Öykü

Yüksek Bina

“Umarım yağmur yağar,” diyerek iç geçirdi Furkan bulunduğu odanın penceresinden dışarı bakarken. Çevredeki diğer yapılara kıyasla çok daha yüksek olan bir binada olduğu için neredeyse tüm şehri rahatça görebiliyordu. Gördükleri bulunduğu binanın aksine derme çatma onlarca yıkık ev ve hayatta kalmaya çalışan bir o kadar insandan oluşuyordu. Pek çoğunun yaşama isteklerinin kalmayışı yüzlerinden anlaşılıyordu ancak bir alışkanlıktan olsa gerek yaşama devam ediyorlardı. Bu görüntü onu her zaman düşündürürdü. Daha iyi bir dünya olamaz mıydı? Büyük yeşil ormanlar, mavi gökyüzü… Bunlar onun için her zaman “… eskiden böyleydi” diyerek anlatılan birkaç şaşalı anıdan başka bir şey değildi.

Kendisini bildi bileli sürekli böyle bir dünya içerisindeydi. Üzülerek baktığı o şehirli insanların yerinde yıllar öncesinde kendisinin olduğunu hatırladı ve ne kadar da şanslı birisi olduğunu hissetti. Katıldığı çeşitli sınavlar ile girmeye hak kazandığı bu yüksek binada bulunmak onu mutlu etse de dışarıdaki insanların yaşamlarının zorluğu hakkında yine de düşünmeden edemiyordu.

Su azlığı, yaşanan kuraklık sıradan halk için yeterince zorluk çıkarmasına rağmen bir de son 3 4 yılda inanılmaz derecede artmış olan hava kirliliği insanların artık umutlarını tamamen parçalamıştı. Artık oksijen maskesi olmadan şehirde sekiz saat yürümek ölümcül ciğer hastalıklarına kadar yol açabiliyordu. Oksijen satışları da artık karaborsaya girmiş, fiyatları su fiyatlarına kadar yaklaşmıştı. Şehrin bazı bölgelerinde her ne kadar yasak olsa da oksijen tüpleri için bahisler oynanıyordu ancak bölge polislerinin rüşvet ile buna göz yumduğuna adı gibi emindi Furkan. Belki de geçmiş yıllarda olan oksijen tarlalarında çıkan yangın durdurulabilseydi yaşam standartları bu denli kötü olmazdı. O tarlalar oksijenin yanında su ve yiyecek de sağlıyordu. Şimdi ise kısıtlı sayıda olan sadece oksijen fabrikaları var.

Pek çok insan bu fabrikalarda çalışıp, yıllık sadece yirmi saatlik fazla oksijen kazanabilmek için birçok masumun canını yakabilirler. Bir an için irkildi ve kafasından bu düşünceleri dağıtmak için gözleriyle etrafta bir uğraş aradı. Bulunduğu oda fazlaca büyük olmasına rağmen içerisinde pek fazla eşya yoktu. Birkaç koltuk genişçe bir sehpa çalışma masası ve hemen masanın sağ tarafına kalan boşlukta da bir şömine. Şöminenin en son ne zaman kullanıldığı sorusu takıldı aklına. Şubat ayında olmalarına rağmen hava hâlâ sıcak denebilecek seviyelerdeydi. Belki de son iki yıldır o şömine kullanılmıyordu.

Camın önünden uzaklaşıp koltuğa doğru ilerlediği sırada sadece kendisinin duyabileceği kısık bir sesle “Kar görmeyi çok özledim,” diye mırıldandı. Kar yağmayalı yıllar olmuştu. En son ne zaman gördüğünü hatırlamaya çalışsa da bunu ilk başta başaramadı. Daha sonrasında biraz daha çabaladıktan sonra 8 yıl önce olduğunu anımsadı. Zaten takip eden yıllardaki yükselen sıcaklıklardan dolayı oksijen tarlalarında yangın çıktığı bilinen bir gerçekti. Birden oturduğu yerden sehpanın üzerindeki kitaba gözü takıldı. Kafası başka konularla o kadar meşguldü ki bu kitabı görmek ona, gerçekleştirmeyi kendisine zorunlu hissettirdiği amacı hatırlatmıştı. Kitabın adı “Eski şehirler ve yaşamlar”dı. Bazı fotoğraflar ve yazılardan oluşan bir tarihi konu alan bir kitap olsa da bu Furkan için rengarenk görünen bir masal kitabı gibiydi. Ailesinden kalan tek saklayabildiği hatırası da bu kitaptan fazlası değildi.

Annesi Furkan daha çocukken yemyeşil ormanlarla kaplı koca dağlar, sıcak yaz zamanlarında serinlemek için denize girdikleri kumsallar ve daha pek çok şey hakkında geçmişten bazı hikâyeler anlatırdı. Furkan bu zamanları hiç yaşamamış olsa da anlayamadığı bir özlemi vardı bu günlere karşı. Amaç edindiği şey de bu eskileri tekrar canlandırabilmekti. Bunu insanlara ve özellikle de ailesine karşı bir borç olarak hissediyordu.

Binada yaşayan diğer insanlar gibi umursamaz olmak, sadece anı yaşamak onun karakteriyle uyuşmasa da onları yargılayamazdı. Çünkü bu binada olanlar istedikleri şekilde yaşamakta serbestlerdi. Her olanak oluşturuluyor, su, yemek, oksijen gibi kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıyorlardı. Zoru başarmak mı yoksa insanlığından olmak mı? Bu Furkan’ın kendi seçimiydi. Bu seçimi binaya ilk girmeye hak kazandığı anda yapmıştı. Günlerini çalışarak, araştırmalar yaparak geçirecekti. Birkaç saat dışında sürekli masasında araştırma başında olsa da, masasından ayrı kaldığı anlarda bile aklı genelde hep bu konu ile meşguldü.

“YEMEK ZAMANI”

Anonsu duyduğunda odasının açık olan kapısına doğru usulca kafasını çevirdi. birkaç kişinin yemekhane yolunu tuttuğunu gördü. Giderek yükselen ayak sesleri ise daha kalabalık bir grubun koşar adımlarla yemekhaneye ilerlediğini anlamasına yetti. Yüzünü astı. Yine bir yemek zamanında yaptığı seçimin doğru olup olmadığı şüphesi düştü aklına ve bu şüphe eşliğinde yemekhaneye gitmek için yavaş adımlarıyla kalabalığın arasına katıldı.

Burak Demir

Adım Burak. kısaca bahsetmek gerekirse; gezmek, izlemek, dinlemek, okumak . Biraz fantastik biraz da bilim kurgu. Kalemini geliştirmeye çalışan eleştiriye açık genç birisi.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Avatar for Razhoul Razhoul says:

    Ellerinize sağlık. Biraz kısa geldi. Sanki çok ani bitmiş, kahramanın daha anlatmak istediği şeyler varmış gibi :slight_smile: Özellikle karakterin geçmişe duyduğu özlem ve edindiği amacı çok güzel. Onlardan daha fazla bahsetseniz çok güzel olurdu. Onun dışında akıcı bir öyküydü, kaleminize sağlık.

  2. Beğenmenize sevindim. Bu eleştiriler benim için gerçekten değerli. Buna diğer hikayelerimde daha fazla dikkat edeceğim :blush:

  3. Merhaba:
    Berbat bir durum yazdıklarınız ama geleceğimizin böyle olma ihtimali yüksek. Atmosferi iyi betimlemişsiniz ama bir kaç eksikten söz etmeliyim. Önce binanın adını Kule deseydiniz daha mı iyi olrdu diye düşündüm. Yüksek bina seçkinlerin nasıl bir yerde yaşadığını tam olarak ifade edemiyor diye düşünüyorum. Bir de Oksijen tarlalarından söz ediyorsunuz bir kaç yerde. Amacınız merak uyandırmaksa muradınıza eriyorsunuz. Yine de biraz da olsa oksijen tarlalarının ne olduğunu anlatsaydınız. Bir de kahramanımız Furkan’ın yaşadığı ikilem biraz daha anlatılmalıydı diye düşünüyorum.
    Sonuç iyi bir öykü ama daha iyisi olabilirdi. Elinize sağlık

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar