuyorduk. Bu yaklaşık 20 yıl önceydi. Komşu çocuğu ebe olmuş beni arıyordu. Ben de saklanmak için babaannemin gardırobunun içine girdim. Babaannemin kıyafetleri arasında nefesimi tutmuş saklanıyordum. Çocuğun sesini duyuyordum. Ama o beni göremiyordu. Bende dolaptan çıkıp uygun anda sobe yapacaktım. Dolabın kapağını açtım ve dışarıyı gözetledim. Kimsenin olmadığını anladığımda dışarı çıktım.Dolap aniden sallanmaya başladı. Kafamı çevirdiğimde dolabın içinden seslerin geldiğini ve birinin bağırışlarını duydum. Korkmuştum. Dolabın içine girdim ve daha sonra… şey… onu gördüm.”

“Tam olarak nerde gördünüz. Yanınızda falan mıydı?”

“Hayır. Yanımda değil arkamdaydı.”

“MO’nun boyu kaç metre hatırlıyor musunuz?”

“2-2.5 metre kadar var ve dolapta küçüktü, yani sığamazdık” dedi Merve doktorunun sıradaki sorusunu anlayarak; lafına kaldığı yerden devam etti:

“Çünkü suntanın arasından baktığımda bir mağara gördüm. Orada sapsarı çirkin uzun dişleriyle kurbanını yiyordu. Uzun gri renkte ve kuyruğunda tek bir tane gözü olan ve kafasında dediğim gibi sadece uzun sarı dişleriyle kurbanını kocaman ağzıyla yiyordu. O an yedi yaşındaydım ve bunu hayal etmişimdir diye düşünmüştüm hep. Ama en son gittiğimde gördüğüm şeyler tamamen gerçekti. O dişler, kuyruğundaki tek göz… her şey küçükken gördüğüm şekildeydi.”

“Peki, bu sefer nasıl gördünüz?”

Merve doktoruna baktı. Yine uzun süre kadını süzüyordu. İçindeki kötü his bunun zor bir soru olduğunu söylüyordu. Nereden başlayacağını yine bilemiyordu. Ama bunu söylemezse herkesin onu deli zannedeceğini düşünecekti. Belki de çoktan delirmişti. Doktorun bu sorusu bile onunla alay ettiğinin bir kanıtıydı.

“Bu nasıl bir soru böyle” diyerek hafiften sinirlenmeye başlamıştı. Konuşmasına devam ederek, “Sizin insanlara yardım etmek için bu görevi icra ettiğinizi düşünmüştüm. Bu resmen benimle dalga geçtiğinizin kanıtı. Ben delirmedim Sevinç Hanım. Gördüğüm şeyler tamamen gerçek ve dört kişi daha bunun gerçek olduğunu anladılar. Hem de canları karşılığında.”

O anda Merve sözünü bitirdiğinde kapıda iri yarı orta yaşlı bir adam içeri girdi.Bu adam bir polis idi.Polis, Doktor Hanıma bakarak, “Sevinç Hanım,bağrışları duydum, bir problem yoktur umarım.” dedi Merve’yi süzerek.

“Hayır Memur Bey bir problem yok. Sadece karşılıklı tatlı sert konuşuyoruz.”

“Kusura bakmayın ben sizi bölmeyeyim.” diyerek kapıyı kapadı.

Merve sinirlendiği sırada yattığı koltuktan kalkmıştı. Kız ayakta olduğunun ve bağırdığının farkında bile değildi. Merve, “Özür dilerim bazen aniden parlayabiliyorum. Bu olay her zaman beni takip etti. Artık bundan kurtulmak istiyorum.”

“Pekâlâ sizi gücendirdiysem özür dilerim. Soruma şöyle devam edeyim. 2015’te gittiğinizde yaşadıklarınızı en başından anlatın. Ve o dört kişiye ne oldu. Bunun birer hayal olmadığınızı söylüyorsunuz. Bende sizi dinliyorum. ‘MO’ dediğiniz yaratıkla aranızla olan bağ nedir?Aklımdaki soruların cevabını sizden dinlemek istiyorum.”

Merve doktorunun sorularını dinledikten sonra tekrar tavana baktı.

“Eve ikinci kez adımımı attıktan sonra içerdeydim. İlk önce oturma odasına baktım.Duvarda babaannemle dedemin birlikte çekilmiş siyah beyaz fotoğrafına baktım. Babaannem bir sandalyede oturmuş onun arkasında ise dedem ayakta genç babaannemin omzuna elini koymuş ve o şekilde -tabi o döneme ait moda bu şekildeymiş herhalde- çekilmişler.Merakımdan koltuğun üstüne çıktım.Rahmetlilerin çerçeveli fotoğrafını alıp arkasını çevirdim. Çünkü fotoğrafın arkasında tarihleri yazılıydı. Tarih şöyleydi: 05.04.1957. Onu gördükten sonra tekrar çerçeveli fotoğrafını duvara astım.Fotoğrafa dikkatli bir şekilde tekrar baktığımda arkada bir şeyin gezdiğini gördüm. O şey ilk önce yavaş daha sonra hızlanmaya başladı. Donmuş kalakalmış pür dikkatimi o fotoğrafa kilitlemiştim. Resimde gezinen şey MO’ydu. Yaratık babaannemin kafasının yarısını iri dişleriyle bir lokmada kopardı. Dedem hiçbir şey yapmadan sadece bana bakıp gülümsüyordu. Ama bu gülümseme öyle içten ya da şefkatli değildi.

Bu gülümsemede kötülük ve bundan da zevk alma vardı. Yaratık babaannemin kafasının diğer yarısını kopardığında yüzüme kan sıçradı. O sıçramayla birlikte dengemi kaybedip, sırt üstü yere kapaklandım.Kan oluk oluk duvardan akıyordu. Daha sonra çerçeveli resim duvardan fırlayıverdi.Duvarda önce küçük sonra da büyüyerek kabarcıklar çıktı. O kabarcıklardan önce kafa, sonra da elleri çıkmaya başladı. Yaratık beni göremediği için pençeli ellerini deli gibi savuruyordu. Duvarın köşesinden yine kabarcıklar çıktı. Piramit şeklindeki bu kabarcıklardan bir kuyruk çıktı. Kuyrukta tek bir göz bana bakıyordu. Kafa uzun sivri sarı dişleriyle bana ulaşmaya çalışıyordu. Kafa ağzını iyice açtı. Ve bana pis bir kusmuğa benzer sıvı fışkırttı. Bu o kadar iğrenç ve o kadar pis bir şeydi ki o kusmuk beni içten içe emiyordu. Yavaşça eriyordum. Elime baktığımda sadece iskeletimin kaldığını gördüm. Ve o anda çığlığı attım veya attığımı sandım. O kadarını hatırlamıyorum. Çünkü bayılmıştım. Uyandığımda yerdeydim. Önce elime koluma baktım. Her şey olması gerektiği gibiydi. Sol tarafta pencerenin köşesindekoltukta oturan bir adam gördüm. Adam yaklaşık 60-70 yaşlarında uzun boylu bir adam duvarın köşesindeki koltuğa oturmuş bana bakıyordu. Bir an bakıştıktan sonra bu adam bana çok da yabancı değildi. Çünkü o adamSeyit Ağa idi.Yani o fotoğraftaki kötücül bakışlı dedemdi.”

* * *

“Dedeniz mi?” dedi şaşkınlığını gizleyemeyen doktor hanım koltukta oturan hastasına bakarak.

Merve olanları anlattığında bir nebzede olsa rahatlamıştı. Bu yaşadığı olaylar ona delilikle gerçeklik arasında sanki bir ip cambazı gibi dengede durmak zorundaydı.Gerçekler kimi insanlara şu anki görünendir; ama Merve kendi gerçekliğini sadece farklı bir dünyada görmüştü. O dedesinin ona şeytanca hayatının, o öldükten sonra da torununa vasiyet olarak bu planını bırakmıştı. Merve hayatı boyunca bunu hep sorgulayacaktı. Bu tamamen haksızlıktı. Bir dede öz torununa bunu neden yapardı. Yine de dünya dönüyordu. Bu dünyada herkes farklı anlarını, kaderlerini yaşıyorlardı. Merve kafasında dedesinin şeytanca planını anlatmak için düşünmeye başladı. Aradan birkaç saniye geçtikten sonra konuşmaya başladı.

“Evet, o benim öz dedemdi. Bu cinayetleri de o bana yaptırdı. Dedem ben doğmadan önce ölmüştü. Babamın dediğine göre öldüğü gün dünya bir pislikten kurtulmuş. Babam dedemden hiç hoşlanmazdı. Dedemin hep bir karanlık tarafı varmış. Zaten babam o öldükten sonra evlenmiş. Ardından da ben dünyaya gelmişim. Bir uğursuzluk olmasın diye herhalde.Yine o uğursuzluklar döndü dolaştı bir şekilde beni buldu.”

“O cinayetleri siz yapmadığınızı söylüyorsunuz ama polis kayıtlarında cesetlerin üzerinde sizin parmak iziniz bulunmuş. İlk kurban 65 yaşlarında evsizmiş. İkinci kurban 28 yaşında evli bir erkek. Üçüncü kurban markette çalışan 20 yaşında bir bayan ve son kurban ise 51 yaşında erkek bir taksi şoförü. Tüm cinayetlerde de sizin parmak izinizi bulmuşlar. Tüm cinayetleri neden işlediniz Merve Hanım.”

“O beni zorladı. Bana cinayetleri işlersem bu cehennemden kurtulacağımı bir daha da bana musallat olmayacağını söyledi.Tüm cinayetler için gerçekten üzgünüm.”

Merve son sözlerini bitirdikten sonra ağlamaya başladı. Doktor hanım birazcık ara verdi. Hastasının bir takım hayali kişileri yaratarak bunların üzerlerinden emir aldığını söyleyerek bu cinayetleri sanki kendi kasıtlı yapmamış gibi göstermeye çalışıyordu. Bu hayali kişilik herkes olabilir. Ya hiç kimsede olabilir ya da hastasının da dediği gibi “dedesi” de olabilir.

“Tamam, deden Seyit Bey ile başlayalım. Onu bana anlatır mısın?”

Merve olaya yeniden dönerek hafızasında olanları anlatmaya başladı:

“Dedem elinde sigarasıyla bana bakıyordu. Ve ilk dediği sözleri hiç unutmuyorum. Bana ‘kaç zamandır bu anı bekliyordum sevgili torunum’ dediğini hatırlıyorum.O an ayağa kalkıp o evden bir an önce çıkıp gitmeliydim. Neden o eve geri döndüğümü hep sordum kendime. Aklıma gelen ilk düşünceyi yaptım: kaçtım. Kapıya vardığımda kapı bir anda yok oldu. Sonra da her tarafı o kanlı kabarcıklar aldı. Her tarafta MO’lar vardı. Tüm duvar köşelerinde tek gözlü piramit şeklinde oyuklardan çıkıyorlardı. O kadar çoklardı ki geri dönüp merdivenle üst kata çıktım. Yatak odasına vardığımda oda boştu. Sadece o gardırop vardı. Gardıroptan garip sesler geliyordu. Ve bir de bağrışlarda buna ekleniyordu. Gardırobun kapağını açtığımda aşağıya inen bir taştan merdiven vardı. Minik damlaların düştüğü biraz soğuk bir mağaranın içine inmeye başladım.

Mağarada MO’nun seslerini duyuyordum. Merdivenden indikten sonra mağaranın içinde yürümeye başladım. Önce sağ kıvrılan yolda ilerledim. Sonra da yol sola kıvrılmaya başladı. Yolda ilerledikçe sıcaklık artıyordu. Mağaranın ucu kıpkırmızı renkle aydınlanıyordu. İlerledikçe o kırmızılık yerini ışığa bıraktı. Yolun sonuna geldiğimde kocaman mağara vardım. Oraya geldiğimde çok yorulduğumu hissediyordum. Halbuki yürümem aşağıya doğru idi. Ama bana bir ömür gibi gelmişti birkaç dakikalık yol. Dedem ve yanındaki bir düzine yaratığıyla elleri ve ayakları bağlanmış bir şekilde yerde yatan o dört kurban vardı.Dedem bana kollarını açarak gel demişti. Ben ne yapacağımı bilemezken oraya doğru ilerledim. MO’lar etrafımı çevrelemiş ve kuyruğundaki gözleriyle bana bakıyorlardı. Ağızları bir açılıp bir kapanıyor, salyalara benzer asit gibi sıvı ağızlarından damlıyordu. Dedemin gözleri simsiyah bir şekilde bana bakıyordu. Aslında o dedem bile değildi; o sadece insan şekline bürünmüş bir şeytandı. Benim elime kocaman bir bıçak verdi. Bu bıçakla ne yapacağımı sorduğumda bana o kurbanların kanlarını akıtıp bu sapkın ayini bitireceğimi söyledi.Ben önce karşı çıktım ama bıçak elime bağlanmıştı.

Kurbanlara doğru istemsizce gittiğimde önce evsizden sonrada diğer üçünden devam ettim. Kanlar aktığında sımsıcak çatlak lavlar arasında piramit şeklinde bir tepecik mağaranın içinde gürültüyle çıkmaya başladı. Piramit şeklindeki tepecikte bir kapı vardı. O kapıyı açtığımızda ebedi karanlığın dünyaya hükmedeceğini söylediğini hatırlıyorum dedemin. Bana sadece o kapıyı açmamı ve gerisine karışmamamı söyledi. Bunun nedeni de bir ölümlünün kapıyı açması gerekli olmasıydı. Ben kapıyayönelmeyip, direkt bıçağı elime aldım. Ve sonrasında kendime defalarca sapladım. Ben bilincimi kaybettiğimde tepecik tekrar o lavların içine karışıyordu. O şeytan bağırarak tekrar ait olduğu yere düşüyordu.Daha sonra uyandığımda kendimi babaannemin yatağında buldum. Ayağa kalktığımda önce gardırobun içine baktım ve her şey olduğu gibi düzgündü. Ağır aksak merdivenlerden indim ve kapı tam önümdeydi. Bu sefer tokmağı çevirdiğimde güzel bir gün ışığı vardı. Dışarı tam çıkacağım sırada içeriden birinin yattığını görmüştüm. Geri dönüp baktığımda o dört kurban vardı. Hepsi ne yazık ki ölüydü. Dışarı çıktığımda ağlayarakkoşmaya başladım. Ormanda koştum, koştum. En sonunda nefesim kesildiğinde durabildim.”

* * *

Merve tüm söylediklerini bitirdiğinde Sevinç Hanım gözlüğünü çıkarıp gözlerini ovuşturdu. Doktor Hanım saatine baktı ve artık sona gelindiğini anlamıştı. Doktor Sevinç Hanım son sorusunu karşısındaki hastasına sordu:

“Tüm bu cinayetleri işlediğinize gerçekten itiraf ediyor musunuz?”

Merve, “Evet, ama dediğim gibi dedemin zoruyla yaptım. Tüm olanlardan tekrar ve tekrar özür diliyorum.” dedi sözünü bitirip ağlamaklı olarak.

Pişmandı. Ama ortada cinayetler vardı.Kapı açılıp, içeri iki polis girdi. Polisler ağlayan kadını ellerini kelepçeleyerek alt kattaki küçük hapishaneye götürdüler. Tüm anlattıkları gizli pencereden dinlemiş olan yakınları da ağlamaklıydı. Merve hapishaneye götürüldüğünde her tarafta MO’lar gördü. Ortalıkta masa başında ve hatta birbirleriyle şakalaşan yaratıklar gördü. Kendisini götüren polislerde MO idi. Merve kahkahalar atarak MO’lar eşliğinde tekrar mağaraya götürüldü.

Kubilay Duzman

  • MO - 1 Şubat 2020

MO” için 5 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba.
    Seçkideki ilk öykünüz, hoşgeldiniz. Umarım devamı gelir. Çünkü öykünüzde yarattığınız atmosfer korku-gerilim sevenleri içine çeken türden. Eski ve terk edilmiş ya da uzun süre kullanılmamış evler beni fazlasıyla gerer. Hele de bu bir konaksa vay halime :slight_smile:
    Affınıza sığınarak bir kaç tespit ve eleştirilerimi yazmak isterim:

    • Piramit şeklindeki kabarcıkları gözümde canlandıramadım. Kabarcıklardan kastınız duvarlarda açılan boyutların kapıları gibi bir şey mi? Kabartı mı kabarcık mı ya da?
    • Konak, merhum dede Seyit Ağa, babaanne, bir aile hikayesi gibi unsurlara bence iki harfli MOlar çok yakışmamış. Hani bildiğimiz üç harfli bir yaratık ya da yaratıklar seçilmiş olsa çok daha ürkütücü ve bizden bir öykü olabilirdi.
    • Öykünüzün genelinde bir koşma hali hissettim. Hani bir an önce olaylar gerçekleşse de öyküyü tamamlasam gibi bir hava var. Ben örneğin o gardroba girip öyküdeki karakterin yaşadığı korkuyu ve çaresizliği uzunca hissetmek isterdim. Korkunun kültürümüzde ayrı ve özel bir yeri var. Hepimiz çocukluğumuzda anlatılan korku hikayelerini hâlâ hatırlarız. Bu yüzden korkmamız kolaydır aslında. Eminim ki öykünüzün üzerinden biraz daha geçerseniz gerilimi yavaş yavaş hissettirebilirsiniz okura. Bunda 5000 kelime sınırının bilinçaltına etkileri ya da seçkiye yetişemeyecek olmanın da etkileri olabilir tabi :slight_smile:
      Korku filmi ve korku oyunu aşığı olarak yeni hikayelerinizi bekliyor olacağım. Yapmış olduğum yorumlar öykünüzün bana hissettirdikleri ve şahsi önerilerimdi. Anlayışla karşılamanızı umarım.

    Tekrar hoşgeldiniz. Yeni, korku dolu hikayelerde görüşmek dileğiyle.

    Sevgiler…

  2. Yalibuk dedi ki: dedi ki:

    Bu değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Bazı eksik yanlarım var. Bunu da zamanla aşacağıma inanıyorum. Yine de zaman ayırıp tespitlerinizi sunduğunuz için teşekkür ederim.

  3. Selamlar, hoşgeldin.
    Bende öykünü beğenmekle birlikte oluşturduğun yaratıkların isminin Mo olmasını istemezdim. Daha mistik kaçmış sanki bu isim. Daha korkunç hissettirmeliydi. Psikolojik olarak Merve’nin biraz daha içsel korkularının betimlenmesini ve yukarıda da belirtildiği gibi piramit boşluklarının daha net akılda canlandırılabilmesini isterdim. O kısım biraz hızlı geçilmiş gibime geldi. Korku edebiyatıyla haşır neşir olmayı seviyorum, umarım seni burada daha çok eser ile birlikte görme fırsatı yakalarız. Genel hatlarıyla oluşturmaya çalıştığın atmosfer benim açımdan iyiydi. Başarılarının devamını beklerim.

  4. Emrah dedi ki: dedi ki:

    Merhaba

    Öykünüz korku türü için çok iyi bir fantastik öykü örneği olmuş. Beğendim. Hikaye merak uyandırıyor. Sadece bir iki nokta değinmek istedigim var. öncelikle emeğinize saglik zor bir süreç olmuş yani kolay değil böyle bir hayal gücünü kullanıp oluşum süreci içerisine girnek

    1. Değinmek istedigim nokta sanki final kısmı biraz aceleye gelmiş gibi daha etkili ve güçlü bir finalle sonlanabilirdi. Biraz aceleye gelmiş gibi. Sanırım yetişmesi için zaman ayrılmamış olabilir
      2.bir kısmı alıntı yapmak istiyorum

    "“Evet, o benim öz dedemdi. Bu cinayetleri de o bana yaptırdı. Dedem ben doğmadan önce ölmüştü. Babamın dediğine göre öldüğü gün dünya bir pislikten kurtulmuş. Babam dedemden hiç hoşlanmazdı. Dedemin hep bir karanlık tarafı varmış. Zaten babam o öldükten sonra evlenmiş. Ardından da ben dünyaya gelmişim. Bir uğursuzluk olmasın diye herhalde.Yine o uğursuzluklar döndü dolaştı bir şekilde beni buldu.”

    “O cinayetleri siz yapmadığınızı söylüyorsunuz ama polis kayıtlarında cesetlerin üzerinde sizin parmak iziniz bulunmuş. İlk kurban 65 yaşlarında evsizmiş. İkinci kurban 28 yaşında evli bir erkek. Üçüncü kurban markette çalışan 20 yaşında bir bayan ve son kurban ise 51 yaşında erkek bir taksi şoförü. Tüm cinayetlerde de sizin parmak izinizi bulmuşlar. Tüm cinayetleri neden işlediniz Merve Hanım.”

    Burada kahramanımız Merve cinayetleri kabul ediyor
    Sonrasında doktor demek kabul etmiyorsunuz bu cinayetleri diyor sanırım gözden kaçmış olabilir ya da sıralama hatası olabilir akista.

    Elinize sağlık korku adına fantastik bir öyküydu nice sayılara insallah

  5. Yalibuk dedi ki: dedi ki:

    Teşekkür ederim. Zaman ayırıp yorum yaptınız için. Dediğiniz gibi gözümden kaçmış herhalde. Halbuki üstünden 5-6 kez geçtim ama orasını atlamışım. İyi akşamlar ve teşekkürler.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!