Öykü

Kara Şövalyenin Laneti

Sekiz yaşındaydı. Büyülü bir dünyanın içinde yaşıyor gibiydi ta ki o dehşet gecesinde Kara Şövalye dediği dedesinin ölüsünü görene kadar. Elysa arafta kalacağı bambaşka bir hayatın içine sürükleneceğinden habersizdi. Anne ve babasının gözbebeği, ilk göz ağrısı, bir tanecik, şımarık ve sempatik kızıydı. 1 yaşından beri babasının kucağında annesiyle beraber köşe bucak İtalya’nın her yerini gezip durmuştu. Gezmek, yeni yerler görmek, yeni arkadaşlar edinmek Elysa’nın kanına işlemiş olacak ki lisede turizm okumayı seçti. Özel bir kolejde turizm dersleri alıyordu. Elysa sınıfta ve okulda da arkadaşlarının ve öğretmenlerinin bir numarasıydı. Yıllar sonra hiç yaşamamış olmayı dileyeceği, korkutucu, Elysa’nın hayatının dengesini değiştirecek bir gün yaşanacak ve kader ağlarını örerek Kara Şövalye’nin laneti tezahür edecekti. Elysa okumayı ve kitapları severdi. Bir gün Sabrina’nın elinde gördüğü psikoloji kitabını merak edip ondan ödünç istedi. Sabrina’dan kitabı alıp okuldan eve döndüğünde akşam odasına kapanıp kitabı bir nefeste bitirdi. Kitabı okumayı bitirdikten sonra Elysa tuhaflaşmıştı. Kendi kendine durmadan konuşuyor, gülüyor, sonra birden ağlamaya başlıyordu. Sabaha kadar uyumamıştı. Elysa’nın annesi Slyvia sabah kızının odasına geldiğinde onu perişan halde bulunca kızını kaptığı gibi en yakın terapistin kapısını çaldı. Terapist Elysa’yı sabırla dinledi.

– Elysa manik atak geçiriyor. Bipolar Duygu Durum Bozukluğu’na yakalanmış, dedi üzgün bir tavırla.

Terapist Elysa’yı sakinleştirmek için iğne yaptı. Hemen hemen bir saat olmak üzereyken Elysa sakinleşmiş ve daha iyi hissetmeye başlamıştı. Elysa’nın terapisti Gabriela, sürekli kullanması gereken ilaçlar ve uzun bir tedaviye ihtiyacı olacak diyerek, Elysa’nın ilaçlarını yazıp bir hafta sonraya randevu verdi. Elysa’nın annesi Slyvia, peki, ben hep ona destek olacağım buna emin olun, dedi terapiste. Gabriela (Elysa’nın Terapisti) eğer daha kötü olursa Elysa’yı akıl hastanesine yatırman gerekebilir, dedi Elysa’nın annesine. Slyvia kararlı ve net bir tavırla hayır ben kızımı asla oraya yatırmam onu sevgimle iyileştireceğim diyerek gözleri şefkatle parlayarak karşılık verdi. Gabriela, Elysa’nın kulağına eğilerek, çok şanslısın, harika bir annen var, dedi. Gabriela bunu dedikten sonra Elysa’nın yüzüne buruk bir gülümseme yayıldı. Elysa kendini sanki bir kâbusun içindeymiş gibi hissediyordu. Nerede olduğu, daha önceden nasıl bir hayatı olduğu, nasıl biri olduğu, güzel günleri, ayları ve yılları sanki hafızasından bir anda uçup gitmişti. Slyvia kızının okuluna gidip hocalarıyla konuştu ve hastaneden aldığı raporu onlara verdi. Raporu bitince Elysa okula döndü. İlk gün tuhaf hissetmiş; bocalamıştı, saçma sapan davranıyordu, arkadaşlarının alay konusu olmuştu. Halbuki ilk gün uyum sağlayamamıştı ve atak geçiriyordu. Arkadaşlarının hem de en sevdiklerinin ona bakıp alay etmesi, hakkında konuşması, onun için deli demeleri o kadar acı bir şeydi ki. Elysa arkadaşlarının kendisine bakıp güldüğünü, deli diye alay ettiğini, acı içinde uyuşmuş bir halde seyrederken birden arkasında oturan Marco kulağına eğilip

– Yapma Elysa düzgün dur sakin ol. Beni bir abin gibi gör. İnsanların seninle alay etmesine izin verme, ben yanındayım korkma her şey düzelecek, dedi.

Elysa Marco’nun bu sözleriyle biraz olsun rahatlamıştı. Marco’yu dinledi ve günden güne sakinleşti. Arkadaşları Elysa’nın normal davranmaya başladığını görünce ondan özür dilediler. Bir süre sonra da her şeyi unuttular. Bir gün Elysa’nın annesiyle birlikte Elysa’nın sınıf arkadaşları Anna ve Amanda da Elysa’ya destek olmak için Elysa’nın terapistini ziyaret ettiler. O günden sonra Amanda ve Anna hep Elysa’ya destek oldu. Amanda ve Anna Elysa’nın halinden anlayan iki iyi dostu olmuştu. Elysa yine sınıf arkadaşlarıyla eski haline dönmüştü. Yine onlarlayken neşeli ve canlıydı. Ama yanında kimse olmadığında sınıfın en sessiz insanı oluveriyordu. Çocukluğunda yaşadığı travma yüzünden birdenbire Elysa’da bu ruhsal rahatsızlık baş göstermişti. Terapisti bir randevusunda bahsetmişti bu konudan. Elysa’nın Kara Şövalyesi yani dedesinin ölümü onun hayatının açıklayamadığı bölümüydü. Kara Şövalye’nin ölüsünü hiç görmemiş, o dehşet gecesini hiç yaşamamış olmayı dilemişti arafta kaldığı boşa geçen ömrü boyunca. Sürekli kafasında aynı soru dönüp duruyordu.

– Tanrı’m neden ben? Neden beni seçtin?

O kadar çok hayali ve hedefi vardı ki hiçbirini gerçekleştirememişti. Koleji bitirdikten sonra üniversiteyi okudu. Daha sonra iş hayatına atılma çabaları ve bir türlü hiçbir işte dikiş tutturamaması. Ve aynı şekilde hiçbir ilişkisi de evlilikle sonuçlanmıyordu. İşte bu Kara Şövalye’nin lanetiydi. Ruhunda bir türlü söküp atamadığı bir virüs gibi kanını emiyordu sanki. Eğer Kara Şövalye’nin ölüsünü görmeseydi belki bipolar olmayacaktı. Hayatı boyunca ilaçlara mahkum yaşamayacaktı. Belki hayal ettiği gibi rehber olacaktı. Hayatındaki adamla evlenip mutlu olacaktı. Ama gaddar Kara Şövalye işte giderken son golünü atmıştı Elysa’ya. Zaten Kara Şövalye pek sevmezdi Elysa’yı. Elysa küçükken ne kadar onun peşinde dolaşıp yanına gitse Kara Şövalye rahatsız olur, bıkar ve kovardı onu yanından. Ama Elysa yine de ona hayrandı çok severdi onu. Çocukluk işte. Elysa’nın hayatı hep bir bilinmezlik içinde geçti yıllar boyunca. Çocukluğunda yaşadığı bu olayın onun hayatını bu kadar etkileyeceğini bilemezdi ki. Üniversitenin ardından gerçekleşmeyen hayaller, idealler, mutsuz ve bir türlü kendini tamamlayamadığı ilişkiler… Öyle yorulmuştu ki sanki hayatı koskoca bir bilinmezlik okyanusunda kıyıya ulaşmaya çalışmakla geçiyordu. Altı sene olmuştu Elysa’nın annesi öleli. Kız kardeşi mutsuz bir evlilik yapmıştı. Elysa yaşlı babasıyla yaşıyordu. Bir gün Elysa’nın babası bir kadınla evlendi ve Elysa yapayalnız kaldı. Sevgilisinden yeni ayrılmıştı. İşten de çıkarılmıştı. Anna ve Amanda da onun yanında olmayınca çok zor günler geçirmeye başladı. Sürekli ataklar geçiriyordu. Doktoru hastaneye yatması gerektiğini söyledi. Elysa hiç itiraz etmeden hastanenin yolunu tuttu. Elysa’nın annesi onu bir kez olsun hastaneye yatırmadan iyi etmişti ama artık annesi yoktu ve bu lanetle tek başına başa çıkmak zorundaydı. Elysa şimdi hayatının nereye gittiği belli olmayan bu noktasında hayalle gerçek arasındaki arafta koca bir boşluk içinde akıl hastanesinden çıkacağı günü dört gözle bekliyor.

Deniz Güneş

08.07.1982 İstanbul doğumluyum. Yazmaya ortaokulda şiir yazarak başladım. İlerleyen yıllarda deneme yazarak devam ettim. 1okur1yazar.com adlı edebiyat ve kültür sitesinde 3.5 sene köşe yazarlığı yaptım. Zaman Labirentleri adında deneme türünde bir eserim var. Meftun ve 40 şair 40 şiir adında iki derleme kitapta deneme ve şiirlerimle yer aldım. Parlak Jurnal’ın düzenlendiği Evde Kal Türkiye Yazı Yarışması’nda “İstanbul’un Sır Perçemli Kalbi” adlı kısa öyküm yayınlandı. 2019 Eylül ayından beri Milliyet Blog’ta yazmaktayım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Senaa says:

    Merhaba @deniz_gunes, :blush:

    Elysa’yı sevdim. Çocukluğunda karşılaştığı bir “an” sonrası tüm hayatının arafta kalması fikri de hoşuma gitti. Devamı da yazılabilir gibi hissettim hatta.

    Kalemine sağlık.

    Sevgiler,
    Sena

  2. Merhaba Sena :blush: öykümü beğenmene sevindim. Evet belki dahası da yazilabilirdi ama bazı hikayeler vardır ya hani sonu belli değildir bu yüzden arafta kalmıştır hikayenin asıl kahramanı ben de böyle düşünerek yazdım. Teşekkür ederim güzel düşüncen için.

    Sevgiler

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar