Öykü

Deniz Kızı ve Küçük Leo

Uzak ülkelerin birinde annesi, babası ve küçük kardeşiyle birlikte Leo adında bir çocuk yaşarmış. Leo’nun babası kaplan terbiyecisiymiş. Leo’nun hayatı iki üç yaşlarından beri kaplanların, aslanların, fillerin arasında geçmiş. Babası ile birlikte hayvanat bahçesinde onlarla oynayarak onların dilinden, kalbinden anlamayı öğrenmiş. Gel zaman git zaman bir gün Leo rüyasında küçük kardeşi babasının yanında hayvanat bahçesindeyken bir anda kaplanın kardeşini yediğini görmüş. Kaplan kardeşini yedikten sonra konuşmaya başlamış Leo’ya dönerek anneni, babanı al ve buradan gidin yoksa hayvanat bahçesine gelecek yeni hayvanlar çok huysuz olacak, baban onları eğitemeyecek, babanı ve anneni yiyecekler, aileni yok edecekler demiş. Leo korkuyla sıçrayarak uyanmış. Rüyasında o kadar korkmuş ki uyandığında sırılsıklam ter içindeymiş. Hemen babasının yanına koşarak rüyasını anlatmış. Leo kalbi çok temiz bir çocukmuş; olacak olanları rüyasında görürmüş. Babası da bunu bildiğinden haydi o zaman demiş Leo’ya annenle kardeşine söyle gidiyoruz buradan bugün. Leo’nun kardeşi yine hayvanların yanında oynuyormuş. Leo kardeşine uzaktan seslenmiş:

– Haydi Bob gel kardeşim, bugün buradan gitmemiz gerekiyor.

Tam o anda yavru kaplanlardan biri ani bir hareketle demir kapının zincirini açarak Bob’un üstüne saldırmış. Leo onu kurtarmak için ne yaptıysa engel olamamış ve yavru kaplan gözleri önünde kardeşi Bob’u parçalamış. Leo iki gözü iki çeşme perişan halde annesinin yanına koşarak olanları anlatmış. Annesi, babası ve Leo o gün bir yük gemisine bütün eşyalarını yükleyip apar topar yaşadıkları yerden ayrılmışlar. Leo’nun rüyası Tanrısal bir uyarıymış aslında ama Leo bunu her şey olup bittikten sonra anlamış. Leo’nun babası kaplan terbiyeciliği yapmaya başladığı ilk yıllarda çok tecrübesizmiş ve hasta bir kaplanı iyileştiremeyince, terbiye edemeyince son çare olarak kaplanı öldürmek zorunda kalmış. Bunu hiç istemeyerek yapmış, içi sızlamış ama elinden gelen başka bir şey yokmuş. Babası patronundan bir sır gibi saklamış bu olayı. Öldürdüğü kaplanı ülkenin çok ücra bir yerine götürüp gömmüş. Patronuna da çok hasta olduğunu bir gün ona yemek vermeye gidince onu ölü bulduğunu söylemiş. Ölen kaplanın soyundan gelen kaplanlar da varmış hayvanat bahçesinde. Ve Leo’nun rüyasına girip sonra da kardeşini öldüren kaplan ölen kaplanın yavrusuymuş. Leo annesi ve babasıyla gemide yolculuk yaparken birden büyük bir fırtına çıkmış. Gökler ve deniz inim inim inlemeye başlamış. Gemi gitgide fırtınada savruluyornuş. Leo annesi ve babasının yanına ulaşmaya çalışırken gemi alabora olmuş; anne ve babası gözden kaybolmuş. Zavallı Leo o kadar korkmuş ki korkudan dili tutulmuş. Yardım edin diye çığlık bile atamamış. Deniz koca koca dalgalarını savururken sanki birdenbire Leo’nun yardım çağrısını duymuş. Ve tam o anda peri kızları gibi muhteşem güzellikte bir deniz kızı görünmüş. Deniz kızı Leo’ya:

– Seni kurtaracağım merak etme. Bugün çok zor bir gün yaşadın. Gözünü kapat ve uyu. Uyandığında kâbusun bitmiş olacak ve senin için hayat o zaman başlayacak diyerek Leo’yu uyutmuş. Leo uyandığında kendini pırıl pırıl bir kumsalda yanında yaşlıca bir adam, nur yüzlü bir kadın ve tatlı mı tatlı küçük bir kızla beraber bulmuş. Hemen yanında bir zarf duruyormuş. Zarfın içini heyecanla açmış. İçinde “Yeni Hayatına Hoş geldin” yazdığını görmüş. Ben buraya nasıl geldim diye düşünmeye başlamış. Sanki her şey bir rüya gibiymiş. Yanındakiler ona Chris diye sesleniyorlarmış. Ne oluyor böyle; benim annem, babam, kardeşim nerede bunlar da kim diyerek geçirmiş içinden. Şaşkınlık içerisinde çevresindekileri süzerken, gözünü açtığında yanında gördüğü kendisine çok benzeyen kadın:

– Chris haydi oğlum gel, güneşin altında uyuyakaldın oyun oynarken seni yaramaz deyip elinden tutup onu az ilerideki evlerine yemeğe götürmüş. Leo o gün olanlara hiç bir anlam veremese de hayatta olduğuna ve yanında onu seven insanlar olduğuna sevinmiş. Ve gün biterken yatağında gülümseyerek uykuya dalmış. Uyandığında yastığının altında yine bir zarf bulmuş. Bu sefer zarfta Leo’ya yazıyormuş. Hemen zarfı açarak okumaya başlamış. Bu mektup sana bir dostundan, kurtarıcından geliyor. Benim kim olduğum önemli değil. Seni o fırtınada kurtarmasam belki de şu anda hayatta olmayacaktın. Sana yeni bir hayat sundum. Yeni bir ailen oldu. Onlar seni çok seviyor. Ölen oğullarının yerine koyuyorlar seni. Maria ve Hector ölen oğullarını çok seviyorlardı. Chris öldükten sonra onun öldüğünü bir türlü kabullenemediler. Dün gece Maria Tanrı’ya çok yalvardı:

– Yüce Tanrım Chris yaşıyor hissediyorum belki uzakta ama ne olur onu bana gönder yalvarırım. Yavrum olmadan yaşayamıyorum diyerek gece boyunca ağlayıp sızlamış zavallı kadın.

Tanrı onun bu haline dayanamadı ve seni onlara evlat gönderdi. Ölen oğullarının yerine koysunlar diye. Onların bir evlat sevgisine senin de bir aileye ve yeni bir hayata ihtiyacın vardı. Ailenin kıymetini bil ve onlara sevgiyle sarıl. Bu hayatta insanın en büyük hazinesi, ailesi ve onu seven insanlardır bunu unutma. Bir de unutmadan Maria’ya çok benziyorsun şaşırdın değil mi? diyerek devam ediyormuş gizemli mektup. Leo bu cümleyi okuyunca birden afallamış ve odasındaki aynaya bakmış. Evet ben Maria’ya benziyorum sanki onun oğlu gibiyim demiş kendi kendine aynanın karşısında. Bu da Maria’nın seni kendisinin oğlu olduğuna inanması için Tanrı’nın ona bir hediyesi. Leo mektubu bir çırpıda okuyup bitirdikten sonra mektubun sonunda kurtarıcın Aphrodisias yazdığını görmüş ve kalbi heyecanla çarpmış. Deniz kızını hatırlayıp kalbinden ona şükranlarını ve sevgisini sunmuş. Leo yeni adıyla Chris yeni annesi Maria’nın ona seslendiğini duymuş:

– Chris haydi oğlum kahvaltıya gel.

Leo tamam anneciğim hemen geliyorum diyerek fırlayıp koşa koşa annesi Maria’nın yanına giderek yanağına bir öpücük kondurmuş ve kalbinin sımsıcak bir sevgiyle dolduğunu hissetmiş. Yeni hayatı ve yeni ailesi için Tanrı’ya şükretmiş.

Deniz Kızı ve Küçük Leo” için 8 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Deniz

    Seçkideki ilk öykün olduğunu görüyorum, öncelikle aramıza hoşgeldin. Öykünü okurken sanki gerçekten böyle bir rüya görmüş olabileceğin izlenimize kapıldım. Kimbilir belki gerçekten de öyledir. Yazmayı sevdiğini görebiliyorum,inan bu en önemli ve tek gerçek. Bunun yanına eklenenler ise sevdiğin şeyi daha iyi nasıl yapabilirimin sonucu olarak başvurduğun yöntemler.

    Bu yüzen bir kaç tane naçizane önerim var, belki bir sonraki öykünde denemek istersin:
    Seçki çok farklı seviyelerde yazabilen yazarlarla doludur. Pek de birbirimize benzemeyiz. İyi ki de öyle :slight_smile: Bu yüzden sen kimseye benzeme ve kendin ol, kendini rahat hisset burada ve diğerlerini de okuyarak düşündüklerini paylaş. Faydasını göreceğini düşünüyorum

    Hikayelerde okuyu, yazarın saatte kaç kilometre ile sonuca ulaştığına aldırmaz ama yavaş mı yoksa hızlı mu gittiğini fark eder. Bu farkındalığın ise şöyle sonuçları olur
    -yazar hızlı gitmişse, okuyucunun hikayeyei ve kahramanları tam olarak içselleştirme imkanı olmamış olabilir. Bu yüzden okuyucu-kahraman arasındaki bağ yeteri kadar güçlü olmadığından hikaye okuyucuda istenilen etkiyi yaratamayabilir
    -yazar yavaş gitmişse, okuyucunun olayların arasındaki bağı takip edememe ve hikayeden düşme ihtimali olabilir. Okuyucu sıkılabilir, sonucu beklemeden hikayeyei terk edebilir.
    -Nasıl denge kuracağım diyorsan cevabı çok basit. Zamanla ve gelişerek. Farklı hızları deneyerek.
    -Bir arabada olsan gaz ve fren ile bu hızı ayarlayabilecekken, bir hikayede bunu nasıl yaparsın, diye soruyor olabilirsin. Ben kendime adıma bu hız ayarlamasını, hikayenin geçtiği çevre ve kahramanları tanıtarak, neyi neden yaptıklarını bir şekilde açıklama yolu bularak yapıyorum.

    Burada senin biraz hızlı gittiğini söyleyebilirim. Senin yerinde olsam, belki deniz kızının neden yardım ettiğini, kahramanın rüyasını ailesinin neden dikkate aldığını, babasının pişmanlığının onların hayatına olan etsini açıklayarak yapmayı deneyebilirdim.

    Ayrıca, aslan terbiyecisinin oğluna Leo demen bir tercih miydi bilmiyorum ama bence zamanında öldürmek zorunda kaldığı aslana bir özür niteliği taşıyor gibi hissettridi. İşte hikayelerde böyle küçük detaylar okuyucuyu nasıl kolaylıkla yakalıyor, paylaşmak istedim.

    Tekrar hoşgeldin aramıza
    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  2. Hikayen hızlıca aktı gitti. Bu hikayenin okunabilirliği açısından avantajken, karakterlerin hikayesi, küçük Leo dışında yüzeysel kalması merak uyandırdı. Ben okurken şahsen kısaltılmış Dünya klasiği okur gibi hissettim. Yani hedef kitlesi çocuklar olan güzel bir hikaye okudum sanki. Mutlu sonlu, dramın sonrasında umuda sarınan ve yeni bir şansı anlatan. Kalemine sağlık.

  3. O zaman tam gaz devam. Yolun açık olsun. Öykü candır. Emeklerine değer inşallah.

  4. Yazılan şu şekilde:

    Sürprizlerle dolu özel sayımızı, haziran ayında değil Temmuz 2020’de yayımlayacağız. Sizden doğrudan alacağımız öyküler ise Ağustos 2020 sayısı için olacak.

    ARAF” temalı öykülerinizi 25 Temmuz 2020 tarihine kadar oykuseckisi@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Her zaman olduğu gibi Öykü Gönderim Koşulları ’na göz atmayı lütfen unutmayın.