Öykü

İkircikli Bir İntihar

Önündeki taksiye atladı.

“Köprüye.” dedi kısık bir sesle.

“Karşıya mı geçeceksiniz?” diye sordu taksici. Bıyığındaki kırlar ilerleyen yaşını ele veriyordu.

“Evet, evet.” diye dalgınca cevapladı adam. Yüzünde solgun bir ifade vardı. Saksısına günlerdir su verilmemiş bir çiçeği andırıyordu. Onun bu halini fark eden taksici de meraklanmıştı. Bir yandan arabayı köprüye sürerken bir yandan konuşmaya başladı.

“Keyifsiniz galiba.” dedi. “Zaten bu curcunada nasıl keyifli olacak ki insan?” Bunları söylerken bir yandan etraftaki insan kalabalığını ve trafiği gösteriyordu. Ancak yanında oturan yolcu cevap vermedi. Sanki onu hiç duymuyor gibiydi. Yaşlı taksici bozuntuya vermese de çok bozulmuştu. Sigara paketini çıkardı öfkeli bir şekilde.

“Sakıncası var mı?” diye sordu solgun yüzlü yolcuya. Yine cevap gelmeyince hırsla sigarasını yaktı. Önüne çıkan virajı sert bir şekilde döndü. Kaldırımdaki birkaç yaya arkadan sövüyordu. Taksici onları duymadı. Sigarasından bir nefes çekti.

Yolcu tüm olanlardan habersizdi. Sanki bu evrende dahi değildi. Camdan dışarı bakıyor ama hiçbir şey görmüyordu. Yaşama dair her şeye karşı ilgisini yitirmişti. Ne köyündeki kiraz ağaçlarının çiçek açışı, ne öğrenciyken gittiği Norveç’te gördüğü kuzey ışıkları, ne arkadaşları, ne de ailesi… Şu an düşündüğü tek şey köprüye varmaktı. Sonrası doğaçlama gelişecekti.

İçten içe bir karar vermişti. Yine de şüpheleri vardı bu konuda. Yani sonunda ne olacaktı? Açıkçası biraz korkuyordu. “Hele bir köprüye varayım.” diye geçirdi içinden.

“Çok var mı köprüye?” diye sordu öfkeli taksiciye.

Bu kez taksici ona yanıt vermedi. Üstüne bir de dönüp sigara dumanını yolcuya üfledi. Solgun yüzlü yolcunun yüzü bu hareket üzerine biraz kızardı.

“Ne oluyor kardeşim!” diye hiddetlendi yüzünü saran dumanı eliyle dağıtırken.

“Geldik köprüye, hadi ikile!” dedi taksici. Belli ki az buz bozulmamıştı bizim solgun yüzlü yolcunun tavırlarına. Yolcu arabadan indi. Temiz havayı içine çekti. Taksi uzaklaşırken belli belirsiz bir küfür duyar gibi oldu. Ancak umurunda değildi. Gözlerinin önünde uzanan köprüye yürüdü.

Boşlukta sallanıyor gibiydi. Çocukken yediği bir meyvenin tadı geliyordu ağzına. Ancak adını hatırlayamıyordu bir türlü. Havada boğazın üzerine çökecekmiş gibi duran gri bulutlar vardı. “Yağmur yağacak.” diye düşündü.

Köprünün orta yerine nasıl geldiğini hiç bilemedi. Etrafından vızır vızır geçen arabalara baktı. Kornalar çalınıyordu. Köprünün kenarına attı kendini. Korkuluk, köprü ile aşağıdaki sular arasında bir bekçi gibi duruyordu. Uzakta, sisin içinde belli belirsiz gözüken İstanbul siluetini seyretti bir süre. Sonra korkuluğu aştı ihtiyatlı bir şekilde. Aşağı bakınca başı döndü. Mavi dalgalar çok aşağıdaydı.

Hayatı gözlerinin önünden geçmiyordu. Sadece aşağıdaki dalgalar ve İstanbul silueti vardı. Cesaretini toplamaya çalıştı. Kendini bırakacak ve neler olduğunu görecekti. İçindeki yok olma arzusuyla kendini atacağı boşluğa tekrar baktı. Ve… Tam ölüme gidecekken olanlar oldu.

Köprü sallanıyordu. Hayır, yükseklikten başı döndüğü için değildi bu. Arabalar savruluyor ve birbirine giriyordu. Üstelik sallanan sadece köprü değildi. Tüm İstanbul o an, bekleneni yaşıyordu; büyük İstanbul depremini…

Biraz önce kendini boşluğa bırakmayı düşünen solgun yüzlü adam korkuyla köprünün korkuluğuna yapıştı. Yaşamı reddeden insanî dertlerinin yerini hayvanî içgüdüler almıştı. Ölüme atlamak için geldiği köprüye sarılarak ölümden kaçmaya çabalıyordu. Ancak tüm bunlar nafileydi. Kadim İstanbul, tarihinin en büyük depremiyle karşı karşıyaydı. Sadece solgun yüzlü adam değil, onunla beraber koca köprü de boğazın sularına gömüldü.

Ölmeyi istediği gün, istemeyerek ölmüştü.

Mümin Can

Mümin Can 89’un Mayıs’ında Kahramanmaraş’ın bir köyünde dünyaya geldi. Aslen Karamanlı olup şu günlerde eğitim uğruna Ankara’da takılmakta ve Kimya Mühendisliği bölümünü bitirmeye çabalamaktadır. Öyküler, şiirler yazmaya uğraşır, rock’n roll dinler, film izler, futbolla alâkadardır. Değişik coğrafyalardan bahseden, insanı hayal gücünün rıhtımından alıp düşlerin fırtınalı denizinde maceradan maceraya koşturan kitapları sever, sayar.

İkircikli Bir İntihar” için 3 Yorum Var

  1. Çok hoş bir çatışma içeriyor öykü, o çatışmaya giden yolu da metindeki ince detaylarla işliyor ki bu yüzden de sıkılmadan okuyoruz zaten. Yoksa klişe ve sıkıcı olurdu. Yarısında kapatırdık. Ellere sağlık.

  2. beğendim. özellikle sonunu çok iyi bağlamışsın. hatta son cümle bence öykünün en iyi cümlesi.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *