Öykü

Persona Grata

Grata, her istediğinde yaşadığı zaman dilimini değiştirebilen, kahve sever, yalnız bir vampirdi. Hayatta kalabilmek için kan içmesi gerekiyordu ancak kahveden de vazgeçemiyordu. Kurbanlarının kanını cognac ekler gibi kahvesinin içine döker öyle içerdi. En sevdiği şeylerden biri kanlı kahvesini içerken insanlık tarihi boyunca kendi türü yani vampirler hakkında yazılıp çizilenleri, uydurulan efsaneleri okumaktı. Acayip eğlenirdi bunu yaparken. İstanbul’da Sarayburnu Tepesi’nde birçok yerini ağaçların gizlediği küçük evinde manzaraya karşı oturup saatlerce okurdu. Vampirlerin gün ışığından, sarımsaktan ve haçtan etkilendiği safsataydı. Grata gündüzleri tarihi yarımadada gezer, güzel havalarda güneşin tadını çıkarırdı.

Sevdiği bir başka şey de haber biriktirmekti. Sıradan haberler değil. Katillerin, tecavüzcülerin, pedofillerin, sapıkların haberlerini toplar ve adalet isteyenleri hedef gösteren siyasetçilerin, acımasız diktatörlerin listesini yapardı çünkü kurbanlarını onlardan seçerdi. Asla hayvanlara ve masum insanlara dokunmazdı.

Korkunç Ivan’ı, Heinrich Himmler’i, Idi Amin’i ve daha nicesini aslında Grata öldürmüştü. Bazen geçmişe, Ortaçağ İtalya’sına gider, gece acımasız bir kralın sarayına süzülerek girer, onu uykusunda öldürürdü. Sonra bugüne döner, karnı acıkıncaya kadar hayatına kaldığı yerden devam ederdi. Uzun süre kan içmeden yaşayabilirdi ama o dürtü kapıyı çaldığında dişleri kamaşır, vücudunu bir kaşıntı tutar ve titrerdi. Zamanın geldiğini buradan anlardı. Listesine bakar, hedefini seçer ve insanlar sokaklardan çekildiğinde genelde geceleri kurbanlarını bulmak için yola çıkardı. Gideceği yeri gündüz yürüyüşlerinde belirlemiş olur, vakit geldiğinde ışık gibi, neredeyse gözle görülemeyecek bir hızda kurbanının kapısında biterdi. Onun yalnız olduğu bir anı kollar, çoğu zaman uykuya dalmak üzereyken yakalardı.

Sırada kendi kızına tecavüz edip öldüren bir cani vardı. Adam önce tutuklanmış sonra suçu kanıtlanmış olmasına rağmen serbest bırakılmıştı. Grata bu haberi okuyunca onu listesinin üst sıralarına aldı. Herifi birkaç gündür takip ediyordu. Gece çökünce bu pis herifin yakınlarında dolaşmaya başladı. Adam geç saatte evine girdi, yalnızdı. Grata da içeriye süzüldü. Adam koltuğa oturur oturmaz arkasından yaklaştı ve işini bitirdi. Bu da diğerleri gibi önce sersemledi sonra yavaş yavaş öldü. Grata herifin ölmesini bekliyor, kanlı ağzını silerken kendi kendine söyleniyordu.

“Bunu değil, daha acılı, berbat bir ölümü hak ediyorsun aslında…”

Her “yemekten” sonra Grata’nın içini bir hüzün kaplardı. Hayatın ne olduğunu ve varoluşunu sorgulardı. Eve döner, böyle uzun uzun dalıp giderdi. Bu hüzünlü hava geçtiğinde hayata karışır, özellikle kalabalık yerlerde insanları izlemeyi severdi. Onları gerçekten severdi ve gündelik hallerine pek gülerdi. Ölümlü olmalarını ise içten içe kıskanırdı.

Tarihi yarımadanın her köşesini ezbere bilir, en çok Eminönü’ndeki neredeyse pasaja benzeyen altgeçitlerden karşıya geçmeyi severdi. O geçitlerdeki oyuncakçılardan aldığı tuhaf oyuncaklardan oluşan bir koleksiyonu bile vardı. Bazı günler Galata Köprüsü’nden Karaköy’e yürürken durup balıkçılarla sohbet ederdi. Balıkçılığın inceliklerini iyi bilirdi. İstanbul’un tarihini iyi bildiği gibi. Sohbet edemeyeceği insan yoktu. Dünyada uzun süre kalmanın bir sonucuydu bu.

Bu günlerde ise pek tadı yoktu. Her zaman yaptığı, ona iyi gelen gündelik şeyler keyfini yerine getiremiyordu bir türlü. Yeniden kâbuslar görmeye başlamıştı. Geçmişte sayısız kere intiharı denemiş, tabii başarılı olamamıştı. Yine hayata dönmüştü. Yine yaşamıştı. Yine, yine, yine. Yaşamaktan yorgun düştüğü dönemlerdi bunlar. Tekrar öyle bir döneme giriyordu galiba. Bütün benliğiyle ölmek istiyordu. Ölmek ve ebedi huzura kavuşmak. Dünya sırtında bir kamburdu sanki. Karanlığın gölgesinden geliyordu ve kendine diğer vampirlerden farklı bir hayat kurmuştu. Bu yüzden yalnızdı belki de. “Yalnızlıktan mı hasta oluyorum ben?” diye düşündü. Sonra “Hayır!” dedi yüksek sesle. “Sadece usandım!” 18. yüzyılda dünyaya “düştüğünü” biliyordu ancak nasıl varolduğunu kendisi de bilmiyordu. Kendi varoluşundan önceki dönemlere gidebildiğini keşfettiğinden beri sürekli zaman yolculuğu yapıyordu. Yine de en sevdiği dönem 19. yüzyıldı. Van Gogh, William Blake, Mahler, H.G. Wells, Jules Verne, Bram Stoker, Rimbaud, Nietzsche, Edgar Allan Poe, Dostoyevski, Baudelaire, Schopenhauer, Karl Marx arkadaşıydı ve onlarla ortak bir noktası vardı. Tutku. Onlar nasıl tutkuyla yazdıysa, okuduysa, düşündüyse o da büyük bir tutkuyla yaşamıştı. Onun eseri de yaşamıydı. Hüzünlü olan uzun zamandır yaşamına son vermek istiyordu ve bunu yapabilecek birini tanıyordu. Nadir görüştüğü birkaç vampir arkadaşından biriydi Petrus. Bükreş’te yaşıyordu.

Grata evinden çıkarken kapıyı açık bıraktı. Bükreş’e gittiğinde sabah beşe geliyordu. Petrus’un kapısını çaldı ve ona meseleyi anlattı.

“Bunu ancak sen yapabilirsin Petrus.”

“Son defa soruyorum; emin misin?”

“Kesinlikle evet.”

Grata, ölmeden önce son bir şey istedi Petrus’tan: Sade bir kahve.

Iraz Şensöz

İzmirli. Eskişehir - Anadolu Üniversitesi’nde İletişim Sanatları okudu. On yıl İstanbul’da reklam yazarlığı başta olmak üzere çeşitli “yazarlık” işleri yaptı. 2014’te küçük bir hayat yaşamaya karar verdi ve İzmir’e döndü. Öykü yazmaya başladı. Öyküleri Oggito.com, Öykülem, Öykü Gazetesi, Post Öykü, Yeni e dergisi gibi edebiyat dergilerinde ve Can Yayınları’nın öykü uygulaması Trendeki Yabancı’da yayımlandı. Luis Sepulveda, Sait Faik ve Salinger hayranıdır.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for ukant ukant says:

    Harika bir öykü yazmışsınız. Elinize sağlık. Biraz daha uzun soluklu okumayı isterdim.

  2. Bir vampirin, etik açıdan değersiz bulduğu insanlarla besleniyor olması fikrini gerçekten çok sevdim. Yine de beslenme işleminden sonra duyduğu hüzün, insana intikam duygusunun asla amaca ulaşmayan bir dürtü olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Muazzam bir hikayeydi ellerinize sağlık :slight_smile: Vaktiniz olursa benim hikayeme de göz atmanız beni çok memnun eder :slight_smile:

  3. Avatar for Senaa Senaa says:

    Hem entelektüel hem de Eminönü’deki balıkçılarla sohbet edecek kadar halktan bir vampir yaratmışsınız. Varoluş sancısı çekmesini de sevdim. :slight_smile:

    Elinize sağlık.

    Sevgiler,
    Sena

  4. Avatar for Iraz Iraz says:

    Evet, doğru! Ne güzel yakalamışsınız. Açıkçası Grata benim. :)) O yüzden onu yaratmak çok zor olmadı. : )

    Çok teşekkürler.
    Sevgiler benden,

  5. Avatar for Iraz Iraz says:

    Ne kadar heyecan verici bir yorum.

    Sondan başlayayım;

    “Zihni kurcalayan ve bunaltmayan” öyküler yazmak gizli bir arzu olarak içimde yaşıyor olabilir, bu yüzden inanılmaz mutlu oldum.

    Karakterdeki “dağınık usanmışlık ile tutku” arasındaki tartışma… Ne kadar iyi yakalamışsınız.

    Doğru, İdi Amin vampir olabilirmiş. “İstenen/Sevilen Kişi” dünyada kalsın ben de isterdim ama öyle yazdı ellerim. Çok sezgisel, fazla planlamadan karakteri ve onun ruhunu, atmosferi daha çok hissederek yazdığım bir öykü oldu. Belki kısa bir şey yazmak istediğim için sonunda “ona yakışan bir son” duygusuyla Grata’yı “öldürmüş” olabilirim. Petrus ise fonetik olarak sevdiğim bir isimdi, aziz olduğunu fark ettiğimde ise hoşuma gitti ve değiştirmedim.

    Çok teşekkürler keyifli yorumlarınız için,
    Sevgiler,

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

7 cevap daha var.

Yorum Yapanlar