Öykü

Hayat Sarmalı

Uçurumun kenarında dikilen Ho Kyun için aşağıdaki manzara pek de iç açıcı değildi. Hırçın dalgaların kayaları dövüşünü izlerken yüz ifadesi donuklaştı. Rüzgâr her geçen saniye daha da hızlanıyor gibiydi. Kulaklarında anlamsız bir uğultu vardı. Ne zaman doğru olacağına inandığı bir işe kalkışsa eli, kolu bağlanırdı. Sonu pes etmekle biten bu süreçte kendisini çölde bırakılmış bir kap su gibi hissederdi. Yavaş yavaş tükenen…

Güneş karşı tepenin ardında yükselirken gökyüzü lacivertten kızıla döndü. Gün ışığı kirpiklerinden içeriye sızdığında adamın göz bebekleri küçüldü. Yüreğini ısıtan bu karşılaşmanın ardından güneşe doğru bir adım attı. Her adımda kalbindeki vesvese tohumları dökülüyor, hafiflediğini hissediyordu. Sakura ağacından kopup gelen bir çiçek ayaklarının dibine düştü. Ho Kyun eğilip çiçeği alıp etrafına bakındı. Kim bilir ona ulaşmak için ne kadar yol kat etmişti? Bunun kendisine şans getireceğine inandı.

Adam yüzünde kararlı bir ifadeyle önündeki bir adımlık mesafeyi aştı. Boşluğa adım atınca bedeni aşağı doğru ivme kazandı. İnatçı bakışları sadece umut kaynağına kenetlenmişken düşmekte olduğunun farkında bile değildi. Tam diğer ayağı da zeminden kopuyordu ki düşüşü durdu ve bedeni önceki pozisyonuna döndü. Parmak uçları uçurumun dışına taşarken adam baston yutmuşçasına dik duruyordu. Dahası kımıldayamıyordu. Ho Kyun defalarca maruz kaldığı bu durgunluğun sebebini biliyordu. Hayatın asla değişmeyen, çarpıcı gerçeklerine sıkı sıkıya bağlı yanıydı bu. Çaresiz kabullenişleri, pes edişleri, kırılmış hevesleri bir ilacın yan etkisi gibi yapışıp kalmıştı ona, yakasını kurtaramıyordu. Kalbinin derinliklerinde dallanıp budaklanan bir karamsarlık vardı. Hayat seçimler ağından oluşurken neden bataklıkta boş yere çırpınmayı seçerdi ki insan?

Derin bir nefes alıp bir kez daha ileri atıldı ancak sırtından çıkan uzun, gölge kollar zemine sıkıca tutunmuştu. “Onların yerinde kanatlar olsaydı uçabilirdim,” diye düşündü. Ne zaman kanatlansa düşmüştü, düşürülmüştü. Yıllar önce umudunu toprağa gömdü, ola ki bir daha aklını çelmesin diye. Çabalamaya değecek hiçbir şey yoktu. İnsanlıkla birlikte iyilik duygusu da yok oluyordu. Yine de amaçsız yaşayamayacağına kanaat getirdi. Hele de neşeli çocuk kahkahalarının kesildiği beldeleri görünce.

Kafası karıştığı için canı sıkıldı. Hafifçe titremeye başlayan vücuduna söz geçiremiyordu. Gözlerindeki ışık sönünce gölgeler görevini tamamlamanın gururuyla sızdıkları kaynağa doğru çekildi. Benliğinin parçası haline gelen kuruntular tekrar birleşiyordu. Vücudu ağırlaştı, amansız gerçekler onu kuytulara hapsetti. Bir an sonra anılarında mutlu aile tablosu canlandı ve düşüncelerini bastıracak çeviklikle boşluğa attı kendini.

Düşüşü ansızın kesildi, uçuyordu. Beyaz, heybetli bir atın sırtında… At havada dörtnala koşuyordu. Tozu dumana katarak değil, ayaklarından kıvılcımlar saçarak. Adam aydınlık bir geleceğe yol aldığını hissediyordu. Güneş her yeri sarmıştı.

Gözlerini kapattığında yıllar önce kaybettiği bebeğinin gülücükleri doldu kulağına. Sanki her şeye rağmen yaşadığını kanıtlamak ister gibiydi. Adam yanağına dokunun minik, pamuk gibi bir el hissedince telaşla gözlerini açtı. Kimse yoktu. Tepedeki beyaz bulutlardan kar tanelerinin düştüğünü fark etti. Ancak zerre miktarda soğuğu hissetmiyordu. Annesinin kendisini tek başına büyütürken yaşadığı zorlukları anımsadı. İşinden vakit bulduğu bir kış günü bahçede kardan adam yapmışlardı. Ho Kyun’ un gözleri dolmuştu ki kar hızını artırdı. Ardından nereden geldiğini anlamadığı minik bir çığ üzerine çöktü. Son anda atın yelesine tutunmasa düşecekti. Islanan saçları alnına düşmüş, beyaz gömleği sırıl sıklam olmuştu. Öfkeyle burnundan solurken bir lise anısı gözlerinde canlandı.

Zil çaldı ve koşarak aşağı indi. En yakın arkadaşına göstereceği uçak maketi için sabırsızdı. İkisi de yarışmaya katılacaktı. Devasa maketi gören dostunun hayal kırıklığı ise onu şaşırtmıştı. Yine de sessiz kaldı ve bir şeyler ikram etmek için mutfağa gitti. Arkadaşının bakışı gözünün önünden gitmiyordu. Dolaptan meyve suyu kutusunu çıkarırken yukarıdan gürültüler geldi. Şaşkınlık içinde merdivene yöneldiğinde arkadaşı hızla iniyordu. Ho Kyun’ un tek bir laf etmesine fırsat vermeden kapıdan çıktı. Odasındaki manzarayı görünce dönüp kaldı Ho Kyun. Aylardır uğraştığı maket halının üstünde, parçalanmış halde duruyordu.

Adam çaresizlik içinde irkildi. Gözlerini almaya başlayan güneş artık rahatsız ediciydi. Kalbinde bir şeyler fokurdamaya başladı, gölgeler geri döndü. Karanlık eller atın boğazına yapıştı. Hayvanın kişnemeleri, çırpınışı dur durak bilmiyordu. Bulutlar da karardı, öfkesini kusmak için fırsat kollamış gibi. Ansızın bir yıldırım indi. Ho Kyun’ un tam kalbine. Hareketsiz halde baş aşağı düşerken atın kar beyazı renginin kan kırmızısına döndüğünü gördü. Düştükçe zaman yavaşladı ancak gözünün önünden geçen kâbus şeridi hızlandı.

Gökten alev topları yağıyor, ateş düştüğü yeri yakıyordu. Ortalık mahşer yeriydi. Küllerinden doğabilenler savaşıyor, doğamayanlar toprağa karışıyordu. Ateşin ölüm saçtığı alanlar sanki görünmez bir duvarla çevriliydi. Dışarıdakiler dönüp bakmıyordu bile olan bitene. Arada bir başını çevirip duvarı aşmaya yeltenen olsa da çok azdı. Tepede oradan oraya koşturan kırmızı bir at vardı. Belayı getiren, sınırları çizen…

Sertçe suya düştü. Vücudunun her bir zerresi yıkandı, gölgelerden arındı. Siyah at suyun yüzeyinde yürüyordu. Atı görmezden geldi, suda nefes alabildiği için şaşkındı. Yine de oradan oraya savruluyordu. Denizin gücü içindekileri dökmeye başladı. Hislerini allak bullak eden anılar, kalbini sıkıştıran kuruntular, gecelerine kök salan kâbuslar dökülmeye başladı. Kalbi bomboş olmuştu. Hissettiği bir rahatlamadan çok açlıktı. Susadı, daha çok susadı. Hareketsiz halde denizin ortasında kaldığında rengi solan atın kendisine doğru yüzdüğünü gördü. Kısa süre sonra Ho Kyun atın sırtında yüzeye çıktı. Tüm enerjisi çekilmişti. Yiten hisleriyle birlikte ölümün soğukluğu vurdu tenine. Gözleri kapandı, kalbi durdu. Dağları, denizleri aşan at onu uçsuz bucaksız bir mezarlığa getirdi. Her yer dört renkli yoncalarla kaplıydı.

Duygu Özkan

1989 yılında İstanbul' da doğdum. Endüstri mühendisliği mezunuyum. Küçük yaştan itibaren kitaplara ilgi duydum. Okumak ve yazmak benim için bir ihtiyaçtır. Yazmayı, insanların kalbinde bir iz bırakma fırsatı olarak görmüşümdür. Hayata farklı açıdan bakmamı sağlayan animeler de ilgi alanıma girer.

Hayat Sarmalı” için 8 Yorum Var

  1. Merhabalar Duygu,

    Birkaç gece evvel düşümde düşmekteydim; daha önce hiç bu kadar yüksekten düşmemişim galiba garipti bir hayli. Ve kıpırtısız çığlıksız donuk bir aşağı çekiliş haliydi yaşadığım. Henüz başlarda bu hissiyata yakinen tanıklık ettiğim için belki de içine giriverdim kurgunun.

    Karaktere dair detaylar bir tanıdıkla selamlaşıp okumaya devam etmemizi sağlar nitelikte. Bildik ve aynı anda görmezden gelmeyi seçtiğimiz birçok unsurun içinde gezindik karakterle. Birazcık daha uzun olsa bir hayli sevinebilirdim sanırım. İstemsizce kendi dünyamdaki kıyaslara girmiştim okurken bir anda bitiverdi.

    Mahşer tanımın birkaç unsuru birlikte içermekteydi. Mevsim geçişlerini andırdı değişim evreleri. Akla gelen dörtlülerde başı çekiyor bu döngü. Mahşer, öykünün de ismiyle can bulmuştu. Sarmal çok geniş bir kelime aslında ve hayatla birleşince işler bir hayli değişti elbette. Ne kadar doğru bilemesem de bireysel mahşer fikrine vardım ben en sonunda? Yonca detayını da ayrı sevdim.

    Sanırım yine çok konuştum :smiley: Son olarak Ho kyun’un hayatına verdiğin geçmişin izlerini sıklaştırabilirdik dediğim gibi azıcık daha uzun olsa tam yerinde olurdu. Bunun dışında mahşeri ata dair bir hayli orijinal bir yaklaşımdı; keyifle okudum.

    Zihnine sağlık :slight_smile:

  2. Merhaba Ezgi,

    Ne güzel bir yorum. Kurgunun öyle hissettirmesine sevindim. :slight_smile:

    Yazarken doğaçlama ilerlediğimi söyleyebilirim. Amacım karakterin yaşamı üzerinden kendini sorgulaması, tecrübelerini gözden geçirmesi, neler yapabileceğini düşünmesi ve sonrasında ölümün gelmediydi. Bir bakıma iç hesaplaşmamız devam ederken bile ummadığımız anda ölebileceğimizi göstermekti. Bilmiyorum ne kadar aktarabildim. :slight_smile: Biraz hızlı ilerlediğimin farkındayım ancak yazarken kendim de bir garip hissedince akışına bıraktım tamamen. :smiley:

    Değerli yorumunu esirgemediğin için teşekkürler.

  3. Merhabalar.

    Sonu pes etmekle biten bu süreçte kendisini çölde bırakılmış bir kap su gibi hissederdi. Yavaş yavaş tükenen…

    Normalde açıklanan betimlemeleri sevmem ama buradaki kullanım çok inceydi, güzeldi.

    Öyküdeki geçişler, karakterin geçmişine çevrilen aynalar, duygusallık ve öykünün umutsuz havası çok güzeldi. Öyküyü okurken doğal olduğu kadar epik de bir manzarayı izliyor gibiydim. Öykünün hikayesi güzeldi ama bundan ziyade işlenişinden, geçtiği mekandan ve tasvirlerin güzelliğinden etkilendiğimi söylemeliyim. Finali güzel hazırlamışsınız.

    Ellerinize kaleminize sağlık. Bu güzel öykü için teşekkürler.

  4. Söyleyecek söz eleştirecek yer bulamıyorum. Duygu yüklü güzel bir öykü olmuş. Eline sağlık…

  5. Gurlino dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Duygu,

    Kurgudan, işlenişten ya da temadan bahsetmeyeceğim bu yorumda. Öykünün beni içine soktuğu atmosferden konuşmak istiyorum izninle. Kendimi, rengarenk bir tabloda gibi hissettim. Öyle ki, Miyazaki’nin filmlerinde görmeye alışık olduğumuz bir resim gibiydi.

    Karakteri bıraktım, ben kendim dolanmaya başladım yarattığın dünyada. Sanırım sen de bu dünyaya kaptırmışsın kendini ve kurgu da o akıntıya kapılan duygudan doğmuş.

    Teşekkürler bu güzel öykü için. Hoş bir tat bıraktı bende.