Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

His Bekçisi

“Önce gözlerim takıldı, sonra aklım sırlar çıkmazına…”

Şimşekler kara bulutların arasında bir görünüp bir kayboluyordu. Gök gürültüsü kulakları sağır edecek kadar şiddetliydi. His Bekçisi yağmurun yıkadığı şehre bakıyordu, tepedeki kuleden. Şehrin etrafını saran ağaçlar kökünden sökülecekmiş gibi sarsılıyordu.

İnsanların yükselen iç sesleri kulaklarında çınlıyordu bekçinin. Ruhu mengeneyle sıkılıyormuşçasına acı bir ifade vardı yüzünde. Az önce atlattığı ruhsal krizin etkisinden hala tam olarak kurtulamamıştı. Kısa kesim saçları ve sert yüz hatlarıyla olduğundan daha hırçın görünüyordu. İri, turkuaz gözleri sinirden iyice kısılmıştı. O sırada onlarca sütunun yükseldiği mermer salona eteğini yerde sürüyerek kırk yaşlarında gösteren bir kadın daldı. Dudakları uçuklatacak korkutucu kara gözlere, dehşeti barındıran kızıl saçlara, bir ölüden farksız beyaz tene sahipti.

Sahip olduğu özellik insanların hislerini kontrol altında tutmasına yardımcı oluyordu His Bekçisi’nin. İşine bağlılığı sayesinde dünya üzerindeki dengeyi sağlayan mühim üyelerden biriydi. Ancak gücün esiri olmuş kimseler çevresindekilere zarar vermekten öteye gidemiyordu. Bir köşede oturmuş derin sohbete dalmış kadın grubunun yanından geçen adam kızıl saçlı kadının karşısına dikildi. Fırtınaya tutulmuş şehrin üstüne çöken koyu kızıl sis tabakası ruhunda büyük bir baskı oluşturuyordu.

“Azap Gezgini! Tüm bunlar ne demek oluyor?”

“Yaptığım her şey kurallar dahilinde. Bana hesap sormadan önce topluluğumuz içindeki en acımasız kişi olduğumu hatırlatmak isterim.” Kadının sözleri kibirden çok uzaktı. Tek derdi hakkıyla elde ettiği gücü görmezden gelen herkese haddini bildirmekti. Ve kendisine ayak bağı olan herkesten nefret ederdi.

Kadının sesi salonu sessizliğe boğmuştu. Bekçi ise sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu. Evet, kızıl saçlı içlerindeki en güçlü kişiydi. Kimse kolay kolay ona meydan okumazdı. Ancak bilmediği bir şey vardı, o da His Bekçisi’nin fazlasıyla akıllı olduğuydu. Şu ana kadar kendi güçlerinin bir kısmını herkesten gizlemişti.

“İnsanlar gücünü kanıtlamak için kullanabileceğin birer araç değil. Onları rahat bırak.”

Öfkeli bakışlarla karşılık veren Azap Gezgini adamın üstüne yürüdü. Kadının delici bakışları bir an adamın zihninde korkunç görüntüler oluştursa da adam kısa sürede toparlandı. O an kendine hakim olamayan gezginin düşünce çemberinin sınırı birkaç saniyeliğine yok oldu. Düşünce çemberleri herkes tarafından görülürdü, tabi kuvvetli bir sınırla sarılmadıysa. Gezgin bir anlığına tedbiri elden bırakınca düşünceleri His Bekçisi tarafından görüldü. Şaşkınlıkla bir adım geri atan bekçi durumu belli etmemeye çalıştı. Kadın ani bir hareketle belinden çekip çıkardığı ateş bıçağını bekçinin boynuna dayadı. Canı yansa da bekçi bunu sakince karşıladı. Azap Gezgini zor da olsa bıçağı çekip öfkeli halde salonu terk etti. Bekçi ince şerit halinde yanık oluşan boynunun acısını bastırmak için dişlerini sıkıyordu. Meraklı gözler ve fısıltılardan uzaklaşıp kulenin sakin bir köşesine çekildiğinde beti benzi atmıştı. Gördükleri hazmadebileceği türden şeyler değildi. Devasa camları örten kalın, siyah perdelerden birini sıyırıp dışarıya baktı. Kendisi için büyük bir tuzak planlayan kadın çoktan gözden kaybolmuştu. Adamın şakaklarından inen ter damlaları onun ne kadar çaresizlik içinde olduğunu kanıtlıyordu. Derin bir nefes alıp düşünce hızını ve yoğunluğunu artırmaya çalıştı.

Sınırlar Ötesi Birikim Topluluğu yüzyıllar önce kurulmuş ve çeşitli çalışmalar neticesinde bugünkü halini almıştı. Kimse kendi isteği dışında gruba alınamaz ve gruptan atılamazdı. Zamanının gerçeküstü gruplarından en önemli farkı güvenilir şekilde bilgi birikimini sağlayıp, gelecek nesillere aktarmak ve dünyayı bekleyen felaketlere karşı insanlığı korumaktı. Bu yüzden bazı çılgınlıklara müsade ediliyordu. Azap Gezgini’nin karakteri her ne kadar topluluğun amacıyla örtüşmese de topluluğa sağladığı katkı oldukça fazlaydı. Yaklaşık yüz yıl kadar önce insanlık için çok önemli bir hastalığın çaresini bulmuştu. Bir şekilde insanlara iletilen bu bilgi sayesinde hastalık artık tarihe karışmıştı.

Topluluktaki herkes çok yoğun çalışıyor, en önemli katkıyı sağlamak için elinden geleni yapıyordu. Herkes gönüllülük esasına göre çalıştığından verimlilik üst seviyelerdeydi. Yalnız zaman zaman dedikodular kulaktan kulağa yayılırdı. Son zamanlarda turkuaz gözlüyle kızıl saçlı arasındaki anlaşmazlıktan herkesin haberi olmuştu. Azap Gezgini His Bekçisi’nin görev alanına müdahale etmekten çekinmiyordu. His Bekçisi’nin ise nasıl bir karşılık vereceği merak konusuydu.

His Bekçisi ertesi gün kalenin dışına çıkıp güneşin yoğun ışığı altında yürüdü. Dönüşünü beklediği gezgini görünce uçurumun kenarına yürüyüp bekledi. Uçarcasına yükselip bekçinin yanı başına indi kadın.

“Beni mi bekliyorsun yoksa?”

“Sen şehir şehir dolaşır ve sana eşlik eden azabı etrafa yayarsın. Tıpkı hoş aromalı bir kokunun çevresinde bıraktığı kadar kuvvetli ve hızlı bir etki bırakırsın. Tabii tek farkla, sen azap yayıyorsun.”

“Ne söylemek istiyorsan doğrudan söyle bekçi,” dedi kadın soğuk ve hırslı bir şekilde.

“Amaçlarımız her ne kadar zıt olsa da daha fazla yaptıklarına göz yumamam. Azap içine düşen her insan benim ruhumda bir delik açıyor. Fiziksel olarak bir acı çekmesem de bunun verdiği dehşeti anlayamazsın. Ben insanları senden koruyacağım.”

“Bu ne cürret!” diye haykırdı kadın. Öfkesi fırtınalar kadar şiddetliydi ki kalenin etrafına kızıl bir sis tabakası bile yayıldı.

Bekçi gülümsedi ve gözlerindeki garip ışıltı kadının kaşlarının daha da çatılmasına sebep oldu. Bekçi parmaklarını şıklatınca ikisinin arasında minyatür bir paraşüt belirdi. Kadın bir an şaşkınlıkla geriledi, bekçideki bu özelliği hiç bilmediğinden. Bekçi cüppesinin cebinden çıkardığı kutuyu da paraşütün ucuna bağladı ve parmaklarını tekrar şıklattığında paraşüt yok oldu.

“Bilinmeyen zamanda, özel birine yollanmış bir mektup,” dedi His Bekçisi gülümseyerek.

“Çocuk oyunlarıyla harcayacak vaktim yok benim. Dikkatimi dağıtmak için daha iyi bir yol bulmanı beklerdim,” dedim kadın özel silahını çıkarırken.

“O halde sana meydan okumama düzgünce karşılık ver,” dedi His Bekçisi uçuruma doğru koşarken.

Kendini boşluğa bıraktığında açılan paraşüt ve rüzgar sayesinde aşağı doğru yol almaya başladı. Kadın da aynı şekilde peşine düştü. Kuleden aşağı inmek için kullandıkları bir yoldu bu. Çıkış yolunda ise herkes kendince bir yöntem bulmuştu. İki paraşüt havada süzülürken arkadan yansıyan gümüşi bir ışık bekçiye ulaştı. O anda acı bir çığlık dünyayı kapladı ve uzaya yayıldı. İnsanlar bu çığlığı sadece kulak çınlaması olarak algıladı.

****

Karanlık, şehrin üstüne çöktüğünde Mirza ışıltılı bir dükkanın önünden geçiyordu. Kömür karası, parlak saçlarının vitrindeki yansımasını görmezden geldi. Saçlarını eliyle geriye taradı ve elindeki metal kuruşu havaya fırlattı. Parayı kapıp istemsizce aynı hareketi yineledi. Aklı ise bambaşka bir yerdeydi. Arada bir yanından geçen insanlara çarpsa da düzensiz adımlarla ilerlemeye devam etti. Gün boyunca yağan yağmurun yerde bıraktığı birikinti etraftaki yüksek binaların ışıklarını yansıtıyordu.

Bozuk para bir kez daha havada takla atarken Mirza’nın gözlerine bir cisim çarptı. Havaya dikkatle baktığında aşağı doğru süzülen minyatür bir paraşüt gördü. Ucunda da küçük bir kutu asılıydı. Paraşüt ayaklarının dibine indiğinde Mirza şaşkınlıkla caddenin iki tarafında bulunan yüksek binalara baktı. Paraşütün nereden ve nasıl geldiği hakkında bir fikri yoktu. Bu durum kimsenin dikkatini de çekmiş gibi görünmüyordu. Mirza tereddüt içinde eğildi ve kutuyu eline aldı. Tahmininden hafifti kutu ve üstü kadifemsi bir kumaşla kaplıydı. Zorlayarak da olsa kutuyu açtığında aniden çıkan rüzgar birkaç adım gerilemesine neden oldu. O birkaç saniyelik anda kapana kısılmış ve çığlıklarıyla bedenini titreten bir suret zihninde belirdi. Bir anlığına nefessiz kalan Mirza elindeki kutuyu düşürdü. Kutudaki sıkıca sarılmış kağıt parçası biraz öteye savruldu. Ne olduğunu anlamayan adam kağıdı aldı ve heyecanını bastırmaya çalışarak okumaya başladı.

“Unutma! Hislerini takip edip gerçeklere ulaşacağını.

Gör! Gözlerindeki perdeyi aralayıp azabın bıraktığı yıkıcı etkiyi.

Yaşa! Hapsedilmiş benliğimin almak için intikamını.

Dahası beni hatırla…”

Mirza’nın elleri titremeye başladı. Yazılanların neyi ima ettiği hakkında bir fikri yoktu. Birisinin yardım çağrısı mıydı bu? Başını iki yana sallayıp kağıdı buruşturup çöpe attı. “Sadece koca bir saçmalık,” diye geçirdi içinden. Gözü yerdeki paraşüte takıldığında garip bir ürperti hissetti. Hafif bir esinti saçlarını savuruyor sanki. Gözlerini kısa bir an için kapattığında tepeden aşağı doğru süzülen birini ve ardından kızıl saçlı kadını gördü. Hissettiği dehşet artınca gözlerini açtı. Gördüğü garip kılıklı kişiler kimdi ve ne yapıyorlardı? Mirza kafası karışmış halde evin yolunu tuttu. İçindeki bir parça sanki huzursuzca kımıldanıyor, Mirza’yı harekete geçmesi için dürtüyordu.

O gece rüyasında kale ve topluluk üyelerini gördü. Sonunda çığlıklar karanlığı yardı ve her taraf bembeyaz ışıkla doldu. Ansızın uyanan Mirza nefes nefese kalmıştı. Rüyasında duyduğu çığlıklar hala beyninde yankılanıyordu. “Kim, ne istiyor benden?” diye söylendi. Ağrıyan başını ovmaya başladı. Yavaşça ayağa kalktığında başı dönmeye başladı. Zihni o kadar yorgundu ki bir an gözleri karardı ve yere kapaklandı. Gün ışığı odayı aydınlattıktan bir süre sonra Mirza uyandı. Yüzünde ciddi ve sert bir ifade vardı. Üstünü değiştirip, koyu renk kıyafetler giyip evden ayrıldı.

Günler süren bir yolculuğa çıkmıştı Mirza. His Bekçisi’ni artık hatırlıyordu ve onun serbest kalması için yapamayacağı şey yoktu. Azgın nehirler, sarp kayalıklar, dümdüz ovalar aştı. Sonunda aşacağı yollar tükenmiş ve kendisini tepedeki kuleye bakar bulmuştu. Kulenin etrafını saran hava sürekli değişiyor, muazzam bir görüntü ortaya çıkarıyordu. Birkaç kişi paraşütle kendini aşağı bırakmıştı. Mirza’nın gözleri kulenin en yüksek balkonundaki görüntüye kaydı. İşte Azap Gezgini oradaydı. Harap olmuş kıyafetlerinin aksine Mirza çok dinç görünüyordu. Kendinden emin adımlarla tepeye doğru yürüdü. İkili karşılaştığında zaman adeta durmuştu. Azap Gezgini şaşkınlıktan donakaldı.

“Sen?” diyebildi sadece.

“Evet ben… His Bekçisi geri döndü.”

“Bu nasıl olur?”

“Beni fazla küçümsedin. Tuzağını gördüm ve önlem aldım. Sen beni sonsuza dek hapsettiğini sanarken ben günün birinde ruhumun izine rastlayacak bir mektup gönderdim geleceğe. Beni insanların Türkiye olarak adlandırdığı yerde yaşayan bir bedene hapsettin. Çünkü bulunduğumuz yerin matematik konumunun tam zıttı Türkiye’ye denk geliyordu. Sandın ki en uzak noktada olsam daha güvende olacaksın. Neyse ki her şey benliğime ulaştı ve beni o kuytu karanlıktan çıkardı. Tamamen özgür olmam için tek bir şey kaldı.”

Kadın herhangi bir saldırı hamlesi yapamadan Mirza ellerinden birini kadının alnına bastırdı. Azap Gezgini’nin sıcak teni elini yaksa da aldırmadı. Hislerini onun hislerine aktardı. Ancak kadın zorlu bir rakipti ve karşı koymaya çalıştı. Zihnine binbir türlü acı akın ederken His Bekçisi’nin gücü azalmaya başladı. Ancak pes etmeye niyeti yoktu. Mirza’nın da benliğinin bir kısmını kullanmaya karar verdiğinde doğru karar verdiğini anladı.

Azap Gezgini’nin önce öfkesi uçup gitti ardından huzur kapladı içini. Sanki sonsuz bir mutluluk diyarına düşmüştü. His Bekçisi kadının tatlı gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdi. Sonra parmağını şıklatıp havada beliren tırtıklı kılıcı kaptığı gibi Azap Gezgini’nin düş çemberine sapladı ve parçaladı. Etrafa kristal benzeri parçalar yayıldı. Acı bir çığlık attıktan sonra yere yığıldı kadın. Kızıl saçları toprağın üstünde kan damarları oluşturmuş gibiydi. Bekçi gerçek formuna dönüşmenin verdiği sakinlikle kadına baktı.

“Beni çok küçümsedin…”

Ardından bilincini kaybedip ayakları dibine serilen Mirza’ya baktı. Onun yanı başına eğilip elini Mirza’nın alnına bastırdı. Bir dizi sözler mırıldandıktan sonra onu ait olduğu yere ulaştırmak için parmaklarını şıklattı. Öfkesi tekrar kabarmaya başladığında yerde baygın yatan kadına döndü.

“Ben buraya ait değilim. Şimdi gidiyorum ve bir kez daha karşılaşacak olursak ölümcül bir kapışmaya ikimiz de hazır olmalıyız. Biliyorum ki sen hiç vazgeçmeyeceksin.” Sözlerini tamamlayan bekçi arkasını dönüp uçuruma doğru koştu ve ayaklarının yerden kesilmesine izin verdi. Paraşütte salınırken sakinleştirici rüzgarın kollarına bıraktı kendisini.

Duygu Özkan

1989 yılında İstanbul' da doğdum. Endüstri mühendisliği mezunuyum. Küçük yaştan itibaren kitaplara ilgi duydum. Okumak ve yazmak benim için bir ihtiyaçtır. Yazmayı, insanların kalbinde bir iz bırakma fırsatı olarak görmüşümdür. Hayata farklı açıdan bakmamı sağlayan animeler de ilgi alanıma girer.

His Bekçisi” için 10 Yorum Var

  1. Özgün bir evrenden çıkan kısa bir hikaye olarak alıyor ve bu evren ve karakterlere ait başkalarını da yazmanızı sabırsızlıkla bekliyorum.
    Çevrenizde çizer varsa bunu bir gösteriniz. Çizgi roman olarak da geniş kitlelerin hoşuna gideceğine eminim.

    1. Değerli yorumunuz beni mutlu etti. Seçkiye ilk kez katıldığım için biraz da heyecanla yazmıştım. 🙂 Dediğiniz gibi kısa oldu hikaye. Daha çok fantastik bir diyarın sıradan günlerini ve bunun dünya üzerindeki etkisini anlatmak istedim. Devamını yazmak hiç aklımdan yoktu ama belki farklı açılardan ele alabilirim tekrar.

      Çizim konusunda az da olsa deneyimim var fakat çizgi roman boyutunda çok eksiğim var. Aslında hayallerimden biriydi. Ama çevremde pek yok tanıdığım, bu işle uğraşabilecek.

  2. Merhabalar. Öncelikle ellerinize sağlık farklı ve orjinal bir konu yakalamışsınız. Bu konu üzerinde çalışıp biraz daha detaylandırırsanız kitap olabilecek bir konu bence. Karekterlerin birleşmesinden önce ki kısımlarda hem his bekcisine hemde Mirza karakterine biraz daha değinerek ve arada geçişler yaparak anlatmanız hem okuyucuyu hikaye konusunda bilgilendirmiş hemde hikayeye giriş için hazırlamış olursunuz. Öykünün ilk kısmındaki devrik cümleler bana biraz zorlama geldi biraz daha aralara serpseydiniz bana göre daha iyi olurdu şayet o kısımlar biraz gözüme değindi. Bu evrenle ilgili başka hikayelerinizide okumayı isterim. Kaleminize sağlık 🙂

    1. Merhaba. Teşekkür ederim yorumunuz için. Çok uzamasını istemediğim için biraz kısaltarak yazdım, daha ayrıntılı yazsam daha iyi olurdu sanırım. Yazarken en sade nasıl aktarayım diye uğraştığımdan biraz karışık anlatmış olabilirim. Bir daha dikkat edeceğim. Devrik cümleyi nedense çok kullanıyorum. Günlük konuşma dilinde de fazla kullandığım için alışkanlık oldu belki. 🙂 Azaltmaya çalışacağım.

  3. Güzel bir hikaye. Konusu ve kurgusu da etkileyici.
    Arada, fırtınayı hatırlaman etkileyici.

    Öykü, ara ara özet havasında ilerliyor. Detaylara inmelisin. Böyle sürükleyici yazabiliyorsan, kısa-uzun diye düşünme, ve kesinlikle öyküyü tam olarak ver.

    “Kadının delici bakışları bir an adamın zihninde korkunç görüntüler oluştursa da adam kısa sürede toparlandı.”
    Buraları, yazarlığını gösterecek noktalar. Görüntüleri özetle, mümkünse betimle, ama sonuçta hissettir, fırtınayı hissettirdiğin gibi.

    “Herkes gönüllülük esasına göre çalıştığından verimlilik üst seviyelerdeydi. Yalnız zaman zaman dedikodular kulaktan kulağa yayılırdı. Son zamanlarda turkuaz gözlüyle kızıl saçlı arasındaki anlaşmazlıktan herkesin haberi olmuştu.”
    Burada “Yanlız”ı ne anlamda kullandığını çıkartamadım.

    “Sen şehir şehir dolaşır ve sana eşlik eden azabı etrafa yayarsın. Tıpkı hoş aromalı bir kokunun çevresinde bıraktığı kadar kuvvetli ve hızlı bir etki bırakırsın. Tabii tek farkla, sen azap yayıyorsun.”
    Burada “bir kokunun” yerine isim kullanman, yani kokuyu belirsen, daha vurgulu olur.
    3.cümlede, “sen azap yayıyorsun.”da, vurguyu artırmak için, ilk cümledeki “azap” (azabı) kelimesini bir şekilde kaldırmalısın.

    Dediğim gibi, sürükleyici yazıyorsun. Yazdıkça üslup gelişecek, ortaya daha harika işler çıkacak.
    Kalemine sağlık.

  4. Yorumunuz için teşekkür ederim. Bazı yerleri özet olarak geçtim evet. Bir dahaki sefere daha detaylı yazmaya çalışacağım.
    Betimleme konusunda pek iyi değilim. O yüzden biraz yüzeysel geçiyorum. Ama kendimi geliştirmek için uğraşacağım.
    “Yalnız” kelimesini ancak anlamında kullandım. Belki garip durdu ama üyelerin zaman zaman görevlerine ara verip dedikodularla ilgilendiklerini belirtmek istedim. Diğer dediklerinizi de dikkate alacağım. Zaman ayırdığınız için teşekkürler tekrardan. 🙂

  5. Konunuz oldukça iyi ve arkadaşların da değindiği gibi akıcı yazabiliyorsunuz, yer yer anlatımdan kaynaklanan pürüzler olsa da genel olarak iyi bir öyküydü. Kaleminize sağlık.

    1. Teşekkürler yorumunuz için. 🙂 Evet bazı sorunlu yerler var, elimden geldiğince hataları düzeltmeye çalışacağım yeni temada.

  6. Merhaba 🙂 Öykünü okurken gözüme çarpan bazı noktaları belirteceğim aşağıda. Biraz yorgun olduğum için hafifçe dikkatsiz cümleler kurmuş olabilirim. Kusuruma bakma lütfen.

    “Sahip olduğu özellik insanların hislerini kontrol altında tutmasına yardımcı oluyordu His Bekçisi’nin. ”
    Burada bir… Şey var. Tam ifade edebileceğimi sanmıyorum ama deneyeceğim.
    Sanki, “özellik” yeterli gönderimi yapamıyor, elde katı kalamıyor gibi. Ya, kendisinden sonra bir virgül barındırmalı ya da “özelliği” şeklinde olmalı gibi hissediyorum. Emin olamadığım bu tarz hisler öykünün kalanına da (okuduğum kadarıyla) yayılmış gibi. Ya da, böyle bir anlatıma alışkın olmayan zihnim beni rahatsız ediyor 🙂 Gözüme takılan nokta, senden kaynaklı olmayabilir. Muhtemelen okuma alışkanlıklarımla ilgili ama… Yine de, bir bakın derim.

    “Bir köşede oturmuş derin sohbete dalmış kadın grubunun yanından geçen adam kızıl saçlı kadının karşısına dikildi. ”
    Sanırım bir tür toplantı veya partideler? Açıkçası, burayı okuduğumda sahneyi zihnimde canlandırmakta minicik zorlandım, çünkü mekanda başkalarının da olduğuna ve ne durumda olduklarına dair herhangi bir bilgi verilmemişti öykünün öncesinde.
    Evet, bu cümleden bu anlam çıkabilir ve “galiba bir toplantıdalar” denebilir. Bunu dedirtmek de özel bir anlatım tekniğidir fakat… Amacın bu tekniği kullanmak değilse diye belirtmek istedim 🙂
    Yarı sezdirip çıkarım yaptırarak ve yarı “hazır”şekilde sunarak anlatmayı da deneyebilirsin?
    Açıkçası, kendi öykülerimde de sorun yaşadığım bir konudur kendisi.

    ““Azap Gezgini! Tüm bunlar ne demek oluyor?”” Bu cümleyi kuranı his bekçisi dışındaki birisi sanmıştım?
    Ama, sanırım, His Bekçisi konuşmuş? Yukarıda belirttiğim “sahneyi zihnimde canlandıramama” durumumdan dolayı yaşıyor olabilirim bu durumu. Galiba zihnim karıştı.
    Bir tür “yazarlık tavsiyesi” olarak değil, “okuyucu itirafı” olarak almanı dilerim bu sözlerimi.
    Sanırım, “adam” zamirini kullanmadan önce, ortamın nasıl bir yer olduğunu belirtmen lazımdı ki konuşanın His Bekçisi olduğunu anlayabileyim. Zihnimde canlanan ilk sahnede, pencere veya balkon gibi bir yerden şehri gözetleyerek düşüncelere dalan bir His Bekçisi ve arkasından salona giren kırmızı saçlı bir kadın vardı. Sonra, “kadınların yanından geçen” bir “adam” olduğunu, mekanın boş bir salon olmadığını gördüm. Ama, bu adam ile His Bekçisi arasında bir bağıntı kuramadım.

    His Bekçisi ve Azap Gezgini’nin ilk (devamını henüz okumadığım için bir ikincisi var mı bilmiyorum) çatışmasını betimlediğin paragraf hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.
    Kurguladığın sahne çok hoşuma gitti. Gizemli. Bir şeyler dönüyor ortada ve biz, bunun ne olduğunu henüz bilmediğimiz halde önemini hissediyoruz. Yine de…
    Sanırım seçkideki ilk öykün? Daha önce öykü yazıp yazmadığını bilmiyorum ama okuyucunun işaret ettiği ve senin de sezdiğin böyle yerler üzerine çalışarak ve daha fazla yazarak, anlatım konusunda kendini geliştireceğine eminim 🙂
    Bahsettiğim kısmın kötü olduğunu söylemiyorum. Sadece… Belirtemediğim bir şeyler eksik gibi… Güzel ama yeterli değil gibi… Daha iyisini yapacağına eminim.
    Bu konuda minik bir okuma önerisi vermek istedim. Zaman Çarkı serisini okumuş muydun? Orada “Terkedilmişler” denen ve en kaba haliyle “kötücül ama aşırı güçlü bir tarikat”olarak niteleyebileceğim bir tür topluluk var. Üyeleri birbirinden destek alır ama birbirine asla güvenmez. Onların gizli toplantılarını anımsattı bana senin verdiğin sahne 🙂 Okumadıysan, okumanı öneririm.
    Ve, Neil Gaiman’ın çizgi romanı Sandman… Onu da önermek isterim. Keyifli bir eserdir. Endeless karakterlerine benzettim senin öykündekileri. Hoşuna gideceğinden emin gibiyim 🙂

    “Bir şekilde insanlara iletilen bu bilgi sayesinde hastalık artık tarihe karışmıştı.”
    Gerçek dünyaya göndermeler? 🙂 Her türlü öyküde çok hoş durduklarını seziyorum. Öykünün etki alanını birden bire ikiye katlıyor gibiler.
    Nedense “kara veba”dan bahsedildiğini düşünüyorum ama… Bakalım.

    “Öfkesi fırtınalar kadar şiddetliydi ki kalenin etrafına kızıl bir sis tabakası bile yayıldı.”
    Yüreğimize saplanan o hisli, kızıl sisli sabahlar… Güzel bir gerçek hayat göndermesi daha…
    Öykünün övülecek çok fazla yönü var ama bunları sezdiğini ya da bildiğini hissettiğim için fazla değinmemeye çalışıyorum. Bir de, yorumumu okuması zor olacak kadar uzattım zaten:/

    Evet. Şimdi bitirdim öykünü. Diğer arkadaşlar da belirttiği için sadece “özgünlüğü çok tatlı olan bir diyar” demekten öteye pek geçmeyeceğim. Zira, fazla uzattım yorumlarken :/ Ama, gerçekten de güzel bir diyar 🙂
    Anlatımında belirttiğim noktalar tamamen benim hislerimle ilgiliydi, genel geçer konuşmak veya senin yazım tarzına karışmak değil amacım. Yine de, söylemeliyim ki, bu güzel kurgudan sonra, sonraki öykülerinde çok daha kocaman şeyler yapacağını hissettim. Umarım yazmaya ara vermezsin asla.
    Virgül kullanımına takıntılı olduğumu seziyorum, onlar olmadan cümlelerde anlam bulamaz hale geliyorum ki sorun yaşadığım çoğu durum, benim bu yönümle alakalıydı. Yine de, bir okuyucu profili olarak ele alman gerektiğini düşünüyorum beni.

    Hoş bir öykü, gelecekte de görüşmek dileğiyle 🙂

    1. Merhaba, vakit ayırıp yorumladığınız için çok teşekkür ederim. 🙂
      Orada ‘özellik’ kelimesi yerine özel güç diyecektim, belki daha uygun olurdu ama fazla klasik olacak diye vazgeçmiştim.
      Sohbet eden kadınları öylesine kondurdum oraya, sadece iki karakterin orada yalnız olmadığını belirtmek için. Çünkü hikayenin sonuna geldiğimde fark ettim ki hep iki karakteri anlatmışım o yüzden ara ara başkalarının da orada olduğunu belirtmek istedim.
      Azap Gezgini ile başlayan diyaloğa gelirsem His Bekçisi’nin söylediği çok belli gibi gelmişti yazarken. Önceki paragrafta hep onu anlattım çünkü. Zaten başkası söylese belirtirdim bunu. Biraz da gereksiz ayrıntıları sevmeyen biri olduğumdan bazı yerleri direk geçiyorum. Hata mı bilemiyorum ama böyle yazmayı seviyorum.
      His Bekçisi ve Azap Gezgini’nin çatışması devam edecek. Hatta yeni temayı yazıp yolladım bile. 🙂 Kötü yanı yorumunuzu şimdi okuduğum için orada bir düzeltme yapamayacağım.
      Ben ortaokula başladığımdan beri yazıyorum öykü. Tabi ancak yeni yeni istediğim tarza ulaştım. Yoksa birkaç öykü ile hele de o yaşlarda pek kaliteli şeyler çıkmıyor. Son yıllarda hayal gücümü ve bakış açımı değiştiren unsur animeler oldu. Her ne kadar kimileri değer vermese de film ya da kitaplardan daha fazla bakış açısı kattı animeler bana. Ben de olabildiğince hikayelerime yansıtmaya çalışıyorum bunu.
      Zaman Çarkı serisini okumaya niyetlenmiştim ama uzun olunca vazgeçtim. :/ Belki ileride fırsat olursa okurum. Neil Gaiman’nın bahsettiğiniz karakterlerini merak ettim. Not ediyorum. 🙂
      Hastalık konusunda pek düşünmedim açıkçası. O an sadece belirtip geçtim. Üşengeç olmasam belki detaylı bir araştırma yapardım geçmişteki hastalıklar konusunda. 🙂
      Tekrar teşekkürler yorumunuz için. Ne kadar uzun olsa da sıkılmadan okurum ben. Çünkü her yorum insana bir şey katar.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *