Öykü

On Katlı Birinsan Piramidinin İçinden Geçenler

Beden eğitimi öğretmeninin içinden geçirdiğidir:

Tören birazdan başlayacak ama piramidin ne zaman kurulacağı hâlâ belli değil. Müdür Bey, sabah ben ağzımı açmadan, gelip talimatlarını sıraladı. Bu piramit onun için hayat memat meselesiymiş. Onu utandıracak bir şey yapmamalıymışız. Sanki o kadar ter döken ben değilim, sadece gözdağı vermeyi bilir. İnsan moral verir biraz ama neredeee? Size güveniyorum bile demedi. Çok moralim bozuldu. Çocuklardan birine çattım durduk yere. Artık onlar da sıkıldılar beklemekten. Bir an önce başlasak da bitirsek. İnşallah bir aksilik çıkmaz.

Başıma gelecekleri önceden biliyordum ben; olacakları ta başından sezmiştim. Müneccim boku yemiş filan değilim ama hayat tecrübesi işte. Müdür Bey’e de izah etmiştim o gün. Sakalımız da var iyi kötü ama sözümüzü dinleyen kim! Keşke o gün bir şeyler uydurup görevi başkasına vermesini rica etseydim. O gün bir şeyler gelecekti başıma, belliydi. Okul sekreteriyanıma gelip Müdür Bey’in beni görmek istediğini söylediğinde, kapalı spor salonunda, basketbol takımıyla antrenmandaydım. Çocuklar hafta sonu yapılacak seçmeler öncesinde gergindi. Attıkları bütün toplar potanın demirine çarpıp geri dönüyordu. Biraz dinlenmeleri için mola vermeyi düşündüğüm anda, müdür sekreteri kapıdan içeri girdi.

“Hocam” dedi. “Bölüyorum ama. Müdür Bey sizi çağırıyor. Acilmiş.”

Çocuklara ben dönene kadar serbest atış yapmalarını söyleyip, sekreterin arkasından çıktım salondan. Müdür Bey, ayakta karşıladı beni. Çok heyecanlı olduğu bakışlarından belliydi. Elimi sıkarken-hiç adeti değildir- heyecanı terli avucundan benimkine yayıldı. Okulumuzun yüz ellinci yılı nedeniyle yapacağımız etkinlikler için beni görevlendiriyordu. Hayra alamet değildi bu. Sevinmek için acele etmedim. Mahcup mahcup önüme baktım ama onur duyduğumusöylemeyi ihmal etmedim yine de. Müdür Bey’in aklı başka yerdeydi, beni dinlemiyordu; harika bir fikri vardı.

A-ha!

“Madem gösteri için beni görevlendiriyorsunuz, bırakın da fikirler benden çıksın!”

Böyle desem, ne güzel olurdu… Ancak daha önceki girişimlerimde ağzımın payını almıştım.

Eski köye yeni adet mi getirecektim? Başımıza icat mı çıkaracaktım? Amirimin fikirlerini beğenmiyor muydum yoksa? Önerilerimi kendime saklamalıydım, onlar, çoktan; “senin o dediğin Dobrovskioldu hocaaaaam!” değil miydi zaten? Dudaklarımı ısırıpbekledim ki konuşsun. Hemen anlatmaya başladı. On katlı bir piramit yapacaktık. Yüz elli kişilik olmalıydı. Okulumuzun yüz elli yılını temsil edecekmiş. Öğrencileri ben seçecektim. O benim işimdi, karışmayacaktı. Ellerini kaldırdı. Avuçlarını açtı, işaret parmağıyla piramidi aramızdaki boşluğa çizdi. Piramidin üstünü işaret etti. En tepeye bir öğrenci çıkacaktı. Yalnız bir. Başında pırıl pırıl parlayan altından bir yıldız olacaktı. Çocuk piramidin en tepesine çıktığında dimdik duracak, okulumuzun flamasını ve bir zeytin dalını göğsünden çıkarıp barışı temsil eden beyaz elbiseli güzel kızımıza takdim edecek, sonra seyircileri ve elbette protokolü selamlayacaktı. Tabii alkış, kıyamet kopacaktı. Pardondu amapardondu. Sözünü kesiyordum ama anlayamamıştım. Hayal gücümün kıtlığına versindi. Bembeyaz elbiseli güzel kızımız derken? Sabırsız Müdür sözümü tamamlamadan atıldı. Okulumuzun flamasını ve akabinde zeytin dalını bir güvercine teslim edemezdi herhalde. Genç kızımız üstelenecekti bu görevi. Barış güvercinini temsil ediyordu o. Başı yıldızlı öğrenci de okulumu. Flamamızı genç kızımıza uzatarak, sembolik anlamıyla barışa bağlı olduğumuzu sergileyecektik.

Piramidin tepesinde iki kişi olacaktı bu durumda. Önce kız öğrenci çıkacaktı tepeye. Sonra erkek öğrenci… Anlayışımın kıtlığına sinirleniyordu Müdür Bey artık. Olur muydu hiç öyle şey.

Dikkatimi vermeliydim. Yavaş yavaş, tekrar anlatacaktı her şeyi, en baştan. Elleriyle piramidi tekrar çizdi havaya. Piramit oradaydı ya… Bayrak direğinin önünde. Kollarını yukarı kaldırıp dikey çizgiler çizdi birkaç tane. Bunu bile düşünemeyişime şaşıyordu. Piramidi işte direğin önüne kuracaktık. Başka yere “olmaaaz!”dı. Piramidin karşısındaaaaa, yani direklerin hemen yanındaaaaa bir paravan olacaktı. Sonunda anlamıştım. Rahatladı. Paravanı bir şekilde kamufle edecektik artık. Hiç olmadı, maviye boyanırdı. Arkasına da bir merdiven. Kızımız merdivene çıkacaktı. Paravanın arkasında bekleyecekti. Piramit tamamlanıp başı yıldızlı çocuğumuz en üst kata çıkıncaaa, kızımız ayağa kalkacak, protokolü, velilerimizi, selamlayacaaaak, flamamızı ve zeytin dalını arkadaşından alacaktı. Aniden durup kaşlarını çattı. Anlaşılmayan bir şey var mıydı? Tam o sırada ben, belinden sıyrılıp neredeyse göğsüne kadar çıkmış ceketine bakıyordum. Nereye baktığımı fark etti. Ellerini indirip ceketini düzeltti. Toparlandım. Anlaşılmayan bir şey yoktu, her şeyi anlamıştım. Bir şeylerden işkillenmiş gibiydi ama. Ağzımı aramak yerine balıklama daldı soruya. Fikrini nasıl bulmuştum. Nutkum tutulmuştu, nasıl bulacağım. Beğenmemem mümkün müydü? Muhteşem bir fikirdi. Hayranlıkla dinlemiştim. Memnun memnun gülümsedi. İstersen beğenme der gibi. Beni uğurlamaya hazırlandı. Huylu huyundan vaz geçmiyor. İlla ortalığı karıştırıp kendi canımı sıkacağım… Baş üstünedeyip çıksana. Yapamadım. Çenemi tutamadım yine. Piramit gösterisini etkinliğin hangi bölümünde, saat kaç gibi yapacaktık. Müdür Bey’in yüzü karıştı birden. Hızımı alamadım, devam ettim sorularıma. Başında mı, açılış konuşmalarından sonra mı? Konser, şiirlerin okunması, dans gösterileri de olacaktımutlaka. Olacaktı. Gösterilerin sonunda mıyapsaydık piramidi yoksa? Görkemli bir kapanış olurduböylece. Sıkışmış gibi kıpırdandı Müdür Bey. Hele biz bir başlasaydık ya çalışmalara… Programı o halledecekti. Onun işine karışmak için sormuyordum ki ben. Çocukların sabah gösteri öncesi ısınmaları gerekecekti. Bizim piramidin kurulması etkinliklerin başında olacaksa… Ona göre gelip sahada… Sabrı taştı beyefendinin. Devam etmeme izin vermedi. Daha diğer hocalarla görüşecekti. Protokolü filan ayarlayacaktı. Program belli olunca bana her şeyi, merak etmeyeydim, saatine kadar bildirirdi. İtiraz etmedim söylediklerine. Sanırım bu yüzden rahatlamış görünüyordu. Selam verip kapıya doğru yürüdüm. Seslenip durdurdu beni. Bir şeyi unutuyordu neredeyse. Güvercini oynayacak kız öğrenci konusu tamamdı. Benim seçmeme gerek yoktu. Bakışımdan anladı aklımdan geçenleri. Cin gibidir, cin. Vali Bey’in kızını düşünmüştü o görev için. Vali Bey’in kızının bizim öğrencimiz olduğunu bilmiyordum. Hiç farkında değildim ağzımdan çıkanların ama bereket versin sinirlenmedi bu dediğime Müdür Bey, sağ olsun. Zaten kız bizim öğrencimiz değildi, yurt dışında bir üniversitede okuyordu. Tatil için gelmişti. Kısa süreliğine. Dört yabancı dil biliyordu. Vali bey geçen gün lokalde söz etmiş, hatta rica etmişti. Dilimi ısırıp çıktım odasından. Böyle bir fırsat kaçırılmazdı elbette. Ertesi gün hemen seçmeleri yaptım ve çalışmalara başladık. Provalar çok iyi geçti. Çocuklar bir ay canla başla çalıştılar. Piramit her seferinde tıkır tıkır kuruldu. Bugün sabahın köründe geldik alana. Isındık, gerindik, bacak açma çalışmaları yaptık. Artık heyecandan yerimizde duramıyoruz, çocuklar da ben de.

Piramidin birinci katındakiotuz kişiden birinin içinden geçirdiğidir:

Akşam hiç uyuyamadım heyecandan. Zangır zangır titriyorum hâlâ. Rahatlayamadım bir türlü. Yüreğim ağzımda atıyor. Dilim damağıma yapıştı ama su içmeyeyim şimdi. İki de bir çişim geliyor zaten. Ya gösteri sırasında da gelirse… Tutarım artık ne yapayım. Altıma etmem inşallah. Gösterinin ortasında ya zort diye osurursam? Piramit miramit kalmaz, dağılır gider millet valla… Hadi be! Saçmaladım iyice; o kadar da değil… Hocaya görünmeden bir daha mı gitsem tuvalete. O da iyice gerildi. Sağa sola bağırmaya başladı. Bir an önce gösteriye başlasak ya. Eyvah, karnım gurulduyor. Sabah kahvaltı yapmıştım ama kaç saat geçti üzerinden; normal… Soyunma odasında var mıdır ki atıştıracak bir şey. Hoca gösteri öncesi bir şey yememizi yasakladı, midemiz kaldırmazmış, zorlanırmışız sonra. Piramit tamamlandığında yüz yirmi kişi tepemize biniyor. Böyle düşününce insanı ter basıyor. İnanılır gibi değil. En iyisi hiçbir şey düşünmemek… Çok alkışlarlar inşallah. Ortalık inler. İnlesin valla. Hak ettik. Provalarda tıkır tıkır yaptık hocanın söylediklerini… Her seferinde muhteşem, muhteşem diye bağırdı. Off… Daha ne kadar bekleyeceğiz ki? Çok sürmese bari. Annem videoya alacakmış… Evde izlerim artık. İyi de… Kim bilecek benim o piramidin içinde olduğumu kimsenin yüzü belli olmuyor ki; kıçımız havada, başımız başka birinin bacakları arasında… Tepemizde yüz yirmi kişi… Hah! İşte Hoca sesleniyor; başlıyoruz galiba. İnşallah bir aksilik çıkmaz.

Piramidin üçüncü katındaki yirmi kişiden birinin içinden geçirdiğidir:

Sanki bir aksilik oldu; herkesin yeri karıştı. Niye böyle oldu ki? Provalarda herkes çivi gibi kıpırdamadan duruyordu, hiçbir aksilik olmamıştı. Bakamıyorum da… Hepimiz beyaz süveter, beyaz pantolon ve beyaz spor ayakkabılar giydiğimiz için kimin nerede olduğunu anlamam mümkün değil. Üstümüzdeki katlardakiler sırtımıza çıkıp ayaklarını omuzlarımıza basacakları için yerimizi bulur bulmaz pozisyon aldık, iki büklüm duruyoruz. Offf, bacaklarım koptu şimdiden… Hah, işte biri sırtıma tırmandı, bastı omuzlarıma, kendini dengeledi ama bacakları zangır zangır titriyor. Kim acaba? Göremiyorum. Biri bana seslendi zannettim bir ara, acaba o muydu? Düşünmeyeyim diyorum ama altımızda şu anda elli dört kişinin olduğu aklımdan çıkmıyor. Yukarıda da doksan altı olacak. Bizimkiler ne kadar gururlandılar. Annem piramitte yer alacağımı duyunca sevinçten gözleri yaşardı. Üçüncü katta, yirmi kişi içinde pek belli olmasam da önemli değil. Ben yaptığım işi biliyorum ya… O da bana yeter. Hem niye böbürleneyim ki, benim terbiyeme uymaz böbürlenmek. Bitti mi ki? Alkış koptuğunda anlarım artık. Hoca ne demişti… Alkıştan sonra beş dakika… Hadi sık dişini, biraz daha. İnşallah bir aksilik çıkmaz.

Piramidin beşinci katındaki on altı kişiden birinin içinden geçirdiğidir:

Demek ki Hoca beni seviyor. Farkındaydım ama bugün alana girdiğimde, gelip omzuma dokununca emin oldum. Yoksa beni piramide seçmezdi ki… Seviyor! Piramidin bir parçası olduğum için çok mutluyum. Babam törenden sonra bizi alışveriş merkezine pizza yemeğe götürecek. Törenden sonra hep birlikte bir selfi yaparız artık. Yaparız. Benim kankayı da mı çağırsam? Ama o da ailesiyle gider yemeğe. Neyse, iki gün sonra Cumartesi nasılsa. Buluşur, takılırız beraber. Bana bir şey anlatacağını söylemişti. Belki açılır mevzu. Ya da ben sorarım. Sırrın bende kanka, kimseye söylemem derim. Söylemem tabii, söyler miyim hiç? Arkadaşımı satmam ben… Vay be! Şimdi doksan iki kişinin üstündeyiz ha! Muhteşem valla! Hoca da böyle demişti provalarda. Muhteşem! Muhteşem! Bizim üstümüzde de elli sekiz kişi! Olsun az… İnanamıyorum… Daha ne kadar duracağız ki böyle… Neyse, bekleriz… Birazdan alkış kopar zaten… Hadi bakalım… İnşallah bir aksilik olmaz.

Piramidin yedinci katındaki on dört kişiden birinin içinden geçirdiğidir:

Gözlerim yaşarıyor sevinçten. Yanımdaki dönüp şaşkın şaşkın baktı. Ağlıyor musun diye sordu. Tabii ki ağlamıyorum. Sevinçten… Bu yaptığımız şeye inanamıyorum. Düşünsene, şu anda tam yüz yirmi iki kişinin omuzlarındayız be! Birazdan bizim üzerimizde de yirmi sekiz kişi olacak. Birbirimizden güç alarak, birbirimizin omuzları üstünde yükselerek bir insan piramidi oluşturuyoruz. Ne kadar müthiş bir şey bu! Gerçekten gurur duyuyorum. Provalarda aklım çok meşguldü. Nereye basacağımı, dengede nasıl duracağımı, üstümdekinin bacaklarını nasıl tutacağımı düşünüyordum. Ama şimdi yaptığımız şeyin manevi değerini fark edince kendimle gurur duyuyorum. Bu piramide hayat veren herkesle gurur duyuyorum. Eminim onlar da şimdi aynı şeyi düşünüyordur. Başka türlü başarılacak bir şey değil bu… Alkışa az kaldı… Ha gayret… Aman… Bunun bacakları fena titriyor! Daha sıkı tutayım bari… Az kaldı… Birazdan alkış gelir… Umarım bir aksilik çıkmaz.

Piramidin onuncu katındakinin içinden geçirdiğidir:

Sıra bende. İlk adımı attım. Oh… Şimdi ikinciiii… Üçüncü… O da tamam. Aman… Dikkat! Nereye basacaktım? Hah! Sakin olmalıyım, sakin; provalardaki gibi… Ha! Dördüncü kat da tamam… İki kürek kemiğinin arasına basarsam daha güvenli… Bunu keşfettiğim iyi oldu. Hoca, omuzlar demişti, omuzlara basın önce; ama benim için bu daha kolay… Neyse, önemli olan dengemi bulmak, her ikisini de denerim. Az kaldı birazdan yüz kırk dokuz kişinin üstünde olacağım. Hep bu anı hayal etmiştim, gerçekleştirmeme birkaç adım kaldı. Ama bunda böbürlenecek bir şey yok. Yüz kırk dokuz kişiyle beraber yaptık bu piramidi. İşte sekizinci ve… Dokuzuncu katları da çıktım… Oh nefesim kesildi… Son adımımı da atınca tamamdır… Ama… Altımda korkunç bir titreme başladı… Eyvah… Neler oluyor? Onuncu kata çıktım işte… Ayağa kalkıyorum… Okul flamasını…

Barışın temsilcisi genç kızın içinden geçirdiğidir:

Elimi uzattım. Bekliyorum… Karşıda fotoğrafçılar pozisyon almış. Tamam, tepeye çıktın işte. Ne sallanıyorsun, ne? Hanım evladı dengesini sağlayacak da ayağa kalkacak da… Uzatmışım elimi işte, versene! Çıkarsa flamayı göğsünden, kapacağım, zeytin dalı da eksik oluversin diyorum ama yok! Tirimtirim titriyor. Bakıyor yüzüme aval aval! Bağırdım arkasından:

“Hay şaşkın hay!”

Ertesi gün, ülkedeki yüksek tirajlı bir gazetenin üçüncü sayfasından geçenlerdir:

“Japonya’nın Osaka kentinde bir okulda dün düzenlenen spor etkinliği çerçevesinde yapılan gösteride büyük bir kaza meydana geldi. Yüz elli öğrencinin katıldığı gösteride on katlı piramit yapıldı. En son öğrencinin onuncu kata çıkmasıyla piramit bir anda yıkıldı. Meydana gelen kazada altı öğrenci yaralandı. *

*: Öyküye esin kaynağı olan haber bir internet sayfasından alınmıştır.

Nurgök Özkale

Adana’da doğdum. Dokuzeylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi bölümünden mezun oldum. Kısa bir dönem çevirmenlik yaptım. Çocuk oyunları çevirdim. Oyun ve öykü yazıyorum. Amatör olarak fotoğrafla ilgileniyorum.

On Katlı Birinsan Piramidinin İçinden Geçenler” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba @Lightsky

    Öyküyü okurken kendimi istemsiz biçimde başımı omuzlarımın arasına gömmüş, yüzümü buruşturmuş buldum. Neredeyse piramidinin yıkılmasıyla kulaklarımı da kapatacaktım

    Çok gerçek ve keyifli bir öyküydü. Duyguları ne güzel aktarmışsınız. Ayrıca öyküyü kurgulama biçiminiz çok hoşuma gitti. Benim sevdiğim bir tarz. Doğrudan anlatsaydınız, bu kadar etkili durur muydu bilmiyorum.

    Elinize sağlık
    Sevgiler

  2. Lightsky dedi ki: dedi ki:

    Merhaba tekrar, @Muge_Kocak
    Çok teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim.
    Sevgiler.

  3. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba.

    Sene ya 1992 ya 93. Ortaokul zamanlarında, okulun gösteri takımında, bir 19 Mayıs sabahı, piramitin zirvesi ve Türk bayrağını açmış bir çocuğun tatlı heyecanı…
    O çocuk işte burada :slight_smile: O günleri bana tekrar yaşattığınız için çok çok teşekkür ederim. Belleğimin çöplüklerinde altın bulmuş gibi oldum. Tıkalı olan damarlarımdan biri açıldı sanki. Ne boğmuş hayatın koşuşturmacası ki bu anılarımı unutup gitmişim.

    Öykünüz beni alıp götürdüğü için ne desem taraflıca olacak. Bu denli etkilendiğim için eleştirmeyi doğru beceremeyeceğim :slight_smile:

    Ben o günlere şöyle bir göz atıp, kafamın içine tuttuğunuz fenerle eski ama harika anılarımı aramaya devam edeyim. Ne de olsa zaman tükeniyor, tuttuğunuz fenerin pilleri gibi…

    Sevgiler…

  4. Lightsky dedi ki: dedi ki:

    Merhaba @Arokan :grinning:
    Yazdıklarınızı okurken çok mutlu oldum.
    Böyle bir anıyı hatırlamanıza vesile olduğu için öykünün de benim de başım bulutlara değdi. :blush:
    Bulduklarınız umarım güzel öykülere dönüşür ve paylaşırsanız okuruz.
    Teşekkür ederim. :pray:
    Görüşmek üzere.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!