Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ve Dünya Uyandı

Yıl 2018. Dünya yaklaşık 4,5 milyar yıldır dönüyor. Şu ana dek zulmün ayak basmadığı tek bir nokta kalmadı.

Atmosferi keskin bir ölüm kokusu sarıyordu. Bedeninden koparılan canları dillerdeki dualar uğurlarken, toprak onları bağrına basıyordu. Kapana kısılmış biçareler ise kana susamış yaratıkların avıydı. Bir yanda ölümsüzlüğü bulmaya çalışan doyumsuzlar, bir yanda ızdıraptan kurtulmak için ölümü bekleyenler…

Arşa yükselen feryatlar dalga dalga büyüdü. Bulutlar çaresizce gözyaşı döktü, temizlemek istedi yaraları. Rüzgâr yerinde duramadı, acıları dindirmek için koşturdu. Deniz isyan etti, kendini kıyılara vurdu. Yapraklar döküldü yere, mazlumlar yerine ezilmeyi seçti. Ama insanların çoğu sustu. Onlar sustukça dünya suskunluğunu bozdu ve içindeki tüm pisliği kusmaya karar verdi.

Bir sabah büyük değişim gerçekleşti. Bilim adamları ve jeologlar yer kürede meydana gelen derin yarıkların sebebini araştırmaya başladı. Yarıkların boyutu birkaç metre ile birkaç km arasında değişiyordu. Bazı yerlerde derinliği o kadar fazlaydı ki altyapıda, tünellerde vs. büyük hasarlara yol açmıştı. Çeşitli teoriler ortaya atılsa da gizem çözülemedi. Kapatılmaya çalışılan çukurlar tekrar oluştu. Öte yandan dünyanın farklı yerlerinde sürgün, katliam ve yıkımlar devam ediyordu.

Teknolojide üstün konumda olan ülkelerin gizli toplantısı son bulmuştu. Kendilerince adaleti, barışı sağlamak için tehdit olarak gördükleri diyarları vuracaklardı. Günler süren hazırlıkların ardından savaş uçakları havalandı. Kendinden, daha doğrusu silahının gücünden emin olan pilotlardan en tecrübeli olanı gurur içinde havada süzülüyordu. Başarılı atışlar yapacak ve kariyerlerinde zirveye çıkacaktı. Yarım saat sonra masmavi denizin üzerinden geçerken gelecek hafta düzenlenecek olan ödül törenini düşünüyordu. O sırada depremi andıran sarsıntılar başladı. Denizin yüzeyinde beliren kabarcıklar dikkatini çekmişti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken sudan devasa bir cisim çıktı. Havai fişek misali hızla yukarıya boy atan ağaç nedeniyle rotasını değiştirdi.

Ağaç koyu kahverengi gövdesi, kalın kabuğu ve yüzlerce koluyla olağanüstü bir manzara oluşturuyordu. Bir anda hareketlenen ağaç  beyzbol topuna vurarcasına gerindi ve kuvvetli dalını uçağa geçirdi. İnsan boyutundaki kızılımsı yapraklar yere düşerken hava aracının kontrolünü kaybeden pilot dehşete kapılmıştı. Atlamak için bile vakti yoktu.  Sertçe suya çakılan uçak parçalara ayrıldı. Arkadan gelen uçaklar ağacı ateş altına aldı. Uçakların manevra ve saldırıları ağacı engellemeye yetmedi. Uzayan sivri kollardan biri uçağı delip içindeki pilotu adeta tavana yapıştırmıştı. Birkaç dakika içinde tüm uçaklar denizi boyladı.

Boğa güreşi arenası her zamanki gibi kalabalıktı. Sırtına üç mızrak yiyen boğa iyice sinirlenmişti. Matador, kırmızı pelerini sallarken kan içindeki boğa ona doğru koştu. Matadorun yüzüne sinsi bir gülümseme yayıldı. Son hamlesini yapmak üzere kılıcını kaldırmıştı ki sarsıntı dikkatini dağıttı. Arkasında birden beliren yaklaşık elli metre uzunluğundaki ağacın gölgesi üzerine vuruyordu. Gölge hareket etmeye başlayınca çevik, esmer adam kendini yana attı. Boğa şaşkınlıktan hızını kesmişken ağaç matadoru belinden kavrayıp mengene gibi sıkıştırdı. İç organları dağılan adamın ağzından kan boşaldı. Gövdesi çarpık halde yere düştü. Açık kalan gözleri yaşadığı dehşetin izlerini taşıyordu. Olaya tanık olan seyirciler bağırarak arenayı terk etmeye başladı.

Yüzünü atkıyla saran tekinsiz bir adam hızlı adımlarla yürüyor, kendisine ismi verilen kişiyi  takip ediyordu. Kumral, zayıf kadın her gün aynı saatte koşuya çıkardı. Organ mafyası için çalışan seri katilin sıradaki hedefi yalnız yaşayan bu kadındı. Issız sokağa girdiklerinde adam bıçağını çıkarıp soğukkanlılıkla kadının boynuna dayadı. Sağ kalmak istiyorsa dediklerini yapması konusunda onu uyardı. Kadın korkuyla başını salladı. Yanlış bir hareket yaparsa adamın anında kendisini öldüreceğine emindi. Katilin talimatları doğrultusunda terk edilmiş binaya doğru yürümeye başladılar. Şiddetli bir deprem adamın birkaç saniyeliğine tereddüt yaşamasına neden oldu. Sonra kolundan tuttuğu kadını daha şiddetli çekiştirmeye başladı. Gözleri dolan kadın nasıl kurtulabileceğini düşünüyordu. Çığlık attığında yüzüne yediği yumruk sersemlemesine neden oldu. Küf kokulu harabeye girdiklerinde hâlâ kadının başı dönüyordu. O sırada belini saran dalı fark edince bir çığlık daha attı. Ağaç kadını yavaşça pencereden çekip aldı ve kaldırımın kenarına bıraktı. Kadın yere indiğinde kaçamayacak kadar şaşkındı. İçerideki adamsa kullandığı uyuşturucudan hayal gördüğünü sanıyordu. Her şey birkaç saniye içinde oldu. Ağaç sanki homurdanırcasına sesler çıkarıp devasa kollarını art arda binaya indirdi. Darbelere dayanamayan yapı anında adamın üstüne çöktü.

Yaşlı bir adam küçük torununu parka götürmüştü. Eve dönme vakti geldiğinde çocuk bunu reddetmiş huysuzlanmaya başlamıştı. Dedesinin yanından uzaklaştı ve yolun diğer tarafındaki yarığa doğru koştu. Yaşlı adam bastonuyla zorlukla onu takip ederken durması için bağırıyordu. Ve bir anda çocuk gözden kayboldu, düşmüştü. İhtiyar şok içinde bağırırken yarıktan çıkan bir ağacın tepesinde belirdi torunu. Çocuk yaşadığı macera nedeniyle çok eğlenmiş görünüyordu. Dehşete kapılan adam çocuğu çekip aldı ve oradan uzaklaştılar.

O gün yüz binlerce kişi yaşamını yitirdi. Dünya, insanların ruhunu okuyabiliyor; varlığıyla kendisine yük olanları, lanetli olarak adlandırdıklarını yok ediyordu. Acısını paylaştığı insanlar, şahit oldukları, içindeki volkanların patlamasına neden olmuştu. Dünya dağlandıkça, azmışları ezdi geçti, içini soğuttu. Ağaçlardan birinin bir tankı diğerine tutması için fırlatması görenlerin hafızasında yer etmişti. Lavlardan oluşan görsel şölen sırasında ağaçlar savaş gemilerini, tankları, cephaneleri ve daha fazlasını lavların içine attı. Geriye erimiş metallerin oluşturduğu geniş düzlükler kaldı.

Olaylar dünya basınında geniş yer bulmuş, adeta kırmızı alarma geçilmişti. Sokakta herkes röportaj veriyor, şahit olduklarını anlatıyordu. Gücü elinde tutan devletler ortak bir karara vardı. Dev ağaçların insanlık için tehdit olduğu konusunda hem fikirlerdi. Ağaçların kökü kazınacaktı!

Haftaları, ayları bulan saldırılar sonucunda insanlar hiçbir yol kat edemedi. Ne denedilerse yok olan ağaçlar yeniden kök saldı, boy attı. Dahası Dünya ile olan savaşlarında neredeyse tüm savaşçılar öldü. Dolayısıyla insanlar korkar oldu ve birer birer savaşı terk etti. Aradan geçen yıllarda insanoğlu çok da değişmedi. Ancak her an tetikte olan Dünya kendi kuralını koymuştu.

* * *

Keşif ve çeşitli deneyler için Mars’a gönderilen bir uzay aracı çalışmalarını tamamlayıp yaklaşık on yıl sonra Dünya yörüngesine girdi. Astronotlar uzay istasyonuyla bağlantı kurup bilgi alsalar da gördükleri manzara karşısında şaşkındılar. Söylenenlerin bir şaka olduğunu düşünmüşlerdi. Dünya sanki bambaşka bir gezene dönmüştü. Yer kürenin yarısı yeşillik ve maviyle harmanlanmış, canlılığını koruyan bir cennetken; diğer yarısı devasa ağaçlarla kaplı, yoğun bir pusun hakim olduğu, cansız bir diyardı. Dünya, kötülüğü bırakamayan, özü karanlıkla yıkanmış insanların başkalarına zarar vermemesi için adeta karantina bölgesi oluşturmuştu. Yaşanacak güzel bir ev, lüks bir yaşam, para yoktu burada. Herkes bir şekilde başının çaresine bakıyor, ölmeyecek kadar yiyecek ve suyla, kendi elleriyle inşa ettikleri barakalarda idare ediyorlardı. Yırtıcı hayvanlara yem olanlar azımsanmayacak boyuttaydı. Bıçak, çakmak dahil silah kategorisine girecek hiçbir nesneyi kullanma hakları yoktu. Sefil bir yaşamın içine hapsolmuşlardı. Öbür tarafa geçmeye cesaretleri yoktu. Çünkü nice insan bu çabası sonucu feci şekilde yok olmuştu, kalbi gerçekten değişenler hariç.

Duygu Özkan

1989 yılında İstanbul' da doğdum. Endüstri mühendisliği mezunuyum. Küçük yaştan itibaren kitaplara ilgi duydum. Okumak ve yazmak benim için bir ihtiyaçtır. Yazmayı, insanların kalbinde bir iz bırakma fırsatı olarak görmüşümdür. Hayata farklı açıdan bakmamı sağlayan animeler de ilgi alanıma girer.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhabalar,

    Seçkiye başarılı bir öyküyle dönüş yapmışsınız.

    ‘‘Havai fişek misali hızla yukarıya boy atan ağaç nedeniyle rotasını değiştirdi.’’ Benzetmenin görsel gücü etkileyici.

    Öykü yaratıcıydı, mesajı yerindeydi ve finaliyle güzeldi. Farklı hikayelerle dünyanın yargısını sunmanız ritim katmış hikayeye.

    Birkaç yerde zamanların sık sık değişmesi akıcılığı sekteye uğratmış; öyle çok göze batmıyor ama bir göz atarsınız.

    Ellerinize, kaleminize sağlık. Gelecek seçkilere de katılmanız ümidiyle :slight_smile:

  2. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Bu kez değişik bir tarz denemek istedim. Zaman konusunda bazen bir karmaşaya düşüyorum sanırım. Neredeyse her öykümde böyle bir yorum alabiliyorum. Elimden geldiğince dikkat ederim. :slight_smile:

  3. Doğanın intikamını içeren kurgular her zaman favorimdir. Nitekim bunu da çok beğendim:) Özellikle ilk paragraftaki destansı anlatım çok hoşuma gitti. Belki böyle planlayarak yazmadınız ama ilk paragrafı okurken bütün o denizin, rüzgarın hareketlerini ağır çekimde ve arka planda bir müzikle izledim sanki…

    Cümlelerin temposunun hiç düşmemesi ve aynı heyecanı hissettirerek akıp gitmesi çok hoşuma gitti.

    Neden bilmem bunu animasyon bir kısa film olarak da görmek istedim. Sanki çok uygun bir kurgu gibi geldi bana. Kaleminize sağlık :pray:t2: Bir diğer seçkide görüşmek üzere

  4. Beğenmene çok sevindim. Elimden geldiğince hem düşüncemi aktarmak hem de akıcılığı sağlamaya çalıştım. Animasyon olarak görmek güzel olurdu gerçekten. Desteğin için teşekkürler. :slight_smile:

  5. Avatar for Umut Umut says:

    Merhaba Duygu. :slight_smile:

    Güzel bir öyküydü. Çoğu zaman insanlığın kökünün kazınması gereken bir virüs olduğunu düşünürüm. Bu yüzden fazlasıyla hoşuma gitti öykü. Kalemine sağık :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

10 cevap daha var.

Yorum Yapanlar