Öykü

Saçmalık

Öğlen güneşi tüm sıcaklığıyla yükselirken bir bağırış duyuldu.

-Gördüm, gördüm.

Son çaresiymiş gibi bağırıyordu. Anlatabileceği son bir şeyi anlatabilmek için.

Tabii insanlar yine onu yüzüstü bırakmıştı. Buraya geldiğini hatırladığı ilk seferinde daha heyecanlı bir tepki almıştı. Ve ona çok kızmışlardı. O tüm heyecanıyla “Gördüm, bu sefer gerçekten.” Dedikçe insanlar ona inanmaktan da vazgeçti. Bu heyecanı adamın kovaladığı kuşlara bıraktılar. Şimdiyse herkes onu duymamış gibi davranıyordu. Ona tek ilgi gösteren kişi Polis Robert’dı. Adam onu sürekli ziyaret ederdi. Diğer insanlardansa Polis Robert ona değer verirdi. Ona sürekli uyuyabileceği karanlık bir zemin verirdi. Bazen şakalaşırlardı da. Hatta Polis Robert’ın kendisi için bir mektup hazırladığını bile görmüştü. Mektubu asla alamamıştı ama o sadece Polis Robert’ın çekingen biri olduğunu düşünürdü. Tek arkadaşı olduğu için bunlara katlanırdı.

Bugünse Polis Robert yoktu. Daha çok bağırdı. “Gördüm, onlar gerçek. Gerçekler. Bizim gözümüzün içine bakıyorlar. Bizim için geliyorlar.” Başta bunların tehdit veya katliam haberi olduğunu düşünürlerdi ama şuan sadece adamın saçmalıklarıydı. Bu haberden korkan tek kişi de kendisiydi. İnsanlar asla inanmasa da onlar vardı. Ve gerçekten gözlerimizin içine bakıyorlar, bizim için geliyorlar.

* * *

Radyodan gelen hafif bir müzik. Belki çok eski bir şarkı. Hurdaların arasından çalmaya devam ediyor. Şarkı kesiliyor. Bir adamın anlaşılmayacak cümleleri ve şarkı devam ediyor. Şarkı yine kesiliyor. Adamın zor çıkan sesi daha net. “Dünyanın…” Adamın sesi yine gidiyor. Şarkı devam ediyor…

* * *

İnsanlar artık alışmıştı. Her seferinde aynı felaket. İlk başta onlar da inanmıştı. Belki de hâlâ inanan vardı ama bu bir saçmalıktı. Bir kere adam zaten deliydi. Kimse o kim bilmiyordu. Polis Robert onu sertçe kaç defa uyarmıştı ama o sadece onu yanağından öpüyordu. Yetkili biri gelsin diye kaç defa dilekçe hazırlamışlardı. Hiç kimseden cevap alamamışlardı. Sonradan ona ve ölecekleri haberlerine alıştılar. Adamın sesi yine yükseliyordu. “Geliyorlar.”

* * *

Tüm bu hurdalığın arasında atacak adım bulamıyordu. Her adımında sürekli ezdiği tahtaların veya cam kırıntılarının sesi çıkıyordu. Kendi kendine “Bunlar nasıl oldu?” dese de ağzından sadece “Saçmalık” kelimesi çıkıyordu. Şu bisiklet ona bir şeyler hatırlatıyordu. “Hayır saçmalık. Radyodaki adamın sesi çok tanıdıktı. “Ne? Hayır, hayır saçma.” Acaba nasıl görünüyordu? “Hayır, saçmalık, saçmalık. Bunların hepsi kocaman bir saçmalık.”

* * *

Sonunda birileri Polis Robert’ı bulmuştu. Tam bir kargaşa vardı. Evet, işte o adam. Heykelin üstüne çıkmış. Dikkat çekmek için insanlara el sallıyordu. Ve bağırıyordu. “Size diyorum onlar gerçek. Bize doğru geliyorlar. Uzaylılar. Gördüm. Yemin ederim. Kocaman bir uçan daireleri vardı. Gerçekler. Gördüm. Gördüm.” İnsanlar ne şaşırmış ne korkmuşlardı. Sadece yuhalıyorlardı. Daha öncede uçan dairelerle tehdit edilmişlerdi. Onlar sadece Polisin bir şeyler yapmasını bekliyordu. Polis Robert insanları sakinleştirmek için el kol hareketleri yapıyordu. Etkili bir şey değildi ama yine de öyle olmasını umuyordu. Ve adamın kendi rızasıyla inmesi için dua ediyordu. İnsanlar araya girmeye başladı. Kalabalık sıklaştı. Adama bir türlü ulaşamıyordu. Artık adam da görünmüyordu. “Çekilin, çekilin.” Diye bağırdı. Sadece kaos istiyorlardı. Şimdiyse kalabalık yavaşça dağılıyordu. Yerde kanlar içinde o adam. Hareket etmiyordu. Karşısında sinirli bir adam daha. Herkes onlara bakıyordu. Ayakta duran adama doğru hızla atıldı.

Adamı hücresine doğru itiyordu. O an fark etmese de gökyüzünde onlara yaklaşan beyaz bir parıltı vardı. Onun düşündüğü şeyse bir yığın evrak işiydi. Bütün bunların hepsi saçmalıktı.

* * *

Bozuk radyonun sesi artık daha yakından geliyordu. Ne kadar zamandır yürüyordu? İnsanlık biteli ne kadar olmuştu? Bozuk konserveler onu zehirler miydi? Kokuyor muydu? Epeydir duş almıyordu. Polis forması artık ona bol geliyordu. Attığı son birkaç adımında bunları düşünüyordu. Ama zaten cevaplarını biliyordu. Bunlar yalandı. Aynı o adamın anlattıkları gibi. Radyonun sesi artık daha fazla geliyordu. Yüzünü gökyüzüne çevirdi. Anlattıkları yalandı değil mi? Hepsi bir saçmalıktan ibaretti. Ama gökyüzünde uzaklaşan bir ışık gördüğüne de yemin edebilirdi. “Saçmalık.”

Şimdiyse hurdalıkta sadece radyonun ufak sesi duyuluyordu. Kocaman dünyada olabilecek tek ses, tek heyecan. Ve koca bir sessizlik.

Mustafa Bozkurt

Öne Çıkan Yorumlar

  1. MURAT says:

    Merhaba. İlk önce meydana toplanan insan füğürleri bana gerçek hissetirmedi. Sonuçta şu an birisi aynı şekilde sokak ortasında aynı kelimeleri söylesiydi dönüp bakacak insan olacağını sanmıyorum. Bakanlar ise elindeki telefonla video çekip gülen ergenler olurdu… Bu temayı iki arkadaş arasında geçen bir dielogla daha iyi anlatılabilir diye düşünüyorum… yazmaya devam edin.

  2. Yorumun için teşekkürler. İnsan topluluğu ön planda olmadığı için olayları onlarla bağlamak istemiştim anlaşılan insanlık dışı duruyorlar. Bir daha ki sefere bunu göz önüne alacağım.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.