Öykü

Zombi Dini

Eski yün fabrikası boşaltıldı. Şimdi köpeklerle dolu. Başka ne var diye sormayın. Maceraya atılmak için girdiğimiz bu fabrikada belki 300 tane köpek var. Saldırgan değiller. Kıyafetlerimizi yünden değil yen bir nano teknolojisiyle ürettiğimizden beri bu fabrikalar tozlu, karanlık, ağlarla örtülü. Kimse buraya girmeye cesaret edemiyor. Biz girdik. Birbirimizi kaybetmiyoruz. Her yere gelişigüzel yünler atılmış. En üst kattan şehrin arkasında kalan tepenin manzarasını izlemek için, evet orası için bu hırpani yere geldik. Ama eski efsaneler doğruymuş. En arkadaki camlı odalarda jöleli saçlı bir zombi spor yapıyor. Gerçekten zombi mi? Anlamak için yanına yürüyoruz. Zombi bu sırada bir tane şınav çekti bile. İnsanları unutmuş olmalı. Biz deliyiz sanırım. Doğrulup kolunu rastgele birimizi yakalamak için boşluğa doğru savuruyor. Kaçıyoruz. Merdivenlere doğru başka zombiler de var. Kapıları açık eski bir asansöre giriyoruz. Hâlâ çalışıyor, zombiler gibi ağır ağır.

Kuzenimin sarı seyahat arabasıyla buralara kadar gelmiştik. Onun sevgilisi de en az kuzenim kadar çılgın, zombiler, vampirler ve kurt adamlar efsanesini gerçekten görmek için kendini ölümün kollarına atmaya hazırdı. Şimdiyse panik olmuş, birbirlerinin ellerini bırakmıyorlar. Asi gençleri macera fikri, maceradan daha çok çeker. Bense zombilere inanmadığım için buradaydım ama işte gerçekler. Peşimizden gelmeyi kesmiyorlar. Köpeklere onlar bakıyor herhalde. Açlıktan ölmediklerine göre becerikli olmalılar. Yine de zombinin pençeleri beni yakaladığında canlı canlı parçalayacak. Aptal kuzenim ve sevgilisini de.

Üst kat, koltuklarda uyuyan zombilerle dolu. Kimi yerde yünlerin üstüne uzanmış. Yüzleri insanlara benziyor. Giysileri kopmuş, ama vücutları zaten üşümez. Tırmanıyoruz. Bakışlarımız cesaretlenmek için gözlerimize tırmanıyor fakat çıt yok. Nasıl öldüklerini ve zombileştiklerini bilmiyoruz. Ama köpeklerin bu ölüleri uyandırdığını düşünüyorum. Çılgın bir fikir ama bu köpekler cehennemde Persephone’a hizmet etmiş gibi akıllı ve sakinler. İnsanların bağlayıp köleleştirdikleri köpeklerin aksine bunlar yol gösterici ve tembeller. Ne de üç başlı Kerberos’lar gibi ısırmaya ve yok etmeye çalışıyorlar. Zombilerin beslediği köpeklerin bu kadar zararsız olması insanların belki de zombilerden daha tehlikeli olduğunu düşündürüyor. Kuzenime bakıyorum. Son öpüşüymüş gibi uzun uzun sevgilisini öpüyor. Onlara bakın diyorum; bizi gören zombi yavaşça merdivenden iniyor. Panikleyen kuzenim bir değnekle onu aşağıya itiyor ve fabrikanın terasına koşarak çıkıyoruz.

Manzara kıvrılarak akan nehre bakıyor. Nehrin kenarlarında sığınaklar var. Bakışlarımız çarpıyor. Burası bir zombi kolonisi. Binlerce zombi karıncalar gibi toplaşmış, hatta şarkı söyleyeni de var. Bu sosyal ölüler, yünden iplerle ip atlamaca oynuyorlar. Ağzım açık, ölünün yavaş yavaş havaya sıçramasına, ötekinin kurşundan yapılmış gibi ipi havada döndürmesine bakıyorum. Başka bir zombi, nehrin beslediği ağaca kendini asmış, hırıltılı sesler çıkarıyor. Yanımdakiler histerik kahkahalarda boğuluyor. Aslında bizi yemek istemediklerini sadece hızımızın onların algısında kara delikler açtığını düşünüyorum. Tıpkı tembel hayvanın bir tavşana düşman olabileceği gibi düşmanlar bize. Bu zombi kolonisinde rahatsız edilmeden yaşasınlar diye yangın merdiveninden inip yavaş yavaş arabamıza dönüyoruz. Bir zombi arabanın dikiz aynasını parçalamış, aynadan kendisine bakıyor.

Soluk mor irisli zeytin büyüklüğünde gözleri var. Artık buradan gideceğimiz için aklımdaki soruyu sorabiliyorum, ‘’Sizi mezardan ne kaldırdı?’’ Yavaşça başını kaldırıp ‘’bomba’’ diyor. Evet zombi yaratan yeni bir tür atom bombası, mezarları burada tarihi eserlere çevirmiş. Ölüm diyor, bir Tanrı. Biz dinsizleri, göktaşı kurtaracak. Ölümün parlak, kara taşı.’’ Ölümün yeniden gelmesi ve onları yok etmesi için bir din yaratmışlar diye düşünüyorum. Bizim korktuğumuz şeyi onlar arzuluyor. Yün fabrikasının sahipleri onlar, ölümün ve yaşamın çemberinden dışlanmışlar. Aynalı zombiye teşekkür edip torpido gözündeki ıslak mendili, tornavida ve A4 kağıtlarını ona bırakıyorum. Bir anlamı yok bunun. Ona silah vermek isterdim, işe yaramasa da. Bu zombi kolonisini sigaralarımızı içip çekinerek terk ediyoruz. Gaz pedalı bizim yeni tabumuz gibi hız göstergesi beşi aşmıyor. Biz uzaklaştıkça sarı araba, burada fırtınalardan sonraki en hızlı şeye dönüşüyor. Dönen tekerleklere, atalarımıza ve hızlı elektronlarımıza şükrediyoruz. Ölüm ve yaşam çemberine, ölebilmeye ve yokluğa da.

Helin Jignore

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Dilin güzel kullanıldığı, metaforik. Küçük dokunuşlarla donanmış bir öyküydü. Kısa olmakla birlikte geniş kapsamlıydı da…
    Elinize sağlık.

  2. Avatar for huseyin huseyin says:

    Merhaba @hegos

    Kısa fakat keyifli bir okuma oldu benim için. Zombi temasını yok sayarak okuduğumda bir devrim manifestosu tadı aldığımı söylemeliyim. Yazının içerisine dağınık şekilde yerleştirilen idelerin her biri kendi içinde geniş anlamlar barındıran ama kısa tutularak vurgunun okur tarafından fark edilmesinin amaçlandığını düşündüğüm düşüncelerden ibaret.

    Tekrar tekrar okunası bir öykü.

    Kaleminize sağlık.

    Not: dear john şiirinizi de okudum, çok hoşuma gitti. Ona da değinmek istedim izninizle.

    Sus
    Ben ben ve ben susun
    Düşlerimizi uyutmanın vakti
    Sabaha kadar büyürler de çürürler de

    :clap: Tebrikler güzel kaleminiz için. Yeni öykü ve şiirlerinizi takip ediyor olacağım.

  3. Avatar for huseyin huseyin says:

    Evet, şiirde Deniz Erkaradağ ismini de gördüm ama onu kendi öyküsünün altında tebrik etmeyi düşündüğümden henüz fırsatım olmadı okumaya. Bu vesiliyle kendine de teşekkürler bu güzel şiir için.

    Bu arada bu ay benim de bir öyküm yayınlandı. İlk öyküm olur kendileri (: Vaktiniz olur da okursanız sevinirim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

2 cevap daha var.

Yorum Yapanlar