Öykü

Tuhaf Bir Sabah

Gözlerimde çapakla ve yorgun bir şekilde uyanmıştım. Biraz öksürmüştüm. Vücudum çok bitkin düşmüştü ve bu günün diğer günlere nazaran daha bir tuhaf olacağı belliydi. Biraz daha uyumaya karar verdim. Kim bilir, belki o güzel rüyamı tekrar görebilirdim.

Çok geçmeden kapının yanından yumuşak bir ses duydum “Haydi, uyan artık.” bu sözü bana bakarak arka arkaya birkaç kere tekrar etmişti. “Hayır, kalkmayacağım!” gibi bir şey demeye hakkım da yoktu. En nihayetinde yemek hazırdı, herkes uyanmıştı ve yeni bir gün için hazırlanıyorlardı.

Hâlâ tam ayılamamıştım. Ayağa kalktım, biraz esnedim. Elimi yüzümü yıkamak için lavaboya kadar gittim. Klasik bir sabaha benziyordu. Neden öyle bir şey yaptım bilmiyorum fakat yataktan kalkarken odanın renkleri çok garip geldi. Gözlüklerimi giymemiştim, belki o yüzden yanlış görmüşümdür. Elimi yüzümü yıkayıp kurulandıktan sonra bir şey farkına vardım. Yüzüme ne kadar su çarptıysam ellerim o kadar sıcaklıyordu. Odaya girdim. Göğsümde rahatsız edici bir gıcık vardı. Öksürüp duruyordum. Galiba evimde değildim. Burası başka bir yerdi. Tüm duvarlar mavi ve mavinin tonu renklerle boyanmıştı. İki dakikalık bir aramanın sonucunda gözlüklerimi buldum. O da ne! Burası bir hastane odasıydı ve yatağım bir hasta yatağıydı. Geçen gün herkes bir salgın hastalığı konuşuyordu. Pek ciddiye almamıştım fakat ölümcül bir hastalıktı. Umarım o salgına yakalanmamışımdır diye içimde bir korkuyla ümit ediyordum. Galiba beni uyandırmaya çalışan da doktor, hemşire veya hastane görevlilerinden biriydi. Çok korkuyordum, göğsümdeki gıcık daha da artmaya başlamıştı ve daha sert öksürüyordum. Aniden içeriye bir hemşire girdi, sanırım ben öksürürken sesimi duymuştu.

Bana “Hey, ne yapıyorsunuz! Hemen yatağınıza yatın efendim, neden bizi çağırmadınız ki!” diye seslendi ve beni hızlıca o hasta yatağıma geri yatırdı.

“Gerekli tedbirleri almadığınız sürece bu salgından kurtulamazsınız efendim, kendinize dikkat etmelisiniz. Size dememiş miydik uyanınca bize seslenin diye…”

Seslenemezdim çünkü çok başım ağrıyordu ve nerede olduğumu da bilmiyordum. Aslında orada hemşirelerin olduğunu bile bilmiyordum (Galiba kalktığımda kapıya kadar gelip bana seslenen kişi de bu hemşireydi). Her neyse diye iç çektim. Çünkü ben bunları düşünene kadar o zaten görevli doktora haber vermeye kadar gitmişti (doktorun yanında gittiği ne malum, çünkü bana söylememişti. Ben tüm bunları nereden biliyordum?). Tüm bunları söylesem bile beni anlayacağını zannetmiyordum. Aceleyle gitmişti zaten.

Uyanalı dakikalar geçmesine rağmen kendimi hâlâ uyku ile uyanıklık arasında gevşemiş bir durumda hissediyordum. Galiba buraya dün gece evden alınarak getirildim. Bu arada dün gece ne olmuştu? Sabah kalkınca aniden kendimi bir hastanede bulmam, neden hastanede olduğumu bilmemem ve bunun gibi onlarca soru kafamı kurcalıyordu. Nihayet görevli doktor geldi. Klasik doktor diyalogları gibi ilk başta beni rahatlatmaya çalışmıştı fakat bazı şeyleri sezebiliyordum. Rahat kalınacak bir durum olmaması gibi mesela.

– Efendim merhabalar. Uyanmışsınız bakıyorum.

– Günaydın.

– Nasılsınız? İyi hissediyor musunuz?

Eskiden filmlerde görürdüm, ya aniden asabice “Neden buradayım” diyen ya da yalan söyleyerek “Hiçbir şeyim yok, süperim” diyen karakterler vardı bu tür sahnelerde. Birkaç saliseliğine bunu düşündükten sonra cevap verdim:

– Teşekkür ederim fakat neden burada olduğumu ve neden sürekli öksürdüğümü ve halsiz hissettiğimi bilmiyorum sayın doktor.

– Efendim, siz bir virüse yakalandınız, tedavisi mümkün olmayan bir virüse. Şu andan itibaren har saniyenizin bir önemi var bizim için (nedense salise dememişti, oysa saniyeleri de saliseler oluşturuyordu ve saliseler olmazsa saniyeler de olmaz)

– Ne, virüs mü?

-Sakin olun efendim, kendinize iyi baktığınız sürece sağlıklı olacaksınız ve ölmeyeceksiniz (ölüm çok garip bir kelime değil mi?).

Tüm bunların ardından içim daralmıştı, kalbim çok hızlı atıyordu, hiçbir şey söyleyemedim. Orada, hasta yatağımda öylece kalakaldım. Tam ağzımı açıp konuşacaktım ki bayılmıştım (acaba ne söyleyecektim?). En son hatırladığım şey ise doktorun bana “ölmeyeceksiniz” demesiydi. Ölüm gerçekten çok garip bir kelimeydi.

“Haydi, uyan artık, sabah oldu. Bak çocuklar sofraya oturuyor, elini yüzünü yıka ve sen de aramıza gel.”

Neler olmuştu? Az önce ben bir rüya mı gördüm yoksa? Galiba bir hayalden ibaretti. O yumuşak sesli kişi hemşire değil miydi yani? Ah, hepsi sadece bir rüyaymış.

İçeriye sofraya gittim. Orada küçük çocuklar da sofrada oturuyordu. Orada hep beraberdik. Mutluyduk. Sabah kahvaltısı yaparken sohbet ediyorduk. Birimiz televizyonu ve haber kanallarından birini açtı. Birkaç dakika geçtikten sonra sunucunun ağzından şu sözler çıktı:

“Sayın vatandaşlar, uzun bir süredir mücadele ettiğimiz virüs, şu an aldığımız bir haber itibariyle tüm galaksiden kalkmış bulunmaktadır, sizi seviyoruz!”

Öne Çıkan Yorumlar

  1. MURAT says:

    Merhaba. Öykünüzü maalesef beğenemedim. diyaloglar mesela hiç gerçekçi gelmedi. Yani, öykünün içine girmekten alı koydu desem yeridir. Ve öykünün sonunda vurucu bir şey olur sandım ancak yoktu(Ya da ben anlamadım)… ve Galaksiden temizlendi derken neyi kast ettiğinizi merak ettim ayriyeten… Yazmaya devam edin lütfen:)

  2. Merhaba. Öncelikle fikrinizi söylediğiniz için teşekkür ederim. Öykü Seçkisinde ilk öykümdü, fazla detaya girmeden kısa bir hikaye yazmak istemiştim. Diyalogları da kısa tutmak istemiştim, galiba o yüzden biraz gerçekçiliğini kaybetmiş olabilir. Hikayenin sonunda ana karakterin anlattığı her şey bir rüya çıkıyor. Evet, hikayede normalde gerçekten bir virüs var fakat hikayenin sonuna kadar ana karakterin hastanede anlattığı kısım aslında o var olan virüsle ilgili bir rüyası. Ve onu sabah uyandırmaya gelen kişi ise aslında ana karakterin evindeki birisi. Rüyaya daldığı için o kişiyi de rüyasında hemşire olarak görüyor. En sonundaysa uyandığında her şeyin bir rüya olduğunu anlıyor. Ardından sabah kahvaltısına otururlarken birden odadaki birisi televizyondan haber kanallarından birini açıyor ve o kanaldaki sunucu “tüm galaksiden” virüsün kalktığını belirtiyor. Orada Dünya dışında herhangi bir başka gezegen ya da herhangi bir özel isim kullanmak istememem yüzünden “galaksi” sözcüğünü kullandım. Aslında hikayede hiç isim, mekan kullanmamaya çalışmıştım. Örneğin dikkat ederseniz hiçbir karaktere isim vermemiştim. Yani oradaki “galaksi” teriminin altında yatan anlamı kendim özellikle açıklamaktansa okuyucuya bıraktım da denilebilir. Tekrardan fikrinizi belirttiğiniz için çok teşekkür ederim, iyi günler :slight_smile:

  3. Merhabalar. Yanıtınız için çok teşekkür ederim. Evet dediğiniz gibi biraz fazla hızlı ve acele bir şekilde yazmıştım :sweat_smile: Bu biraz da hikayenin son gönderim tarihine çok yakın bir tarihte bu platformu öğrenmemden kaynaklı. Son gönderim tarihine çok yakın bir tarihte yazmaya başlamıştım, o yüzden dediğiniz gibi aceleci bir yazı oldu. Parantezlerdeyse zaten dediğiniz gibi karakterin okuyucuyla konuşması durumunu bilerek yansıtmıştım. Biraz karışık bir hikaye olduğunu ben de daha sonralardan farkettim :sweat_smile: Şimdi de önümüzdeki ayın masal teması ile ilgili bir hikaye yazıyorum ve onu yazarken de 2-3 günde yazmayı bitirip hemen göndermemeye ve hikayeyi daha basit bir dille anlatmaya çalışıyorum :smile: Yanıtınız için tekrardan çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere :slight_smile:

  4. Güzel öykünü, seni tebrik ederim canım kardeşim. Tertemiz sayfanda, tertemiz öykülerin olsun hayatında her daim. :blush:

  5. Merhabalar.
    Yazım tarzınızdan, cümle yapılarından, geçişlerden vs. anladığım kadarı ile ya bu işi (yazmayı) çok az yapıyorsunuz ya da yeni başlıyorsunuz. Ciddi şekilde sırıtan bir amatörlük görünüyor çünkü. Bu kötü bir şey değil ama şu seviyede eleştiri almak insana yıkıcı gelebiliyor. Bu sebeple bir öykü paylaşmadan önce emin olmak gerekiyor.
    Okumak ile ilgili ne durumdasınız bilemem ama yazdıklarınıza bakarak, gözlemci gözle okumak (yani yazarların yazım tarzları arasındaki farkları anlamaya çalışmak) konusunda yoğun bir tavsiyem olabilir. Bunu sürekli değil tabi ki ama en bir kaç yazarın en sevdiğiniz kitaplarını tekrar ve nasıl cümle kurduklarına, paragraf yapılarına, konu geçişlerine dikkat ederek okumanızı, karşılaştırmanızı ve size yakın gelen bir tanesini belirleyerek onun üzerine yoğunlaşmanızı öneriyorum. Kopyalayın demiyorum tabi ki ama en azından yazma tekniği ile ilgili güzel bir çalışma olur.
    Umarım tüm eleştirilerimi yapıcı olarak alırsınız. Önümüzdeki aylarda görüşmek üzere.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

3 cevap daha var.