Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Yüzleşme

MASAL

İşçi bir baba ile ev hanımı bir ailenin üçüncü kızı olarak dünyaya gözleri açmış biri olarak kaderimi değiştirmek için uğraştım. Kaderimin kurtuluşu da üniversite idi. Başarılıydım sadece iki dersim dışında, bunun içinde yaz okulunda başarı sağlamamam gerekiyordu. Bu da fazladan yurt parası ödemekti ama başka çarem yoktu sene kaybedemezdim.

Tuhaf yaz sıcağı bir yandan, iki sınava çalışmak bir yandan az biraz nefes almak için yurda yakın sahile doğru yürüyüp, çay bahçesinde ders çalışmaya karar vermiştim. Gece yarısı olmadan yurda dönerim diye düşündüm.

Çay bahçesine doğru yürürken, lüks apartmanların arasında sıkışmış yurduma geri dönüp baktım. “Ne işi vardı bu kadar lüksün içinde?” diye düşündüm. Belki de bu lüks semtte oturan özel yurdu yaptırmıştı belli mi olur? Zengin ile fakir arasında ki uçurumun benzerinin yurt ve diğer apartmanlar arasında da sırıttığını düşündüm.

Çay bahçesi olduğundan daha fazla kalabalıktı, demek ki herkes benim gibi basıl sıcak yazın tuhaf havasından kurtulmak için buradaydılar. Gelişi güzle bir masaya oturup, dersimi çalışmaya başladım.

MERCAN

Doğduğundan beri hiçbir şeyleri eksik değildi. Her şeyin en iyisine sahiptiler ama bir tek huzurun en kötüsüne sahiptiler. Eskilerin dediği gibi klasik ama gerçek “Para sadet getirmiyordu” diye düşünüp, evden çıktığım gibi kendimi sahilde ki çay bahçesine doğru yürürken buldum.

Çay bahçesi çok kalabalıktı, en iyisi yıllardır yaptığı gibi sahilde isminin kazılı olduğu bankta azıcık dalgaların sesini dinlemeyi tercih etti. Mercan banka tam oturmak üzereydi ki, yeri çoktan kapılmıştı. Sahilde ki en kuytu köşeyi bu esmer güzeli nasıl seçmişti? diye içinden geçirirken, kızın yanına çoktan vardı.

“Kalk oradan”

“Ne münasebet sende kim oluyorsun. Belediyenin bankına otururken sana mı soracağım?”

“Orası özel ayrıca, üstüne bakarsan ismim yazıyor. Hem de kocaman MERCAN”

Masal oturduğu yerden, Mercan’a doğru döndüğünde, Mercan sadece anlamlı bakan uzun kirpiklerin ardındaki gök mavisi gözlere, pürüzsüz kendinden hafif bronzlaşmış tenden büyülenmişti. Kalbi çıkacak gibi atıyordu. Otuz yıllık hayatı boyunca belki çok kızdan etkilenip, etkilemişti tatlı diliyle ama bu sefer etkilenen kendisiydi. Masal sert bir kayaydı belliydi. Sert duruştan yumuşak duruşa doğru geçiş yapması gerektiğini düşündü ve usulca Masal’ın yanına oturdu.

“Tamam baştan alalım istersen. Ben Mercan ve şu anda oturduğun bank on beş yıldır, sıkıntılı günlerimin dostu. Sanırım sende pek iyi değilsin.” derken, Masal’ın kucağında duran kitaplara göz ucuyla baktığında, üniversite öğrencisi olduğunu anladı.

Masal gözleri ufukta, “Ben de Masal. Evet çok iyi olduğum söylenemez. Ve seni dostun ile hemen baş başa bırakıyorum çünkü bana iyi geldi sağ ol tekrardan.” deyip, yerinden kalkarken Mercan kolundan tutup, “ Böyle ayrılmasak, yani başta terbiyesizlik ettim. Şu köşede harika bir kafe var orada bir kahve ısmarlasam.” Masal tam arkasını dönüp gitmek üzereyken, göz ucuyla kolundaki saat daha vaktinin olduğunu, duyguları da aman ne kaybedersin git diye beynini destekleyince, teklifi kabul etti.

Konu konuyu açtıkça, kendilerini anlatmaya başladıkça sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış gibi geldi. Böyle hissettikçe, karşılıklı bunu dillendirmekten, hafif tebessüme yakışır kaçamak bakışlarla taçlandırmaktan çekinmiyorlardı.

Masal, hiç saatine bakmak istemese de gözleri ister istemez saatine kaydı. Mercan, “Vakit geldi galiba” dedi, hınzırca gülerek.

“Evet, yurt şartlarına göre böyle.” dedi, tebessümle karşılık vererek.

Mercan’ın evi yurda yakın olduğu için, yürüyerek önce yurda kadar yürüdüler. Kısa sürede, çok şey paylaşmışlardı. Yer çekimine ters düşüp, kısa sürede dünyaya duyguları ile meydan okumaya hazırdılar.

Vedalaşırken, en kısa sürede buluşmak üzere, randevulaştılar. Aslında bu randevu saatleri gün geçtikçe daha da sıklaşmaya başladı. Masal, yaz okuluna kaldığına resmen seviniyordu. Yurtta ki kızlar dahil en yakın dostu Zeynep’e bile telefonda bu durumu anlatmadı. Garip bir şekilde nazar değecek diye korkuyordu. Mercan’da kimseye bahsetmedi. Mercan için ise sihir bozulur, büyü kaçar diye korkuyordu. Bugüne kadar neye heveslendiyse, kader büyüyü bozmuştu. Masal’ın söz konusu olduğu hiçbir durumu, olayı, konuyu riske atmamaya kararlıydı. Belki de ilk defa hayatında bu kadar kararlıydı.

Mercan, 17 Ağustos akşam yemeği için, çok özel bir sürpriz hazırladı. Tanışalı tam 3 ay olmuştu. Ve Mercan artık emindi bir ömür boyu hayatının Masal’ını bulduğuna. Masal’ına evlenme teklif edecekti.

Masal’ı bir taksi yurdun önünden aldı. Taksi nereye gideceğini biliyordu. Mercan sabahtan her şeyi ayarlamıştı. Masal her zamanki gibi sade giyinmeyi tercih etmişti. Zaten Mercan da her şeyin doğal olmasını özellikle telefonda demişti.

Taksi, nereye gidiyordu bilmese de, geçtikleri her dönemeç, yol aldıkları her bilinmezlik Masal’ın biraz ürkmesine sebep olsa da en sonunda geldiler. Taksinin kapısını Mercan gülümseyerek açtı. Daha öncede kendisine at binmeyi öğretmek için Mercan’ın defalarca getirdiği yerdeydi.

Mercan ürkütmeden gözlerini kapatırken, “Burası en uygun yer diye düşündüm. Çünkü sana ilk aşkımı burada itiraf ettim, ilk burada öpüştük.” dedi, atların olduğu alana götürürken.

Mercan, Masal’ın gözlerini açtığında her yer önce karanlıktı. Sonra atların çalıştırıldıkları toprak alanın spotları yandığında, ikisinin devamlı bindiği biri dişi biri erkek olan atlar karşılıklı birbirlerinden belli aralıkla uzak durmuş, ağızlarında pankart tutuyorlardı. Pankartta büyük harflerle “BENİM İLE EVLENİR MİSİN?” yazıyordu.

Masal’ın gözlerinden yaşalar akarken, sevgilisine sarılıp, avazı çıktığı kadar, “EVETTTT!!!!!” diye bağırdı. Gece ikisinin parçası ile dans ederek, yemek yerken hayallerin eşlik etmesi ile gece son buldu. İki gün sonra, Masal’ın son sınavı vardı. Memleketine gittiğinde, evlilik kararını açıklayacaktı. Mercan da o sırada ailesine açıklayıp, artık olayı resmileştirmek için adımları atacaklardı.

Saat gece yarısını vurduğunda, sevgilisinin arabası balkabağına, kendisi de külkedisine dönmeden yurda girmesi gerektiğini biliyordu.

Masal yatağına yattığında, yaşadığı mutluluktan uyuyamaması bir yana, havada ki boğucu, acayip sıcak zaten uyumasına engel oluyordu. En iyisi kahve yapmak diye düşünüp, en üst kattan mutfağa indiğinde, önce beyninde büyük bir patlama olduğunu sandı. Yanılmıyordu, her yer sallanıyordu, ayağının altından yer kayıyordu, diz kapaklarını hissetmiyordu. Büyük bir patlama daha ve başını asfalta hızlıca vurduğu gibi bacaklarının üstüne kocaman bir plaka düşerken, yukarıdan kızların sesini duydu, “DEPREMMMM!!!!” Sonra her şey karanlık…

Mercan, deprem olduğunda balkonda yıldızları seyrediyordu. Gözleri bir anda, diğer apartmanlara çevrildiğinde, kiminin yan yattığını, kiminden parçalar koptuğunu görüp, ailesini uyandırması saniyeler aldı. Ailesi ile birlikte dışarı çıkmaya çalışırken aklında ki tek kişi, üç sokak ilerisinde yurtta kalan Masal’da idi. Ailesinin iyi olduğunu anladığı gibi, yurda doğru koşmaya başladı.

Yurdun önüne geldiğinde, gözlerine inanamıyordu. Yurt pasta gibi aşağıya doğru parça parça inmişti. Ve yerin altına gömülen tek bina kızların kaldığı yurttu. Mercan deli gibi Masal diye haykırmaya başladı. Yardım etmeye gelenleri ezip aşmak duygusu ile dizlerinin üstüne çökmüş, yıkılan taşları elleri kanayana kadar köpek gibi kazmaya başladı.

Bir anda kulağının dibinde ki sesle kendine geldi. “İçeride bir kişi var sadece. Kızlar öyle diyor. Listeden kontrol de ettik. Masal yok bir tek.” dedi, yurdun müdürüne kapıda her zaman duran güvenlikçi.

Yaz okulundan dolayı, çok fazla öğrenci kalmıyordu. Çoğu da üst katta kaldığı için ufak tefek yaralanmalarla paçayı kurtarmışlardı. Günler alan çalışmalar sonucu Mercan’ın masalına ulaşıldı. Cansız bedenine. Mercan ile Masal’ın hikayesini artık aileler dahil herkes öğrendi. Her şey için geçti, geçmişti….

Mercan günler, aylar sonra sokaklarla, hayatının masalı için yüzleşmeye karar verdi. Genel ihtiyacını karşılayacak olan sırt çantasını özenle hazırladı, uyumak için tulumunu, bir kalem ve bir not defteri yanına aldı. Artık yer altının ülkesi, arka sokaklar onun meskeniydi….

Yeni masallar yazdı çocuklar için, yeni masallar dillendirdi kalplerin en derinliklerine….Sokaklarda, caddelerde çalıştı, yattı kalktı, kuru iki dilim ekmekle kendini doyurmayı bildi…Çünkü o artık yer altının yeni masal prensi… Bağıra, çağıra, haykıra sokaklara masal anlatan masal prens…Depremin ardından enkazın yeni masal prensi…

Pınar Kumsal Başdağ

1975 yılının Ekim soğuğunda dünyaya gelmiş biri olarak, kendimi bildim bileli yazıyorum, okuyorum. Herkesin besin kaynağı vardır, benim besin kaynağım yazmak. Yolda yürüyen kadınlardan herhangi birinin önünü kesip, çantasına baksanız kadınsal her türlü malzeme vardır. Benim çantama baksanız, cüzdan, not defteri ve kalem dışında bi rde evimin anahtarlarından başka bir şey bulamazsınız.

Yüzleşme” için 3 Yorum Var

  1. Öyküyü yoldayken ve incelemek için çok uygunsuz bir ortamda, şimdiden bambaşka bir zamanda okumuştum. Notlarım geçmişe ait, kabataslak ve açıkçası biraz kabaca. Hepsi için özür dilerim. Bol bol düşe sarınalım.

    Yazım konsunda bir tercihtir ve çoğu insan onaylar sanırım ama ben “İşçi bir baba ile ev hanımı bir ailenin üçüncü kızı olarak dünyaya gözleri açmış biri olarak kaderimi değiştirmek için uğraştım” cümlesindeki “olarak”ların bu kadar ardışık kullanılmasından rahatsız oldum birazcık. Cümlede pek büyük oynamalar yapmadan ve benzeri bir tekrara karışmadan sıyrılmak pekala mümkün. Bu “kelime tekrarı”konusunun okurken zihni ve düşü tırmalamasının yanında bu kadar “önemli” görülmesinin sebeplerinden birisi(ben zerre kadar katılmıyor olsam da söylemek istedim bu sebebi) yazarın dili kullanımı konusundaki yeteneğiyle ilgili pek hoş şeyler belirtmemesi. Fakat, olabilir. Daima gözden kaçabilir veya bazı yazım tekniklerinde bilerek kullanılabilir. Ben sadece düşe girişimi sendeletmesinden dolayı rahatsız oluyorum.

    “Başarılıydım sadece iki dersim dışında, bunun içinde yaz okulunda başarı sağlamamam gerekiyordu. Bu da fazladan yurt parası ödemekti ama başka çarem yoktu sene kaybedemezdim.” Öykünün geçtiği diyara göre miktarı değişebilecek ama en azından bir tane barındıracak şekilde bir anlatım bozukluğu barındırıyor bence bu bölüm kendi içinde. İç içe oldukları için görebildiğim şeylerin neler olduğunu ve nasıl düzeltilebileceğini belirtemeyeceğim. Özür dilerim.

    “Tuhaf yaz sıcağı bir yandan, iki sınava çalışmak bir yandan az biraz nefes almak için ” burada iki ayrı cümle olduğunu düşünüyorum. Sanırım “çalışmak bir yandan” dedikten sonra üç nokta koyulmalıydı. Bu şekilde düşünüyorum çünkü o ilk cümlelerdeki sitem ile siteme neden olan şeylerden kurtulmak veya uzaklaşmak için yapılan etkinlik, iki ayrı ifadeyi gerektiriyor. Bu durumda, nokta kullanılamıyor çünkü ilk cümlede yüklem yok.

    “Belki de bu lüks semtte oturan özel yurdu yaptırmıştı belli mi olur?” İki ayrı anlatım bozukluğu barındırdığını düşünüyorum bu cümlenin. Semtte turanların mı yurdu yaptırdığını düşünüyor karakter, yoksa, özel yurt mu semtte oturuyor… Pek belli olamamış. Bu tamamen benim gözlemim, fena halde yanılıyor olma ihtimalimi unutma lütfen ama dil bilgisi konusunda eksiklerin var gibi görülüyor(yazımında özel bir teknik benimsemiyorsan). Belki de bu konuya biraz daha ağırlık vermelisin? Öykülerin zamanla düzelecektir bence, göreceksin. Yorumumu fazla uzatmamak adına, bundan sonra bulduğum yazım yanlışlarına değinmeyeceğim. Sen zaman içerisinde, yazdıkça ve inceledikçe gidereceksin bence.

    Bank ve çay bahçesi betimlemesine daha dazla ağırlık vermeni dilerdim. Fakir olan kız çay bahçesinin içine mi yoksa belediyelerin piknik için hazırladığı masalı banklara mı oturduğunu anlayamadım pek.

    Öykünün geçtiği diyarı bir şehir gibi tasarlayan senin, karakterlerin karakterleri bu şekilde karşılaştırarak verdiğin yoğun ironi ile”Zengin ile fakir arasında ki uçurumun benzerinin yurt ve diğer apartmanlar arasında da sırıttığını düşündüm.” şeklinde belirtilen düşündeki ironi arasındaki paralellik çok hoştu. Galiba bu öykünün atmosferini de oluşturuyordu?

    Hakkında bir şeyler söylemek istediğim çok fazla kısım vardı öyküde. Yine de, sadece iki tanesini belirteceğim şu anda.

    Mercan karakterini nedense hep dişi olarak tasarladım zihnimde. İsminin güzelliğiyle ilgilidir belki de. Bu şekilde görmek çok hoşuma gitti.

    Yine de, şöyle bir şey de sebep olmuş olabilir bu hissime. Bazen yazarlar kendi kişiliklerini karakterlerinden ayıramazlar. Kendileri konuşuyormuş gibi yazarlar.

    Ve şey, diyaloglar konusunda da ilerlemen gerektiğini düşündüğüm yanlar var. Denedikçe, baktıkça düzelecektir bence bunlar.

    Masal ve berduşluk konusunu çok güzel ve romantik bir şekilde bağlamışsın.

    Yukarıda da belirttiğim gibi, dil bilgisi konusunda ve, belki de, anlatım teknikleri konusunda çok daha fazla gelişmen gerektiğini düşünüyorum. Okuyup, yazıp araştırdıkça olacak şeyler bunlar.

    Belki öyküdeki o saflık, hikayeciliğin düşü çarpıtmaması sayesinde ama… Gerçek bir olayı anlatıyormuş gibi geldi bana. Hemen hemen her seven insanın yaşayabileceği ve neyse ki çok azının yaşadığı bir şey. Bence yeterince gerçekçiydi.

    Öykülerinin devam etmesini dilerim:)

    [bu kısmı sonradan ekliyorum. Öyküyü iki ayrı başlık üzerinden ilerletmek çok hoş bir fikir olmuş. Yine de, daha “senkronize” olmalarını dilerdim. Örgü peyniri gibi,öbiraz oradan, biraz buradan alarak şimdiye uzanmasını…]

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *