Öykü

Matruşka Ruhu, Sigara Halkaları ve Beyin Tümörü

Tırnaklarınızı yolmayı sever misiniz? Ben bayılırım. Yani tırnaklarımı yolmaya başladığım zaman bayılırım demiyorum. Ki böyle anlamamışsınızdır zaten. Ama belki böyle anlamak istersiniz. O yüzden ben tırnaklarımı yolmayı çok severim demeliyim. Kısacası sizin anlama özgürlüğünüzü kısıtlayayım ki benden nefret edin. Neden? Çünkü bilmiyorum. Bilseydim benden nefret etmenizi de istemezdim zaten. Yani herhalde ya da muhtemelen.

Bunlar önemli değil. Önemli olan şu; ben tırnaklarımı yolmayı çok severim ve bunu sürekli yaparım. Metrobüste, otobüste, evde halının üzerinde otururken ya da ayakta televizyon izlerken ve hatta evde kimse olmadığı zaman kanepeden halının üstünden atlarken. Gerçi evde her daim kimse yok. Bu yüzden her daim yaparım.

Ama bu alışkanlığımın beni hiçbir zaman sigara dumanından halka yapma kursuna götüreceğini, bu kursun derslerinin film galalarında gerçekleşeceğini ve hatta bunların hepsinin sebebinin bir matruşka olacağını tahmin etmezdim. Etseydim de zaten muhtemelen pir olurdum. Ya da medyum. (Hangi kelime daha süslü bilmiyorum. Sizin kulağınıza hangisi daha hoş geliyorsa onu okuyun. Ya da bir gözünüzü kapatın ve açık olanı hoşunuza giden kelimenin üzerine, gözünüzü bozacak derece yapıştırmaya çalışın. Çünkü maksadım eziyet çektirmek olmasaydı şu an bu satırları okumazdınız ey dostlar.)

Size anlatacağım. Ama gönlüm biraz daha saçmalamak istiyor ve kulağımdaki Sibel Can gönül bu ferman dinlemiyor diyor. Ama kulağımdaki. Gerçekte ki değil ey dostlar. Tamam tamam anlatıyorum. Haklısınız ya çok uzattım. Ben olsam bu ne der geçerdim.

Geçen günlerde gazetede bir haber okudum. Haber tuhaftı. Hatta çok tuhaftı. Böyle deyince tuhaflığı artmıyor ama tuhaftı. Doğru çıkınca da doğru çıktığını anlamaya çalışmaya çalıştım.

Haberde tırnaklarını yolma alışkanlığı olan bütün insanların beyinlerinde tümör taşıdıklarını ve bu alışkanlığın aslında bu tümörün bir belirtisi olduğu yazıyordu.

Bu haberi okuduktan sonra kendi kendime: “Heyt be! Analar neler doğuruyor?” dedim. Hem de baya böyle bildiğiniz çığlık atarak. Neden böyle bir tepki verdiğimi bilmiyorum. Sanırım bu muhteşem bağıntıyı bulan kişinin beynine sahip olmak istediğimden. (Gerçi bir bakıma sahip sayılırım. Ama var olmayan şeylere sahip olunamaz. Ve yine ama var olmayan şeyler dünyasında var olmayan şeylere sahip olunabilir. Bu bakımdan o beynin sahibi benim. Her gün kendisini tasma takıp dışarıya yürüşe çıkartıyorum. Çişini yapsın diye.)

Ben böyle alay geçip dururken işler buzdolabının içinde ki saklama kaplarının üzerine yapıştırılan ve bir süre sonra taştan farkı olmayan sakızlar gibi ciddileşti.

Artık bütün haber kanalları bu olaydan bahsediyordu. Ben de ne yapayım mecburen kendi çapımda ciddileşmeye çalıştım. Ama bir türlü olmadı. Öyle şak diye gelmişti ki sadece haberi sunan kadının suratına bakıp gülüyordum.

Kadına göre ben ve benim gibiler eğer sigara dumanından halka yapmayı öğrenmezse en fazla beş yıl kadar yaşayıp ölecekmiş. Bu yüzden bunun farkına varmamız gerekiyormuş. Tırnaklarımızı ciddi ciddi (böyle bir şeyin ciddiyetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum.) yoluyorsak ilk doktora daha sonra doktorun yönlendirdiği sigara dumanından halka yaptıran adamlara görüşmemiz gerekiyormuş. (Çünkü bu adamlar bu işin ustalarıymış. Yani herhangi birisi olursa tümörü yok etmez tam tersine ilerlemesine sebep olabilirmiş. Bir nevi doktora görünmeden ilaç kullanmayın demedin biraz daha şizofrence hali.)

Dediğim gibi ilk başlarda sadece gülüyordum. Sonra doktora gitme kararı aldım. Sanırım hayatıma biraz renk katmak için. Azıcık eğlenmek için yani. Ama korkarak geri döndüm ve sigaradan halka yapmaya başladım.

Doktor ilk tomografi çekti. Daha doğrusu makine beynimin çıplak fotoğraflarını çekip beni taciz etti. O makineye girmek gerçekten iğrenç bir şey.

Sonra da ver Allah ver. Ölecekmişim. Beş yıl neymiş? Bir yılım kalmış. Hastalık çok fazla ilerlemiş. Falanmış filanmış deyip elime bir deste sigara halkacısının kartını sıkıştırdı.

O kadar korktum ki yapılan şeyin mantıklı bir şemasını beynimde çizemedim bile. Gidip doktora bu işin nasıl oluştuğunu bile sormadım. Bu yüzden başladım destede ki kartların üzerinde yazan telefon numaralarını çevirmeye.

Bazıları doluydu, boş yerleri yoktu. Bazıları da cevap vermedi. Ama bir tanesi bir tane boş yerlerinin olduğunu söyledi. Ben de tabi hemen atladım üzerine. Bir yerde buluşacağımızı ve orada her şeyi açık açık anlatacaklarını söylediler. Ama kiminle buluşacağımızı söylemediler.

Buluşma yeri olarak bir alışveriş merkezine çağırdılar. Gittim. Ama bir de ne göreyim? Her yerde flaşlar, kameralar, birbirini iten zavallı muhabirler ve kameralar için ışıl ışıl parıldayan bir Fahriye Evcen, bir adet Murat Yıldırım ve adını bilmediğim ama simasına fazlasıyla alışık olduğum birkaç ünlü daha. Hem de alışveriş merkezinin tam da kapısının önünde. İçeri bile gidemedim.

Gönül isterdi ki Fahriye Evce’nin ya da diğer ünlülerin fotoğraflarını çekmek (Eğlenmek için.) ya da eve geri dönmek (Yatmak için). Ama maalesef olmadı. Çünkü işin ucu ölümdü. Ve ben her an ölebilirdim. Bu yüzden etrafıma baktım. Birilerini bulabilmek için.

Derken bir adam gördüm. Alışveriş merkezinin hemen karşısında ki banklardan birine oturmuş, bana bakarak sigara dumanından halka yapıyordu. Ben de tabi ki bunun bir tesadüf olamayacağını düşünüp adamın yanına koştum. Ona:

“Ben sizi mi aradım? Sigara dumanından halka yapmak için bana siz mi yardım edeceksiniz?”

“Evet, benim.”

“Tamam o zaman. Nasıl kurtulacağım ben bu tümörden?”

“Bekleyin, diğerleri de gelsin.” dedi. Bir on kişi geldikten sonra adam yine:

“Merhaba arkadaşlar. Hepimiz burada bir amaç için beraberiz. Tümör. Kurtulmak için sigara dumanından halka yapacağız. Ama bunun üç tane kademesi var. Birincisi küçük halkalar. İkincisi orta halkalar ve üçüncüsü büyük halkalar. En sonunda ilk küçük sonra orta sonra da büyük halkaları sırayla teker teker yaparak tümörü yeneceğiz. Ama bu halkaları filim galalarında yapmamız gerekiyor. Yani kameraların bizi göreceği şekilde. Nedenini sormayın. Unutmayın sizin tek amacınız hastalığı yenmek. O yüzden siz sadece halka yapmaya bakın. Bu arada bu alışveriş merkezinde her hafta bir filim galası oluyor. O yüzden her hafta burada buluşacağız.” dedi.

Hepimiz kendimizi hasta olduğumuza ve her an ölebileceğimize o kadar inandırmıştık ki adama bu saçmalığın sebebini bile sormadık. Ama düşünsenize sürekli üzerinizde bir baskı var. Tırnaklarını yoluyorsan tümörsün diye. İnsan konu sağlık olunca ki ölüm olunca her türlü saçmalığa mecburen evet diyor.

Ben de öyle yaptım. Yaklaşık üç hafta bu kursa katıldım. İlk küçük halka sonra orta sonra da büyük halka yapmayı öğrendim.

Öğrendikten sonra kameraların karşısına geçmemiz gerekiyordu. Hepimizin öğrenimini tamamlayınca ikişer ikişer sırayla kameraların önüne geçip sigaradan halka yapmaya başladık.

Her ne kadar tümör bile taşısak Nejat İşler’in arkasına geçip adamın kulağına doğru ilk küçük sonra orta sonra da büyük halkalar yapmak hem de sigarayla çok komikti. Ama bizim için değil. Biz sucuk gibi suratlarla şaklabanlık yapıyorduk. İşin en kötüsü hiçbirimiz bunu farkında bile değildik.

Kimse bir şey demiyordu. Çünkü herkese göre biz tümörle savaşıyorduk. Ayrıca tek biz değildik. Her gün magazin kanallarında bizim gibi milyonlarca insan ünlülerin arkasında sigara halkaları yapıyordu. Ama sadece Türkiye de yaşayanlar.

Bu durum bizden birisinin Yılmaz Erdoğan’ın arkasında sigara dumanından halkalar yapmasıyla sonra erdi. Daha doğrusu bu durumun fotoğrafının dış ülkelerle yayılmasıyla.

İlk Avustralya’ya yayıldı. Daha sonra olayın saçmalığının büyüklüğü yüzünden diğer ülkelere.

Belki duymuşsunuzdur. Yılmaz Erdoğan Avusturya da bir ödül almıştı. Sanırım en iyi erkek oyucu ödülü diye. İşte adam ödülü almak için oraya gittiğinde oyuncu hakkında bilgi olsun diye bir sunum hazırlamışlar. Tabi ki sunumda Yılmaz Erdoğan ve arkasında ki küçük halkalı fotoğraf da vardı.

Fotoğraf çıkınca salonda ki herkes gülme krizine girdi. Sonra dediğim gibi bu olay diğer ülkelere yayıldı ve Yılmaz Erdoğan bir açıklama yapmak zorunda kaldı.

Onun açıklamasıyla beraber bilim adamları böyle bir şeyin olmadığını söylemeye başladılar. Beyaz önlüklü keltoşlar televizyonda kahkaha atarak kimin böyle bir saçmalık uydurduğunu sorgulayıp duruyorlardı.

Haklılardı. Benim ve benim gibilerin beynini de böyle bir korkuyla yıkanmasaydı muhtemelen biz de sorgulayacaktık. İnsanın etrafında ki herkes sen hastasın iyileşmek için şunları şunları yapman gerekiyor diye üzerine gelince insan ister istemez sorgulayamıyor. Çoğunluğun doğrusunu doğru olarak kabul ediyor. Oysaki çoğunluk hiçbir zaman doğru değildir. Çoğunluk sadece birbirinin sözlerini ezberleyen bir -lar ekidir. Ki doğruluk zaten çoğunluk aramaz. Ezber ve güç aramaz. Biraz akıl biraz da mantık arar. Bu da dünyanın en sümüklü böcekli insanında bile var olur.

Olayı unutmak istedim. Koyun sürüsüne katılma çabamı unutmak için. Ama olmadı. Kendimi geri koyamadım ve olayın nedenini araştırdım. Araştırmak dediğimde bize sigaradan halka yapmayı adamı bulmaktı.

Adam yine aynı yerdeydi. Alışveriş merkezinin karşısında ki bankta ve elinde bir Allah rızası için birayla.

Yanına gittim ve bana:

“Hoş geldin matruşka!”

“Matruşka mı?”

“Evet, matruşka.”

“Ne içiyorsun sen?”

“İnsan gördüğü bir şeyi niye sorar ki?”

“Kavga etmek için, ağız dalaşına girmek için… Böyle bir saçmalık için… Sinirli olduğu için…”

“İçin için içini yediği için. Sarhoş insanlarla böyle konuşulur.”

“Ne dememi bekliyorsun?”

“Ben hiçbir şey beklemiyorum. Buraya sen geldin yavru kuş.”

“Ben yavru kuş değilim.”

“İnsan ol yeter be gülüm. Ölüm ölüm nedir be gülüm ben senin için yaşamayı göze almışım.”

“Ne diyorsun ya?”

“Tamam tamam anlatacağım her şeyi. Sevdim seni. İyi kızsın. Belki beraber bir şeyler yaparız.”

“Bok yaparız. Sen sapıksın deme? Sen kesin bir sapıksın.”

“Sapık insana sapık olup olmadığı sorulmaz. Sarhoş bir insana sen neyden sarhoğşuzsun diye sorulur? Okeyto?”

“Sarhoş o sarhoş. Anlatmayı düşünüyor musun?”

“Evet. Her şeyi öğreneceksin. Ama ilk başta şunu demeliyim. Her şeyi ben ayarladım.”

“Neden?”

“Çünkü kola içmem gerekiyordu.”

“Nasıl?”

“Bildiğin kola.”

“Allah rızası için.”

“Acı çekmek özgürlükse özgürüz ikimizde.”

“Ne?”

“Duymadın mı? Az önce şu arabadan bu müzik geliyordu. Tamam tamam anlatıyorum. Biraz alay etmek istedim. Şimdi… Biliyor musun? İçimden geğirmek geliyor. Sakin ol. Anlatıyorum şampiyon. Ben bir zamanlar obezdim. Üstelik o zamanlar insanlar bana obez deyince hangi bez diye şaka yapardım.”

“Allahım.”

“Ama sen de kabul et. Benden hoşlanıyorsun. Yoksa burada durmazsın.”

“Belki hoşlanmadığım şeyleri yapmaktan hoşlanıyorumdur. Olamaz mı? Ayrıca sen anlat.”

“Olabilir. Peki anlatayım; işte sonra zayıflama kararı aldım. İlk başta orta sonra da zayıf oldum. Aynı şekilde ruhumda ortalaştı ve büyüdü. Ben kiloluyken içime kapanık, kimseyle konuşmayan bir tiptim. Aşırı kiloluydum ve tercih etmediğim bir şey yüzünden aynaya bakamamak iğrenç bir cezaydı. Bu da benim karakterimi küçültmüştü. Kimseyle konuşamıyordum. İnsanlar hakkımda hiçbir şey bilmiyordu. Tek bir arkadaşım dahi yoktu. Çünkü ben onlara göre şanssızdım. İstemediğim bir suçun cezasını çekiyordum. Büyüdükçe bunun benim elimde olan bir karar olduğunu gördüm. Yani evet hastalıktı. Evet, ben tercih etmedim. Ama istersem savaşabilirdim. İstersem mücadele edebilirdim. Ben de başladım mücadele etmeye. Bedenim küçüldü. Karekterin büyüdü. Tıpkı bir matruşka gibi. Açarsın içinden küçükler çıkar. Kapatırsın büyüdükçe büyür. Atarsın fazlaları, küçülürsün. Birleştirirsin yaralarını, büyürsün.”

“Hâlâ neden böyle bir şey yaptığını anlamadım?”

“Çünkü tırnak soyma alışkanlığı belki tümör belirtisi değil ama küçük karakter belirtisi. Evet, bu bilimsel. Bizim gibi olanların tırnak soyma alışkanlığı var. Bu durum baya ünlü psikolog ve sosyologlar tarafında ortaya atılmış. Yani bu tırnak soyma, kendini diğer insanlardan daha şansız hisseden insanların belirtisi. Bizler işlemediğimiz bir suçun cezasını çekme hastalığına sahibiz.”

“Yani? Sen de kahramanlık mı yapacaktın?

“Evet. İnsanların içinde ki o matruşka ruhunu çıkarmak. Ceza çekmediklerini ve hatta hiç kimsenin birbirini umursamadığını söylemek için. Açıldıkça küçüldüğünü, kapandıkça büyüdüğünü göstermek için.”

“Peki nasıl bu kadar yayıldın?”

“Çünkü ben tek değilim. Benim gibi olan Türkiye de yüzlerce insanla bağlantım var. Her yerdeyiz. Haber kanallarına, gazetelere ve daha bir sürü yere bağlantı sağlayabiliyoruz.

“Peki sigara dumanından halka meselesi? Sonra filim galaları? Nasıl bir bağlantı kurdun ve neden?”

“O konu aslında bir nevi matruşka ruhunun işareti. Amaç daha fazla insanla buluşmak olduğu için biraz dikkat çekici bir şey yapalım dedik. Bir de tabi ki öz güven. Yani televizyonunun karşısına en saçma hareketlerle bile çıksak bizi kimse önemsemiyor demek. Yoksa niye film galalarında ünlülerin kulaklarına doğru sigara halkaları yapalım? Ve tabi ki sigara halkalarının tümörle hiçbir bağlantısı yok. Bunu sorgulamayın diye de zaten sizi bu kadar korkuttuk.”

“Anladım.”

“İyi. İçer misin? Böyle bir sebep için içilir. Ben bunun için içiyorum. Bir faydam dokunsun derken her şeyi boka çevirdim. Belki sana bir faydam dokunur? Sence dokunur mu? Kendini nasıl hissediyorsun?”

“Bu nasıl bir soru şimdi?” dedim ve uzaktan iki tane polis yanımıza geldi. Onlar hiçbir şey söylemeden bizim ki bileklerini uzattı. Ama yine de polisler söylediler birkaç bir şey.

Devlet milyonlarca insanı sigaraya başlattı diye bizimkini tutuklama kararı çıkarmış. Ona yardım edenlere de.

Polisler bunu açıkladıktan sonra ilk başta geğirdi. Sonra ellerini bacaklarının yanına indirip, ayağa kalktı. Birasını bankın üzerinden aldı ve kafasına dikti. Ardından yanıma bir adım atıp beni öptü ve polislerin koluna girip uzaklara doğru gitti.

Zilan Damla Polat

2008 yılında televizyonda başlayan bir tiyatro programını, ailesinin kendisini küçükken götürdüğü bir tiyatro oyunu yüzünden izlemek zorunda kalır. Çünkü ailesi onu masanın altından dev bir kızın şak diye kelebek olarak çıktığı bir oyuna götürür. O andan itibaren beyni ilk saçmalama virüsünü kapar ama o bunun farkına varamaz. 2008 yılında BKM’nin başlamasıyla beraber biraz daha mutluluk için 4 yıl tedavi görür. Ama o tedavi istemez. Tam tersine hastalığa sahip olmak ister ve seçkiye öykü gönderir.

Matruşka Ruhu, Sigara Halkaları ve Beyin Tümörü” için 6 Yorum Var

  1. Merhabalar
    Geçen ayki öykü gibi farklı ve hoş bir öyküydü. Okurken neler olacak acaba diye merak ettim. Gizemli şekilde ilerlerken birden mizaha geçiş yapıyorsunuz ve başarıyla altından kalkıyorsunuz. Konu uçuk gibi dursa da gerçekçi ve elle tutulur bir yanı da var. Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

  2. Zilan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba
    Teşekkür ederim. Tahmin edersiniz ki bir yerlerden bir yerle şak diye atlamak güzel bir şey. Sağolun. Beğenip, okumanız beni çok mutlu etti. :blush::blush:

  3. Merhaba. Tashih gerektiren 3-5 yeri görmezden gelerek ifade etmek istiyorum ki okurken İNANILMAZ eğlendim. Ve bugünün yazımında insanları eğlendirmek > ağlatmak, korkutmak, hüzülendirmek vs…

  4. Zilan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba
    Yorumunuz beni İNANILMAZ mutlu etti. Teşekkür ederim. Çok MUTLU oldum. Sağolun. :blush::blush:

  5. ged dedi ki: dedi ki:

    Keyifle okuduğum bir yazı oldu. Absürd hikayelerde dengeyi tutturmak zordur. Sadece saçma şeyler sıralayarak orijinal olacağını düşünenler var maalesef. Siz ise muhabbet eder gibi rahat yazmışsınız, bence oldukça başarılı olmuş. Diğer yazılarınızı da okuyacağım.

    NOT: Çok göze batmasa da bazı yazım hatalarınız var. Bu forumun bunun için doğru yer olduğunu düşünmesem de çok yerde geçtiği için bir tanesini söyleyeyim: “ki” eklerini hep ayrı yazmışsınız, ama bağlaç niteliği olmadığı zaman ayrı yazmamanız gerekir.

    Kaleminize sağlık :slight_smile: