Öykü

Gecikmiş Kıyamet

— Ortalık iyice karışacak.

Emniyet amiri Kürşat unuttuğu bir zamandan beri ilk kez korkuyordu. İstemsizce mırıldandığı sözcüklerin ardından kendini gençliğine dönmüş gibi hissetti. Uzun süredir var olmayan duygular yeniden hissedildiğinde insan geçmişe dönerdi.

Hafif çiseleyen yağmurun altında ucunda mavi renk bir şerit olan mızrak,yüzükoyun yatan cesedin sırtına saplanmış haliyle ona meydan okuyordu. İçinden saldırıp mızrağı kırarak kâbusu bitirmek geldi. Kendini tuttu. Ne işe yaracaksa bu bir delil idi. Tıpkı son 2 gecedir bulunan mızraklar gibi.

Ankara, 2 gündür sıra dışı cinayetlerle kaynıyordu. İlk önce sırtında kırmızı şeritli mızrak geçirilmiş genç bir subayın cesedi bulundu. Ertesi gün pasif görevde olan bir merkez valisi mor şeritli mızrakla öldürülmüş halde yatıyordu. Subayın ve valinin geçmişinde dikkat çeken özel bir görevin olmaması olayı terör eylemi olarak düşünmeyi zorlaştırıyordu. Ayrıca mızrakların anlamı neydi? Cinayetlerin başkentte işlenmesi ve devlet görevlilerini hedef alması ise telaş konusuydu.

Son cesedin kimliğini öğrenen Kürşat iyice afallamıştı. Kurban bir hahamdı. Mızrakların gizemi çözülememişken mevcut kurguya hiç uymayan yeni ceset her şeyi karıştırıyordu

Emniyete döndüğünde çaresizliğin ve bilinmezliğin ağırlığı tüm binada hissediliyordu. Yıllardır her şeyi çözmekle, her yere dokunmakla büyük bir gurur içinde olan teşkilat, hem halk hem siyasiler sonuç beklerken mengene arasındaki çelik çekirdek gibi sıkışmıştı.

Kürşat, artık kafasının çalışmadığını görünce adli tıp raporuna dek cinayetler hakkında gelen yüzlerce ihbara ve bilgiye tekrar göz gezdirmeye başladı. İlk cesetlerle ilgili işe yarar bir şey yoktu. Kurbanlar delici alet yarasıyla ölmüşlerdi. Mızrakların sapı akçaağaçtan, ucu adi demirdendi. Başkaca iz bir bulunamamıştı. Ankara civarında bu tarz şeyleri imal veya ithal edebilecek herkes zaten sorgulanıp depoları gözden geçirilmiş, cesetlerdekine benzer bir materyal veya şüpheli durum tespit edilememişti.

Olayı görümcesinin yaptığından emin olan ev hanımları, kahvede devleti eleştiren arkadaşının mızrak sevdasını öven dayılar, ölenlerin bizi kandıran ilaç endüstrisiyle mücadele eden devlet adamları olduğunu ve ilaç lobisinin katlettiğini anlatan komplo teorisyenleri, sinirle önündeki tüm kâğıtları dağıttı. Ellerini başının arasına alarak masaya eğildi. Çıldırmanın eşiğindeydi.

Tam o anda dağılmış kâğıtların arasından bir e— posta çıktısı gözüne çarptı. “Twitter’da mızraklara takık bir hesap var. Konuştuğumuzda bana çok garip şeyler söy…” Hemen kâğıdı yığından çıkarıp aldı ve gözleri büyüyerek okumaya başladı.

* * *

1 saat sonra tedirgin ama güçlü bakışlarıyla bir genç Kürşad’ın karşısında oturuyordu.

— Anlat bakalım delikanlı

— DTCF’de tarih öğrencisiyim amirim. Adım Berke. Alanımla ilgili sosyal medya hesaplarını sıkı takip ederim. Bu hesap 6 7 ay önce dikkatimi çekmişti. Mızraklar üzerine dehşet bilgisi olan biri. Fotoğraflar, analizler, mızrak yapım teknikleri… Hesap 1.5 yıllık. Ama paylaşımları incelediyseniz tek kişi ise çok uzun zamandır bu konuya vakıf olmalı. Aynı zamanda okulda kulüp başkanıyım. Hocalarıma gösterince çok şaşırdılar. ‘Bu adamı bul, kesinlikle konferansa çağırmalıyız’ dediler. Ben de bu yüzden temasa geçtim.

Sözün burasına gelince duraksadı. Berke’nin tereddütünü anlayan Kürşat onu rahatlattı.

— Devam et delikanlı. Sıkıntı yok. Hesap sahibinin suçu belli değil. Hem bize gelen sensin. Suçlu o olsa bile bırak başına bir şey gelmesini,yaptığın yardımdan dolayı gururla anılacaksın.

Kürşat, umursamaz görünerek heyecanının belli etmemeye çalışıyordu. Koskoca emniyet teşkilatı umudu 20 yaşındaki bir tarih öğrencisine bağlamıştı. Ve bunu belli etmeyi hiç istemiyordu. Berke ise gençliğe has insanlara hızlı güvenme duygusuyla rahatlamıştı.

— Amirim neyse mesaj attım. Epey yağlayarak giriş yaptım. Konferans teklifini ilettim. “Mızraklara ilgin var mı?” diye tek cümleyle cevap verdi. Abartarak ilgimi anlattım. Adam saçma sapan şeyler yazdı. Deli olduğunu düşünüp sıkıldım ve muhabbeti sürdüremedim.

— Nasıl saçma sapan şeyler?

— “Longinusun ki yeniden saplanacak. 2000 yıl önce olması gerekenler başlayacak. Bu sefer müsamaha gösterilmeyecek,” gibi şeyler.

— Longinusun ki ne lan? O kim? Nereye saplıyor?”

— Amirim, Hz. İsa çarmıha gerildiğinde Longinus isminde bir Roma askeri hızlı ölsün diye mızrağı göğsüne saplamış. Mızrak kutsal kabul edilmiş. İmparatorlar, Napolyon, Hitler hep bu mızrağın peşine düşmüş. Olağanüstü bir güç getireceğine inanmışlar. Mızrak şu an Viyana’da bir müzede

Kürşad’ın morali bozuldu.

— Haa mızrak. Hristiyanlığa takmış mızrak sevdalısı bir manyak işte. Buluruz biz onu. Alırız da

— Amirim, mesele sadece mızrak değil. Ölenler.

Kürşad dikkat kesildi.

— Neden?

— İncil’e göre Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini emir veren Roma valisi. Geren Roma askerleri. Gerilmesini isteyenler de Yahudi din adamları. Ve öldürülenler de…

— Bir vali, bir asker, bir haham

Kürşat donuk gözlerle Berke’den gözünü ayırmış karşısındaki gri duvara bakıyordu.

— Berke bu adamla ilgili söyleyebileceğin başka bir şey var mı?

— Amirim, mızraklardaki renkler de hikâyeye uygun. Roma döneminde mor yönetici sınıfı, kırmızı askerleri, mavi Yahudi topluluğunu temsil ederdi. Suçlu bu adam mı? Bilmem. Ama bu olayın merkezinde kesinlikle Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi var.

Siber suçlarla mücadele ekibinde herkes şaşkındı. Karşılarında bir bilgisayar dâhisi olmalıydı. Hesap sahibini tespit etmek bir yana neden erişemediklerine dair Türkiye’nin en zeki bilişimcilerinin hiçbir fikri yoktu. Kürşat şüpheliyi bulduğuna neredeyse emindi. Tarih merakı için açılmış ve suç unsuru barındırmayan bir hesap bu kadar korunmazdı. ABD’deki yetkililerle temasa geçilerek yardım istendi. O anda içeriye hızla bir polis girdi.

— Amirim. Yeni bir ceset.

Ölen Kızılcahamamlı bir çiftçiydi. Bu sefer mızrak siyah şeritliydi. Ve cesedin üzerine 30 tane 1 lira serpilmişti. Yakınları kurbanın birileriyle sürekli görüştüğünü, kıyametin yakın olduğuyla ilgili bir şeyler anlattığını açıkladı. Herkes dini bir gerekçe ile dolandırılmasından korkarken öldürülmesi,aileyi şok etmişti. Adamın telefon kayıtları incelendiğinde görüşme yapılan hatlarla ilgili bir yere ulaşılamadı.Tüm bu araştırmanın yapıldığı saatlerde ABD’den emniyete kritik haber geldi. Hesap sahibi tespit edilmişti.

* * *

Kürşat arabadan indirilen şüpheliyi görünce avını, su içerken yakalamış avcı rahatlığına büründü. Bu iş bitmişti. Az sonra mimiklerinde veya hareketlerinde yaşadığına dair belirti göstermeyen biri karşısında oturuyordu. Bakışlarından sızan zekâyla karışık vahşet olmasa bir heykel olduğuna inanılabilirdi. Salih, ODTÜ Kimya ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerini birinci olarak bitirmiş, asosyal, dikkat çekici özelliği olmayan 45 yaşında bir adamdı. Çok iyi şirketlerde çalışmış, 3 senedir işi bırakmış, Göl başında bir villaya çekilmişti. Etrafta onu tanıyan yoktu. Ev arandığında binlerce kitap, Hz. İsa ile ilgili onlarca materyal ve bir takım kostümlerin dışında işe yarar bir şey bulunamamıştı. Kullandığı bilgisayarlar geri döndürülemez şekilde imha edilmiş, hesap da kapatılmıştı. Hesabın geçmiş aktiviteleri için tekrar ABD’den yardım istenmişti. Artık bir önemi de yoktu. Belli ki fazla zekâdan kafayı sıyırmış bir seri katildi. Ve artık yakalanmıştı.

— Evet. Konuş. 4 kişiyi neden öldürdün?

Kürşat konuya doğrudan girip adamı korkutarak sinir bozucu duruşunu kırmak istedi. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Salih hiçbir değişiklik göstermeden gayet rahat bir şekilde konuşmaya başladı.

— 2000 sene öncekiler cezasını çekmedi. Bugün onların ruhunu taşıyanlar ettiklerini buldular. Ve yine bugün, 2000 sene önce olması gereken olacak. Kimse engelleyemez.

Kürşat şok olmuştu. Gözlerini kırpmadan etkileyici sesle konuşan Salih tüm cinayetleri kabul ediyordu.

— Ne olacak?

— Kutsal bedeni mızrağıyla deştiğinde Longinus, kıyamet kopmalıydı. Döngü tamamlandı. Yeni mızrak bu akşam saplanacak. O mızrağın vuruşu kıyameti koparacak.

Ve sustu. Tehditler, ısrarlar, ricalar, iyi polis, kötü polis, çirkin polis hiçbir şey onu yeniden konuşturamadı. Adam kıyametten söz ediyordu. Planı neydi? Burada ellerindeyken ne yapabilirdi? Rahatlığına bakılırsa dışarıda ekibi vardı. ABD’den hesabın takipçileri ve yazışmaları ile ilgili bilgi yarın sabahtan evvel gelmezdi.

Kürşat işini şansa bırakmamaya karar verdi. Bu meczup, cinayetleri işleyince kıyametin kendiliğinden kopacağını düşünüyor olabilirdi. Ama adamın zekâsı ve özellikle kimya öğrenimi görmüş olması içini kemiriyordu. Ayrıca Twitter hesabı çok popülerdi. Cins cins insanın dolu olduğu siteden birilerini bulmuş olması işten bile değildi. Başka çare kalmadığını anlayınca Berke’yi yeniden emniyete aldırdı. Çocuk çok huzursuzdu. Sakinleştirerek her şeyi anlattı.

— Bak Berke. Buraya kadar sayende geldik. Elimiz kolumuz bağlı. İçerideki manyak kesin bir şeyler planlıyor. ABD’den gelecek bilgiler önümüzdeki duvarı yıkana dek çıkmaz sokaktayız. Her şey için geç olabilir. O duvara merdiven dayamamızı sağlayacak biri varsa o da sensin.

— Amirim, Hz. İsa’yı ihbar edip çarmıha gerilmesine sebep olan Yahuda bunu 30 gümüş dinar için yapmıştı. Son kurbanın üzerindeki 30 lira doğrudan bununla alakalı. Onu iyi araştırmak lazım. Bağlantılı olduğu başka kişiler olmalı.

— Araştırıyoruz. Dişe dokunur bir şey çıkmadı.

— Eğer dışarıda müritleri varsa film senaryosu gibi bir plan üzerinden gidiyorlar. Sırf Yahuda olsun diye birini seçmişler. Salih’in söylediklerine gelince Hristiyanlık içinde İsa’nın öldüğü an kıyametin kopması gerektiğine inanan gruplar ve alternatif yorumlar var. Ve bu yorumlar kıyametin bir mızrakla kopacağını savunuyorlar.

Mızrak. Mızrak. Mızrak. Kürşat öfkeyle bir sigara yaktı. Ve pencereden dışarı üflerken gözü uzaklarda bir şeye takıldı.

— Lan? Mızrak.

* * *

— Amirim biz ne yapıyoruz burada?

— Oğlum başka şansımız kalmadı. Bir şey çıkacağını ben de sanmıyorum. Ankara’da mızrağa benzeyen tek yer burası. Gece boyu içim içimi yiyerek oturacağıma, deneyip yanılmaya karar verdim. Çaresizlik şüpheden yeğdir.

Özel Harekât polisleri Atakule’nin en tepesindeki odanın kapısında operasyon hazırlığını tamamladığında,içeriden koro halinde tekrarlanan Latince mırıltılar gelmeye başladı.

— sedunusmilitumlancea, sedunusmilitumlancea, sedunus…

Kürşat içinden, “Yakaladık” dedi. Kapıyı kırıp girdiklerinde dehşete kapıldılar. Kulenin doğu yönünde çarmıha iple gerilmiş bir adam duruyordu. Beyaz cübbeli biri elinde mızrakla adama doğru yürüyordu. Diğer üç yönde kırmızı, mor ve mavi renk cübbeler giymiş, mızraklı insanlar yüzlerini polislere çevirmişti. Çarmıhın ayakucundaki büyükçe mekanizmadan mızrağa benzer bir boru Atakule’nin tepesine doğru uzanıyordu.

Vahşi bir çığlık sesinin ardından grup, ellerindeki mızraklarla Kürşat’a doğru saldırdı. Polisler ateş açmak zorunda kaldı. Atakule’nin tepesindeki oda Tarantino filmlerindeki kanlı sahnelerden birine dönmüştü. Hengâmede çarmıhtaki adam da epey kurşun yemişti. Arkadan gelen sağlık ekipleri ölmeyenleri hızlı bir şekilde dışarı taşırken, mekanizmanın kimyasal silah içerdiği ortaya çıkınca uzman ekipler gelene dek bina boşaltıldı. Mekanizma çözüldüğünde herkes dehşet içindeydi. Kulenin tepesinden şehre, formülü çözülemeyen ancak aşırı güçlü bir gaz salınacak, on binlerce insan öldürülecekti.

Ankara ertesi güne fanatik bir dini grubun Atakule’den tüm şehre büyük bir kimyasal saldırı hazırlığındayken engellendiği haberiyle uyandı. Grubun lideri Salih Ş. isimli şahıs takma bir dişin içinde taşıdığı zehirli hapla intihar etmişti.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Dipsiz says:

    Sevgili @onderbarant

    İttihat ve Terrakili Gulyabaniden bu yana çok yol aldığını ve komplex hikayeleri senkronlama üzerinde daha çok çalıştığını görüyorum. Ayrıca, polisiye-macera alanında yazmaktan hoşlandığını anlıyorum, diğer hikayelerinden çıkardığım kadarıyla. Bu hikayen de kendi içinde tutarlı ve olay örgüsü güzelce düzenlenmiş bir yapısı vardı. Tekrar düzenlemek istersen biraz daha gerilim bu hikayeye çok yakışırdı. Yerel öğelerin kullanımı ve lokasyon seçimi de bence öykünün temel direklerindendi.

    Bununla beraber cümle yapıları ve birbirini devam eden geçişlerde genel bir kontrol yapmak bu bağlamda bazı cümleleri yeniden yazmayı düşünebilirsin. Yazmak hep bana legolarla oynamayı çağrıştırır. Aynı sonuca ulaşmanın birden fazla yolu vardır ancak en güzel yapıyı en doğru parçalarla ve “doğru yerleştirmeyle” yapabilirsin. Örneğin:

    Emniyet amiri Kürşat, korkuyordu. Üstelik en son ne zaman korktuğunu unutmuştu!

    Kürşat, artık kafasının çalışmadığını anlayınca adli tıp raporuna dek cinayetler hakkında gelen yüzlerce ihbarı ve bilgiyi tekrar gözden geçirmeye karar verdi.

    Emniyete döndüğünde çaresizliğin ve bilinmezliğin ağırlığının tüm binada hissedildiğini fark etti.

    Mutlu bir yeni yıl dilerim
    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar