Öykü

Dünya Bir Hurda Yığını

“Sen şimdi burada olsaydın anne, ben geçmişe bile ulaşırdım. Sen yanımda olsaydın, çocukluğum bir kol mesafesinde dururdu. Şurada hemen, yanımda. Ben hâlâ, kazık kadar olmuş olmama rağmen, ayaklarında sallanmak isterdim. Sen beni ayaklarında sallayınca da çocukluğuma gider gelirdim. Yani kaçabilirdim bu namussuz dünyada, onu yenebilirdim. Nefeslenirdim bir süreliğine de olsa. Ama kabullenmeliyim, artık olmadığını. Aramıza oturanın ölüm olduğunu. Kapalı olduğunu yolların, yıkıldığını köprülerin.

Hiç erimeyecek gibi yağdı kar ve geçen her an daha da katılaşarak duruyor önümde. Yollar kapalı anne. Nasıl biliyor musun? Değil ben, artık sana sesim bile ulaşmıyor. Gerisini sen düşün. Özlemek o kadar uzak bir yer ki dünyadan hızlı koşsan da varılmıyor işte oraya. Anne sen benim arkadaşımdın, öğretmenim, kardeşlerim. O dertlerinden küçük evde tek başına büyütmüştün beni hatırlıyor musun? E ama şimdi, taşınalı bir sene olmamış şu koca eve, hem artık sen de yokken ben nasıl oluyor da sığamıyorum? Senin ellerinle çizdiğin bu manzara resimlerinden neden yağmurlar yağıyor da ben boğulacak gibi oluyorum? Anne delirdim mi, yoksa sahiden arada bir gelip beni izliyor musun?

Niye herkes bunun geçeceğini söylüyor anne? Neden unutacağımı ima ediyorlar durmadan? Biri çıkıp neden demiyor, ”Eğer ağlamaya devam etmezsen sana yazıklar olsun” diye. He anne, neden? “Bak biz de annemizi kaybettik zamanında” diyerek neyi normalleştirmeye çalışıyorlar? “Ben de senin bir annen sayılırım” diyerek buna inanmamı, içimi rahatlatmamı nasıl bekliyorlar benden? Hayat anne hayat, utanmadan nasıl devam edebiliyor? Dünya nasıl dönüyor hâlâ sağa sola çarpmadan, yok olmadan. Bana neden anne, neden ağlamamam gerektiğini söylüyorlar?

Yokluğunu hissettirmemeye çalışanlar oluyor anne. İnan ben değil onlar kafayı yemişler. Akıl var mantık var. Olacak iş mi şimdi bu? Öyle gelip annemin oturduğu koltukta oturmakla, onunla içtiğimiz fincanlarla kahve içmekle bitiyor mu sahiden bu iş? Bitmiyor işte. Bak kaç ay oldu, ben ölüm kelimesinin anlamını yazabilen bir sözlük bulamadım hâlâ. Bir insanın artık olmayacak olmasını kabul edemedim, sensiz devam edebileceğime inandıramadım kendimi. Çıkmadım evden, işten de ayrıldım. Çağırıldım ama gitmedim hiçbir yere. Ben kabullenemedim anne, hayatın böyle hiçbir şey yokmuşçasına devam etmesini kabullenmedim. Üzülüyor musun böyle bir berduş gibi olmama? Kendini sorumlu tutuyor musun yoksa? Sakın ha.

Anne sen ölüyorsun ve inan bu en çok beni ilgilendiriyor. Sen ölüyorsun ama sanki en çok ben yaşayamıyorum. Anne, annem, ben senin tabutunu tek başıma sırtladım ama yokluğunu taşıyamıyorum. Ellerimin arasından kayıp giderken yokluğun anlamı, ayaklarıma da bir taş gibi çarpıyor. Anlıyor musun?

Bir psikologa görünmem gerektiğini söylüyorlar anne. Eve gelen herkes istisnasız aynı fikirde. Üç beş kişi doktorla da görüşmüş hatta birkaçı benim için randevu bile almış. Parasını da ödemiş. Anne ben delirmedim, aklım senle gitti işte. O kadar. Hayır psikologa gitmekten mi çekineceğim? Hemen şimdi giderim bir işe yarayacağını bilsem, bundan mı çekineceğim. Ama biliyorum ne konuşacağımızı. O herkese kurduğu cümlelerin aynısını bana kuracağını, herkese verdiği haplardan birini de bana vereceğini biliyorum.

‘Hayat ölüme uzanan bir yolculuktur. Acını anlıyorum fakat hayat da devam ediyor. Kendine bu kötülüğü yapmana değmez ki. Hem annen üzülüyordur bu haline, madem bu kadar çok seviyorsun onu, üzmek de istemezsin değil mi? Her şeyden önce ölümün yaşamdaki en normal şey olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.’ işte birebir bunları söyleyecek bana ve elbette tonlarcasını. Bu sözler belki birçok kişiye iyi gelebilir. Ama bana iyi gelmeyecek. Benim kalbimdeki bu acı azalsa bile aklım bunu almayacak. ‘Ölmek neden var?’ diye soracağım ömrümün sonuna kadar. Ölmek neden var derken öleceğim ve bu sorunun cevabından en çok o zaman uzaklaşacağım. Bunları o psikologa da söyledim anne. Bana biraz hak veriyor gibi hissettim onun bakışlarını ama mesleği gereği herhalde o hapları içmemi söylemekten de alıkoyamadı kendini. Psikolog öyle deyince, Romeo ve Juliet’teki o soru geldi aklıma, reçeteyi yırtıp sordum ben de ‘öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?’

Bir süredir çalan zillere karşılık olarak kapıları açmıyorum artık. Çık evden, yeter kendini eve kapattığın,’ diyenlere evde olmadığım havasını veriyorum böylece. Belki onlara göre normale döndüğümü düşünürler de ‘ölenle ölünmez’ demeyi bırakırlar diye yapıyorum bunu. Bıktım çünkü bu tavsiyelerden. Sanki hastaymışım gibi davranmalarından.

Hadi hatırla anne, senin o kocan olacak adam seni dövüp kapı dışarı ettiğinde ben senin karnındaydım. Midene attığı tekmeler bana gelmesin diye benim gibi cenin pozisyonu aldığın anı hatırlıyor musun? Dizine dizine aldığın darbeler bir ömür boyu nasıl da yakanı bırakmadı hatırında mı tüm bunlar? O adi adam seni sokağın ortasında döverken, tek bir komşumuzun bile gıkının çıkmadığını, sonrasında bir kişinin bile kapısını sana açmadığını hatırlıyor musun? Dünyada yalnız başına kalıp daha doğmamış bana sarıldığın o anı unutmadın değil mi? Nasıl unutabilirsin ki… Adımı bile Umut koydun. Senin umudundum ben! İşte anne, sen ölünce, ben daha çok hatırlar oldum bunları. Beni nasıl sarıp sarmaladığını. Ne kadar güçlü olduğunu. Fedakârlıklarını, hayatın sana kurulmuş bir komplo olduğunu, beni öptüğünde bütün olanları unuttuğunu.

Beni hayatta tutabilmek için birden fazla işte çalıştığın o günleri, sana parayla sahip olma teklifi etmeye kalkışan patronunla baş etmeye çalıştığın o zamanları asla unutma anne. Beni büyütmek için küçülüp küçülüp toz zerresi kadar kaldığını da asla çıkarma aklından. Şimdi neredesin bilmiyorum ama diğer taraf dedikleri yerdeysen eğer, lütfen tüm bu adaletsizliklerin hesabını sor. Burada ona şansımız yok ne yazık ki. Çünkü adalet burada haklının yanında değil, güçlünün elinde. Sahi orada da hurdaya çıktı mı adalet?

Senin, tüm hayat kargaşası içinde çizdiğin tablolar değerini görünce nasıl da kurtulmuştuk hatırlıyor musun o hurda evden, hurda eşyalardan ve hurda hayatımızdan. Birden uluslararası arenada bile duyulmuştu adın. Yıllardır çizdiğin tabloların kim bilir, ben başında bir yük olmasam ne kadar daha güzel olacaklardı. Tüm sevdiklerin, ailen, arkadaşların sana hayatı zehir etmese, belki de çok daha büyük bir sanatçı olacaktın. İhtimal ya tablolarını satın alan o zengin iş adamı sana tecavüz etmese, sen asla o sanat galerisinin içinde kendini asmayacaktın.

Şimdi daha yeni taşındığımız bu evin de bu yepyeni eşyalarımızın da sensizken hiçbir anlamı yok anne. Ben sensizken ve hayat sana bunları yaşatmışken neresinden tutacağımı bilmediğim yaşamım ve bu genç yaşımda hurdadan farksız olduğumu anlıyorum. Annem benim, biz seninle parlayan birer yıldız olmalıydık.

Tüm bu yaşananların asıl suçlusu, o hiç yüzünü görmediğim babam. Senin katilin de o. Benim katilim de o olacak. Adalet belki yerini bulmayacak ama ben sana kavuşacağım anne.

Artık hurdalık olmuş bu dünyadan ben de kaçıyorum daha fazla dayanamayıp.”

Umut Çimen’in cebinden annesine yazdığı bu mektup çıkmıştı. Mektubunda bahsettiği gibi kimse onun evine gelmemiş, kimse onunla konuşmamıştı annesinin ölümünden sonra. Asla bir psikologa gitmemişti. Ne bir arkadaşı vardı ne akrabası ne de komşusu. Bu yüzden hayali kişilerle konuşup kafayı yediği, diğer bir deyişle gereği düşünüldü. Durum böyle olunca mektupta yazan diğer hiçbir konu da kale alınmadı. Ne o tecavüzcüden hesap soruldu ne de başka bir şeyden. Umut’un ardında bıraktığı dünya işe yarayamayacak derecede bozulmuş, zarar görmüştü ama uzaydaki hurdacılar bile dönüp ona bakacak kadar düşmemiştiler.

Osman Alp Denizler

1995 doğumlu, kendi işini yapamayan bir arkeolog. Şimdilerde bir medya ajansında çalışıyor. Şiir, hikâye, tanıtım yazıları ve roman yazabilmeye gayret ediyor. 2016 yılında Çatlak Fanzin’i kuran Osman Alp edebiyatın dünyadaki en güzel şehir olduğuna inanıyor ve orada yaşıyor.

Dünya Bir Hurda Yığını” için 2 Yorum Var

  1. hilay dedi ki: dedi ki:

    Çok güzel farklı bir hikaye olmuş. Üzüntüyü o kadar derin ve iyi vermişsiniz ki okurken ben o acıyi yasamiscasina hissettim resmen. Son cümleniz de ayrı bir hoş durmuş hikayede. Elinize sağlık :blush: