Öykü

Çok Yaşa!

Enikonu bu bir avdır. Anlatılana göre avcı ile av yer değiştirdiği vakit başlar her şey. Ne zaman peşinde koştuklarının hırsına vuku olursa insan; ava döner. Ve kaçan tarafa geçende, kovaladığının zulmüyle tanışmaması imkânsızdır… Puslu bir gecenin en karanlık anında başladı hikâyemiz. Dört kafadar ellerinde tırpanların yerine kondurdukları çivili sopalarla yürümektedir belki de şimdi. Yorgun düşmüşlerdir bir hayli. Yollarını kaybedeli nereden baksan bir ömür geçmiştir. Peşine düştükleri tarafından tuzağa çekildiklerini sezmeden ilerlemekte ısrar etmişlerdir.

Hayatları boyu bir baltaya sap olmanın haklı gururunu taşıyan bu dört yürekli insan; neden buraya düşmüştür peki? Başlangıca gitmeden evvel bugünlerini bir güzel seyreylemek gerekir. Kokuyu solumaktan bitap düşmüş burunları artık istifa etmiştir görevinden ve midelerinde istifra edecek bir şey kalmamıştır geriye. Bir sonbahar vakti dağın kıracında ne işleri vardır? Santim santim etraflarını saran bu sise sığınan çürümüşlüğün sebebi nedir? Bilinmez. Anlatana böyle sorular sorulmaz. Sizin sonunuz ne olacak onu da deyivereyim oldu olacak…

Kim olduğumu merak etmiş olmalısınız. Cazı derler; adımı yitireli epey oldu. Ahşap bir kulübenin içine sığdırdıklarımı bir bilseniz… Bahsedildiği gibi aksi lanet bir kadın değilim. Evveliyatım böyle değildi en azından. Muzipliği severim hakları vardır ama ötesi yok içimde. Kötülüğe kendim için ettiğim bir hizmetim yoktur. Ama yeminler içsem de inandıramam kimseleri.

Yapmamı arzuladığınız ne varsa yaparım sadece. Şeytana hizmet etmek arzusuyla bana geldiğinizde ben sadece bir maşa olarak isteğinize nasıl kavuşacağınızı söylüyorsam mesela: Sorarım size kötü olan ben miyim sahi? Ben miyim kâfir şimdi! Her neyse, kendimi anlatmağa gerek yok. Kafadarlardan bahsedecektim size.

Biliyorum elbet yola nasıl düştüklerini. Ben anlattım söylencelerin uzunu da azını da… Ah, başta hiç bu işe bulaşmak istemeyen o kadını dinlemeleri gerekirdi. Tebessümle başımı salladığımı anımsıyorum. Eksik dişlerimden ürküp gitmek istemediğini söylese de fark etmez. Sezmişti tekinsiz olanı. Heyhat tekinsiz nedir? Dön bak içine, salt gecenin doğurduğu değildir o. Sesleri kestiğinde, her şeyi yok ettiğinde daha derinden duyarsın sadece. Gündüz vaktine sinenleri daha çok ürkütür insan olanı. Yağmura yüklenmeğe de gerek var mı bunca? Bulutsuz, aya doymuş bir gece düşleyin hele; başınıza geleceklerin çığlıklarıdır kargaların bağırtısı işte.

Olmayan ellerini ovuşturur ve bekler gizlenenler. Şapırtılarını işitir misiniz? Yere vuran tok adımlarınız kemiklerinizin çıtırtısına varanda belki duyarsınız her şeyi. Kafadarların başına gelen de farklı olacak değil. Bir macera aradıklarını söylediler. Bahsi geçeni efsunluları anlat dediler, anlattım. Yolunu izini pek güzel tarif ettim. Oyuncak sopalarıyla korkuya aç bedenlerini, insana aç dişsiz dehlizlere saldığımı itiraf edemeyecek haldelerdir şimdi.

Cazılık etti demeyesiniz. İşim budur ne istenirse onu sunarım gelenlere dedim ya. Kapımı çalarken ne istediğini bilmek gerekir: Bunu köyün kahvesinde işittiklerine eminim. İlk tembihim bu oldu şimdiye değin. Sözümden çıkmaya korkar ahali. Yıllar önce başlarına musallat olan sis vahşetini ben etmedim lakin bırakalım onlar bu gerçeği böyle bilmeğe devam etsinler.

Nerede kalmıştık. Gelip heyecan istediklerini söylediler işte. O genç irisi yok mu, onları buraya sürükleyen, gündelik yaşamlarından sıkıldıklarını anlattı. Uzun zamandır oyun niyetine metrukte dolaşmışlar. Aradıklarını bulamadıklarından yakındı. Memleket inli cinli hikayelere hasret dedi korkmazdan. Şüphe duymaksızın alay etti benimle de. Yalanlamak istedikleri ne varsa bulup gezmektelermiş. Yaşamağa dair yalanlanacak onca şey varken bu alemin dışına bulaşana ben ne diyeyim ki?

Tatil anlayışları için onları suçlayacak ya da sorgulayacak değilim ya. Ne isterse yapar insan. Başına ne gelirse isteklerinin körlüğündendir. Çığlıklarını işitemeyecek kadar uzakta olmak üzüldüğüm. İthamlarınızı da alın başka yere gidin; sürükleyen ben değildim ya onları. İstediler ve buldular. Arzuda ne varsa ona varacakları patikayı anlattım kabul ama cazının tekidir diyerek güldü diğer oğlan bana. Kadınlardan biri korktu dedimdi ama diğeri pek deliydi. Bunca inanmadıkları canavarlara karşı kuşanıp da yola düştüler.  Yaşadıkları her şey ya varsa ihtimalinden geldi, görmekti arzuları: Hodri meydan dedim sadece. Bakalım etleri ne kadar leziz gelecek mahluklara işte bütün muamma bu…

Kokuyu bulursanız geri dönemezsiniz dedim mi ben; dedim. Gerisi beni ırgalamaz.  Evimin tepesinde bir yol vardır; gölün kıyısında başlar diye devam ettim. Hız kesmedim anlattım: “Yerlerde lezzetli dağ çilekleri olur şansınız olursa. Aç kalırsanız yersiniz aman dikkat edin mantarlara çok elleşmeyin.” Son cümlemi deyince “Ayırdına varamazsınız geberir gidersiniz tez elden”  kahkahayı bastı insan irisi.

“Patikadan çıkmanız gerektiğinde anlayacaksınız zaten dedim. Çalıların geçit vermediği yerde ağaçlara dolanın. Çam pisilerini takip edin ondan sonra. Tatlarını pek severler açlık vaktinde çiğner dururlar. Nerede pisiler artıyor bilin ki yaklaştınız. Çamların bitiminde belirecek sise dikkat edin. Gelecektir boşlukta göremediğiniz salınışlarıyla aradığınız. Gecesi gündüzü yoktur inanmayın ne anlatıldıysa size. Ruhunuzu orada teslim ederseniz bedeninize el değmeden ulaşırız. Kaskatı cesedin tadını sevmezler. Buranın gulyabanisi de böyle. Diri et ister; bekler ki yüreği sökünce avuçlarında atsın bir taşım daha. Fokur dokur; ılık ıpıslak kanlarınızı olmayan ağızlarında eritmeğe bayılacaklardır. Tez vakitte ölmeye bakın bütün bir beden kalsın geriye derseniz. Sizi aramağa çıkacak birileri varsa mektubunuzu yazıverin. Boğum boğum parmaklarınızı kaleminizde gezdirin. Önce oradan başlarlar yemeğe. Tüm günahlara uzandığınız bu eller en lezzetli parçadır onlara göre.”

Onca laf dedim de bana sordukları pisi ne oldu. “Pisia” dedim bir daha; “Kedi çağırır gibi değil.” diye ekledim. “Çam sakızıyla karıştırmayın; öyle bir şey değildir. Özüdür yaşamın, şifadır tam mevsimi şimdi. Yaz başlamadan evvel yaradan akandır. Geri dönebilirseniz kanamazdan toplayın da getirin hatta. Biraz yanık merhemi yapıveririm size de. Yangılı ruhlarınıza sürer bu macera heveslerinizi kutsarız.”

Ürkütücü latifemi endişeli kadın algıladı. Dönemeyeceklerinden emin olduğu andı. Gözlerindeki tüm telaşa rağmen gidecekti. “Neden?” diye sormadım. Korkaklığı korktuğunu itiraf edemeyişindeydi. Buna bir çare bulmam mümkün değildi. Yüzleşmek dünyayla kafi gelmez; içerindeki aynaların üstünü örttüğün perdeleri bir bir düşüreceksin ki arınasın kendinden. Ne zamanki yansımadaki cani kopar gider benliğinden o zaman özgürleşir olursun yalın bir fani.

Ellerine gitmezden evvel bir lokma kek verdim; biraz da sıcak bir şeyler içirdim. Mırın kırın etseler de yediler. Sonrası onlar için hiç gidilmeyen bir yere tutturulan yaşamları oldu. Bozkırın ortasında beliren bu ormanı sorgulamadılar hiç. Yaşımı, başımı, gücümü sınamaktan gayrı bir şey yapmadılar. Dönmüş olmalılar; hayır maceraperestler değil. Fısıldıyor ormanın kaçak mahlukları yolcuların başına gelenleri; duyuyorum her birini.

* * *

 “KESTİK!”

Tütsülerin  baharatlı kokuları eşliğinde vakur bir edayla konuşan kadın bir anda kendine geldi. Bükük beline kondurduğu ellerini havaya kaldırıp bağdaş kurduğu divanda gerindi. Birbirine dolanmış ve keçe görünümlü kara saçlarını yüzünün kıyısından kulaklarının arkasına sakladı. Boyalı -eksik- dişlerini sergileyerek gülümsedi.

“Nasıldı? Bilmiyorum neden ama ben cazıyı derinlemesine yaşadığıma inanıyorum. Yani sanki benden bir parça gömülü bu huşuz kadının içine.”

Programın yapımcısı onaylar bir ifadeyle başını salladı, ses etmedi. Kadın geçiştirildiğini anladı ama adamın fikrine değer vermediğini anımsadı. Neticede ülkenin en çok izlenen programında tüm reytingleri kırıp geçecek bir bölümde başrolü oynamaktaydı.

Etrafındakilere aldırmadan karman çorman kumaş yığınlarına daha çok sarındı. Kisvesi kadına güç vermekte ve cadıyı anlamasını sağlamaktaydı. Heyecanla senaryonun devamına göz gezdirdi. Kameraların yerleştirildiği nesneleri tekrar kontrol etti. Rolü gereği daha etkileyici bir performans için temas noktalarını iyice ayarlamalıydı. Muhtemel doğaçlama diyaloglar içinse kendince bir hayli pratik yapmıştı.

Yaklaşık iki saat önce gelmişti beklenen ekip. Bihaber hallerine bakıp keyif almamak imkansızdı. Tüm kumpası ayarlayan çekingen görünümlü arkadaşlarıydı. Genç kadın defalarca arkadaşları tarafından korkutulduğunu ve bunu misliyle ödetmek niyetinde olduğunu söylemişti. Şovun zirve şakası olacaktı bu. Nitekim dozaj beklenenin çok üstünde olacaktı.

Belki de bu şovun en can alıcı noktası buydu. Kendi kendini gerçekleştiren kehanetler mottosuyla hareket eden yönetmenin hedefi belliydi. Hapşırmak için çırpınan bir insana “Çok yaşa!” diyelim ve gerisini seyredelim. Kadın kulübenin yıkık dökük kapısı açılırken içinden fısıldadı.

“MOTOR!”

* * *

Yalpalayan adımları cüssesiyle birleşen adam daha fazla ilerleyemeyeceğini fark ederek yere çöktü. Büyümüş göz bebekleri etrafındaki ormanın boynuna dolanan sise odaklanmıştı. Pusun gerisinde hızla hareket eden karaltılara bakarken dehşetle dolan ağzı açılıp kapanmaktaydı. Arkadaşlarının ne halde olduğunu düşünemez haldeydi.

“Biz ne yaptık abi? Ne demeye geldik buraya?”

Aydınlık göğe uzak; dev çamların gölgesinde ve bitmek bilmez çığlıklar eşliğinde delirmenin eşiğindeydi. Deli kadının anlattığı yolu takip etmişlerdi. Lakin evden bir an önce kurtulmak gayesiyle yapmıştı bunu. Evin içi garip buharlara bulanmıştı sanki. Ölümün kokusu hakimdi tek göz odaya, kadının üzerinden yayılan korkutucu efsunla birleşince kaçmaktan başka çare bulamamıştı. Yanındakileri de sürüklediği bu lanetli yürüyüş her şeyin sonuydu belki de.

Köye dönemezlerdi; onca alaya maruz kalamazdı. Gereksiz kaygılarının sonuçlarını yaşayan arkadaşlarına bakmaya çalıştı. Kafası Atlas’ın sırtlandığı dünya misali ancak taşıyabileceği kadardı. Hâlâ hareket etmeye çalışan ince siluet yanından geçip gitti. Seslenmeye çalıştı çocukluk arkadaşına. Oğlan görüş alanından hızla kaybolurken çaresiz bir inilti yükseldi dudaklarından. Aynı anda kız arkadaşı bitkin bedenine çarparak yanına yığılmıştı.

Delirmiş bakan gözlerindeki kendi korkusuna eş duyguları görünce adam ağlamaya başladı. Hıçkırarak devasa ciğerlerini yırttı. Sisin etrafındakiler yaklaşmıştı. Sevgilisini dinlemeliydi; diğer çiftin aksine bu konuda ortak bir hevesleri hiç olmamıştı ki. Genç kadına hep dayatmıştı bu gezileri. Dostlarının çığlıkları yankılandığında ormanda sevgilisini de çekeleyerek geriye doğru süründü.

Bir ağaca tosladığında sırtı çaresizce kıza sarıldı. Boynuna geçirdiği çenesi kadının canını yakmaktaydı. Arkadaşlarının çığlıkları başladığı hızda kesildi. Çamın yoğun kokusu deşilmiş pisianın sırtındaki yapışkan dokusuyla birleştiğinde çok yakında olduklarını anladı. Gölgeleri seçmeye çalıştı. Kendi sopasını nerede düşürdüğünü dahi anımsamamaktaydı. Bir anda kaybolmuştu. Sevgilisinin elinde işlevini yitirecek tek savunma şanslarına tutundu.

Gölgelerin dansı hızlanmıştı. Gözünün önünde şeklini şemalını yitiren ormandan fırlayacak devasa cüssenin karaltısını gördü önce. Elindeki bastonu her vuruşunda yer titremekteydi. Kapana kısılmış bir hayvanın acı haykırışlarıysa gulyabani önlerine kanlar içindeki bir kol fırlattığında ormanı çınlattı. Genç adam hızla bir karar vermeye çalıştı.

Bu mahlukun elinde uzuvlarına ayrılmaktansa ölmeyi yeğlerdi. Aynı şey kız arkadaşı içinde geçerliydi elbet. Cadı kadının anlattıklarını anımsadı kısacık bir anda. Eğer ölmüş olursanız size dokunmaz. Sevgilisinin boynuna doladığı bileğini tüm gücüyle sıkmaya başladı. Daima şefkatiyle can bulduğu kadının yüreğinin adımlarının tekleyişini fark ettikçe haykırışları arttı da arttı. En azından onu kurtarmalıydı. Sonu kadim dostları gibi olmamalıydı.

Önlerine atılan o kolun kime ait olduğunu bilmekteydi. Gulyabanin iki insan boyundaki cüssesi salına salına üzerine doğru gelmekteydi. Sevgilisi son nefesini verdiğinde çivili sopayı kendi boynuna geçirdi. Defalarca. Üzerine koşan gölgeleri gördükçe hızlandı tepesinde kapüşonlarını açan karalar giyinmiş insanları gördüğündeyse artık çok geçti. Son gördüğü şey gulyabaninin yerlere sürünen cübbesinin savruluşu ve tahta bacakların birbirine geçip devrilmesi olmuştu.

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Çok Yaşa!” için 8 Yorum Var

  1. B_Hotan dedi ki: dedi ki:

    Yine sihirli kaleminle büyülü diyarların kapısını aralamışsın Ezgicim. Cazı’nın her bir cümlesine ayrı bayıldım. Kesinlikle tüyler ürperten bir girişten bizi koparıp gerçekliğe çekivermiş olmana rağmen yine de sonunda yaptığın sürprizle kanımızı dondurdun. Bu elbette iyi anlamda bir donma idi. İlham perilerine, vaktine emeğine sağlık. Tebrikler :slight_smile:

  2. Cağnım arkadaşım!

    Bir hayli sevindim değerlendirmene; neticede sevdiğim bir yazardan bu yorumu almak beni mutlandırıyor :smile: Cazı role fazlasıyla girmiş bir oyuncu belki ama tasvir edilen kadının konuşma diline ve fikirlerine birkaç yerde temas edebiliyor aslında; ben de işin bu kısmını sevdim. Ve bu konuda çok iyi olduğuna inanıyor tatlı bir ironi oldu. Yönetmenin tarafındayım ben galiba :dancer: Senin sevdiğin kısımlar cazıya ait kısımlardı bu arada direk :slight_smile:

    Bol ilhamlı günler cankuşu! :dragon_face:

  3. Grotesk mi, trajikomik mi, kara mizah mı dense kestirilemeyen bir öykü olmuş. Sonu rahatlatacağına daha da üzüyor insanı. Bu finale de küçük küçük göndermelerle ama çoğunlukla atmosfer bozulmadan gelinebilmiş.

    Ayrıca edebi açıdan başarılı; imla, noktalama hatalarından ari son derece düzgün bir öykü olmuş.
    Tebrik ederim.

  4. Güzel bir öyküydu kaleminize sağlık.cazi karekterini çok beğendim. Sonu şaşırtıcıydı.

  5. Merhabalar;

    Bayılıyorum beni şaşırtan kurgulara :slight_smile: Öykünüzü gerçekten çok beğendim. Cazının anlatımı ve doğal, kendine has konuşması çok hoşuma gitti.

    Sonunu özellikle beğendim aslında. İyi ki acımasızlığınızın önüne geçememişsiniz. Sadece şaka kısmının çok anlaşılır yansıtılmadığınu düşünüyorum. Belki de oradaki ekip kelimesi yüzünden. Tabi bu benimle ilgili de olabilir :slight_smile:

    Emeğinize, kaleminize sağlık :hugs: