Öykü

Esaret

Karanlığa karşı çıkan yıldızlar Ay’ın kırmızı ışığıyla parlayıp ahenkle dans ediyorlardı. Yıldızlar, körebe oynayan kaygısız çocuklar gibi Ay’ın etrafında koşturup duruyorlar ve insanı büyülemeye yetecek bir görsel şölen hazırlıyorlardı. Gösteri, kırmızı Ay tutulmasını beklememe değdiğine dair bir işaretti. Dünyaya indiğimde büyük bir ışık patlaması olacaktı. Bu yüzden dikkatleri başka yöne çekmek iyi bir fikir gibiydi.

Yıllardır süren esaretimden kurtulmaya çabalıyorum. Ruhum tamamen kötülüğün eline düşmüş. Var ediyorum tüm kötülükleri istemsizce. Bu kitabın içinden çıkabilmek için sayısız araştırmalar yaptım, büyüler denedim. Şu anda da son umudumu gerçekleştireceğim. Kötülüğüm artık kitaplara değil dünyaya hüküm sürecek.

Senelerdir efendisine sadık bir köpek gibi bu geceyi bekledim. Sabrım her şeye yetmişti artık. Dünya’ya inişim kimse tarafından fark edilmemişti. Yine küçük bir köpeğin ruhunu bürünüp sabırla beklemeye başlamıştım. Bu bekleyişin sonu benim kurtuluşum, insanoğlunun yok oluşu demekti. Bu sefer ben kazanacaktım. Küçük bir bebeğin sevgisini gösterirken ayırdığı gibi açtım kollarımı. Kurbanlarımı kucaklayacak ve beni yeniden dünyaya getirmeleri için kullanacaktım onları.

Karanlığın en derinliğinde gerçek olmayan hakikatle savaşıp durdum. Dillere destan güzellikleriyle nam salmış tüm prenseslere ulaştım. Hepsini cezalandırdım. Benim sahip olamadığım güzelliklerle yaşamaya hakları yoktu ve ben de adaleti yerini yetirdim. Pamuk Prenses’e elmasını, Uyuyan Güzel’e iğnesini hediye ettim. Her biri benim elimden alınan güzelliklerin cezasını çekti ve şimdi ben mükafatımı alacağım.

Dünya’ya düşüşümün üstünden kısa bir süre geçtikten sonra nihayet kurbanlarıma ulaştım. Çocukları sesli bir kitapla kandırmak oldukça kolaydı. Onlar dinleyecek ben okuyacaktım. Okudukça lanetim onları ele geçirecekti.

Prensesleri andıran uzun sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz teniyle yaklaşıyor bana. Daha hızlı ol. Hemen gel. Seni de cezalandırmam gerekiyor. Gerçeklikte bu kılıkta gezinemezsin. Buna hakkın yok.

İlk kurbanım eline kitabı aldığında ruhum huzurla doldu. Gerçek Dünya’ya adım atabileceğim hissiyatı tüm benliğimde koşuşturuyordu. Masal karakterlerine benzeyen ilk kurbanımın bedeni benim olacaktı. Mavi gözleriyle kitabı incelemeye başladı ve arkadaşlarına selendi:

“Hey, bakın ne buldum.”

“O ne? O ne?”

“Bir masal kitabı ama yazıları yok. Sadece resimler var.”

Kalabalık diğer şeylere olan tüm ilgisini kesip benimle ilgilenmeye başladı. İçlerinden birisi kitabın sol üstünde duran küçük düğmeyi fark edip kuvvetlice bastırdı.

“Merhaba çocuklar. Eğlenceli diyarlara gitmeye ne dersiniz? Gelin sizinle keşfedilmemiş diyarlara, prenslerin ve prenseslerin ülkelerine ziyarete çıkalım.”

Çocukların yüzlerinde kocaman gülümsemeler oluşmuştu. Hep bir ağızdan, “Evet,” diye bağırıp duruyorlardı. Bu mutluluklarının kısa sürecek olması benim mutluluğumu ve hevesimi artırıyordu. Küçük kızın bedenini alabilmem için onun onayını almam gerekiyordu.

“Öncelikle sizinle bir anlaşma yapmam gerekiyor. Bu kitabı tutan kişinin prenses olmayı kabul etmesi gerekiyor. Kabul ettiğini onaylarsa sizlere daha hiç duymadığınız, muazzam masallar anlatacağım.”

Küçük kız sarı saçları arkasına savuşturdu ve hiç tereddüt etmeden bana cevap verdi.

“Bu güzellik başkasında yok. Benden başka birisi zaten prenses olamaz ki. Evet. Kabul ediyorum. Prenses olacağım.”

Kızın cümlelerini devam ettirmesine izin vermeden büyük bir istekle kızın bedenine yerleşip şeytani gülümsememi takındım yüzüme.

“Evet, çocuklar şimdi anlatacaklarımı iyi dinleyin asla böyle bir masal duymadığınıza eminim.”

Göz ucuyla tüm çocukları süzdüm. Hiç kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Herkes kulağını dört açmış benim anlatacaklarımı dinliyordu. Ayağa kalkıp kitabı bir bankın üstüne bıraktım. Kirlenmesini istemiyordum.

“Masallar diyarına hapsolmuş bir cadı intikam peşinden koşuşturup dururmuş. Her şeyi denemiş ve gerçek dünyaya ayak basmış ancak bir bedeni yokmuş. Küçük çocukları kandırıp onlardan birisinin bedenini ele geçirmiş. Kitabını çok sevdiği için kirlenmesin diye bir bankın üzerine bırakıp. Sol tarafında kalan siyah saçlı erkek çocuğuna doğru yürüyüp onun kalbini sökmüş.”

Çocuklar anlattıklarımdan rahatsız olmaya başlamış içleri huzursuzlukla doluyordu. Sol yanıma yönelip yerde oturan çocuğu boğazından tutup kaldırdım. Ellerimi keskin bir pençeye dönüştürüp çocuğun kalbini saniyeler içerisinde dışarıya çıkarttım. Çocukların göz bebekleri yerlerinden çıkacak kadar büyümüş korkuyla dolmuştu. Etrafta çaresizce bağırıp koşuşturuyorlardı.

“KESİN SESİNİZİ!!”

“Cadı aslında kötü bir şey yapmamıştı. Yaşayabilmesi için bir ölümlüyü kurban edip kalbini yemesi gerekiyordu. Çocuk ölmeseydi kendisi ölecekti. Siz, sizler kötü çocuk olup cadının sözünü kestiniz. Cadı bundan sonra sebepsiz yere kötülük edecek.”

Çocukların aptalca ve gereksiz bağırmaları beni çileden çıkarıyor. Hepsini teker teker öldüreceğim. Kafam sayısız iğrenç çocuk sesiyle dolu. Kafamı sağa sola çevirip kendimi toparladım. Bir kayanın arkasına sinmiş korkudan sesini bile çıkaramayan bir kız çocuğu gördüm. Gözleri… Gözleri muhteşemdi. Korkusunu o kadar belli ediyordu ki kanım kaynıyordu. Kız çocuğuna doğru yavaşça yürümeye başladım. Korkusuna yenik düşmüş sessizliğini mükafatlandıracaktım. Elimi hızlı bir şekilde hareket ettirip kızın gözlerine gezdirmeye başladım. Onun yaşamasına izin verecektim ama bu gözleri bırakamazdım. Elimde oluşan sıvıyı hissetmeme rağmen küçük kız hala bağırmıyordu. Ona beslediğim sevgiyle sadece tek gözünü aldım. Koleksiyon yapacaktım ve genişleyecekti. O yüzden bu göz özel olup tek olmalıydı. Küçük kız artık korkudan bayılmıştı. Onu yere savurdum ve etrafıma bakınmaya devam ettim. Koleksiyonuma değecek bir parça bulamadım. Parkın karşısındaki ağaçlara yönelip birini yere devirdim. Her iki ucu sivri tahtalar haline getirdim tüm ağacı. Parkın içerisinde bir görsel şölen sunacak bu tahtaların her birinin sahibi bir kelle olacaktı.

“Saf iyilikten dünyaya gelmiş bu prenses artık kendisini tanıyamaz hale gelmişti. Ardında bıraktığı cesetlerin hiçbiri hakkında pişmanlığı yoktu. Son.”

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Senaa says:

    Selamlar @Yuzuri,

    Öyküyü okurken zaman çekimlerindeki tutarsızlıklar biraz akıcılığı bozuyor. Konu olarak da evet, karanlık bir dünya, kötücül karakter ve hatta çocuklara zarar verilmesi, bunlar karanlık kısmı derinleştirmiş olsa bile öykünün genelindeki olay örgüsüne ben tam olarak giremedim maalesef. Yorumlarda yazdıklarınızı okuyunca daha iyi pekişti. Aktarmak istediğiniz fikir çok güzelmiş. Bu arada şu yorumunuz için bir şey söylemek istiyorum,

    Geçen ay da zamanla ilgili bir sıkıntı konuşmuştuk sanıyorum, bu ay yazma isteksizliği demişsiniz. Araf temasında sizi artık her şeyiyle yazmaya hazır görebiliriz diye umuyorum. Hem önümüzde kocaman iki ay var hem de sizde o yazma şevki ve potansiyeli var bence. :sweat_smile:

    Sevgiler,

    Sena

  2. Senaa says:

    Karar sizin, ben yüreklendirici bir yorum yapmış olmak istedim naçizane. :sweat_smile:

    Arafa daha çok var. Yarını, yarın düşünürüz. :wink:

    Sevgiyle,
    Sena

  3. Sevgili Yuzuri,

    Öyle hemen pes etmek, gardını düşürmek yok. Yorumlara bakarken moralinin çok düşük olduğunu gördüm, üzüldüm.
    Bu kadar takılı kalmanı gerektirecek bir durum yok. Düşünce olarak sağlam bir öykü. Her zaman yazdıklarımız çoğunlukça kabul görmeyebilir. Hatta geri çekilip okuduğumuz da kendimiz bile sevmeyebiliriz. Sonuçta çok başarılı bir yazı da bir sonraki yazı için baskı unsurudur ve hep beklenti yüksektir. Şu an tam da konsantre olma dönemin bence. Hem uzun bir süre var hem yeni konu sana bakıyor. Açıkçası yeteneklerini keşfetmiş birisi olarak, sıra dışı bir kurgu beklentim var senden.

    Rastgele diyorum

  4. Merhaba @Yuzuri,

    Kötü perspektifinden bir masaldı. Absürd ve kanlı. Sonuçta nasıl iyi perspektifli masallarda her şey güllük gülistanlıksa bunda da kan gövdeyi götürüyordu, en azından ben öyle anladım.

    İyi prenses hem kurban hem canavardı bunu anlıyorum zaten isim de buna refere ediyor. Belki tarihçesi daha net anlatılabilir ve asıl kötü karşımıza konabilirdi. Ama bu bir masalsa ve şöyle bitiyorsa; “Saf iyilikten dünyaya gelmiş bu prenses artık kendisini tanıyamaz hale gelmişti. Ardında bıraktığı cesetlerin hiçbiri hakkında pişmanlığı yoktu. Son.” Bence içerik olmuş demektir.

    Zanaat olarak geçen aya göre hafif bir hızlı yazım/karar verme hissettim. Onun dışında bunun absürd bir masal olması dolayısıyla büyük büyük analizlere girmek yanıltıcı olur.

    Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle.

  5. Yuzuri says:

    Yorumlarınızı geç cevapladığım için özür diliyorum. Foruma girmiyordum. Bugün bir bakınayım dedim :smiley:
    @Umutunjelibonu
    Teşvik edici cümlelerin için çok teşekkür ederim. Şu sıra Kpss stresine girdiğim için ne yazabiliyorum ne de okuyabiliyorum. O yüzden biraz boş vermişlik var üstümde :smiley: sınavı atlatınca bu duyguları da atlatacağımı düşünüyorum. Çok teşekkür ederim.

    @MuratBarisSari

    Aynen prensesimiz öyle bir çıkmazdaydı maalesef :smiley:

    İçerik olarak da eksikler vardı ancak olabildiğince içerikten kısmamaya çalıştım. Anlatmak istediğim anlaşıldığı sürece sorun yok diye düşündüm. :smiley: Maalesef 1- 1 buçuk saatte yazıp gönderdim o yüzden böyle sorunlar oldu :frowning:

    @Aremas Bu kadar uzun ve ince analiz yaptığınız için teşekkür ederim. Yazdıklarınızda haklısınız. Düzeltilebilecek şeyler. Sizler sayesinde yanlışlarımı görüp üzerine düşünebiliyorum.

    Zihnimi boşalttıktan sonra deneyeceğim. Tekrardan teşekkür ederim

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

12 cevap daha var.