Öykü

Bir Ekmek Verir misin?

Piçuk, çok sevdiği pelüş bebeği ile eski bir somyada oturmuş zoraki çalışan televizyonda çizgi film izliyordu. En sevdiği çizgi filmdi. Her akşam yatarken sabah onu izleyeceğini düşünürken bile içi içine sığmazdı. Kahramanı peri olan bir çizgi filmdi. Ufak tefek, sevimli ve küçük kanatları olan bir periydi. Yardıma ihtiyacı olanlara yardım eder kötülere gününü gösterir, günün sonunda iyilerle beraber her zaman kazanırdı.

Bir süre sonra periyi o kadar sevmişti ki bebeğine de peri gibi davranmaya başlamıştı. Artık o sanki bir pelüş bebek değil kendisinin biricik perisiydi. Çizgi filmden sonra günün geri kalan kısmında bebeğiyle pericilik oynuyordu. Hatta annesine giderek perisi için kanat yapmasını istemişti. Annesi de onu kırmamış, ince çorap ve tellerden ona çok güzel bir çift kanat yapmıştı.

Piçuk o gün çizgi filmden sonra yeni perisiyle oynarken acıktığını fark etti. Acıktığında canı pek oynamak istemiyordu. Perisini alıp annesinin yanına gitti. “Perimle ben acıktık anne. Yiyecek ne var?” Annesi önceki günün yemeğinden kalanı ısıtıp kızına verdi. Piçuk, bulgurlu yemekleri pek sevmese de evde bir şeylerin eskisi gibi olmadığını biliyordu. Yedikleri yemekler azalmış, bazen öğün atlattıkları da oluyordu. Bu yüzden şikâyet etmeden yemeye koyuldu. Gerçekten acıkmıştı.

Sonraki gün annesi ekmeği yoğurta doğrayıp Piçuk’a verdi. “Anne başka yemek yok mu? Ben hiç yoğurt sevmem ki!” diye sızlandı. Ama bunlar daha iyi günleriymiş. Sonraki günlerde yiyebildiği öğünler gittikçe azalmaya başladı. Artık sadece ekmek bulabiliyordu. Hatta en son yediği ekmeğin biraz bayat olduğunu fark etmişti. Tadı gerçekten kötüydü.

O gün akşam yatarken yorganını başının üstüne çekti. Perisini alıp onunla konuşmaya başladı. “Benim güzel perim, biricik oyun arkadaşım, senden bir şey isteyeceğim.” Duraksadı. “Sadece bir şey.” Gözlerini kırpıştırarak dudaklarını ağzının içine çekti. “Yarın kahvaltıda kızarmış patates ile iki tane haşlanmış yumurta olsun. Sadece bunları getir başka bir şey istemeyeceğim.” Üstüne bastırarak söz verdi. “Yeminle.”

Heyecandan uyuyamıyor bir sağa bir sola dönüyordu. Bu gece uzun bir gece olacaktı. Ne de olsa uzun bir aradan sonra yarın çok güzel bir kahvaltı yapacaktı. Perisine çok güveniyordu. Herkese yardım ediyordu elbette onu çok seven birisine de yardım ederdi.

Uzun geceden sonra sabahın ilk ışığıyla birlikte uyandı. Normalde uykudan ayılması uzun sürerdi ama bugün onun için özel bir gündü. Kendisi hiç görmemişti ama arkadaşlarının anlattıklarına göre doğum gününe hazırlanırken böyle heyecanlı oluyorlarmış. Hemen yatağından çıktı. Perisini kucağına aldı. Sessizce mutfağa doğru yürümeye başladı.

Mutfaktan tak tuk sesler geliyordu. O nefis kahvaltı masası hazırlanıyor olmalıydı. Perisi isteğini yerine getirmişti galiba. Karnı guruldadı. Sırıttı. Gerçekten açtı. Kapıdan kafasını uzattı. Annesinin söylendiğini duydu.

“Allah’ım! Hiçbir şey kalmamış.” Ekmek kabına umutsuzca bakıyordu.

Beklenti büyük olunca hayal kırıklığı da büyük oluyordu. Ağlamak, bağırıp çağırmak, bebeğini kucağından atmak geliyordu içinden. Herkesin isteğini yerine getiren perisi onun ufacık bir isteğini yerine getirmemişti. Hâlbuki ne de çok inanmıştı ona.

Hayal kurduğu sofrayı bulmak bir tarafa yemek için hiçbir şey yoktu. Öylece kalakalmıştı.

Kızgınlıkla hayal kırıklığı arasında gidip giderken birden annesinin yere yığıldığını gördü. Bebeğini atıp hemen yanına koştu. “Anne! Anne! Ne oldu sana?” Panik onu tamamen ele geçirmek üzereyken annesi gözlerini araladı. “Kızım.” Sesi çok derinlerden geliyordu kaybolup gidecek gibi. Annesinin iyice süzülmüş solgun yüzüne bakarken fark etti. Annesi hasta falan değildi. Açtı. Hem de çok uzun süredir. Kendisi şu anki haliyle böyle açsa annesinin durumunu hayal bile edemiyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

Perisi onun isteğini yerine getirememişti ama şimdiye kadar perisi olan annesi için bir şeyler yapmalıydı. Şimdi ağlama zamanı değildi.

Hemen dışarı koştu. Kararlılıkla dışarı çıkmıştı ama kapının önünde biran ne yapacağına karar veremedi.

Açlık.

Ekmek.

Doğruca fırına koştu. Biraz uzak olsa da hiç durmadan koştu. Vardığında nefes nefese kalmıştı. Nefeslenirken yalınayak olduğunu fark etti. Normalde çok utanırdı böyle şeylerden ama o an hiç önemli olmadığını biliyordu. Şu an daha önemli bir görevi vardı. Kapıyı zorlansa da olsa açmayı başardı.

Daha önce fırına gelse de pek dikkat etmemişti. Ama şimdi kendisi alıcı olduğu için içeriyi dikkatle süzdü. Fırında bir kişi hamurları hazırlıyor, bir diğeri de ekmeği fırına atıyordu. Kendisinden pek de uzun olmayan bir çocuk da ekmekleri alıp tezgâha diziyordu. Birisi de kasada durmuş ekmekleri satıyordu.

Ekmekleri satan orta yaşlı adama döndü. Adam da eğilmiş küçük kıza bakıyordu. Şaşırmıştı. Saçı başı dağınık, ayağında ayakkabısı olmayan, kıvrılmış kanadıyla pelüş bebeği elinde tutmuş bir kız çocuğu vardı karşısında. Boynunu uzattı acaba annesi babası dışarıda mı diye. Kimsecikler yoktu.

Daha bir şey demeden Piçuk hemen lafa girdi. “Bir ekmek verir misin amca?” Tezgâhtar, afallamış bir şekilde dilenciye de pek benzemeyen kıza bir ekmek sardı. Mis gibi tazecik ekmeği uzattı. Kız aniden pelüş bebeği uzattı. “Param yok ama bunu alın.” Piçuk öyle bir tonla söylemişti ki sanki o karşısındakine lütfetmişti. Sonuçta o Piçuk’un değerli perisiydi. İsteğini yerine getirmemiş olsa da.

Piçuk, elinde sıcak ekmeğiyle çıkarken perisinden özür diler gibi kaçamak bir bakış attı. Kısa ve üzgün bir bakış. O esnada başka bir müşteri içeri girdi. Uzaklaşmaya başlayan Piçuk’a şöyle bir baktı. Sonra tezgâhtara döndü. Tezgâhtarın şaşkın şaşkın arkasından bakakaldığını görünce sordu. “Hayırdır, ne oldu?” Başını iki yana sallayarak kadına döndü. “Bir aceleyle içeri daldı. Ekmeği aldı karşılığında şu bebeği bırakıp gitti.” Kadın tekrar kızın sokağa girdiği tarafa baktı. “Zavallı Piçuk. Şu alt sokaktaki gecekondularda oturuyorlar. Geçen gün komşusu bana söyledi. Babası olacak hergele, evi terk edip gitmiş. Kadın da fabrikadaki işten çıkarılmış. Ne bir geliri var ne de bakacak bir el. Allah bilir şu anda ne durumdalar.”

O gün Piçuk’un fırına gelişi ve bebeği daha doğrusu perisi karşılığında ekmek alışı dilden dile dolaştı. Yiyecek bir ekmeği olmasa da hiç kimseden bir şey istemeyen annesi ve sabisi artık mahallenin el üstünde tutulan ailesi olmuştu.

Veysi Erdem

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Öykü güzel başlamış, ortalarda akıcılığını arttırdı hatta. Ama sonunun çok aceleye geldiğini düşünüyorum. Bu nedenle çocuk öyküsü gibi kalmış kanaatimce. Ellerinize sağlık.

  2. Avatar for mumincan mumincan says:

    Piçuk takdir edilesi bir çocukmuş doğrusu. Kaleminize sağlık.

  3. Avatar for verdem verdem says:

    Özellikle kağıt toplayıcıları düşündüğümde Piçuk gibi takdir edilecek çok çocuk var. Yorum için teşekkürler.

  4. Avatar for Razhoul Razhoul says:

    Kaleminize sağlık. Öykünüz güzeldi. Sadece son paragraf keşke öyle ani bir final yapmasaymış. Şöyle: Hikaye olarak aslında elimizde mutlu bir son var ve bu hoşuma gitti. Piçuk ve Annesi için gerçekten sevindim. Ama çok kısa olması soğuk duş etkisi yapmış biraz. :slight_smile: İlk yorumda da yazdığı gibi güzel başlamış ve tempoyu arttırarak çok güzel bir noktaya getirmişsiniz. Hikayenin hızlanan temposuyla okuyucuyu derinlere kadar çekmişken aniden oradan çıkarıp “tamam, bitti!” hissiyatı vermişsiniz sanki biraz. Yoksa onun dışında keyifle okudum, çok güzel konulara değinmişsiniz. Ellerinize sağlık.

  5. Avatar for verdem verdem says:

    Yorumunuz için teşekkürler. Bu öykü için aldığım değerlendirmeler genel itibariyle sonunun çok kısa olduğuyla ilgili. Bunu sonraki öykülerde aklımın bir köşesinde tutacağım.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar