Öykü

Hurdalara Ne Oluyor?

Sonunda oldu. Sonunda cesaret edip şu jileti bileklerime diklemesine vurup, damarları boydan boya kesebildim. Zor oldu ama başardım. Kanım yavaş yavaş akıp giderken vücudumdan, ben bu satırları yazıyorum. Esas zor olan kısmı bileği kesmek değil de o bileği kesecek jileti bulmaktı. Artık jilet satılmıyor. Hazır üç bıçaklı, beş bıçaklı hatta yedi bıçaklı jiletler var etrafta. Eski bilek kesen, ince, küçük jiletler kolay bulunmuyor. Nereye gidiyor onca hurda? En son tarihi bir gemiyi jilet yapmışlardı diye hatırlıyorum. Diğerleri ne oluyor peki?

Bir gencin ilk maaşının hevesiyle kredi çekip aldığı ilk araba, bir çocuğun sevdiği kıza hava atmak için ön kaldırdığı bisiklet, hayallerle doldurulan artık paslanmış alışveriş arabaları… Nerede bunlar, ne oldular? Ben bu anlamsız hayatımı sona erdirecek jileti bulmak için neden bu kadar uğraştım? Belki de bilerek yok ediyorlar o hurdaları. Hayat günden güne bile değil dakikadan dakikaya daha korkunç bir hâle gelirken, şu dünyanın etrafını bilmem kaç kere dolanacak uzunluktaki damarlarını kesmek isteyecek insan sayısı da artıyor ve bu yüzden o canım hurdalardan artık jilet yapmıyorlar.

Vay be, kan kaybederken gerçekten uykusu geliyormuş insanın. Hep kendimi öldürmeyi hayal etmiştim ama hep de iki sorun vardı kafamda bu konuyla ilgili. Birincisi yaş, ikincisi son mektup. Yaşın pek önemi yokmuş onu anladım ama mektup? Geride kalanları üzmeli mi yoksa teşekkür mü etmeli? Birilerinde onulmaz yaralar açacak sözler mi yazmalı yoksa her şeye rağmen iyi ki vardınız mı demeli? Çok düşündüm, çok. Ama al işte gel gör ki şu an aklıma gelen tek konu hurdalar, jiletler ve geri dönüşüm. Sanırım bütün kanım akınca ve ben o sonu belirsiz yolun ilk virajını dönünce, ölümden daha havalı bir laf oldu bu, geriye kalan kansız, bembeyaz bedenim de bir hurda olacak. Peki o ne olacak?

İslami usule uygun gömülürsem toprağa, doğaya karışır, gerçekten tertemiz bir geri dönüşüm olurum. Yakılırsam da saçma sanki nargile közü gibi o ne öyle? Başka ortalıktan kaldırılma yöntemi bilmiyorum. Bir de kadavra olma olayı var. Şu an düşününce utanırım gibi geliyor. Düşünsene yatmışsın sere serpe genç doktor adayları oranı buranı kurcalayıp anatomi öğreniyorlar. Utanmak? Canım ölmüş olacaksın! Ölüler utanır mı?

Ölüler üzülür mü peki? Canı kalmamış et ve kemik torbaları, medeniyetin hurdaları, hurdaların en yücesi; cesetler, ölüler, bizler!

Birkaç dakikaya hurda oluvereceğim, o yok oluş hissi geldi. Şu an en mutlu olduğum şey de, umuyorum, artık cevapsız hiçbir sorum kalmayacak. İlla ki birileri karşılayacaktır beni. Ya karanlık ya da o muhteşem yaradan…

Sonunda hurdalara ne oluyor, öğreneceğim.

Umut Yakar

Ben Umudo, gençliğinin baharında Bukowski okumaya başlamış ve hunharca okumaya devam ederek hayatını enteresanlaştırmış bir yazar, ara sıra da şairim. Epey zamandır blog yazıyor ve birçok yere genelde yayımlanmayan yazılar yolluyorum. Beni izlemeye devam edin…