Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Uzayda Gölge Olmaz!

“Gittiler efendim! Artık Sirlin Sistemi’nde değiller!” Alarm seslerinin arasından Muhabere Subayı kendini zar zor duyurabildi.

“Biliyorum!” derken Kaptan’ın yumruğu ana kontrol masasında patladı. Masanın yüzeyi olan ekranlarda hafif bir titreşim oldu. “Bana nereye gittikleri önemli, Teğmen!” Kaptan ekranlardan kafasını kaldırmamıştı. Avazı çıktığı kadar bağırıp alarmı bastırmaya çalışarak, “Daha yeni sıçrama yaptılar! Enerjilerinin eşit dağıtıma geri dönmesi için on dakika bekle ve yeniden sinyal yolla! Ayrıca üsse haber ver! Belki onlar ne olduğunu biliyordur!” dedi.

Alarm sustu. Kulakları hafiften vızıldamaya devam etti. Radarlarda Prizna mahkûm nakliye gemisi yoktu. Kaptan sıçrama yapmaları için herhangi bir izin vermemişti. Bir şeylerin ters gittiği kesindi. Tıka basa politiklerle dolu olan bir mahkûm nakliye gemisi öylece yok olmamalıydı.

“Prizna üsse de cevap vermiyormuş efendim. Sıçrama yapmadan yarım saat önce filomuzdan giden sessiz sinyaller kesilmiş.”

“Prizna II’nin Kaptanı ile bağlantı kur ve bana yönlendir Teğmen.”

“Emredersiniz efendim.”

Kaptan, İkinci Kaptan’a döndü. “Yarbay, Metalik Operatörleri’ne haber ver, Prizna II’den onay kodları gelince onların metaliklerini biz kontrol edeceğiz.” İkinci kaptan gemi içi haberleşme sistemine gitti ve Operatör Şefi’ne talimatları verdi.

“Efendim,” dedi Muhabere Subayı. “Prizna II’nin Kaptanı’yla bağlantı kuruldu.”

Kaptan ana kontrol masasından kulaklıkların tekini takıp mikrofona yaklaştı. “Binbaşı Renal. Ben Albay Barna, beni duyuyor musun?”

“Açık ve net bir şekilde efendim,” diye cevap verdi Prizna II’nin Kaptanı.

“Şimdi beni iyi dinle Binbaşı. Öncelikle metaliklerinizin hepsini çalıştırıp bizim operatörlerimizin kontrolüne bırakmanızı istiyorum. Yanına en güvendiğin adamlarını al. Bütün mürettebatın eşyalarında arama yapın. Eğer politiklerle bağlantısı olduğunu düşündüğünüz bir şey bulursanız sahiplerini tutuklayın ve mahkûmlardan uzağa hapsedin. Eğer oradaki mahkûmlar arasında da politikler varsa, onları da diğerlerinden ayırın. Dikkatli olun Binbaşı.” Bağlantı kesilmişti. Kaptan, Muhabere Subayı’na dönüp, “Teğmen! Garda II ve Garda III’ün Kaptanları’na deminki emirlerimi ilet. Ayrıca ellerindeki metaliklerin yarısını Prizna II’ye destek için yollasınlar.”

O sırada ana kontrol masasının yarım metre kadar üstünde holografik panellerden birinde Prizna II’nin metalik onay kodu belirdi. Kaptan, holografik koda dokunup İkinci Kaptan’a doğru ittirdi. İkinci Kaptan önünde beliren kodu okudu ve gemi içi iletişim sistemine gitti.

İkinci Kaptan geri gelip Kaptan’a, “Onları nasıl bulacağız efendim? Ne bir bağlantı var ne de bir sinyal. Hiçbir iz bırakmadılar. Acaba Kozmik Polis Teşkilatı’na haber mi versek?” dedi.

“Onlar önce kendi iç problemlerini çözsün sonra belki bize yardım edebilirler, Yarbay. Prizna’nın sıçrayış öncesi konumlarını biliyoruz… Sıçrama yapabilecekleri yerleri böylelikle daraltacağız. Onların içinden de politikler için önemsiz olabilecekleri eleyeceğiz. Büyük olasılıkla bizim sözümüzün geçmeyeceği bir gezegen sistemine gidip portal kulelerinden birini kullanacaklar.”

“Bunun için yeterince zamanımız var mı efendim?” İkinci Kaptan’ın kaygısı yüzünden okunabiliyordu.

“Efendim!” diye heyecanla araya girdi Muhabere Subayı. “Efendim! Zayıf bir sinyal alıyoruz. Takip edilemeyecek kadar zayıf.”

“Kimden geldiği belli mi Teğmen?”

“Prizna’nın Kaptanı’nın güvenlik koduyla gelen bir sinyal. Bir de mesaj var. ‘Uzayda gölge olmaz!’ Başka bir şey yok. Sahte olabilir.”

“Uzayda gölge olmaz, ha. Teşekkürler Teğmen. Filo’nun geri kalanına sıçramalar için hazırda beklemelerini söyle.” Kaptan’ın küçük bir umudu yakaladığını köprü üstündeki bütün mürettebat fark etmiş onlar için de yeni bir umut olmuştu. Kaptan, Seyir Subayı’na döndü. “Prizna’nın sıçrama öncesi konumundan ulaşabilecekleri olası yıldızları hesaplayın. Yıldızların yaydığı Metron’un enerji dalgalarının ölçümlerini alın. Eğer enerji dalgalarında bir kayıp varsa, kayıp yaşanan bölgeleri Prizna’nın boyutlarıyla karşılaştırın.”

“Efendim,” diye Kaptan’ın sözünün bitmesinin ardından söze girdi İkinci Kaptan. “Yıldızların Metron Enerji Dalga ölçümlerini niye alıyoruz?”

“Eski bir protokol vardı. Ben Uzay Kuvvetleri’ne katıldıktan iki yıl sonra sakıncalı ve aldatıcı bir yöntem olduğu gerekçesiyle eğitimlerden kaldırılmıştı. Belki Binbaşı Ornab Gölge Takibi Protokolü’nü son öğrenenlerdendir, bilemiyorum. Protokole göre mahkûm nakliye gemilerinin yönetimine zorla el konulduğu zaman kaptanın kurtulabilmesi durumunda sıçrama motorlarına kapalı sistem bilgisayarlarından köprü üstünü atlatarak bilgisayarın yeni bir rota girmesini sağlaması gerekir. Bu rota da gemiyi bir yıldıza götürür. Gemi yıldıza varınca bize gelen sinyal gibi bir sinyal ve mesaj yollamaları gerekir. Yıldıza varan bir gemi öyle bir konumda durmalıdır ki filonun geri kalanı için o yıldızda geminin boyutları kadar bir alanın Metron’un enerji dalgalarını engellemesi gerekir, bir gölge oluşturması gerekir. Sorun da burada çıkıyor. Aynı boyutlarda gök cisimleri de bu gölgeyi oluşturabilir diye protokolün tehlikeli olduğu kararına varıldı. Bize ulaşan sinyal, Binbaşı Ornab’ın koduyla geldiğine göre politiklerin elinde değil ya da kurtulmayı başarmış. Şimdi yapacağımız ölçümlerde tek bir gölge bulursak hemen oraya sıçrayacağız. Yoksa… Yoksasını o zaman düşünürüz.”

Seyir Subayı yüzlerce olası yıldız buldu başta. Bunların çoğu çok uzak oldukları için bu yıldızlardan gelecek Metron’un enerji dalgaları onlara yakın zamanda ulaşamayacaklardı. Geri kalan yıldızların ölçümlerini aldı.

“Efendim! Efendim bulduk. Yıldızlardan birinde Prizna’nın boyutlarına uygun ölçümler alıyoruz.” Seyir Subayı sesi köprü üstü mürettebatının içindeki küçük umudunu hafiften körüklemeyi başarmıştı.

“Emin misin üsteğmen? Başka yıldızların olmadığını bir daha kontrol et. Gerekirse iki defa. Hata yapma hakkımız yok.”

“Eminim efendim,” dedi Seyir Subayı. “Eterina Yıldızı, Eterina Sistemi. Birlinirat Federasyonu tarafından yönetiliyor. Sıçrama yapmak için gezegen sisteminin konumunu göndermek üzere izninizi bekliyorum efendim.”

Kaptan önce ana kontrol masasındaki ekrana baktı. Radarda Garda dışında; Garda II, Garda III ve Prizna II’iyi gösteren üç tane nokta vardı. Sonra ekrandaki radarı galaktik haritayla değiştirdi ve bulundukları noktayla Eterina Yıldızı arasında gidip geldi. Konvoy böyle bir sıçrama yapmalı mıydı diye düşündü önce. Belki de Prizna II’yi diğer gemilerden biriyle tek başına uzay hapishanesine göndermeliydi. Ama Prizna II’den ayrıldıktan sonra çıkacak herhangi bir sorunda onları tek bir fırkateynin yardımına bırakmak ne kadar doğruydu?

“Efendim,” dedi Muhabere Subayı yeniden. Başka bir şey söyleyemedi.

Kaptan’ın artık bir karar vermesi gerekiyordu. Prizna her geçen saniye ulaşılması daha zor oluyordu. Kendince en doğru kararı aldı, “Sıçramayla ulaşılacak konumlarını konvoyun geri kalanına iletin ve üsse durumu bildirin,” dedi. Sorumluluğun ağırlığı bir an başını döndürdü ama yapabileceği başka bir şey yoktu.

İkinci Kaptan, Kaptan’ın zor durumda olduğunu ama buna rağmen duruşunu hiç bozmadığını ve mürettebatın moralini ayakta tutabildiğini fark etti. Verilen emirlerden sonra hâlâ durgun olan köprü üstünü canlandırmak için, “Albay’ın emirlerini duydunuz! Prizna’ya yardıma gidiyoruz!” diye bütün köprü üstüne sesini duyurabileceği şekilde bağırdı.

Alarmlar yeniden çalmaya başladı. Daha öncekine kıyasla uysaldılar. Kaptan, ana kontrol masasındaki mikrofonundan bütün gemiye sıçrama için hazır olmaları gerektiğini bildirdi. Köprü üstü sıçrama sistemleri geri sayıma başladı. En son enerji kalkanları ve silahlar olmak üzere bazı bölümlerin enerjileri sıçrama motorlarına destek için aktarıldı. Sıçrama motorlarının gücü geminin her yanında hissedilmeye başlamıştı. Geri sayım bitti. Sıçrama motorları tam gücüne ulaştı. Garda, Garda II, Garda III ve Prizna II Sirlin Sistemi’nden ayrılmıştı.

“Efendim! Eterina Sistemi’nde belirlenmiş konumumuza ulaştık,” dedi Seyir Subayı.

“Radarların enerjisi SKU seviyesine ulaşınca Prizna için tarama başlat, üsteğmen.”

Köprü üstü ana kontrol masası enerji seviyeleri için açıklama yaptı. “Enerji eşit dağılımı için beş dakika. Silahlar… kullanılabilir durumda. Kalkanlar… kullanılabilir durumda. Gemi içi iletişim… kullanılabilir durumda. Gemi dışı iletişim… kullanılabilir durumda. Radarlar… düşük seviye kullanım olasılığı… yüksek seviye için gereken süre bir dakika. Sinyal alıcıları… kullanılabilir durumda…” Liste uzayıp gidiyordu.

“Efendim,” dedi Muhabere Subayı. “Sulus Noran adlı bir gemiden bağlantı isteği alıyoruz?”

“Yabancı bir gemi mi? Gölgeyi oluşturanlar onlar olamaz değil mi Üsteğmen?”

Seyir Subayı radarları, kameraları ve galaktik haritayı inceledi, “Hayır efendim. Onlar olamaz,” diye kuşkuları giderdi.

Kaptan önce düşündü. Vardıkları sistemin yönetici ulusunun Birlinirat Federasyonu olması durumu kolaylaştırıyordu. ‘Sulus’ onların savaş gemilerine verdikleri isimlerin önlerine koydukları bir unvandı. “Bağlantı onayı verin ve doğrudan bana yönlendirin. Konvoyun geri kalanıyla bağlantı kurdunuz mu?”

“Evet, efendim.”

“İyi. Konuşmamızı diğer Kaptanlar’a da yönlendir. Mikrofonlarını devre dışı bırak ve durum hakkında onları da bilgilendir sonra da üsse rapor ver.”

Sulus Noran’la bağlantı sağlandı. Kaptan, formalite gereği iletişimin önce onlar tarafından kurulmasını bekledi. Her saniye endişesi giderek artıyordu. Böyle küçük bir konvoyun, ne kadar davetsiz bir şekilde gezegen sistemine gelmişse de sorun yaratmaması gerekiyordu.

“Efendim, konvoyun geri kalanından durum güncellemesi geldi ve bilgilendirme yapıldı. Bütün gemilerin durumu normal.” Muhabere Subayı gelişmeleri bildirir bildirmez üsle iletişime geçti.

Çok geçmeden Seyir Subayı’nın sesi geldi. Hafif bir üzüntü duyulabiliyordu sesinde. “Efendim. Radarlarda Prizna olabilecek bir gemi yok. Konvoy önceden hesaplanmış sıçrama sonrası konumlarında. Radarlara takılan tek bir yabancı gemi var. Sulus Noran.”

Köprü üstündekileri bir gerginlik sardı. Kendi konvoylarındaki bir mahkûm nakliye gemisi, ellerindeki tek gölgenin gösterdiği konumda yoktu. Onun yerine başka bir gezegen sistemine ait bir savaş gemisi vardı.

Kaptan’ın kafasında bir düşünce çaktı. Prizna’nın Kaptanı’nın özel güvenlik kodunun, ondan zorla alınabileceğini daha önce hiç düşünmemişti. Eğer güvenlik kodu politiklerin eline geçtiyse rahatlıkla o kodla zayıf bir sinyal yollanabilirdi. Peki Birlinirat Federasyonu politiklerle iş birliği yapar mıydı? Neden yapsınlardı ki? Şu anki hükümetle olan anlaşmaları gayet kazançlı bir duruma sokuyordu onları. Bu durumu riske atmak aptallık olurdu. O zaman bu gemi gerçekten bir Birlinirat gemisi miydi? Belki de bu geminin kaptanı politiklerin yanındaydı.

“Efendim! Sulus Noran gemisinin silahları aktive edildi. Bizi hedefliyorlar.” İkinci Kaptan’ın bu haberi yüzünden köprü üstüne tekinsiz bir sessizlik çöktü.

Kaptan ne olduğunu anlayamadı. Sulus Noran önce bizim iletişime geçmemizi bekleyemezdi, sonuçta bu formalite onlarındı. Demek ki bu gemi gerçekten de politiklerin yanındaydı. Kaptan’ın hızlı karar vermesi gerekiyordu. Emrindeki binlerce askerin ve yanlarında taşıdıkları yüzlerce mahkûmun hayatını düşünmek zorundaydı. Bütün seçenekleri gözden geçirdi. Yeni bir sıçramayı Prizna’nın konumu hakkında yeni bir iz bulmadan yapamazlardı. Sulus Noran’ın bağlı olduğu üsle bağlantı kuramazlardı çünkü bu sisteme gelme izinleri bile yoktu. Sulus Noran zaten iletişime geçmeyi reddeder durumdaydı. O zaman şu anda savaşmaları gerekecekti.

Kaptan derin bir nefes aldı ve İkinci Kaptan’ına, “Yarbay… Silah– Silahları hazırlayın… Hedef Sulus Noran.” Emirleri vermek istemiyor gibiydi. Haklıydı da. Bu davranış bir savaşın başlangıcı olabilirdi. “Üsteğmen,” Seyir Subayı’na doğru konuşuyordu. “Ok başı pozisyonu,” demekle yetindi. Garda, Prizna II’nin önüne geçti. Garda II ve Garda III ise iki yanına pozisyon alıp yanlarındaki güç kalkanlarını açtılar. İkinci Kaptan gelir gelmez yeni emirlerini verdi, “Geminin ön kalkanlarına tam güç.”

İkinci Kaptan kaygılı görünüyordu. “Emin misin?” Rütbelerindeki farkı atlayarak konuşmayı uygun bulmuştu. “Bundan geri dönüş olmaz. Başka bir yol olmalı.”

“Haklısın ama artık o noktayı geçtik. Şu anda gidebileceğimiz başka bir yol göremiyorum.” Kaptan’ın sesi yorgun çıkıyordu.

Üç savaş gemisinin de silahları Sulus Noran’a yöneltildi.

“Peki,” demekle yetindi İkinci Kaptan. Gemi içi haberleşme sistemine döndü.

“Başmühendis!” diye seslendi Kaptan. “Geminin sürekli hasar kontrol sisteminin açık olmasını ve ana kontrol masasında bir alanı ona ayırmanı istiyorum. Her an bir savaş çıkabilir.”

“Emredersiniz, efendim!”

Ana kontrol masasındaki ekranlarda yeni bir pencere açıldı. Geminin üç boyutlu bir modeli dönüyordu. Model dönerken sürekli farklı noktalarını gösteren oklar ve oklara bağlı yazılar çıkıyordu. Çeyrek saat içinde geminin tamamı ilk hasar kontrolünü tamamlamıştı. Ayrıntılı ilk raporun özet listesi belirdi. Liste genel olarak yeşil ile yazılmıştı yani durumları en azından iyiydi.

Alıcılar. Kırmızı ile yazılmış olan tek veriydi. Kaptan alıcılara dokundu ve daha detaylı bir rapor çıktı. Alıcıların sadece düşük seviyede çalışabildiği çünkü içeriden bir hasar aldığını söylüyordu. Kaptan, “Alıcılara ne olmuş?” dedi Başmühendis’e. “Neden içeriden hasarlı diyor. Hasar kontrol sisteminin hatalı olma olasılığı var mı?”

“Sanmıyorum efendim. Eğer hatalı olsaydı böyle bir sonuç vermezdi.”

O zaman nasıl diye düşündü kısaca, Kaptan. Politikler demişti kendi kendine. Bunu neden düşünemedim diye kızmıştı kendi kendine. Sadece mahkûm nakliye gemilerinden birini ele geçirmek için içeri sızmaları çok naif bir düşünceydi. Etrafına baktı. Acaba buradakilerden biri de politiklerden yana olabilir mi diye düşündü önce. Sonra hepsini kendi elleriyle özel olarak seçtiğini hatırladı. Onlara güveni tamdı.

Gemi Güvenlik Subayı’nı aradı Kaptan’ın gözleri. “Asteğmen,” dedi aceleyle. “En güvendiğin adamları al ve bütün mürettebatın eşyalarını ara. Mürettebatın içinden politiklerle ilişkilendirebileceklerini hücrelere koy. Birbirleriyle iletişim olasılığı verme onlara. Anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı, efendim,” deyip köprü üstünü terk etti Gemi Güvenlik subayı.

“Yarbay,” diye İkinci Kaptan’a geri döndü. “Metalik operatörlerinden güvenebileceğin biri var mı?”

“Hepsine kendim kadar güvenirim efendim. Emirleriniz nedir?”

“Bir metaliği Sulus Noran’a göndersinler. Onun üzerinden iletişim kuracağız. Ayrıca söyle silahları ve kalkanları kapatsınlar. Son dediğimi duydun mu teğmen? Bunları konvoyun geri kalanına ilet.”

Metalik fırlatıldı. Sulus Noran’a yavaş yavaş gidişini radarlardan ve ön kameralardan izlediler. Metalik önce Sulus Noran’a tutundu. Yavaş yavaş hangar kapısı olduğu düşünülen bölgeye doğru ilerledi ve içeri girdi.

Kaptan mikrofondan metalik operatörlerine, “Metaliğin göz kamerasını açın,” dedi.

Ana kontrol masasının üstündeki hologramlarda yeni bir pencere açıldı. Önce siyah olan ekran aniden bir geminin içini göstermeye başladı. Etrafta askerler silahlarını metaliğe doğrultmuş bir şeyler söylüyorlardı.

Kaptan mikrofondan yine operatörlere, “Metaliğin duyduklarını bize de yönlendirin ve mikrofonumu metaliğe bağlayın,” dedi.

Şimdi görüntüdeki askerlerin oynayan ağızlarından ses de duyuyorlardı. Bir kargaşa alıp gidiyordu hangarda. Bazı askerler nereden geldiğini sorup dururken, diğerleriyse konuşmaz ya da gemiyi terk etmezse ateş edeceklerini söylüyorlardı.

Kaptan mikrofonuna eğildi. Bir an için tereddüt etti ama boğazını temizleyip “Yeter!” diye bağırdı. “Ben Sirlin Sistemi’nden mahkûm nakliye konvoyunun komutanı, Albay Barna. Acilen metaliği Kaptan’ınıza götürün.” Şimdi de hangarda bir şaşkınlık hakimiyet sürüyordu. Bu şaşkınlık Kaptan’ın işine geldi çünkü askerler metaliği köprü üstüne götürüyorlardı. Hâlâ silahlar metaliğin üstündeydi.

Sulus Noran’ın köprü üstü, Garda’nınkinden bile daha telaşlı gözüküyordu. Metalik de bu telaşı iyice körüklemişti. Çıkması beklenen çatışmanın konuşmaları da hafiften duyulabiliyordu arkada. “Sulus Noran. Ben mahkûm nakliye konvoyunun komutanı, Albay Barna. Sesim geliyor mu?”

“Sesiniz geliyor Albay Barna. Bu konuşan Yarbay Tirila. Lütfen gezegen sistemimize gelme nedeninizi açıklayın.”

“Mahkûm nakliyesi yaparken nakliye gemilerimizden biri olan Prizna politikler tarafından ele geçirildi. Bundan kısa bir zaman sonra bir sıçrama gerçekleştirdiler. Nereye gittiklerini bilmiyorduk. Kaptan’ın hâlâ gemide olduğunu ve politiklerin elinde olmadığına dair zayıf bir sinyal aldık. Sinyalde nereye gitmiş olabileceklerine dair küçük bir ip ucu bulduk. O da bizi buraya getirdi.”

“Peki Albay, bağlantıyı niye kestiniz?”

“Gemimde de politiklerin yanında olabilecek birilerinin olabileceği, hasar kontrol sisteminde alıcıların içeriden hasar aldığını fark ettiğimizde aklımıza geldi. Şimdi lütfen silahlarınızı indirin.”

Sulus Noran silahlarını indirmişti. Alıcıların tamir edilmesi kısa sürmüştü. Metalik geri çağrılmıştı. İki tarafın da mürettebatları rahatça nefes alıyordu artık. Gemi güvenlik Subayı politikler için çalışan iki kişiyi yakalamışlardı. Ölü olarak. Hainler yakalanacaklarını fark ettiklerinde intihar etmişlerdi. Cesetleri uzay boşluğuna bırakmışlardı.

“Sorunlarınızı giderdiğinize memnunum Albay Barna. Yardım edebileceğimiz bir konu var mı?” Artık iletişimi normal yollardan sağlıyorlardı.

“Yarbay Tirila… bize kayıp gemimiz Prizna hakkında bildiklerinizi anlatabilir misiniz? Ayrıca Prizna’nın Kaptanı’nından herhangi bir haber alabildiniz mi?”

“Prizna sizin gibi sistemimize izin almadan gelmişti. Bu yüzden üsten bizim bu konuma gelmemiz bildirildi. Bir gariplik olduğunu iletişime geçer geçmez anlamıştık. Prizna’nın yarı askeri yarı sivil garip bir komutayla yönetildiğini fark ettik. Kabaca bir dolu yalan ve gerekçe sundular. Güya rota yanlış belirlenmiş ve buraya gelmişler. Bizden yeni bir sıçrama yapabilmek için izin istediler. Biz de onlardan hızlıca kurtulabilmek için izini verdik. Muhabere Subayı’mız Prizma’nın son konumunu yolluyor.

“Prizna’nın Kaptanı’na gelirsek. Evet, gerçek Kaptan olduğuna inandığımız biriyle bir iletişim kurabilmiştik. Bizden bir şey istemişti. Geminin kalkanlarını indirince sıçrama yakıt tanklarını sızıntı yaratacak kadar hasar vermemizi istemişti. Size Prizna’nın bir dış taramasını yollayabiliriz. Başka bir şey yoksa, size iyi şanslar Albay. Gerekli olursa siz gidene kadar burada olacağız.”

Kaptan, Prizna’nın Kaptanı’nın ne düşündüğünü merak etti. Sıçrama yakıt tanklarında oluşan hasardan yüzünden çıkabilecek olası sorunlar çok fazlaydı. En kötü olasılıksa sıçrama esnasında tanklarda kalan yakıtın bir patlamaya neden olabilmesiydi. Yine de bir sorun yaşanmadıysa yaptıkları sıçrama sonuncusu olacaktı. Prizna’nın son konumu ve dış taraması geldi.

Son konum ve Gölge Takip Protokolü ile Seyir Subayı yeni olası sıçrama rotalarını kontrol ediyordu. Geminin dış taramasıysa Başmühendis’teydi.

“Ne diyorsun Başmühendis. Hasarları çok büyük mü?”

“Hayır efendim. Bilgisayarın hesaplamalarına göre tanklardaki hasar geminin bütünlüğüne tehdit olacak ölçüde değil. Ayrıca sıçramayı tamamladıklarında yeni bir sıçrama yapabilecek kadar yakıtları da kalmayacak gibi gözüküyor.”

“Teşekkürler Başmühendis… Üsteğmen! Prizna’nın olası yeni konumunu bulabildin mi?”

Kaptan’ın aniden ona yönelmesini beklemeyen Seyir Subayı, “Evet efendim!” dedi. “Yeniden tek bir olasılık var. Gitrisa Yıldızı. Küçük, tekil bir yıldız, yörüngesinde gezegenler ya da başka yıldızlar yok.”

“Teğmen, Sulus Noran’dan sıçrama için onay iste. Sonuçta onların bölgesindeyiz. Üsteğmen yeni sıçrama konumlarını konvoyun geri kalanına ilet ve sıçrama sistemine konumu gir.”

Sıçrama için onay gelmişti. Seyir Subayı konumu sıçrama sistemine girmiş ve konvoydaki diğer gemilere de iletmişti. Sıçrama gerçekleşti ve konvoy kendisini Gitrisa Yıldızı’nda buldu. Enerji eşit dağılımı tamamlanmıştı.

“Radarlarda iki gemi var efendim,” dedi Seyir Subayı. “Birisi kesin Prizna. Diğer geminin kimliğini bilmiyoruz.”

“Şu gemiyle acilen bağlantı kurun,” dedi Kaptan.

“Bağlantıyı onaylamıyorlar efendim.”

“Efendim, silahlarını aktive ettiler! Hedefleri biziz!”

“Efendim, Prizna’dan bir bağlantı isteği alıyoruz ama geminin ana sisteminden gelmiyor.”

“Onaylayın.”

“Emredersiniz.”

“Albay. Beni duyuyor musunuz? Albay… Ben Prizna’nın Kaptanı, Binbaşı Elar. Eğer beni duyuyorsanız yabancı gemiyi vurabilirsiniz. Politikler için çalışıyor ama mahkûmları ya da tutsak tuttukları mürettebatımı o gemiye aktarmadılar daha.”

Prizna’nın Kaptanı’nın raporunu duyar duymaz İkinci Kaptan silahların hedeflenmesi ve ateşlenmesi için emir verdi. Pilotlar Pençeler’e bindi. Bütün Pençeler hangarı terk etmiş, politiklere ait olan gemiyi her olasılığa karşın çevrelemişlerdi.

“Elar. Seni duyuyoruz. Durumun nedir? Kaybın var mı?” Kaptan kısa süre için mikrofondan doğruldu ve İkinci Kaptan’a Prizna’nın iç güvenliğini sağlamak için metalikleri, sıçrama yakıt tankındaki hasarı onarmaları içinde böcekleri yollanmasını söyledi. “Binbaşı Elar, metalikleri ve böcekleri yardıma gönderiyoruz. Lütfen bana neler olduğunu anlatın.”

“Emredersiniz. Çavuşlarımdan ikisi ve adamları politiklerle iş birliği yapıyormuş. Yüzlerce politiği serbest bırakıp onları silahlandırmışlar. Biz durumların farkına varana kadar köpür üstü dışında zaten bütün gemiyi ele geçirmişlerdi. Bizi hücrelere koyarlarken yanımdaki subaylar kaçmama yardım ettiler. Şu anda yedi kişiyiz. Kendimizi, kapalı sistem bilgisayarlarının kablolarının geçtiği bir odada emniyete aldık. Eskiden üstlerimden duymuş olduğum Gölge Takibi Protokolü geldi aklıma. Elimizdeki imkânlarla size zayıf bir sinyal yollamaya çalıştık. Gerisini zaten biliyorsunuz Albay. Neyse ki, uzayda gölge olmaz!”

“Yanılıyorsun Yarbay, uzayda gölge olur!”

Oruç Can Hasmaden

Finlandiya’da gıda mühendisliği okuyorum. Fantastik ve bilim kurgu edebiyatı, filmleri ve oyunları tüketmeye bayılırım.