Öykü

Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi*

 “Gönderileceğim tek cennet, senle yalnız kaldığım andır”

Hozier

 Gece 2, Karakol, Eda’nın Sorgusu

– Tamam kızım sakinleş artık. Geçti her şey. Sakinleş de, görevimizi yapalım. Nasıl oldu olay?

– A- abi a-adın ne senin?

– Adımı n’apacan, bak bir numaralı şüphelisin şu an…

– (sessizlik)

– Hmmmhmm! Adım Faik. Evet, şimdi konuş bakayım…

– Faik abi, nerden başlayayım ki? Sen öyle anlat deyince direkt…

– Doruk’la ne kadardır tanışıksınız?

– Üç ya da dört saattir.

– Henüz tanıştığın, biriyle mezarlığa gittin öyle mi? Yoksa bizi mi kandırmaya çalışıyorsun? Gecenin yarısında mezarlıkta ne yapıyor olabilirdiniz?

– Vallahi yeni tanışmıştık. B-ben de anlamadım ki. Bir baktım nereye gitse peşinden gidiyorum. Hani, hemen bir şeye tutkuyla kapılıp sonra sıkılanlardan değilimdir. Ama ne olduysa etkisine kapıldım işte.

Herkes de böyle der diye gözlerini devirdi Faik Komiser:

– Neden mezarlığa gittiniz birlikte?

– Mezarlık onun eviymiş çünkü.

– Ne! Ya havle kuvvete… Kızım gece gece beni çileden mi çıkartmak istiyorsun! Zaten uykumdan oldum, bir koşu geldim bu yaşta. Doğru düzgün cevaplar ver.

– Ee öyle Faik abi… Bana mezarda yaşadığını söyledi.

Faik Komiser öfke dolu bir bakış atınca, Eda konuşmasını telaşla sürdürdü.

– B-Bana vampir olduğunu söyledi. Ölümsüz olduğunu tabutta uyuduğunu, insan kanı içtiğini-

– Mert! Gel koçum gel. Sorguya sen devam et!

Tabii ki amirim…

Faik Komiser çıktı sorgu odasından. En iyisi Mert’in devam etmesiydi. Yoksa dayanamazdı bu zırvalara. Vampir diyor tövbe estağfurullah… En iyisi Doruk’la konuşmaktı. Çapraz sorgu öttürürdü ikisini de. Klasik çete cinayetiydi bu. Çok artmıştı son zamanlarda kadavra hırsızlığı. Hele Timor olunca şehir.

Bir fincan kahve daha doldurdu Faik.

Şu Doruk kılıksızının sorgusu daha çetin olacaktı besbelli. Kızın dış görünüşü de hiç güven vermiyordu. Kulağının her yeri delik deşik, orasına burasına piercing, dövmeler filan. Hiç tekin değildi şu kız. Üç renkli kedilerin postunu andıran giysiler içerisindeydi Eda. Turuncu, siyah, beyaz…

Ancak şu Doruk denen herife bakınca… Bembeyaz yapmış kendini. Fondöten mi diyordu hanımı. Hıh, ondan sürmüş yüzüne köpoğlu. Yüzünde zavallı koluna “Sütyen askılıklarını çekmek için doğmuşum.” dövmesi olan liseli bir çocuğa has aptal ifade vardı. Ha bir de kırmızı lens takmış minnacık gözlerine. Dükkânı olsa satmazdı böyle tiplere lens mens! Sahi eczaneler renklisini de satıyor muydu? Kesin internetten almıştır. Yoksa kimse vermez böyle at hırsızı kılıklı tiplere.

İki paket kahveyi boca edip kupasına, girdi sorgu odasına: 

Gece 2, Karakol, Doruk’un Sorgusu

– On beş dakikan var. Suçunu itiraf et uğraşmayalım. Kurbanın boynunda senin parmak izlerini tespit ettik. (zarf atıyordu, yoktu öyle bir şey) Olaya tanık olan kız da tüm gerçekleri anlattı. Mezar soyarken bir anlaşmazlık oldu aranızda, sen de boş mezar var zaten, deyip öldürdün arkadaşını. Konuş Allah’ın cezası!

– A-Abi senin dilin ne söylüyor? N- Ne mezarı ne soygunu? Ben mezar hırsızı filan değilim.

– Bak oğlum, hapishanede herkes suçsuz kendine göre. Payına düşenden fazlasını istedi, sen de biçtin onu!

– Madem biçmişim hani bıçak? Siz de gördünüz, Menduh bıçaklanmamıştı. Isırılmıştı.

– Sen gönlünü rahat tut. Suç aletini de bulacağız er geç. Olay yeri inceleme çalışıyor. O küçük aklına güvenme.

Faik Komiserle konuşurken Doruk, hemen yan tarafta Eda’nın sorgusu devam ediyordu Mert’le. Mert’in daha yeni olmuştu göreve başlayalı. İnce, uzun sırık gibi bir çocuktu. Ne kadar mülayim biri olsa da cinayet mahallinde belli olurdu insanın gerçek yüzü. Faik Komiser bile ilk ceset gördüğünde iki gün kusmuştu. Ancak şu Mert, mermer gibi sağlamdı soğuk cesedin karşısında. O gün anlamıştı Faik, yanına alacağı adamı. Ama deneyimlerinin sonucu insanın bir başkasını iyice tanımasının imkânsız olduğunu da öğrenmişti. Zaten yaşamın ilginç ve çekici yanı da buydu…

Gece 2.15, Karakol, Eda’nın Sorgusu

– Evet küçük hanım galiba biraz alkollüsünüz de.

– O- Olabilir ama gerçekten doğruları söylüyorum. Bana vampir olduğunu söyledi.

– Ve siz de buna inandınız. Ayrıca bu saçmalığa bizim de inanmamız gerektiğini söylüyorsunuz ha?

– O gerçekten vampir. Arkadaşının kanını içti! Ölen adamın boynundaki diş izlerini görmediniz mi?

– Ne diş izi? Olsa olsa bıçak yarasıdır. O da ortağınızdı kesin. Siz bırakın bu saçmalıkları da ötün bakalım. Siz, Doruk ve Menduh mezar hırsızısınız. Mezarlıktaki cesetleri çıkarıp kadavra diye satıyorsunuz öyle değil mi? Menduh’un öldüğü yerin iki metre kadar yakınında geçen hafta ölen birinin mezarı varmış.

– Yemin billah yok öyle bir şey. Kaç defa diyeceğim. Doruk’la daha bugün tanıştım. O ölen adam, Menduh mudur nedir. Onu da sadece mezarlıkta gördüm o kadar.

– “Bize kanıt lazım kanıt! Yasalar yeminlerle yürüseydi…” deyip ayağa kalktı Mert. Sorgu sırasında kullandığı en basit taktiklerdendi. Umutsuz vaka muamelesi yapacağı zanlı eğer acemi ise hemen gerçekleri anlatmaya başlardı. Bu kızın halinden de pek profesyonel bir suçlu olduğunu sanmıyordu. Beklediği gibi oldu. Kız hemen ötmeye başladı.

– Polis Bey dediklerim doğru. Doruk’la saat 9 gibi bir barda tanıştık. Ben arkadaşımı bekliyordum o sırada. Birden o çıktı karşıma. Benle tanışmak isteyen herhangi bir erkek sandım başta. Ama üzerindeki kırmızı siyah pelerin, bembeyaz teni, kırmızı gözleri ve sivri köpek dişleriyle ilgimi çekti açıkçası. Ondan sonra bütün gece beraberdik barda. Kendisinin bir vampir olduğunu, Türkiye’deki tarikatlarından, aile soyundan ve daha birçok zırvadan bahsetti. Başta inanmadım tabi. Sonra mezarlığa gelirsem onunla, bu dediklerini kanıtlayacağını söyleyince merakıma yenildim doğrusu.

– Bardan ayrıldığınızda saat kaçtı?

– Umm 12’yi geçmiş olmalıydı. İçkiliydim pek dikkat etmedim doğrusu…

– Devam et… (Karşısında orası burası metal aksesuarlarla dolu, yırtık pırtık elbiseleriyle adeta bir keşi andıran kıza neden mezarlığa gittiğini sormadı. Beklerdi böylelerinden. Mert kızla ortalama aynı yaşlarda olmasına karşın tam bir iyi aile çocuğuydu. Oldu olası bu tarz uçarı tiplere karşı bir önyargı beslemişti.)

– Mezarlığa gittik işte. Sonra daha önce tutsak ettiği bir kurbanının olduğunu onu öldürmediğini, çünkü öldürürse eğer, canlı kan olmadığı için içemeyeceğini, o da kurbanını gün gün tükettiğini söyledi. Bilirsiniz komiserim, vampirler ölü kanı içerlerse zehirlenirler. Onu öldüren şeylerden bir de budur. Tabi kalbe kazık dışında ve baş-

– Öff uzatma, geç şu zırvaları, kurban dediğin Menduh muydu?

– Hıhı ölen adam işte. Onun boynuna eğildi. Ben uzak bir taraftan izliyordum onları. Ürküyordum ne kadar onunla mezarlığa gelmiş olsam da. Sonra…

– Sonra ne, hapse düşmek istemiyorsan acele et!

– Sonra boynunu ısırdı, kurbandan feryat dolu bir haykırış yükseldi ben de bayılmışım işte. Uyandığımda polisler gelmişti. Kurban da ölmüştü. Doruk’u da göremedim hiç. O nerede, yakalayabildiniz mi? Ya da yarasaya dönüşmüştür kesin. Yakalayamadınız değil mi?

– Sen baya kafa açıyon he! Tabi ki yakaladık Doruk’u. O da şok olmuştu. Vampir falan değil o. Kandırmış seni besbelli.

– Niye kandırsın ki beni?

Bütün sorgu boyunca yanağındaki hafif küçümseme kaybolmamıştı Mert’in. Arkadaş ortamında olsa şu Eda’yla ne eğlenirlerdi. Ahhh… ah!

 Gece 2.15, Karakol, Doruk’un Sorgusu

Doruk, yalnızca büyük sanatçılarda ve 9 yaşındaki bütün oğlanlarda görülen o aşırı kibre sahipti. Ancak korktuğu çok belliydi. İnsanlar dönüp de sorgu odasındaki hallerine bir baksalar ne kadar utanırlardı acaba. Eski bir suçlu olan Faik Komiser kendinden biliyordu bunu. Düşünceleri, karşısındaki kılıksızın feryatlarıyla bölündü.

– Abi yemin ediyorum ben yapmadım.

– Sen yapmadıysan kim yaptı?

– Vampir yaptı, ben değil.

– Ulan bu kılıkla vampir de sensin şarlatan da sen!

– Abi benimkisi başka bir iş için. Kostüm bu. Yanımdaki kızı kandırıyordum.

– Ne kandırması anlat bakalım işin aslını?

Doruk’un yüzünü bir düşünce aldı. Söyleyeceklerini tarttığı her halinden belliydi. Sonunda özgürlük ateşi ağır geldiğinde başladı konuşmaya:

– B- Ben üniversite öğrencisiyim abi. Öyle mezar soyguncusu filan değil. Hafta sonları şu vampir kıyafetini giyiyorum. Kostüm saç filan. Çıkıyorum o bar senin bu bar benim. Niyetim tek gecelik ilişki anlayacağın. Kandırıyorum kızları, atıyorum yatağa. Öyle bakma abi, yolumuzu buluyoruz biz de.

Gençliğine yorardı da Faik Komiser… Bunlarınki de ayrı bir kafa arkadaş! Vampir kılığı nedir?!

– Vampir kılığında kız tavlıyorsun. Doğru mu anladım?

– Sayılır abi. Kızlar şu Alacakaranlık’tan sonra baya baya inanıyorlar böyle şeylere.

– Neyse geç buraları. Eee Menduh’la aranız nasıldı? Niye öldürdün onu?

– Onu ben öldürmedim. Menduh benim ev arkadaşım. Aslında yeni ev arkadaşım. Benim eve taşınalı daha bir ay oldu. Yeni yeni samimi olmuştuk. O benim şu vampir kılığında kız düşürmeme inanmadı tabi. Ben de iddiaya girdim onunla. Dedi ki Menduh, kızı mezarlığa kadar götürürsen gelecek üç ayın kirasını ödemeyeceksin, ben ödeyeceğim senin yerine. Öyle deyince tabi, dedim ki değil mezarlığa cehenneme kadar götürürüm.

– Gevşeme lan, düzgün konuş!

– Sonra Menduh’a dedim ki: Mezarlığa götürünce kızı –kendime güveniyorum ya hani- seni çağıracağım kurbanım gibisinden. Sen de ölü taklidi yapacaksın. Anlaştık işte. Eda’yı getirdim mezarlığa kadar.

– Eda ile daha önce tanışıp tanışmadığınızı nereden bildi Menduh?

– Mekânı, kızı her şeyi o seçti abi. Ben sadece tanıştım. Bütün gece boyunca bizi izledi. Mezarlığa kadar da peşimizden geldi. Tabi keyfim yerinde. Menduh’u görsen ölü gibi bakıyor bildiğin. Üç ayın kirası ona kaldı tabi. Neyse çağırdım onu yanıma. Eda biraz uzakta duruyor. Kız ürkmüş tabi. Bizim için daha iyi.

– Sonra biçtin Menduh’u değil mi? Sık ulan pe*zevenk!

– İnan öyle olmadı! Hayatımda eşek arısından büyük bir şey öldürmemişim ben. Keşke ben öldürseydim de görmeseydim o şeyi…

– Eee nasıl öldü peki Menduh?

– M- Menduh’u ben değil, gerçek vampir öldürdü.

– Haydaaaa!

– Gerçekten öyle oldu. A- Abi dur gitme. Dur anlatayım…

Faik Komiser terk etmişti sorgu odasını…

Gece 3, Karakol, Faik Komiserin Odası

– Abi kız ne desek anlamıyor. Takmış şu vampir zırvalığına…

– Çocuk da öyle. Eda, Doruk’u vampir sanıyor. Doruk da başka bir vampir olduğunu. Ulan nelerle uğraşıyoruz!

Sabah 5, Karakol, Faik Komiserin Odası

– Mert, oğlum ben eve kadar gidiyorum. Sen ikisini aynı odaya al. Biraz konuşsun şu iki deli. Şimdi birbirlerini ele verirler…

– Tabii komiserim! 

Üç ay sonra,

Herhangi Birinin Evi, Herhangi birinin Odası

Efe koşa koşa tabletini almaya gitti. Annesinin hazırladığı kurabiyelerden birini almış istemeye istemeye ısırıyordu. Annesi pek yetenekli değildi bu konuda. Ancak annesini kıramadığı için sevmiş taklidi yapıyordu. Tableti aldı eline. Tuş kilidinden çıkardı (desenle L harfi) YouTube’a girdi. Hemen abone olduğu kanalları incelemeye başladı. Oysaki yeni video yoktu hiçbirinde. Henüz bir saat olmuştu hepsini izleyeli. Trendlere girdi. En başta birkaç dizinin fragmanı, altında challenge videoları, kışkırtma ve YouTube’a özgü diğer içerikler. Ancak trendler listesinin ortalarına doğru ilgisini çeken bir video bulabildi. Creepypasta tipi şehir efsanelerini anlatan bir YouTube kanalıydı. Videonun başlığı:

“TİMOR VAMPİRİNİN GİZEMİ – BİR KİŞİYİ DAHA ÖLDÜRDÜ (GERÇEK)”

Hemen videoyu izlemeye başladı. Şanslıydı ki videonun altyazıları vardı. Efe doğuştan işitme engelliydi. Bu yüzden altyazılı videolar çok yararlı oluyordu açıkçası. Ondan sonrası 12 yaşındaki Efe’nin dudaklarından çıkan mırıltılar…

Merhaba dostlar, canlar! Bugün çok ilginç bir konuyla karşınızdayım. Timor şehri efsanelerini anlattığımız bu köşede size bu videoda anlatacağım olaylar tamamıyla gerçek. Çok sağlam kaynaklardan aldığım bilgiye göre polis bu olayın gizemini çözememiş. Üç ay kadar önce bir genç, bir barda, bir kızla tanışır. Bu genç, vampir kılığındaki masum biridir. Tek niyeti biraz dikkat çekmek ve ağına birkaç kadın düşürmektir. Bu erkekle kadın gece 12’ye doğru bardan çıkarlar. Kadın hâlâ karşısındakinin bir vampir olduğuna inanmamaktadır. Erkekse önceden düzenlediği bir tezgâhı yaparak buna onu inandıracağından emindir. Bardan çıktıktan sonra merak, kadınsal içgüdü ve sarhoş olmanın mayhoşluğuyla mezarlığa kadar gider bu genç kızımız.

(Seslendiren buradan sonra sesine daha puslu bir hava katmıştı ancak bunu fark edemedi Efe)

 Erkeğin planı bellidir. Bir arkadaşını, kendisinin esiriymiş gibi gösterecek genç kıza. Sonrasında o arkadaşını boynundan ısırıyormuş gibi yaparak kızı inandıracak. Tabi arkadaşı da rahatlıkla ölü taklidi yapabilirmiş. Ancak planladıkları gibi olmamış hiçbir şey… Tam genç adam, arkadaşının yanına gidip onu ısırıyormuş gibi yapacakken hemen üstlerindeki kurumuş porsuk ağacından bir yarasa havalanmış. Tam yere değecekken ayakları koskocaman bir insan siluetine bürünmüş.

Geceden kara bir pelerin,

Gerçek kan lekeleriyle kırmızı kırmızı olmuş bir ceket,

Viktorya dönemini andıran kolalı bir gömlek,

Mermer gibi bembeyaz bir ten,

Sonsuz yaşını ele veren göz çukurları,

Sapsarı ve uzun dişler,

Ve o kan kırmızı gözler…


*Derviş Şentekin, Kırmızı Kedi Yayınları, Nisan 2014

Tanzer Buluş

Fantastik, bilim kurgu, polisiye ve özellikle korku-gerilim türünde yazıyorum. Mardin’de doğdum, büyüdüm. Mardin Fen Lisesinde okuyorum. Okulumuzun edebiyat dergisi Sütlü Kahve’de daha önce birçok öyküm yayımlandı.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Çok sürükleyici bir hikaye kaleminize sağlık :facepunch:

  2. Polisiye ile fantastik korkuyu birleştirmeniz çok başarılı olmuş. Heyecan baştan sona kadar hiç azalmadan sürüyor. Bilgiyi büyük bir ustalıkla diyaloglar arasında yavaş yavaş vererek heyecanla okuttunuz öykünüzü. Üslubunuzu çok beğendim, yormadan ve sıkmadan, yazarın değil karakterlerin sesini duymamızı sağlayarak kaleme almışsınız öyküyü. Karakterlerin kişiliğini diyaloglar ve iç seslerle ortaya koymayı başarmışsınız. En sondaki buluşunuz da harika: olaydan üç ay sonra bir gençle birlikte biz de youtube üzerinden muammanın bir türlü çözülemediğini öğreniyoruz. Böylece hikâyenin sorusunun asla cevaplanmayacağını biliyoruz ama bu bizi hiç rahatsız etmiyor.
    Okurken aklıma takılan tek bir konu oldu: Mezarlık gibi tenha bir yerde gece yarısını geçtikten sonra işlenen bir cinayeti polis nasıl hemen öğrendi diye düşündüm. Belki tek bir cümle ile polisin nasıl haberi olduğunu yazsanız bu soruyu sormaz okur.
    Kaleminize sağlık.
    Bundan sonra sizi takip edeceğim. Bir sonraki öykünüzü okumayı iple çekiyorum.

  3. Avatar for Senaa Senaa says:

    Merhaba,

    Referans gösterdiğiniz başlık dikkatimi çektiği için okumaya başladım. Öyküyle ismini tam bağdaştıramasam da yazıyı beğendiğimi söylemeliyim.
    Daha önceki yazılarınızı okumadım ancak yine bu emniyet ekibinin içinde olacağı farklı yazılar da yazabilirsiniz diye düşündüm okurken.
    Kaleminize ve düş gücünüze sağlık.

    Sevgiler,
    Sena

  4. Hikayenizin çokça yorum almasından dolayı merak edip okumak istedim. Gayet güzel işlenmiş bir öykü olmuş. Yer yer yazdığınız iç sesler Ahmet Ümit’i andırmadı desem size haksızlık etmiş olurum. Okuduğunuzu düşünerekten Bram Stoker’in Dracula’sının Timor versiyonu olmuş diyebilirim. Kıyafetleri takıldığı mekanlar bana Dracula’yı hatırlattı. Polisiye ile sunmanız hoş bir tercih olmuş
    Diğer sayılarda takip edeceğim sizi. Kaleminize sağlık.
    Soyut bir çalışma örneği ile bu seçkideydim. Orada da buluşmak üzere…

  5. Genç ve eğlenceli bir öykü olmuş.
    Okuyucunun kendini özdeşleştirebileceği güncel detaylar da hoş.
    Zamanla daha da oturacaktır stiliniz.
    Dilin kullanımını sadeydi.
    İmla ile noktalamayı başarılı buldum.
    Elinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

5 cevap daha var.

Yorum Yapanlar