Öykü

Delik Kara

Birazdan size aktaracağım hikâyeyi bana arkadaşım anlattı,ona da kız arkadaşı anlatmış. İnanmak için hâlâ zorluyorum kendimi. Hikâyesi bittiğinde arkadaşıma boş boş bakmış olmalıyım ki kendisine inanmadığımı söyleyerek payladı beni.

Arkadaşımın kız arkadaşı bir uzaylı. En azından arkadaşım öyle söylüyor. Sanal ortamda görüşüp sevişmişler. Uzaylı kız, kendi gezegenindeki ileri bir teknoloji sayesinde arkadaşımla temas kurmuş. Sanki dünyada temas kuracak başka insan kalmamış gibi. Kıza da hikâyeyi dayısı anlatmış. Kızın dayısı dünyalıymış. Yıllar evvel biri erkek diğeri kadın, iki kardeşin iz bırakmadan kaybolduğu ünlü vakayı hatırlayanınız vardır herhalde.  İşte bu iki kardeşi, incelemek için uzaylılar kaçırmış. Ancak İnceleme Komitesi başkanı,dünyalı kadına âşık olunca işler değişmiş ve evlenmişler. Sonra kadın melez bir kız dünyaya getirmiş. İşte bu kız, benim arkadaşımın uzaylı sevgilisi oluyormuş. Kızın dünyalı dayısı, çekimine kapılıp da sık sık ziyaret ettiği kara deliğin yakın arkadaşıymış. Çünkü kara delik de dünyalıymış. NASA’nın çektiği kara delik fotoğrafına dikkatli bakıldığında, ışık halesinin en yoğun olduğu yerin sağ tarafında, uzaylı kızın dayısının son model uzay aracını görmek mümkünmüş. Ben fotoğrafa baktım ama göremedim. Belki siz görebilirsiniz. Neyse daha fazla sıkmadan sizi, anlatmaya başlayayım hikâyeyi. İşte size kara deliğin ilginç hikâyesi:

Asıl adı Dilek’miş. Ancak akşamdan kalma ayyaş bir nüfus memuru sesli harflerin yerini karıştırınca, kafa kâğıdına ismi Delik diye yazılmış. Nüfus kâğıdındaki bu hata, Dilek okul çağına geldiğinde anlaşılmış. Dilek’in babası Reşit Kara, kayıt yapan memura nüfus kâğıdını uzattığında adam kayıtsızca şöyle demiş:“Delik mi kızın adı? Değişik bir isimmiş.”Reşit acele etmeden ve herhangi bir hayret belirtisi göstermeden nüfus kâğıdını uzanıp almış ve çat pat okumasıyla yazıyı söktükten sonra kendi kendine mırıldanmış, “Olsun, Delik de güzeldir.”“Anlamı ne ki?” diye sormuş kayıt yapan adam. “Bilmem… Deliktir işte,” demiş Reşit dudağını bükerek.

Reşit eve geldiğinde “Bundan sonra bu kızın adı Delik’tir,” demiş. Karısı Şerife “Ne diyorsun herif, ne deliği?” diye şaşkınlıkla sormuş. “Ebenin deliği. Ne deliği olacak, aha bak işte burada öyle yazıyor,” deyip Şerife’nin eline nüfus kâğıdını tutuşturmuş. Okuma bilmeyen Şerife duruma bozulmuş ve “Al bunu, gözüne çakılsın,” demiş. Delik yeni ismini hiç sevmemiş ama bir şey de diyememiş. Tıpkı anasının attığı dayaklar ve babasından yediği azarlar gibi onu da yutup içine atmış. Ufak tefekmiş Delik ve soyadı gibi karaymış. O yüzden sınıf arkadaşları ona Kara Delik demeye başlamışlar. Okula çok hevesliymiş, derslerinde de oldukça başarılı. Ancak ilk iki sınıfı birincilikle bitirip de üçüncü sınıfa geçtikten kısa süre sonra Delik’i okuldan almışlar. Çünkü Şerife hastalanmış. Delik’in küçük kardeşi Osman’a bakması ve ev işlerine yardım etmesi gerekiyormuş. Okuldan ayrılmamak için çok ağlamış ama ağzına gelen birkaç cümleyi gözyaşlarıyla beraber gargara yapıp geri yutmuş. Küçük Kara Delik ev işlerinde çok zorlanıyormuş. En zoru da eve yüz metre mesafedeki pınardan,neredeyse kendi boyundaki helkelerle su taşımakmış.Şerife ise evin içinde alnına sardığı yazmalarla “Allah canımı alsın da siz de kurtulun ben de,” diyerek gezip duruyormuş. Delik bir gün yanılıp da âmin deyince anında suratına tokadı yemiş. Şerife pişman olup dizlerini dövmüş, sonra da kaderine sövmüş.

Yıllar geçmiş ve küçük Kara Delik büyümüş. Büyüdükçe daha da kararmış; hem içi hem de dışı. Artık daha rahat yutar olmuş her şeyi. Ergenlikle birlikte boy atmış, vücut hatları ortaya çıkmış. Amcasının büyük oğlu Delik’i sağda solda sıkıştırmaya başlamış. Samanlıkta, ahırda, kilerde… Delik olanları anasına anlatmak istemiş. Ancak korkmuş. Ya bana inanmazlarsa diye içinden geçirmiş ve bunu da yutmuş ancak yuttuğunun bir kısmı kılçık gibi boğazına takılıp kalmış. Bir gün ahıra ineklere yem vermeye gittiğinde yine arkasında o bildik sertliği hissetmiş. Ama bu sefer bir gariplik varmış. Çünkü kendini saran kollar daha güçlü ve arkasındaki baskı yapan tümsek daha büyükmüş. Bu sırada ahırın kapısı gürültüyle açılmış, Delik’i saran kollar aniden gevşemiş ve kolların sahibi su kovasını devirdikten sonra hızla uzaklaşmış. Delik dönüp baktığında anasının kıpkırmızı yüzünü görmüş. Şerife gelip Delik’i hırpalamış, saçlarından tutup kafasını hayvan yemliğine çarptıktan sonra “Söyle kız ne zamandır bu böyle,” demiş. Delik ağlamaktan başka bir şey yapamamış ve salyasını sümüğünü yutmuş. Şerife hınçla devam etmiş; “Kahpeeee! Karartın kalksın emi. Adın bebeklere vurulsun İnşallah. Yağlı kurşunlara gelesin. Zaten seni doğururken yüzüne işediydim, şu olacak iş mi?” demiş. Sonra ahırın içinde bir aşağı bir yukarı adımlamaya başlamış. Delik ise yerde kıvrılmış, burnunun dibinde genzini yakan taze bir inek gübresi, içini çeke çeke ağlıyormuş. Sonunda Şerife biraz olsun sakinleşmiş ve parmağını sallayarak şöyle demiş:

“Söyle boyu devrilesice, bir şey oldu mu? O emmin denen sakalı boklu ilişti mi sana?” Delik’in gözleri birden büyümüş,hıçkırıklara boğulmuş. Gözyaşları sular seller gibi olmuş. Şerife bunu kötüye yormuş, “Vay küller başıma, ne halt edeceğiz şimdi!” diye kendi kafasını yumruklamış. Ama Delik sakinleşince olanları anlatmış. Ana yüreği bu ya, Şerife biraz yumuşamış ve “Bana bak,” demiş “Bu olanlardan kimsenin haberi olmayacak, hele de babanın. Yoksa ikimizi de öldürür.” “Benim kabahatim ne?” diyememiş Delik ve bunu da yutmuş. Sonraki akşam çay içmeye gelen ve “Nasılsın kızım?” diyen amcasının elini öpmüş.

Ertesi yıl Şerife ölmüş. Reşit tekrar evlenmiş. Analığı Hüsne, Delik’e huzur vermemiş. Sonunda Reşit, Delik on altısına bastığında onu satmaya karar vermiş. Delik güzel ve alımlı sayılmazmış. Bir gece yatmadan önce, evleneceği kişiyi sevebilmeyi dilemiş. Rüyasında bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı görmüş. Önce onu evleneceği kişi sanmış ancak delikanlı“Aç açla yatarsa doğan çocuk dilenci olur kızım,” deyince onun kim olduğunu anlamış. Delik şaşırmış ve “Ben aksakallı ve yaşlı bekliyordum sizi,” demiş. Delikanlı da “Artık kadrolarda gençleşmeye gidiyoruz. Zaten son yıllarda aksakallılara karşı bir güven problemi oluştu.Ayrıca yakında kadınları da bu işte istihdam edeceğiz,” demiş. Sonra da konuşmasına devam etmiş: “Ah be Delik. Biraz güzel olaydın ya. O zaman ne güzel olurdu. Şansın öyle açılırdı ki sorma. Hatta şarkıcı ya da oyuncu bile olurdun. Dizilerde başrolde boy gösterirdin de koca koca tiyatrocular para kazanabilmek için senin yanında yan rollerde oynardı. Ama ne çare ki güzel değilsin. O yüzden kaderine razı olacaksın.” Delik biraz kızgınca “Bunu söylemek için mi geldin rüyama teres?” demiş. “Evet,” demiş delikanlı, “Ben şimdiden söyleyeyim de sonra hüsrana uğrama. Ayrıca sakalım yok diye de sözlerimi yabana atma.”

Ve Delik hüsrana uğramamış. Kırk koyun, üç keçi, bir düve, on horoz ve beş kaz karşılığında komşu köydeki uzak, dul bir akrabasına satılmış. Evden çıkarken babası “Allah mesut etsin kızım,” deyip alnından öpmüş. Delik bir şey diyememiş, dilinde ne varsa hepsini yutmuş.

Delik’in 60 yaşındaki kocası Kaz Ali, ilk gecede ve ilk geceyi takip eden sayısız gündüz ve gecede cinsi münasebette başarısız olmuş. Sürüyle kocakarı ilacı denese de durum değişmemiş. Hâl böyle olunca, bu durumu Allah’tan gelen bir işarete yormuş. Tövbe edip Delik’i rahat bırakmış ve onu kızı yerine koymuş. Daha da güzeli Delik’i okutmuş. Delik doktor çıkmış ve kendini Köy Eşeklerini Koruma ve Yaşatma Derneğinin sosyal projelerine adamış… Şaka be şaka, inandınız mı yoksa.Kaz Ali o işi beceremeyince hıncını Delik’ten çıkarmış. “Hepsi senin suçun,” demiş, “Ne biçim karısın. Ha sen ha şu odun. Cilve bilmezsin, işve bilmezsin…” Sonra da basmış sopayı. Delik yediği sopaları da yutmuş ve kocasına köle gibi hizmet etmeye başlamış. Evliliğinin beşinci yılında, Kaz Ali’nin Almanya’daki büyük oğlu Kâzım köye gelmiş. Kaz Ali küs olduğu Kâzım’la barışmış ve onu bağrına basmış. Kâzım bekârmış. Misafirliğinin altıncı günü, babası akşam kahveye gittiğinde Delik’e tecavüz etmiş. Bu tecavüzler dokuz gün boyunca, Kâzım Almanya’ya dönene kadar sürmüş. Aradan dört ay geçmiş ve Delik’in karnı şişmeye başlamış. Kaz Ali bir süre sonra durumu fark etmiş. Sıkıştırmış köşeye ve başlamış Delik’in karnını tekmelemeye. “Kimden bu piç,” diye haykırmış. Delik durumu anlatmış ama Kaz Ali inanmamış. Delik’i götürüp babasının evine atmış. “Al bu kahpeyi,” demiş, “Cezasını sen kes.”

Reşit ceza kesmeye soyunurken Hüsne onu engellemiş. “Bunu oğlun yapsın,” demiş, “Hem yaşı küçük, çok ceza almaz.” Reşit Osman’ın eline vermiş silahı. Osman da hınçla ablasının ağzına sokmuş namluyu. Titriyormuş Delik, dişleri namluya değdikçe tıkır tıkır sesler çıkıyormuş. Ayrıca ağzındaki metalik tat da midesini bulandırıyormuş. Sonra müthiş bir gürültü çıkmış ortaya ve etraf gözleri kamaştıran bir beyazlığa bürünmüş. O aydınlıkta mor pelerinli bir kadın belirmiş. Yüzü belli olmuyormuş. Kadın Delik’e şunları söylemiş:

“Şimdi önünde iki yol var. Ya diğer tarafa geçeceksin ya da benimle geleceksin. Benimle geldiğin takdirde sana uzayda bir iş vereceğim.”

“Nasıl bir iş?” diye sormuş Delik.

“Basit,” demiş kadın, “Uzayda, boşlukta duracaksın. Yakınından geçen ışıktı, radyasyondu, asteroitti, göktaşıydı, meteordu artık Allah ne verdiyse yutacaksın. Bu yuttuklarını da arka caddede dükkânı olan hırdavatçı Herta Usta’ya vereceksin. Hem sen de üç-beş yolunu bulacaksın.”

“Bilemedim şimdi. Başarabilir miyim o kadar şeyi yutmayı,” diye karşılık vermiş Delik.

“Aman be kızım, dert ettiğin şeye bak. Senin adın Kara Delik. Dünyada o kadar şeyi yuttun da uzaydaki üç beş göktaşını mı yutamayacaksın,” demiş kadın.

Delik aklına yatan teklifi kabul etmiş ve gizemli kadına elini uzatmış. Beraberce göğe yükselmişler. Atmosferin dışına çıktıklarında Delik’ten birkaç parça kopup düşmüş. Bunlardan biri de rahmindeki bebekmiş. Bu parçalar dünya atmosferine girdiğinde yanmaya başlamış. Bunu gören insanlar yıldız kayıyor sanmış. Olanlardan habersiz birer dilek dilemişler. Dilekte bulunanlardan biri de Kaz Ali’ymiş. Allah’tan yeni bir eş diliyormuş. (Öykünün bu kısmı uydurma olabilir. Eğer hikâyeyi uzaylı kızın dayısına Kara Delik anlattıysa ki öyle gözüküyor, Kara Delik’in göğe yükseldikten sonra olanları, dilek dileyenleri ya da dilenen dilekleri bilmesi imkânsızdır. Peşinen söyleyeyim, ben uydurmadım.)

İşte buymuş, NASA’nın fotoğrafını çektiği Kara Delik’in öyküsü. Nasıl buldunuz? Hikâyenin inandırıcılığı hususunda bana hak verdiniz mi? Sizce bu anlattıklarım gerçek olabilir mi? Ben gerçek olmamalarını dilerim. Çünkü bunlar doğruysa, böyle bir kara delik kısa sürede tüm evreni yutabilir…

Ebuzer Kalender

Nisan 1983, Afşin doğumluyum. Hem okur hem yazarım. Geçimimi hekimlik yaparak sağlıyorum. Gaziantep’te oturuyorum. Payıma babalığın düştüğü, beş kişilik güzel bir ailenin (baba, oğullar ve kutsal anne)ferdi olarak yaşıyorum. “KUKİNLER”adında bir romanım ve “Kabil’de Habil Kafe” isimli ödüllü bir polisiye öyküm var. Bazı çalışmalarım ise görücüye çıkmayı bekliyor. Yerel bir dergide düzenli olarak yazıyorum. Sosyal medyayla aram yok. Kabuğumu seviyorum. Yazmaya ve yaşamaya devam ediyorum.

Delik Kara” için 12 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,
    Bol ülke gerçekli ve göndermeli bir öykü. Yer yer tebessüm ettim, yer yer dişlerimi etime biraz daha gömdüm. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Belki de yazar intikamın bir şeyi değiştirmeyeceğine inanıyordur sevgili @Muge_Kocak :slight_smile: Sevgiler, öyküler…

  2. ebuka dedi ki: dedi ki:

    Aaaa, öyküm dahil edilmiş seçkiye😊 dün ilk baktığımda forumda görememiştim ve üzülmüştum açıkçası, sabah sabah sürpriz oldu. Öykümü beğenmeniz beni sevindirdi, teşekkür ederim. Evet haklısınız okuyucuyla iletişime geçmeyi gerçekten seviyorum. Eksik olan şey intikam değil mi, tıpkı gerçek hayattaki gibi.

    Bol selamlar…

  3. Merhaba,

    Ülke gerçekleriyle bilimkurgu ögelerinin harmanlanması, tadında ve hoş olmuş bence. Öykünün beni sürüklediği duygu durumu @Muge_Kocak‘ın da söylediği gibi tam kızarken gülme, gülerken kızma şeklinde oldu.
    Okurken keyif aldım. Kaleminize sağlık. :clap:

  4. jasmine dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,
    Öyküdeki ironik dili çok sevdim. İnce düşünülmüş ve güzel kurgulanmış bir öykü olduğunu düşünüyorum. Kara deliği bilim kurguya direkt bağlamaktansa farklı bir yorum getirmişsiniz ki bence bu öykünüzü özgün kılmış. Emeğinize, kaleminize sağlık…

  5. ebuka dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar,

    Teşekkür ederim güzel yorumlarınızdan ötürü. İyi bakın kendinize, görüşmek üzere…