Öykü

Kızıl Sis Öyküsü

-Toplanın millet, toplanın. Anlatacaklarım var size.

Koca bir meydanın ortasında koca bir kutunun üzerinden bağırıyordu. Halkta hızlıca toplanıyordu çünkü; bu tip gösteriler onlara çok uzaktı. Çok nadiren onları eğlendirmek isteyenler çıkardı. Ve halkta bu konudaki herkese şans verirdi.

-Öhöm…

Meydan sessizleşti. Sadece yakında oldukları denizin kayalara çarpan dalga ve bir kaç martı sesi geliyordu.

Adam yavaşça kutunun üzerindeki örtüyü kaldırdı. Halk kıkırdaşmaya başladı. Kendi şehirlerinin sevimli bir versiyonlarına bakıyorlardı.

Kutunun üzerindeki adam tebessümle seslendi.

-Dostlarım, ben Georgiy. Bilirsiniz ki bu adaya ve üzerine çökmüş olan hastalığa dair pek çok kasvetli hikâye anlatılır.

Adam gülmeyi bıraktı ve devam etti.

-İyi yürekli ve sağlıklı insanlar buradan sakınır sakınmasına ama bazen onun karanlığı sizi bulur.

Adam kutunun arkasından bir düzeneği çalıştırdı ve karton dalgalar arasında bir sandal belirdi.

-Bu hastalık bir rüzgâr sessizidir. Ara da sıra da tam da böyle gecelerde size pek de uzak değildir. Sizi arar, bulur ve öldürür.

Sandalın üstüne üç kukla koydu. Kuklalardan biri son derece çirkin, yaşlı bir denizciydi. Diğeri ise onun tam tersi bir kukla için son derece yakışıklı ve gençti. Üçüncü kukla ise diğer ikisinden daha zarif bir kadındı. Sandal dalgalara karışmaya başladı.

-Böyle zamanlar son derece karanlıktır ve etrafa korkunç bir sis düşer.

Adam kutunun altındaki mumları bir bir yaktı. Bir başka düzenekle şeffaf bir sis indi ve mum yardımıyla rengi kızıla döndü. Sis yoğunlaşmaya başladı ve sandalın uç tarafına değdi. Çirkin denizciyi yuttu ve adam, çirkin denizcinin iplerini kesti.

-Korkunç bir sis düşer ve yaşayanları avlar.

İzleyiciler nefesini tuttu. Kesinlikle verilen şansı hak eden bir adamdı.

Denizci karton dalgaların arasında kaybolurken diğer iki kuklada sandalın diğer ucuna yapıştı. Kızıl sis durmadı. Ta ki kadın kukla denize düşene kadar.

Adam başka bir düzeneğe daha dokundu.

Denizin diğer tarafında bir başka kızıl sis kadını aldı. Gemi hızlandı. Bir karaya çarptı.

Adam sahneyi hızlıca değiştirdi.

Yakışıklı kukla yürüyordu. İleride kızıl sis duruyordu. Yakışıklı yaklaştıkça sis çekildi. Zarif kukla yerde yatıyordu. Ama ipleri sağlamdı.

-Kızıl sis sizi aldığında bir daha geri dönüş yoktur. En azından ruhunuz için.

Adam çirkin bir gülüşle zarif kuklanın iplerini çekti. Kadın kukla havaya kalktı. Aynı kukla değildi. Rengi kırmızıya yakındı ve artık o kadar zarif gözükmüyordu. Yakışıklı kuklaya yaklaşıyordu.

-Kızıl siz sizi aldığında lanetlenir ve sonsuza dek onun parçası olursunuz.

Zarif, yakışıklıyı sarsıyordu ve kızıl bir sis üstlerine düşmüştü.

Adam iki kuklanın da ipini kesti. İkisi de yerde yatarken adam örtüyü kutunun üstüne örttü.

İzleyiciler eğlenmemişti. Hayır, bu eğlenceden çok uzaktı. Yuhalamaya başladılar.

Adam sakince, “Ne bekliyordunuz? Kızıl sis sizi aldığında mutlu sondan oldukça uzakta olursunuz.”

Çirkin gülümsemesini yine takınırken kutunun arkası kızıl bir renge büründü. Adam kutunun üstüne zıpladı, eğilerek selam verdi. Arkasındaki kızıllık onu yutarken dediği tek şey ise, “Zamanı geldi.”

Seyirciler dehşet çığlıklarıyla kızıl sisten kaçmaya çalışıyorlardı. Kimse perdeyi aralamış onlar izleyen yakışıklı kuklayı görecek kadar durmadı.

Mustafa Bozkurt

Öne Çıkan Yorumlar

  1. nkurucu says:

    Anlatımınızdan mı , konunun tam toparlanamamasından mı bilmem beni çok çekmedi öykünüz. Kısalığının içinde kaybolmuş konunuz. Elinize sağlık.

  2. Emrah says:

    Merhaba

    Kızıla çok boğulan tekrarlar öyküde. Bir yerde okuyucuda etkiliyor bu tekrarlar. Neden bilemedim ama kuklaları sevmeme rağmen yani öyküler de tiyatral yapılar hep hoşuma gitsede öyküde ilerleyemedim

    Geliştirilebilir bir metin var üstesinden geleceğinize eminim yeni Seçkide görüşmek dileğiyle

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.