Öykü

Bir Öykü Yaz

Sabah ona daha altı saatim var. Yine de yapmam gereken işin süresini hesapladığımda ona on kala o maili ancak atabileceğim gibi duruyor. Gözüm bir yandan yazdıklarımda, bir yandan da sağ alttaki bilgisayarın saatine kayıp duruyor. Herhalde hiç saate bakmasam çok daha hızlı yazacağım. Yine de dayanamıyorum her cümle hatta her kelime sonrası, dakika kontrolünden geçiyorum. Bir an var, ona ulaşınca bakmadan yazabilirim. Motor takılmış gibi. Kendimi kaptırıyorum. Gözüm sağ alta hiç bakmıyor. Bir süre böyle. İyice odaklanıp transa girmenin gazıyla parmaklarıma bile bakmadan beyaz ekranın üzerinde karınca duasına devam. Tıkır tıkır yazarken bir anda tıkırlar tıklıyor, tekliyor, yazamamaya başlıyorum. Önce ekran bulanıklaşıyor. Gece saat kaç oldu. Gözlerim yoruldu herhalde. Ellerimle gözlerimi ovuşturuyorum. Geçmiyor. Kalkıp bir tur atsam gözlerimi iki dakika ekrandan uzaklaştırsam iyi gelebilir aslında. Ama bunu yapacak kuvveti bacaklarımda bulamıyorum. Gözlerimi kapatıyorum, birkaç saniye bekledikten sonra yeniden açıyorum. Bulanıklık netleşmediği gibi aksine ekrandaki yazılarım giderek daha da okunmaz oluyor. Son dakikaya bırakırsan böyle olur işte. Aslında terapistim işlerimi yetiştirdiğim sürece işi saat kaçta yaptığımın önemi olmadığını söylüyor.

Bilgisayarım bozuldu. Ne yapsam bilemiyorum. Bilgisayarım bozuldu. Of hep böyle zamanlarda başıma gelir! Allah kahretsin! Bilgisayarım bozuldu! Söylene söylene masaya tekme attım. Ayağım acıdı. Genelde öfkeyle yaptığım şeylerin kendim dışında da kimseye bir zararı olmaz. Battıkça batarım. Koltuk yıkılır ayak bozulur falan filan. Neyse… Konuya dönelim. Tuşlara basmak, kapama düğmesini zorlamak ve küfretmek işe yaramıyor. Bilgisayar bozuldu, saat gece dört ve yapabileceğim hiçbir şey yok.

O anda gecenin sessizliğini yaran bir davul sesi ve ardından gelen gitar riffleri birbirine karışıyor. Bu bilgisayarımın içinde olduğunu bile unuttuğum, yıllar var ki dinlemediğim Almora’nın Shehrazad albümü. Ama bir terslik var, albümün bu şarkıyla başlamaması gerek.

Masallar anlatır periler diyarından

Perilerin diyarından, cinlerin diyarından

Meleklerin, iblislerin hikâyeleri

Cehennemin karanlığı, cennetin ışıkları

Bu ne şimdi? Ekrandaki yazılarım bulanıklıktan beyaza doğru giderken bir yandan projenin teslim tarihini bekleyen müşteriyi mi düşünsem karar veremiyorum. Ne yapacağım? Artık tamamen beyaza dönen Word sayfasında bir cümle beliriyor:

Bir öykü yaz.

Sihirli masallarıyla büyüledi sultanı

Her gece ona rüyalar gibi masallar anlattı

Yağmurun sesi kadar güzeldi

Şehrazat’ın masalları sultanın öfkesini dindirdi

Şehrazat demek. Bunun kafamın içinde bir oyun olmasını dileyerek başlıyorum. Öykü. Bir öykü yaz. Dedi. Anlat. Anlat. Dedi. Ve anlatmaya başladı. Düşünmeden yazdı. Odaklanmış, transa girmiş de geçiyor. Saati, oturduğu koltuğu, içinde bulunduğu odayı unutarak yazıyor. Kendini bırakıyor. Kendini anlatıyor. Günlüğünü anlatıyor. Ve zamanla perilerin ve cinlerin de günlüğü oluyor.

İkinci Word sayfasının sonuna geldiğinde bilgisayarından gelen müzik sesi kendi kendine azalırken ezan sesi duyuluyor. Karanlık odadaki tek ışık olan monitörden gelen ışığın parlaklığı, gün doğumuyla beraber azalıyor. Gökyüzüne gelen mavi yavaş yavaş karanlıkla yer değiştirmeye başlıyor. Kendinden emin bir şekilde öyküsünü bitiriyor. Son noktayı koyuyor ve ellerini bırakıyor. Uykudan uyanır gibi kendine geldiğinde çok uzun zamandır yazmamasına rağmen öyküsünden memnun. Saatin farkına varıyor. Yaparsın sen. Daha önce de yaptın. Hiç kalkmadan çalışarak tişörtü sırılsıklam saat onda projeyi teslim ediyor.

Ertesi gece bilgisayarının başına oturduğunda aynı saatte başına aynı şey geliyor. Bilgisayarı kilitleniyor, hiçbir şey yapamaz hâle geliyor, ne yapsa işe yaramıyor. Bilgisayarı defalarca kapamaya çalışsa, fişini çekse de üzerinde çalıştığı proje ekrandan yavaş yavaş yok olurken yerini beyaz sayfaya bırakıyor, müzik başlıyor, ekran görüntüsü bir türlü değişmiyor. Ne yapması gerekiyor?

Uykusuz bin gece

Güneş doğana dek masal anlat

Hayatın için

Bir gece daha

Bir masal anlat Şehrazat

Peki. Tamam. Yapacağım. Yine. Bugün. Yarın. Bin kere. Öyküye devam. Masala devam. Bu sefer kendinden emin bir şekilde sandalyesinde arkasına yaslanıyor, parmaklarını esnetiyor, gelecek ne varsa hazır. Çocukluğundan bildiği bir masal. Farklı bir şekilde anlatabilir. Kendi masalını anlatabilir.

İblisler, melekler, cennet, cehennem

İblisler ve çocuklar bu sefer… Kendini biliyor, unutuyor ve sabah gün doğarken masalın sonuna varıyor. Masalı bitirdiğinde çalışmasına izin var. Projesini zamanında teslim edip uykuya dalıyor.

Bir sonraki gün aynı şey oluyor. Bir sonraki gün. Bir sonraki gün. Saat dörtte aynı, altıda öyküsünü bitiriyor. Ancak öyküsü bittikten sonra çalışmaya devam edebiliyor. O yazdıkça, bilgisayarı çalışmasına izin veriyor.

Güneş doğana dek masal anlat

Hayatın için

Bir gece daha

Bir masal anlat Şehrazat

Deniz Erkaradağ

Deniz, İstanbul sokaklarında yürüyor, yazıyor, çiziyor ve düşünüyor. Hayal kurmayı ve dans etmeyi seviyor, daha çok okuyabilmek için kendine iyi bakıyor.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Ellerinize sağlık, gizemli bir ‘hikayemin hikayesi’ tarzı olmuş ama güzel olmuş.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar