Öykü

Piramidin Sureti

Issa on dördüncü röportajını yapıyordu. Bundan zevk almıyordu ama işinin bir parçasıydı.

Genellikle tarihi bir figür haber kanallarına çıkmadıkça insanların ilgisini çekmezdi. Yine aynı olayları anlatıyordu. Birkaç meraklı turistin orada heyecanlanması pek bir şey ifade etmiyordu çünkü onların amacı da sadece bir fotoğraftı. Kimseler bunların geçmişten gelen bir mesaj olduğunu düşünmez, sanki önceki nesiller insan aklına sahip değilmişcesine takdir eder geçerlerdi. Bu yeterli değildi. Issa o neslin insan aklına sahip olduğunu biliyordu ama bazılarının fazlasına sahip olduğundan da emindi. Mesela monoton ve tekrarlayıcı röportajındaki figürü çizen kimse gibi. O kişi bunu düşünmüş ve gerçekleştirmişti. Belki de kocaman piramitlerin içindeki figürler o kadar da takdiri hak etmiyordu. Ama bu onun keşfiydi ve şu an bu takdiri ona kazandırmalıydı.

Profesör Baniti ondan gurur duyuyordu. Sadece kutlama şarabının etkisi de olabilirdi ama yine deIssa’nın bu iş için elinden geleni yaptığını biliyordu. Bu iş için pek gönüllü insan yoktu ve olanlarda bunla çok ilgili değildi. Sebak ve Shalise. Onlar da bu işte çalışmışlardı ama karşılığını da alıyorlardı. Ona rağmen Issa’nın çalışmasının yarısını göstermemişlerdi. Issa’da bunun farkındaydı ama işte tek başına olmaya katlanamazdı. Gerçi arkadaşları kendi aralarında baya yakınlaşmışlardı ve boş zamanlarında ya gelecek hayallerini ya da olmayan bebeklerinin isimlerini tartışıyorlardı.

Şu an ki minik kutlamalarında bile olan sohbet bile bunun ötesine geçemiyordu. Issa arkadaşlıklarını seviyordu ama bu gibi zamanlarda katlanılmaz oluyorlardı. Profesör Baniti’de sayıklıyordu. Arkalarındaki televizyonda röportajlarının tekrarı oynuyordu. Buldukları figür gözüküyordu. Buradaki insanların inancında ölümün tanrısı Anubis’ti. Aslında küçük bir taslağıymış gibi duruyordu.

– Hayır, beni dinle Shalise. Bu bir bebek için hiç uygun bir isim değil. Issa, sen de bana hak versene!

Issa Shalise’nın önerisini bilmiyordu. Ama bu işte ikisinin de yetenekli olmadığını anlayabilmişti. Sadece göz devirdi ve dışarıya çıktı.

Çalışma alanına yaklaştı. Sakin bir kafayla tekrar etrafı incelemek istiyordu çünkü taslağı bulduklarından beri ya insanlara bunu haber ediyordu ya da komplo teorileri çürütüyordu.

Mağaraya girdi. Işıklandırmaların yetersiz olduğunu biliyordu. Ama bu kadar karanlık olacağını düşünmemişti. Artık ezberlediği loş koridorda gidiyordu. Taslağın olduğu yere geldi. Fazla yakından baktığında figürün siyah köpek kafasını çıkarabiliyordu. İnsan vücudu da ön plandaydı. Ama gerisi mağara duvarına karışmış gibiydi. Bir ses yankılandı. Figüre sırtını döndü sesin kaynağını arıyordu. Mağaranın daha derinlerine inen ve yine yetersiz ışıkların olduğu yolda bir gölge gördü. Ona yaklaşıyordu. Duvardan zorla çıkarabildiği figürün kafası tam karşısındaydı. Kocaman siyah gözleri vardı ve duvardakinin aksine bu korkunçtu. Ve korkunç kafa konuştu.

– Seni tanıyorum.

Issa ürkmüştü. Ses kafasından bile korkunçtu ve buna cevap veremiyordu. Ama gölge ona yaklaştığında korkudan cevap verebildi. Gerçi bir cevaptansa yalvarıştı bu.

– Lütfen beni bağışlayın. Ben zavallı birisiyim. Yemin ederim bir daha yaklaşmam buraya.

Gölgenin kafasında duygu değişimi yoktu.

– Merak etme. Ben sana gelmedim, sen bana geldin. Bu çok sık olmaz. Sadece şu küçük araştırmalarının beni keyiflendirdiğini bil yeter.

Gölge arkasından bir şey çıkarıyordu. Issa geriledi. Bu bir baltaydı ve gölge baltayı yere vurdu. Hafif bir toz bulutu oluştu. Issa gözlerini korumak için duvara döndüğünde figürün daha netleştiğini gördü. Ve bir adım sesini daha duydu. Issa koşarak çıkışa yöneldi. Yetersiz ışıkların ardından mağaradan çıktı. Ve minik kutlama yaptıkları çadıra yöneldi. Ama geldiğinde dehşeti gördü. Çadırları parçalanmıştı. Ve hemen önünde Profesör Baniti’nin parçalanmış cesedi vardı. Ve çadırın arkasındaysa Shalise’yi korumakta başarısız olmuş Sebak vardı. İkisinin de kanlarından gözükmeyen yaraları vardı. Ve son nefeslerinde el eleydiler. Issa bu dehşetten sadece balta izlerini ayırt edebiliyordu.

– Ve karşınızda Issa Vonel! Kendisi bu araştırma da oldukça önemli bir yere sahipti.

Issa hızlı adımlarla sahneye çıktı. Yıllar önceki röportajını tekrarlayacaktı. Büyük ihtimal gecenin sonunda yine aynı önemsiz ifadeyi alacaktı. Ama sunucu ona tekrar seslenirken ne heyecanı hissediyordu ne de ona gelen alkış seslerini. Onu alkışlayan önemsiz ifadelere baktığında ise görebildiği tek şey vardı. Piramitteki korkunç siyah köpek suratlar. Ve kocaman duygusuz siyah gözler…

Mustafa Bozkurt