Öykü

Damdaki

Günlerden birinde, Anadolu’nun dağlık arazilerinde, Ege Bölgesinde, bulunan köyde Yusuf, tarlalarında annesi ve babasıyla kendi bahçelerinde kiraz toplamaktaydı. Kendisi, ilkokul ikinci sınıfa giden bir çocuktu. Yanakları kıpkırmızı, saçları sarışın ve gözleri de yeşil renkliydi. İçine bir çizgi film izleme isteği gelmişti. Annesine ince erkek sesiyle seslendi.

“Annee! Ben eve gidiyon. Uykum geldi.”

“Ule daha bitmedi nere gidiyon sen!”

“Gız Ayşe! Bırak gitsin çocuk. Huncacık boyu var zaten. Gitsin yatsın gızan.”

Yusuf, babasından izin aldıktan sonra heyecanıyla evine doğru koşmaya başladı. Köyden arkadaşlarını yol kenarında görmüştü. Çocuklar arkasından gülmeye başladı.

“Ule Yusuf nereye gidiyon?”

“Bi susun bakam ya.”

Evine girene kadar nefes nefese kalmıştı. Boncuk boncuk oluşan teri, süzüle süzüle kızıl yanaklarından aşağı doğru iniyordu. Kapıyı açtı ve içeriye, musluğun yanına koştu. Musluğun suyunu kana kana içti. Musluğu kapadı ve televizyona koştu. Kumandayı alıp, televizyonun karşısındaki koltuğa uzandı. En çok izlediği kanalın numaralarını ezberlemişti. Sırasıyla 8 ve 6. Kumandadan bu tuşlara basarak kanalı açıp, Arthur‘u izlemeye başladı. On beş, yirmi dakika sonra çocuk,  kendisine hakim olamayıp uzandığı koltukta uyuyakalmıştı.

* * *

Uyandı. Babası uyandırdı. Imzık ımzık babasına baktı. Kırmızı yanakları daha kırmızıydı. Babasından azar işitmişti.

“Kalk, gece uyumuyon sonra.”

Saate baktığında dört saat uyumuş olduğunu farketti. Kafasını çevirip televizyona baktı. Ekranda dandik cinayet çözme programlarından biri vardı. Annesi izliyordu.

“Ya anne ya!” diyip annesine sitem etti ve arka odaya geçti. Orada, defterini ve kalemlerini çıkarıp ev ve ağaç çizdi. Bir kaç dakika sonra yine uykusu geldi ve uyudu.

* * *

Gecenin bir saatinde, ahırlarından gelen gürültü ile uyandı. Sanki bir insanın düşüş sesi gibiydi. Annesi ve babası o sesi duymadığından o da sesi görmemezlikten geldi. Bu ses bir daha tekrarlanınca, merakından aşağıya inip, ahıra yürüdü.

Orada, bir şey gördü. İneklerden, öküzlerden daha farklı, beyaz. Yusuf onu görünce korktu. Bağırarak eve doğru koşmaya başladı. Annesi ve babası o sese uyanıp, koşarak aşağı indiler.

“Yusuuf! Ne oldu?”

“Ana! İçerde güçücük bi kutup ayısı var.”

“Ney ayımı! Bene bak, tüfeği al gel.” dedi. Yusuf’un babasına. “Yusuf! Sen de höle gel bakem.”

Yusuf yaratıktan çok korkuyordu. Annesinin elini sımsıkı tutmuş, titreye titreye bakıyordu ahıra. Ama ahırdan küçük bir bebeğin sevinçli olduğunu gösteren sesler çıkarması gibi bir ses işitiliyordu. Bu sırada Yusuf’un babası tüfeği getirmişti. Ahıra girdiğinde bu hayvanın bir yeti olduğunu gördü. Yeti, ineklerin samanıyla oynuyordu. Samanlar Yusuf’un babasının yüzünden aşağı düşmüştü.

Yanlışlıkla silahı ateşledi. Yeti korktu, saklandı, saldırganlaştı. Yusuf ahıra koştu, babasına bir şey oldu diye. Ahıra girdiğinde hayatının son dakikalarındaki en kötü acıyı yaşamıştı. Babası hareketsiz yatıyordu. Sinirlendi çocuk; babasının elinden tüfeği aldı. Bütün çocukluğuyla bağırdı.

“Çık lan dışarıya!”

Bekledi, bekledi, bekledi. Yeti, Yusuf’un üzerine atladı. Yusuf, tüfeği yetiyi hedef alarak ateşledi. Yeti, göğsüne kurşun yedi. Uzunca tırnaklarını Yusuf’un boğazına geçirdi. İkisi de birbirinin görmüş olduğu son canlılar idi.

Yusuf’un annesi, son tüfek sesini duyduğunda ahırın kapısından içeriye girmişti. Yetiyi oğlunun üzerinden atıp, oğluna sarıldı. Ağıtlar duyulmaya başladı. Oğlunun gözlerine baktı, çaresizce.

Damdaki” için 1 Yorum Var

  1. Merhabalar.
    En beğendiğim çalışmanız oldu bu öykünüz. Yine biraz acele yazılmış ama ziyanı yok. Güzeldi, devamını umuyorum adınıza.
    Ellerinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!