Öykü

İfrit Kelâmı

Burada, bu kasvetlerin en kasvetlisini üzerine geçirmiş duvarların arasında. Dünya denilen bu hastalıklı mekânda, çıkmayan pürüzlü sesimden mi, soluduğum havadan mı daha çok iğreniyorum, bilmiyorum. Aklıma kurtuluşa dair hiçbir şey gelmiyor. En kısa kurtuluşun ölüm olduğunu sananlara alaycı kahkahalarımı yolluyorum. Yırtıcı kayaların ayağıma battığı sert yollardan geçmek yerine, içi altın kaplama asansöre binip tepeye varmak gibi bir şey bu. Nice ölümü gerçekleştirip ölememek, hurdaya çıkmak bir nevi…

Yıllar oldu ama ilk geldiğim zamanlar dün gibi. Gençken aydınlık, neşeli ve hevesli oluyorsun. Zannediyorsun ki hiçbir şey seni yıkmaz, yıkamaz. Cümlelerin savruk, ışıltın yüksek, talep edenin çok oluyor. Umut dolu oluyorsun. Hele ki yanında duranın doğru olduğuna inanırsan kanat takıp uçtuğun hayal alemi az zamanda gerçekliğin oluyor. Gençliğin en güzel yanı kendi sesine katlanabilmek. Diğer güzel yanı da sesinin henüz seni sevenler tarafından da çok sevilmesi. Sağladığın gençlik enerjisinin faydasının yanında, sesin onlara müzik gibi geliyor. Çevik vücudun, gümüş gibi parlayan teninle kırılmazım, zannediyorsun. Oysa şimdi her şey değişti. Üzüntümü, acımı, kederimi kiminle paylaşsam boş. İçimden bir ses yaptığım zulümlerin bedelini ödediğimi söylüyor. O kadar çok cana kıydım ki… Ağlayışları dün gibi aklımda. Gençliğimin verdiği kayıtsızlıkla dinlerdim onları. Kimi zaman dalga geçerdim. Her akşam takıldığımız o yerde arkadaşlarıma, bugün öldürdüğüm o kimsenin nasıl haykırdığını anlatırdım kahkaha ata ata. Bu bana öyle eğlenceli gelirdi ki eğer bir cehennem varsa oraya gitmek ve acı çekmeye gelenlerin baş cezalandırıcısı olmak istediğimi düşünürdüm. Acı çektirdiği için içten içe “Kendinin ifriti olmak” tam da bana göre bir şeydi. Kendini affedememenin, kahkahayla anlatılan “Cehennemde ifrit olmak isterdim” tezahürü. Öldürdüklerim daha sonra efendilerimin bir numaralı gösterişi olurlardı. “Huzur içinde yaşadılar ve öldüler. Sizler de buna inanın. İnanın şimdi daha faydalı bir yerdeler.” Efendilerim bir çeşit huzurevinin sahibiydiler. Hep en yaşlılarını seçerlerdi çünkü öldürmem için. En yaşlısı, hele ki köklü bir aileye mensup değilse en işe yaramazıydı. Köklü ailelerin yaşlı üyeleri soy zenginliğinden ötürü sırf onlar için geliştirilen özel bir ilaç alıyordu. Sanırım. Sanırım diyorum çünkü ben hiçbir zaman çok sorgulayan bir tip olmadım. En yaşlıların ölürken çıkardıkları sese inanamazdınız. Şen kahkahalarımı en çok o anlarda atmak isterdim. Şen kahkahalarımın o cıyak cıyak yaşlı seslerini bastırması kadar bana haz veren bir şey daha yoktu çünkü. Ya da ben öyle zannederdim. İnsan gençken birçok şeyi “Zannediyor”. Büyüdüğünde tüm zannedişlerin, en derin yaraların olarak gün yüzüne çıkıyor. Her zaman gün yüzüne çıksa yine iyi. Çoğu zaman içten içe seni kanatan, nasır görünümlü lakin kestiğinde irin akan yaralar da olabiliyor bunlar. Görüyorsan şanslısın. Kendini alenen gösteren her şeyin ilacını bulmak daha kolay. Fakat ben ancak şimdi, ölüme yakınken yüzleşebiliyorum bana yıllardır haz verdiğini sandığım yaralarımla.

Beni çok seven bir arkadaşım vardı. Eski bir komşum. Onun iyi niyetini kimsede göremezdiniz. Herkes bir şekilde yarar sağlamaya gelmişti belki ama yine o herkesler tayfası, yarar sağlarken bu dünyayı kanatıyordu da. Ama benim bu arkadaşım öyle değildi. Daima yararlıydı. Doğumlara yardım ediyordu. Bir çeşit hastane çalışanıydı belki. Efendilerimin hastaneleri de vardı ve bu arkadaşım sanırım doğum bölümünde çalışıyordu. Onun bir kere bile sesini yükselttiğini duymadım. Benim yaptığım yaygaranın yarısının çeyreğini bile yapmazdı. Bazen ağlarken görürdüm onu. Bunun ölü doğanlara yaktığı bir sessiz ağıt olduğunu anlardım içten içe. Allah’tan aynı yerde çalışmıyorduk. Eğer huzurevinde çalışacak olsaydı hassas kalbinin en kısa zamanda ortadan ikiye ayrılacağına yemin edebilirdim. Zaten ben de hastanede çalışamazdım. Hayat kurtarmak pek bana göre bir şey değildi. Ben Azrail’in yeryüzündeki gölgesiydim ve her şeyden ziyade işe yarıyordum ki bu bizim gibilerin kitabında her şey demekti. Şimdi gençliğimi düşünürken tüm bunlar buz tutmuş kar taneleri gibi içime yağıyor. Buz tutmuş kar taneleri bir metafor değil. Geçen sene ben henüz çok da yaşlı değilken fakat yine de hastayken yoğun bir kar yağışına maruz kaldım. Öyle ki durduğum köşede sızmışım. Neredeyse orada unutulup ölüyordum ki üzerime yağan karlardan beni yine vefalı ve iyi yürekli, canım arkadaşım kurtardı. Onun kısa kısa gelen öksürüklerini yanı başımda duyduğumda, kimseyi yargılamayışına hayran kaldım. Sessiz sessiz bana baktı ve ben de suratına bakmaya nedense utanarak evime döndüm. Teşekkür bile etmedim.

Her akşam buluştuğumuz o yerde hasta ve bitkin otururken çok sevgili arkadaşım yanıma geldi. Sessizliğimin bir sebebi var, dercesine suratıma baktı.

-Bu hurdalıkta kaç sene geçirdik senle ben. Biliyorsun ben konuşmayı pek sevmem. Fakat acılar içinde kıvranan birini gördüğümde bunun bir nevi doğum sancısı olduğunu bildiğimden onun acısını hafifletmek isterim. Biliyorum. Seni yıllardır tanıyorum. Sen bir katilsin. Kendini öyle adlandırıyorsun ya da. Fakat bu kaderi de sen seçmedin değil mi? Konuşmana gerek yok. Her gün o kadar konuşuyorsun ki çok şükür ben kendi sessizliğimin köşesine bir sandalye çekip yıllarca sizin seslerinizin alt metnini okudum. Bazınız çok neşeli, bazınız kederli. Ama kendine bu kadar yüklenme. Sonuçta biz sadece piyonuz. Hem de birbirimizin oluşumunda rolü olan piyonlar. Sen birilerini öldürmesen zannediyor musun ki ben, ben olabilirdim? Sen öldürmese benim yeni doğanlarıma nasıl yer açılacaktı? Bir düşün.

Tüm bunları söyledi, kuru öksürüğünü birkaç kez savurdu ve o son gülümsemesiyle yanımdan gitti. Yaklaşık bir sene onun oluşunda benim öldürüşümün nasıl bir payı olduğunu düşündüm. Bu sabah onun vefat haberini öğrenişimle her şeyin bu hurdalık yerde benim içinde son bulacağını anladım. Ölmüştü ve karşımdaydı. Onun yerde upuzun yatan vücudunu gördüğümde kendi öldürdüklerim gözümde canlandı. En sonunda biri beni kucağına aldı. Efendilerimden biriydi bu. Sallamaya başladı. Kendime gelmem için miydi yoksa arkadaşımın ölümüne ölüm katmak için mi? Tabii ki ölüme ölüm katmak içindi. Ben ki cehennemde iblis olmak isteyen biriydim. Kim beni kendime getirmek isterdi ki, kim bana iyilik yapardı? Bağırmaya başladım. Hatta hırlamaya. Gözyaşlarım akmaya başladı sonra. Arkadaşımı bir nevi parçalamam isteniyordu benden. Tüm haykırışlarım birbirine karıştı. Yapamadım. Önümde usulca uzanmış bugüne kadar tanıdığım yaratılmışların en yüce kalplisi arkadaşım Kürek’i kesemedim, parçalayamadım. Lakin o an yaşadığım aydınlanma dünyalara bedeldi. O an anladım onun oluşumundaki rolümü. Sapı benim kestiğim yaşlı bir ağaçtan yapılmıştı. Belki de kesik kesik öksürmeleri, sessiz kederi hep benim işlediğim bir suçu bedeni olarak taşımasındandı. Belki de diyet olarak her gün yeni bir ağaç dikiyordu. Naif kalbinin latif hediyesi. Belki bir gün yeniden görüşürdük. Gerçi sanmıyorum, o cennete gidecek. Ben de ifrit olacağım. Bana yakışan bu. Ben yıllarca kendi gürültüsünden haz alan, bir numaralı öldürücü elektrikli testere şimdi bu hurdalıkta ölüyorum. Bu hurdalığın en günahkâr hurdası olarak. En acısı da beni parçalayacak bir arkadaşım bile yok. Tek beklentim zamandan. Zaman… Beklerken de hızla geçerken de kişiye beklentisine göre işkence yapan gelmiş geçmiş en büyük katil.

Merve Aydın

Ben Merve Aydın. Önce Kandilli Kız Lisesi’nde yatılı okuyup sonra Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdikten sonra şimdi de Yeditepe Üniversitesi’nde Tarih yüksek lisansı yapıyorum. Bir kalem ve kağıdın ne işe yaradığını öğrendiğim andan beri yazıyor, yazıyorum. İflah olmaz bir Potterhead olduğumu belirtmem gerekiyor çünkü şu biyografide Hogwarts’ın da olmasını çok isterdim. Ha bir de Hogwarts’ta okurken okulu korumak için piertotum locomotor büyüsünü yapmak. Marquez ve Le Guin’in de kutsallarım arasında olduğunu belirtmek isterim.

İfrit Kelâmı” için 13 Yorum Var

  1. Merhaba Merve

    Eline emeğine sağlık diyerek klasik bir giriş yapayım. Son zamanlarda kendimi o kadar çok karanlık öyküler okumaya kaptırdım ki, seninki de tuzu biberi oldu :slight_smile:

    Bu seçkiye katıldığımdan beri sen de her ay okuduklarım arasındasın ve bu öykün diğerlerinden çok farklı geldi ve çok sevdim. Cansız eşyaların, hayvanların dile geldiği ve karakterize edildiği öyküler bana ayrı bir keyif veriyor. Karanlık öğeleri barındırması da ayrıca artı benim için.

    Okurken bir şeyler sezinlesem de, kavrayışım ancak sonlarına doğru oldu. Bu da öyküye gizem katıyor elbette. Dediğim gibi, pek beklemediğim bir tarzdı ve çok hoşuma gitti. Merve’nin karanlık dünyasına adım attım :slight_smile:

    Eğer olur da öykünü açıp, uzatmayı düşünürsen belki bahsettiğin ölümleri örnekleyebilirsin. Aklıma geldi.

    İlk cümleyi, “duvarlarında arasında” ile noktalamışsın. Bence devam etmeli. Ve metnin bir yerinde “cıyak cıyak” olarak yaptığın yinelemeyi, çok daha güçlü bir betimlemeyle bize verebilirsin. Bunlar da nazar boncuğu olsun :slight_smile:

    Daha nice karanlık öykülere diyelim
    Kalemin daim olsun

  2. Merhaba,

    Metaforları çok beğendiğim bu öyküde sürekli olarak anlatıcı ve arkadaşının mahiyetini merak ederek okudum. Bu açıdan heyecanı hep belli bir seviyenin üzerinde tutuyordu.

    Zaman kısmını çok beğendim iyi bulunmuş bir aforizma olmuş

    Kaleminize sağlık.

  3. Merve :slight_smile:
    Öykünü ikinci kez büyük bir keyifle okudum. İlkinde merak içinde ve imgelemelerini anlamaya çabalayarak, zekana hayranlık besleyerek okudum. İkincisinde bildiğim finali ne kadar sezdirdiğine baktım. Metaforlar çok yerinde, nokta vuruşlarındaydı. Karakterlerinde canlıdan cansıza evrim ve melek-şeytan göndermelerin çok güzeldi. Tema kullanımında tam bir harmandı.
    Final gayet güzel ve doyurucu olarak işlenmişti.
    Ellerine sağlık :slight_smile:

  4. Merhaba Merve,
    Öykündeki gizemli havayı sevdim. Özenle seçilmiş ifadeler anlatıma güzel bir tat katmış. Son, beklenmedik ve etkileyiciydi. Son cümle gerçekten anlamlı olmuş.

  5. Merhaba,
    Rıhtıma bu ay katıldım, vakit oldukça öyküleri okumaya gayret ediyorum.
    İfrit Kelâmı merakımı ve heyecanımı sonu gelene kadar yüksek tutmayı başardı. Son kısmı ise beklemediğim şekilde muazzamdı.
    Tüy kalemine ve mürekkebine sağlık. :slight_smile: