Öykü

Haritayı Takip Etmeniz Yeterli Olacaktır

Evde sıkıntıdan patlamaktansa eğlenceden patlamak istemez misiniz?

Peki daha önce görülmemiş olan şeyleri görmek ister misiniz?

Yoksa sadece kendinizin deneyimleyebileceği bir şeyi kaçırmak istemiyor musunuz?

Cevabınız evet ise hemen altta yazan iletişim bilgilerinden bize ulaşın.

En kaliteli peri tozları için bizi seçtiğinize memnun olacaksınız.

En yakın mağazamıza ulaşmak için haritayı takip etmeniz yeterli olacaktır.

Lekar eline tutuşturulmuş olan ilandaki haritaya baktı. Harita neredeyse fark edilemeyecek bir hızda değişti ve kendi bulunduğu yeri göstererek bir yol tarif edercesine belli cadde ve sokakları, en sonunda ise bir binayı işaretledi. Yeterince dikkat çekmiyormuş gibi bir de işaretler silikleşip belirginleşiyordu. “Peri tozu mu?” Lekar arkadaşına döndü. Son üç yıldır bir gezegenden diğerine yaptığı iş seyahatleri yüzünden doğduğu gezegendeki yenilikleri kaçırmış, geldikten sonraki üç günü de uyuyarak geçirdiğinden yenilikleri daha yakalayamamıştı.

“Merak etme bir şey kaçırmadın. Çok yeni bir girişim,” dedi arkadaşı. “Sen gelmeden bir ay önce çıkıverdiler. Başlarda kimse pek yanaşmıyordu ama şimdilerde çok popüler oldu. Şu dediklerinde gerçekten haklılar da.” İlandaki üçüncü satırı işaret ediyordu. “Nasıl desem… kendinden geçiren bir etkisi var. Aslında denesen daha kolay olur.”

“Bilmiyorum, İlpera. Bir iki gezegende daha duymuştum bu peri tozu muhabbetini. Farklı şeyler de olabilirler tabii ama o zamanlar da pek içime sinmemişti.” Lekar ilanı incelemeye devam etti. Peri tozu keselerinin ve tozun kendisinin resimleri göz alıcı bir şekilde ilanın farklı noktalarına, farklı boyutlarda yerleştirilmişti. İlana büyü yapıldığı kesindi. Alıcılığı artsın diye son zamanlarda birçok firma bu yönteme başvuruyordu. Şimdilik hiçbiri doğrudan potansiyel müşterinin beynine bir müdahalede bulunmamıştı ama ilanın görüntüsünü güzelleştirmek için algıya, yani beyine müdahale etmek gerekmez miydi?

“Peki, gidelim de bir göster bakalım. Orada kararımı veririm.” Elinde mağazanın yerini net bir şekilde gösteren ilanı cebine koydu ve arkadaşını takip etmeye başladı.

Mağaza pek kalabalık değildi, ayrıca pek mağaza gibi de değildi. İçeride bir kafe ya da lokanta da vardı. Tabelasında “Büyülerin Göbeği” yazıyordu. İlpera kapıyı açıp içeri girmesi için Lekar’ı çekiştirirken mükemmel kokular burnundan adeta beynine işleyecek bir güçle giriyor, onu mutluluktan sarhoşa döndürüyordu. Ayakları, beyninden habersizce, büyük bir hevesle içeriye doğru gidiyordu. Bacakları ise ayaklarını takip ediyordu. Bedeninin geri kalanı da el mecbur içeri giriyorlardı ve bundan hiç şikayetçi değillerdi.

“Lokantaya mı,” dedi tezgahtar sağ tarafı, geniş bir salonu göstererek, “yoksa alışveriş için mi geldiniz?” Bu sefer solunu, bir sürü kasanın olduğu tezgahın devamını gösteriyordu. “Yoksa her ikisi için mi geldiniz?”

Tezgahtar ayağa kalktı ve sol taraftaki boş kasalardan birine yöneldi.

Lekar’ın biraz kafası karıştı, “Daha cevap vermemiştik ama,” dedi.

“Evet olabilir. Ama müşteri şeyinizin verdiği his sadece alışverişe geldiğinizi biraz belli ediyor.”

“Müşteri neysi?” Bu soruyu tezgahtardan çok İlpera’ya soruyordu ama İlpera çoktan başka bir tezgahtarla konuşmaya başlamıştı.

“Bir paket peri tozu istiyorsunuz sanırım?” Tezgahtar Lekar’ın ilgisini yeniden üstüne çekmeye çalışıyordu.

Lekar birkaç saniye düşündü. Sormak istediği soruları soruyormuş gibi kendi kendine içinden sordu ve en uygun sorudan başladı. “Peri tozu dediğiniz şeyin yan etkisi var mıdır?”

Tezgahtar bu sorunun sorulmasını hem bekliyormuş hem de beklemiyormuş gibiydi. “Şimdiye kadar hiçbir şikayet olmadı. Ama bu konuda bir ilk olmak isterseniz memnun oluruz.”

“Peki içeriği nedir acaba?”

“Ticari sırdır, söyleyemeyiz.”

“Peki, eğer bir kronolojik has-”

Tezgahtara, artık araya girmesi gerekiyormuş gibi gelmişti. “Siz bir müfettiş misiniz?”

“Ne müfettişi?” Lekar şaşırmıştı. Onu daha önce birçok meslek için uygun görmüşlerdi ama bir müfettiş olarak ilk defaydı.

“Bilmem. O kadar çoklar ki; Sağlık müfettişi, vergi müfettişi, sihir müfettişi, ticaret müfettişi… Ama sen kesin müşterisin, en azından müşteri şeyin öyle gözüküyor.”

“Şu müşteri şeyi nedir tam olarak. Demin de söylemiştiniz.”

“Müşteri şeyi müşteri şeyidir. Müşteri şeyine en uygun isim olarak bu düşünülmüş zamanında. Gerçi bence de çok uygun. Müşterilerin aklı fazla karışmasın diye koyduğumuz bir ad. Sonuçta bir müşteriye ‘Sizin Müşteri şeyiniz öyle gözüküyor,’ dediğimizde müşterinin herkeste olan basit bir şeyden konuştuğumuzu düşünüp daha fazla sorun yaratmamasını sağlıyor.”

“Pek işe yaramıyor ama sanırım. Çünkü ben sordum.”

“Bir istisna. Fazla bir şey değil. En nihayetinde yanınızdaki arkadaşınız bile sormamıştı. Ama bu istisnanın bir daha olmayacağı da kesin değil.”

Lekar, İlpera’ya sen salak mısın yoksa kendini bir konuya kaptırınca sorgu mekanizman mı duruyor gibisinden bir bakış attı.

“Hem ayrıca bu tarz durumlar için mükemmel önlemlerimiz de var.”

“Bunları benim üzerimde kullanmayı düşünüyor musunuz?”

“Şu ana kadar ne yapıyoruz sanıyordunuz. Şimdi,” dedi tezgahtar elini uzatarak. “Elinizi alabilir miyim? Peri tozu için gerekli.”

Lekar çaresizce elini uzattı. Tezgahtar eli kendi ellerinin arasına aldı. Lekar’ın eli terledi. Sıkıldı. Hafif elini oynatmak istedi ama tezgahtar eli daha da sıkı kapana kıstırdı. İlpera’ya bunların hepsi senin yüzünden başıma geliyor değil mi anlamında bakışlar attı ama İlpera bunları fark etmedi. Tezgahtara ise artık bırak elimi be adam anlamana gelen bakışlar attı, tezgahtar da kafasını hayır anlamında iki yana salladı. Sonunda Lekar elini keserek kurtulup kurtulamayacağını düşündü ama büyük olasılıkla diğer elini kolaylıkla yakalayıp işleme devam edebilirlerdi. Ayakta durmaktan artık o kadar yorulmuş ve sıkılmıştı ki on saniyenin ne kadar çabuk geçtiğini fark edememişti.

“İşte bu kadar,” olmuştu tezgahtarın, Lekar’ın elini bırakırken yüzünde koca bir gülümsemeyle söylediği.

Lekar buna daha fazla dayanmak istemiyordu artık. “Verseniz de gitsek,” dedi.

Tezgahtar, “Paketinizi hemen hazırlıyorum,” diyerek arkasındaki kapıdan başka bir yere gitti.

Tezgahtar elinde bir keseyle geri geldi. Lekar keseden garip seslerin yayıldığını hissetti. Ürkekçe keseyi almaya yeltenirken tezgahtar, “Buyrun,” diyerek güler yüzle keseyi eline tutuşturdu.

“İlk defa kullandığınız için bu miktarı bir haftada bitirmeye çalışın. Tozu havaya yayıp içinize çekmeniz yeterli olacaktır ama yakarak dumanını kullananlar da oluyor. Gerçi ben tavsiye etmem. Tehlikeli sonuçlar doğurduğu oluyor.”

Lekar çekingen bir şekilde, “Nasıl tehlikeli?” diye sordu. Daha en başından bunların başına geleceğinden emindi.

Tezgahtar en sakin tavrıyla, “Bilirsiniz işte ateş büyüyüp küçük çapta bir yangın çıkartıyor. Ev, belki de bina yangına yenik düşüyor. Bu yüzden keselere koyduğumuz küçük prospektüste ‘yakarak kullanılması tavsiye edilmemektedir’ ibaresini en başından beri kullanıyoruz,” diye açıkladı.

İlpera mağazadan çıktıklarında, “Tezgahtar nasıl biriydi?” diye sordu. Lekar’ın cevap vermekte nasıl zorlandığını fark edince, “Ben de hatırlamıyorum. Kimse hatırlamıyor. Yüzleri, bedenleri, ses tonları, hareketleri… hiçbir şey. Tezgahtarların birden fazla olduğunu anlayacağımızdan fazla bir şey hatırlamıyoruz.”

Lekar tezgahtarı yolun büyük bir kısmında düşündü ama o da hiçbir şey hatırlayamıyordu. Evine yaklaştığında bu konu üzerinde daha fazla durmanın fayda etmeyeceğine karar verdi. Keseyi açıp içindekilere bakmayı ve hâlâ yayılan bu garip fısıltı gibi seslerin ne olduğunu görmek istedi ama İlpera, “Evinde baksan daha iyi olur,” demekle yetindi. Ayrılırlarken ise İlpera, “Önümüzdeki bir hafta portal şehrinde olacağım,” dedi ve birbirlerine şans dileyip ayrıldılar.

Kese masada anlamlı anlamlı duruyordu. Lekar, keseden yayılan fısıltıların daha farkındaydı artık. Sanki onu kendilerine çekiyormuş gibi geliyordu. Yine de içinde sadece toz olması gerektiğini de bildiğinden ona yaklaşmak biraz korkutucu gelmiyor da değildi. İlpera’nın yanında olmasını diledi. Onun yanında olması işleri az da olsa kolaylaştırırdı.

Sonunda içinde ne olduğunu bilmek, içinde kararan korkudan daha güçlü çıktı. Her adımda kendini daha da kapılmış hisseden Lekar sonunda keseyi eline aldı ve ağzını açtı.

Bir boşluk. Karanlık bir boşluk. Şimdiye kadar gördüğü her şeyden daha karanlık. Bu karanlığa serpiştirilmiş parlak noktalar. Kesenin içi uzayı hatırlatıyordu. Sonra bu karanlık renklendi. Bir sürü rengin karışımı dans eder gibi oynuyordu. Lekar daha fazla dayanamadı ve gidip koltuğuna oturdu. Keseden bir avuç toz aldı. Elinde tuttuğu tozlardaki renkler daha da canlı oynamaya başladı. Tozları havaya serpiştirdi ve büyük bir nefes aldı. Havadaki bütün tozlar ciğerlerine dolarken kafası bulanmaya başladı. Vücudu kaskatı kesilip nefes almayı bıraktı. Bütün bilinci tozdaki renklerin içinde yüzmeye başladı. Sonra renkler yok oldu, yeniden uzay gibi bir karanlığa girdi.

Uzayın derinliklerindeki boşlukta altında hızla ona yaklaşan bir zemin vardı, büyük olasılıkla bir gezegendi. Kendisi hareket ediyormuş gibi gelmiyordu. Yer ona vardığında yere basmıyormuş gibi hissediyordu. Aşağı ayaklarına baktı ama hiçbir şey göremedi. Etrafına bakındı ama etraf algısının tamamen farklı olduğunu fark etti. Bir şehirde olduğunu anlayabiliyordu. Sadece şehrin belli bir noktasında olmaktan çok şehrin her bir noktasında aynı anda bulunduğunu hissediyordu. Bir bulut ya da sis gibi şehri kaplıyor ama hiç kimse tarafından görünmüyordu.

Bir şehirde olduğunu anlayabildikten sonra hangisinde olduğunu merak etti. Bir şekilde tanıdık geliyordu ama çıkartamıyordu. Toz almadan algıladıklarıyla toz almasıyla algıladıkları arasındaki fark büyüleyiciydi. Yine de anılarında şu anda bulunduğu şehirle ilgili bir şeyler var gibiydi. Algıladığı şeylere ise bir anlam verebilmesi zor oluyordu. Sonunda şehir duvarlarını, binaları, şehir sakinlerini ayırt edebiliyordu. Bir de garip bir kule tam şehrin ortasında bulunuyordu. Bir sürü şehir sakini bu kuleye gidiyor bir o kadarı da çıkıyordu. Bu tanıdık sahneleri olabildiğince kurcalamaya çalıştı.

Kule ve içine girip çıkanlar… Burası bir portal şehriydi. Dört gün önce kendisinin de burada olduğunu ne kadar çabuk unutmuştu. Bunda şu andaki algılarının da normaldekinden farklı olmasının etkili olduğunu biliyordu.

Aklına ilk gelen İlpera olmuştu. Şimdiye kadar portal şehrine ulaşması gerekirdi. Acaba neredeydi; bir lokantada, otelde yoksa markette miydi? Hâlâ etrafında olanları kavraması yeterince iyi değildi. Ama bazı farklar daha netleşiyordu.

“Belki de bakış açım yanlıştır,” dedi kendi kendine. Zihninde okuldan kalma bazı bilgiler dolanıyordu. Ruhun bedenden ayrılma durumlarında büyüsel izlenimin kullanılması gerektiği vurgulanıyordu. Büyü enerjisini gözlere aktarıp evreni büyüyle görmenin evrenin farklı bir güzelliğini gösterdiğini söylüyorlardı ama bu üst düzey büyücülerle sınırlı bir deneyimdi. Herkes kendi ruhunu bedeninden ayıramazdı ve bu da büyülü izlenimi imkansızlaştırıyordu.

Çok denedi büyü gücünü gözlerine aktarmayı ama öncelikle gözlerini bulması gerekiyordu. Belli bir yerde değillerdi. Bu yüzden de büyü enerjisini aktarabileceği bir yer yoktu. Bir yere de baktığı pek söylenemezdi zaten. Bakmaktan çok doğrudan algılıyordu. Sanki şehrin kendisiymiş gibiydi. O zaman İlpera’yı algılayabilmesi gerekmez miydi? İlpera’nın nasıl gözüktüğünü tam karşısında gibi hatırlıyordu. Bu görüntüyü yeni algılama şekline nasıl dönüştüreceğini düşündü. Pek kolay olmadı ama bir iki kişi üzerinde küçük denemeler yaparak aradığını buldu. Birini görmek için yapması gereken algıladığı fiziki özellikleri tanımlayabilmesi ve bunların gözle nasıl göründüğünü çıkartabilmesiydi.

Bütün şehri taramak zorunda kaldı ve üç kişiye kadar eledi. Bildiği İlpera’ya uyan sadece bir kişi vardı. O çok yakından tanıdığı arkadaşının bazı davranışları kendini ele veriyordu.

Saatin kaç olduğunu algılayamıyordu ama İlpera akşam yemeğini almış odasına yeni çıkarmış gibi gözüküyordu. Akşam boyunca onu izledi. Yemek yerken, kitap okurken, televizyon izlerken… Tam soyunmaya başlayıp banyoya girecekken bütün algılarını oradan uzaklaştırdı ve başka şeylere odaklandı. Yarım saat kadar sonra peri tozunun etkilerinin azalmaya başladığını hissederken tekrar İlpera’ya döndü. Saçlarını kurutup pijamalarını giymiş yatıyordu.

Lekar istemsizce, “İyi geceler,” dedi. Üç dört dakika daha izlerken tamamen bilinci açıldı ve kendi koltuğunda buldu kendini. Açlıktan ölmek üzereydi. Üç saat ya geçmiş ya geçmemişti. Yıldızları hâlâ tepelerindeydi. Bu da portal şehrinde gece olduğu anlamına geliyordu. Dışarı çıkıp bir şeyler yemek istedi. Hazırlanıp gidecekken durdu ve peri tozu dolu torbaya bir göz attı. Hiç ses yoktu. Toz kapkaranlık yıldızsız bir uzay gibi ve sakin gözüküyordu. Peri tozunun neyden yapıldığını bilmediğini fark etti ve bunu pek önemsemedi. Sadece içinde küçük bir merak uyandı.

Geri döndüğünde toz hâlâ bıraktığı gibiydi sessiz ve sakin.

Ertesi sabah kapısında bir mesaj buldu. Büyüyle yollandığı belliydi.

Dün gece rüyamda bana ‘İyi geceler,’ diyordun. Biraz garip bir rüyaydı. Rüyanın başlarında seni görmediğime eminim. Bir anda ortaya çıktın. Yoksa peri tozunu mu denedin. Ben olmadan cesaretin olmaz sanıyordum ama belki de tozun çekiciliğinden kendini kurtaramamışsındır. Yine de dikkatli olsan iyi olur. Dün gece oteldeki herkesin bir adamın bir kadına rüyalarında iyi geceler dilediğine yemin ediyor. Ayrıca umarım ben banyo yaparken bakmamışsındır. Dönünce görüşelim.

Unutmadan önümüzdeki haftaya bir gemi işi çıktı. En azından iki hafta sonra anca dönebileceğim.

Yazının İlpera’ya ait olduğunu notu okumadan anlamıştı. İlpera’nın yazı biçimini hep sevmişti. Sonraki bir hafta boyunca her gün İlpera’yı toz sayesinde takip etmişti. İlpera da ona duyduğu ilginç haberleri yazıyordu; kozmik polisler arasında çıkan bir arbede, bir suikastçının Ölümler’den birini avlaması ve evrenin çok uzak bir noktasındaki gezegenlerden birinde meydana gelen büyük bir saldırının haberleri gibi.

Sonunda o an gelip çatmıştı. Peri tozu bitmişti. En son Büyülerin Göbeği’ne onu İlpera götürmüştü. Gerçi yoldan geçen birine de sorabilirdi ama ilk gittiği gün eline tutuşturulan ilanın hâlâ cebinde olması gerektiğini düşündü.

Kanepenizden yaptığınız yolculukların tadı damağınızda mı kaldı?

Gördüğünüz o büyülü güzelliği tekrar mı görmek istiyorsunuz?

Arkadaşınızın özlemi hâlâ burnunuzda mı tütüyor?

Peri tozu çok mu hoşunuza gitti?

Cevabınız evet ise hemen altta yazan iletişim bilgilerinden bize ulaşın.

En kaliteli peri tozları için bizi seçtiğinize memnun olacaksınız.

En yakın mağazamıza ulaşmak için haritayı takip etmeniz yeterli olacaktır.

Harita yeniden hızlıca şekil değiştirdi. Bu sefer gösterdiği yol daha kısa gözüküyordu. Demek ki evinin yakınlarında bir tane daha vardı. Evinin yakınında bulunan limanın karşısında duruyordu. Sonra aklına bir şey takıldı. Reklam değişmişti. Bir önceki yazıların bunlar olmadığına yemin edebilirdi. Bu da daha önceki kuşkularını doğruluyordu. Potansiyel müşterinin doğrudan beynine bir şekilde büyüyle erişiliyordu. Biraz rahatsız olmuştu. Kim bilir bu peri tozu denen şey neydi?

“Merhabalar,” dedi tezgahtar Lekar içeri girerken. “Müşteri şeyiniz daha bir parlak bugün.”

Lekar, tezgahtarın geçen seferkiyle aynı tezgahtar olduğunu hemen fark etti. “Ama siz iki mahalle ötedeki mağazada çalışmıyor muydunuz?”

“Evet ve hayır. Karışık bir iş. Sanırım yeniden peri tozu alacaksınız. Gelin yan tarafa bir kasaya geçelim.”

Lekar karşı koymadan denileni yaptı. Zaten bu yer ve içindekilerle ilgili sorunların büyük bir ustalıkla geçiştirileceğinin farkındaydı. Elini yeniden uzattı ve tezgahtarın elleri arasındaki yerini aldı. İşlem bitince tezgahtar bir hızla içeri gidip yine, bir haftalık peri tozu kesesiyle geri döndü.

Lekar kendini tutamayarak “Peri tozu neyden yapılıyor?” diye sorma ihtiyacı duydu.

“Öğrenmek istediğinize emin misiniz? Bazı şeyler bilinmese daha iyi olur. Bir şeyi öğrendiğinizde bunun geri dönüşü yoktur. Eh iyi, madem ısrar ediyorsunuz peri tozları peri dışkısından yapılıyor. Aman efendim lütfen sadece şaka yapmıştım… sadece şaka. Bayılmanıza gerek yok.”

Lekar’ın tepesi atmıştı. Şaka komik bile değildi, kendi başına geldiği sürece. Tezgahtarla ağız dalaşına girmek istemiyordu ama kendini tutamıyordu da. “Şakalarını al da… Neyse. Görüşmemek üzere.” Lekar sinirden kudurarak evine geri döndü. Yolun çoğunda tezgahtarın yaptığı saçma şakayı düşünüyordu ama kafasının küçük bir kısmında tezgahtar hakkında nasıl hiçbir şey hatırlayamadığını da düşünüyordu.

Bu sefer keseden daha farklı fısıltılar ve cızırtılar yayılıyordu. Peri tozu için neredeyse kızgın diyebilirdi. Yine de o merak uyandıran hali alttan alta Lekar’ın beynine işliyor gibiydi.

Keseyi açtı. Tozlar geçen seferki gibi görünüyordu. Bir tutam aldı ve havaya yaydı. Derin bir nefes çekti içine.

Bu sefer bir şehir algılamıyordu ya da bir şehir olduğunu hissetmiyordu. Bir şehirden çok daha küçük bir alandı. Bir tek İlpera’yı kolaylıkla ayırt edebildi. Otel odasından daha küçük bir yerdeydi.

Gemi seferinin çoktan başladığını tahmin edince etrafı biraz anlam kazanmış, netleşmiş gibiydi. Yelken olduğunu algıladığı kumaşlar hafif bir rüzgarla dolmuştu. Tayfa olarak algıladıkları telaşla oradan oraya koşturup yelkenliyi idare ediyordu. İki kişi dümenin yanında duruyordu. Tayfa hararetli bir şekilde konuşuyordu ama ne dediklerini algılayamıyordu. Şehirdeyken bir şeyleri duyması gerekmemiş, bu yüzden de seslere odaklanmamıştı.

Şimdilik güverteyi geride bırakıp tekrar İlpera’ya dönmüştü. Üzerine bir zırh geçirmiş silahını kuşanmış kamaradaki sandalyede oturuyordu. Bütün gücüyle konsantre olup İlpera’ya, “Zırh bağlarından biri gevşek,” deyip gevşek bağı çözdü.

İlpera bir an irkildi ve aniden sandalyeden fırladı. Etrafına bakınca kimseyi göremeyip ağzını oynattı. Bir şeyler demek istediğini anladı ama Lekar hiçbir şey duyamıyordu. Yine bütün konsantrasyonunu toplayıp, “Seni duyamıyorum,” dedi. İlpera yine bir şeyler dedi ve durdu. Lekar ne yapıp da sesleri duyabileceğini düşündü.

Başkalarını nasıl algılayabiliyordu? Bulundukları bölgede yer işgal ediyorlardı. O işgal edilen yerdeki kütleyi ve kütlenin özelliklerini algılıyordu. Bu algıladıklarını da zihninde birleştiriyordu.

Peki ses neydi? Havada oluşan titreşimler değil miydi? Bunu fark edince güverteye geri döndü algıları. Denizcilerin ağızlarından yayılan titreşimlere odaklandı. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş gibiydi. Titreşimler birbirine çok benziyordu. Titreşimlere daha çok yoğunlaştı.

Tira’lar yelkenlerini açtı,

Rüzgar arkalarında dalgaları kırdı.

Küçük Tira’nın balıkçısı,

Ağları denizde,

Dikkat balıkları rahatsız etme.

Dikkat balıkları rahatsız etme.

Halatları çektiler,

Kapakları açtılar,

Büyük Tira’nın topları gümledi,

Karşısında hiçbir gemi direnemedi.

Küçük Tira’yı korurken,

Dikkat et balıkları rahatsız etme.

Dikkat et balıkları rahatsız etme…”

Bir çeşit denizci şarkısı söylüyorlardı. Limana yakın bir yerde oturduğu için bu tarz şarkıları çokça duyuyordu. Şarkı söylemelerinin şaşkınlığından ve şarkının büyüleyiciliğinden kurtulup hemen algılarını İlpera’ya geri döndürdü ve “Bir daha dene,” dedi.

“Fazla kullanmıyorsun di mi?” diye sordu. “Günde bir tane diyorlar genelde… Sakın cevap vermeye çalışma,” son anda oteldeki ilk ziyaretinin nasıl bittiğini hatırladı. “Ama yine de burada olduğunu bilmek güzel,” dedi şimdiye kadar Lekar’ın zaten birçok kez ona bir şeyler söylediğini umursamadan. Sakin sakin yeniden sandalyeye geçti ve önündeki kâğıt parçasına odaklandı.

Lekar ne kadar uğraşsa da kağıdın üstünde ne yazdığını algılayamadı. Kağıdın üzerindeki yazıyı algılayabileceği kadar kalıntı yoktu. İlpera’yı odada yalnız bıraktı. Önemli bir şey olduğunu anlayabiliyordu. Bu sefer geminin iç kısımlarına ilgisini yönlendirdi.

Gemi yarı askeri yarı ticari bir gemiydi. Geminin iki tarafında da ikişer sıra top bulunuyordu. Tayfanın bir kısmı topların, güllelerin ve barutun bakımını yapıyordu. Daha önce gördüğü birkaç uzay gemisini düşündü. Onların silahlarının bakımını kimse sürekli yapmak zorunda kalmıyordu.

Kargonun ne olduğunu anlayamadı. Bunun nedeni ise büyük olasılıkla anlamak istememesinden dolayıydı. Algısı güverteye geri döndü. Denizciler hâlâ şarkıyı söyleyip işlerini yapıyordu. Onları izlerken yavaş yavaş odasına geri döndü. Peri tozunun bu seferki etkisi daha kısa sürmüş gibi gelmişti.

Sonraki iki gün peri tozuna dokunacak zamanı kalmamıştı. Yapması gereken tonla iş ve zaman geçirmek istediği ailesi vardı ama İlpera hep aklının bir köşesindeydi. İlpera ise ona bu iki gün boyunca bir kere mesaj yollamıştı. Kendisi hakkında bir şeyler karalamış ve Lekar’ın konuşmalarını başka kimsenin duymadığı konusunda haber vermişti.

Lekar peri tozunu yeniden kullanmadan önce bu sefer prospektüsünü okumaya karar verdi. Yalnız bir sorun vardı. Kesenin içinde toz dışında bir şey yoktu. Kesenin üstünde bir şeyler yazıyor mu diye baktı. Göze hoş gözüken bir ‘PERİ TOZU’ yazısı vardı. Yazı keseye çok güzel işlenmişti. Parmağını yazının üstünde gezdirdi. Sonra dayanamayıp bütün keseyi parmağıyla gezerken hafif bir çıkıntı buldu. Keseye sonradan eklenmiş bir parça vardı. Dikiş yerlerini parmağında hissedebiliyordu ama daha önce bunun burada olmadığına emindi. Dikişleri koparıp kumaşı çekti aldı. Katlı bir kâğıt düştü.

Kağıdı açtı. ‘Kullanım kılavuzu’ yazıyordu. Peri tozu gibi bir şey için fazla iddialı diye düşündü. Bütün kağıdı okudu. İki şey dikkatini çekti; öncelikle her müşteriye sadece bir kullanım kılavuzu veriliyormuş ve kullanım kılavuzunu kaybedenlerin tezgahtarlarına bunu iletmesi gerekiyormuş, diğeri ise peri tozunu kullanırken yaptığımız şeylere göre etki zamanının değiştiğini söylüyordu.

İlk maddenin önemini pek kavrayamamıştı ama bu firmanın hiçbir şeyini tam olarak kavrayamıyordu zaten.

İkinci madde ise peri tozunu son kullandığında neden daha kısa etkili olduğunu yeterince açıklıyordu.

Eline bir avuç dolusu tozdan aldı ve koltuğuna çöktü.

Gemi bir yükselip bir alçalıyor gibiydi. Dalgalar geçen seferkine göre daha yüksekti. Yelkenlerin içine dolan rüzgar da daha güçlü gibiydi. İlpera ve onun gibi zırhlı bütün paralı askerler güvertedeydi. Güvertedeki her tahtada onlarca küçük dokunma hissi vardı. Etraf denizde seyreden bir gemi için bile fazla ıslaktı. Acaba yağmur mu yağıyor diye düşündü. Bir halat çözülünce istemsizce, sanki hep bu işi yapıyormuş gibi halatı eski yerine sağlamca bağladı.

Büyük bir acı. Geminin gövdesi boyunca Lekar’a bir acı hissi gelmişti. Acının geldiği yerlerde delikler ve göçükler vardı. Hemen algısını İlpera’ya yoğunlaştırıp, “Neler oluyor?” diye sordu.

“Korsanlar. Demin birbirimizin atış menzillerinin içine girdik.” Bir patlama sesi geldi. Bu sefer İlpera’nın içinde bulunduğu geminin topları patlamıştı.

İlpera’nın bulunduğu gemi dışında bir şeyi algılayamayan Lekar heyecanla, “İsabet ettiler mi?” diye sordu. Yeniden birçok acı hissetmeye başladı.

“Pek çoğu ıskaladı. Güvertenin bir kısmına ve küpeştelere isabet etti. Bize döndüler, sanırım bir çıkartma yapacaklar. Dikkat et yeni bir atış yaptılar.” İlpera uyarırken yeniden bir acı hissetti. Yine birçok delik açılmıştı. Birkaç denizci yerde hareketsiz yatıyordu. Yeniden patlama sesleri duyuldu. “Gövdeye isabet ettirdik!”

Lekar kendisini koltuğunda buldu. Tozun etkisi geçmişti. Hemen keseyi alıp geri oturdu. Keseyi dikkatlice kucağına koydu. Bir avuç toz aldı ama tozlar alınmak istemiyor gibiydi. Simsiyah cansız normal bir toz gibiydi. Hiç ses de çıkarmıyorlardı. Tozu biraz elinde inceledi ama bir şey anlamadı. Zaten en başından beri tozdan gelen seslerin ve tozdaki renk değişimlerinin nedenini bilmiyordu.

Bunlarla daha fazla zaman harcayamazdı. İlpera ve diğerlerinin durumu daha önemliydi.

Geminin güvertesinde kargaşa vardı. İlpera kendi gemilerinde savaşıyordu. Bu da Lekar’ın işine gelmişti. Ama paralı askerlerin sayısı yarıdan azdı. Geminin kaptanı yeni bir top atışı için emir vermişti. İkinci kaptan bunun tehlikeli olduğunu söylemiş ama yine de emri yerine getirmişti.

Lekar, İlpera ve diğerlerine nasıl yardım edebileceğini düşünürken daha önce çözülen halata yaptığı müdahale aklına geldi. Belki de gemiye bir şekilde müdahalede bulunabiliyordu. Gemideki halatlara yoğunlaştı. Hiçbir şey olmadı. Daha önce istemsizce yapmıştı. Halatların çözülüp havada süzülüp yerde süründüklerini hayal etti. Yine olmadı. Halatların korsanları yakalayıp hareketsiz hale getirdiğini ve eski yerlerine bağlandığını hayal etti.

Gemi gıcırdamaya başladı. Tahtaları titriyor gibiydi. Halatların bağları çözülüyor korsanların üstlerine gidiyorlardı. Gemi mürettebatı sersem sersem korsanları ve halatları izliyordu. İkinci bir korsan dalgası halatlarla gemiye atlarken geminin halatları tarafından hapsediliyorlardı. Gemideki İlpera ve diğer paralı askerler bu fırsattan yararlanmak için karşı saldırıya korsan gemisine doğru hücuma geçip güverteden güverteye atlayıp Lekar’ın algı sınırlarından çıktılar.

Kaptan halatlarla kapana kısılmış olan korsanların tutuklanmasını emretti. Lekar da geminin göçüklerini düzeltmeye ve toplarla açılmış delikleri artık tahtalarla düzeltmeye çalışıyordu.

Gemiye birileri atlamaya başladı. Lekar kimlerin geldiğini algılamaya dönmüşken bir grup daha gemiye atladı ve yeniden kargaşa çıktı. Lekar hemen İlpera’ya herkesin gemiye dönüp dönmediğini sordu. Ölen üç paralı askerin korsan gemisinde kalmaları dışında hepsinin güvertede olduğunu söyledi.

Lekar, halatların ölülerini almasını hayaletti. Boşta olan halatlar emirleri yerine getirmek üzere hareket ettiler.

İkinci dalga korsan saldırısının geldiğini İlpera’dan öğrenen Lekar, bu işin böyle devam edemeyeceğini düşündü ve gemileri birbirinden ayırmayı denedi ama korsan gemisi olduğu yerde durarak sorun yaratıyordu.

Lekar algısını korsan gemisine yaymaya çalıştı ama başaramadı. O zaman tek çare olarak denize doğru yayılmaya çalıştı. Hiçbir şey ona engel olmuyordu ve bu çok tehlikeliydi. Fazla yayılırsa bir daha toparlanamayacağını düşünüp iki gemiyi de kaplayacak kadar yayılınca durdu.

Tüm gücüyle denizde iki farklı akım yaratmaya çalıştı. İki gemiyi birbirinden uzaklaştırmanın en kolay yolu bu gibi gözüküyordu. Başta az da olsa işe yaramıştı. İki farklı akım birbirine çok yakın olduğu için bir girdap oluşmaya başladı. Lekar girdaba hakim olamıyordu ve bu girdap onun algısını etrafa dağıtıyordu. Kendini yeniden sadece gemide topladı ve gemiye zorla yeni bir rota çizdi. İlpera’nın içinde bulunduğu gemi girdaptan kurtulurken korsan gemisi girdabın içine iyice çekiliyordu. Sonunda suların altına gömüldü ve gözden kayboldu.

Kurtulmanın verdiği coşkuyla herkes denize, rüzgara ya da tanrılara şükrederken İlpera Lekar’a teşekkürler diliyordu.

“Bir şey değil,” dedi Lekar evindeki duvara. Tozun etkisi bitmişti. Peri tozu kesesi kucağında olması gerekenden daha hafifti. Keseyi merakla açtı. Bir avuçtan daha az kalmıştı. Ne zaman kullanmıştı geri kalanını. Hiç gemiden ayrılmamıştı ki, yoksa ayrılmış mıydı? Çok yorgun, aç ve susuz hissediyordu. Neredeyse altı saattir orada oturmuş peri tozunun etkisinde duruyordu. Ayağa kalkarken başı döndü ve koltuğa yığıldı. Sanki kendi bedeni ona yabancıydı. Yeniden kalkmayı denedi. Bu sefer daha temkinli bir şekilde. Mutfağına gidip bir şeyler yedi ve yatağına doğru sürünür gibi gitti.

Sabah yeni bir mesaj buldu kapısında. İlpera’nın yazısını hemen tanıdı.

Günaydın (umarım yeni uyandığını doğru tahmin etmişimdir).

Yardımın için çok teşekkürler. Bizi büyük kayıplardan kurtardın. Yine de gemideki küçük kutlama geçince çatışmanın neredeyse altı saat sürdüğünü fark ettim. Umarım peri tozunu birden fazla kere kullanmamışsındır. Bunu tavsiye etmiyorlar. Ruhun bedene yabancılaşması gibi bir şey oluyormuş. Daha önce söylemeyi unutmuşum gemimiz senin evin yakınlarındaki limana geliyor. Eğer gece çok geç saatlerde dönmezsek sana uğramak isterim. Ayrıca son bir şey daha var. Bir mesajla sormak istemezdim ama bir gün benimle bir şeyler yemek ister misin? Özel bir buluşma gibi. Döndüğümde cevap verirsen sevinirim. Görüşmek üzere.

Sevgilerimle.

Lekar ne diyeceğini bilemedi. Son zamanlarda onu daha çok görmek istediği kesindi. O zaman neden olmasın diye düşündü.

Oturma odasına girdi. Gözüne ilk önce masadaki peri tozu kesesi gelmişti. Yine korkuyordu peri tozundan ama öğrenmek istediği bir şey de vardı. Peri tozunun ne olduğu. Şimdiye kadar peri tozunun ne işe yaradığını anlaması zor olmamıştı. O anda en çok neyi istiyorsa ona onu gösteriyordu. Lekar İlpera’yı görmek istiyordu, peri tozu da onu İlpera’nın yanına bu şekilde götürmüştü. Şimdi de peri tozunun ne olduğunu bilmek istiyordu.

Keseyi eline aldı. Fısıltılar ve cızırtılar biraz çekingen gibi ses çıkarıyordu. Kanepeye oturup kesenin içine baktı. Kapkara bir siyahlık, arada bir renkler titreşerek gidip geliyordu. Son kalan porsiyonu da havaya atıp içine çekti.

Bir gemi veya şehir değildi algıladığı yer. Üç ana oda ve bir koridordan oluşuyordu bu yer. Koridorun bir yanı masalarla dolu, diğer yanında ise uzun bir tezgah bulunan iki kocaman oda vardı. Bu iki odanın da koridorun da daha büyük bir odaya açılan arka kapıları vardı. Burası o mağazalardan biri olmalıydı.

Önce lokanta kısmını algısından geçirdi. İlgisini çeken bir şey yoktu. Biraz çekinerek girişteki tezgaha gitti algıları. Bu da gayet normal bir tezgahtı ama garip bir şekilde arkasında bir tezgahtar yoktu.

En sona alışveriş yapılan kısım kalmıştı. On bir müşteri ve hepsi için birer tezgahtar vardı. Bir müşterinin elini yeni yakalamıştı ki tezgahtar, Lekar bir şey fark etti. Her tezgahtarın ellerinin altında tahta parçaları vardı. Arka odaya geçen bir tezgahtarı takip etti. Arka oda tahmininden de büyük bir odaydı. Binlerce tezgahtar, aşçı ve garson vardı. Bir o kadar da kapılar vardı. Takip ettiği tezgahtar bir masada durmuş tahta parçasını bir tür öğütücüye koyup toza dönüştüryordu. Tozu da Lekar’ın bu halinde bile hoş bulduğu keselerden birine koymuştu. Demek keseler de büyülüydü.

“Merhabalar.” Lekar’ın algısı değişip tozu kullanmadığı zamanki haline, normal haline döndü. Daha önce de onunla ilgilenen tezgahtar suratında hafif bir tebessümle ona bakıyordu. “Bunu yapan ilk müşteri sizsiniz. Ama neyse ki buna karşı da önlemlerimiz vardı.”

“Burası mağazanın neresi? Hiçbir mağazanızın bu kadar büyük olmadığına eminim.”

“Buraya ana ofis diyebilirsiniz. Bütün mağazalarımızın bağlandığı ana ofis. Her kapı başka bir mağazaya bağlanır. İstenilen malzeme ya da yemek hazırlanır ve müşteriye iletilir.”

“Bu peri tozlarında tahtadan başka bir şey yok mu?”

“Müşteriden alınan bir parça büyü enerjisi hariç hayır. Bir de tahta tozlarını müşterilere zararsız hale getiriyoruz. Solunduğu için tamamen zararsız olmasını deniyoruz ama siz bir günde birden fazla doz almışsınız. Tehlikeli olabilirdi.”

“Bir dakika müşterinin büyü enerjisi mi? Birinin büyü enerjisini izinsiz almak yasal değil sanıyordum. Hem de Kadim Olan nezdinde.”

“Evet haklısınız ama enerjiyi hiçbir şekilde biz kullanmıyoruz ya da başkasına satmıyoruz. Müşteriye geri veriyoruz.”

“Ve biz buna para ödüyoruz. Bunu bana anlatmanızda bir sakınca yok mu, bütün ticari sırrınızı öğreniyorum. Siz demiştiniz ‘bir şeyi öğrendiğinizde bunun geri dönüşü yoktur’.”

“Evet demiştim. Bunları boş verin. Eğer en yakın mağazamıza gelirseniz sizi bir muayene etmek isteriz.”

“Bu bilgiyi başkalarına söylememden korkmuyor musunuz?”

“Hayır, çünkü inanılması için çok büyük bir gerçek. Dediğimi yapın lütfen ve mağazamıza gelin. Size bir şey oldu mu bir bakayım.”

Lekar kendini itilmiş gibi koltuğuna geri oturuyor hissetti. Apar topar giyinip çıktı. İlan hâlâ ceketinin cebindeydi.

Yapılmaması gereken bir şey mi yaptınız?

Peri tozunu arkadaşınıza yardım ederken çok mu kullandınız?

Bilinmemesi gereken bir şey mi öğrendiniz?

Tezgahtar tarafından mı çağırıldınız?

Cevabınız evet ise hemen altta yazan iletişim bilgilerinden bize ulaşın.

En kaliteli peri tozları için bizi seçtiğinize memnun olacaksınız.

En yakın mağazamıza ulaşmak için haritayı takip etmeniz yeterli olacaktır.

Harita yine aynı, limanın karşısındaki mağazalarını gösteriyordu. İlanı katlayıp cebine geri koydu. Mağazanın içinde tezgahtarı onu bekliyordu.

“İyi gözüküyorsunuz, lütfen arka kapıdan içeri gelin sizi orada muayene edeceğim.”

Arka kapı beklediği gibi ana ofislerine açılmadı. Gayet küçük bir revir çıktı karşısına.

“Sizi ana ofise götüreceğimi sanmadınız di mi? Elinizi alabilir miyim? Büyü enerji fazlanız yok. Demek ki peri tozunun etkisindeyken hepsini kullandınız. Bu iyi. Bedensel faaliyetlerinizde de bir sorun yok. Çok iyi, çok iyi,” dedi tezgahtar ve Lekar’ın elini bıraktı.

“Hepsi bu muydu? Bu kadar zahmete gerek var mıydı?”

“Hepsi bu değil. Bilmemeniz gerek bir şeyi öğrendiniz. Bunu değiştirmemiz gerekiyor. Bunu yapacağım için çok üzgünüm.”

Lekar boş bir duvara bakıyordu. Neden orada olduğunu düşündü. Boş bir duvara boş boş bakmanın tek özel yanı vaktin boşa gitmesiydi. Belki de bir kağıda not almıştır diye ceplerini karıştırdı. Ceketinin cebinde sadece katlı bir kâğıt vardı. Kâğıtta sadece İlpera’nın bulunduğu geminin adı, Yeni Tira yazıyordu.

Neden geldiğini şimdi hatırlamıştı. Limana Yeni Tira hakkındaki haberleri sormak için gelmişti. Duvarda bir şeylerin yanlış olduğunu hissedip bakmak için birkaç dakika durmuştu. Kağıdı tekrar cebine koydu ve limana doğru yolu geçti.

Oruç Can Hasmaden

Finlandiya’da gıda mühendisliği okuyorum. Fantastik ve bilim kurgu edebiyatı, filmleri ve oyunları tüketmeye bayılırım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba,
    Ve vay canına…
    Bundan sonra ilk sizin öykülerinizi okuyacağım.
    Tebrik ederim enfesti.

  2. Okumak için ayırdığınız zamana teşekkürler, o zaman sonraki öyküme başlasam iyi olur.

  3. Merhaba, öykünüzü çok beğendim. Fantastik okumalar ilk tercihim olmasa bile, gerçekten çok tat aldım. Sürükleyici bir öyküydü. Elinize sağlık.

  4. Avatar for ukant ukant says:

    Gayet akıcı ve güzel. Elinize sağlık.

  5. Her türde okuma yapan okuyucunun dikkatini çekebilecek sadelikte ve akıcıydı öykü. Karakter seçiminin az olması okumayı ayrıca kolay ve zevkli kılıyor. (Seçkide yer alan bazı öykülerde, karakterleri takip etmekten, metnin takibini kaçırdığım oldu.) Elinize, emeğinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar