Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Eski Beni İyi Hatırlamak

Saçlarımı uzun salatalık dilimleri gibi ayırdım. Ama bıçak görevindeki tarakla değil. Ellerimle. Çünkü işin içine tarağın da girmesi sadece ayırmak değil aynı zamanda da yer çekimine isyan eden ya da kendini kuş zanneden saç telcikleri demekti.

İsyan ederlerdi. Çünkü onlar kıvırcıklardı. Ayrıca sadece tarak dediğimiz varlık kadın saçları üzerinde ayrım yapardı. Çünkü gerçekten düz saçlar üzerinde daha mutluydu ve onlara daha iyi davranıyordu. O yüzden ellerimi kullandım.

Aslında bu işi evde yapmam gerekirdi. Yani saç düzleştirme işini. Ama ben garsonluk yaptığım kafenin tuvaletinde yapıyordum. Çünkü daha yeni haberim olmuştu. Aslında her hafta yapardık bunu. Hem de en az iki kez. Ama günleri belli değildi. Neyin diye soracaksanız. Güneş dansının.

Size şöyle anlatayım. Bizim kafenin sahibinin kızılderililere karşı bir ilgisi var. Yani gerçekten seviyor. Ya da tamamen farklılık çıkarıp müşteri çekmek için böyle bir ilgisi var. İşte neyse bu adam kızılderililere ait olan bütün her şeyi bizim kafe de yaşatmak istiyor. Onların oyunlarını, yemeklerini falan. Yani kısacası onların kültürüne ait olan her şeyi yaşatmak istiyor.

Ama güneş dansına karşı ayrı bir ilgisi var. Çünkü güneş dansı ölümün yeni bir başlangıç olduğunu savunan bir dans türü. Yani hayata yeni bir sayfa açmak gibi bir şey. Ya da kendimizi tamamen değiştirmek.

Bu yüzden haftanın en az iki günü ölürdük. Yani dans ederdik. Tabii ölürken güzel olmamız gerekirdi. Ona göre biz her hafta kendimizden yeni bir ben çıkartırdık. Eski beni bırakırken de ondan güzelce çıkmamız gerekirdi. Ki onu güzel hatırlayalım. Böylece her hafta değişirdik. Farklı insanlarmışız gibi davranırdık. Tabi hem müşteri çekmek hem de daha fazla tuvalet kağıdına sahip olmak içindi. Patronun da niyeti bu muydu? Bilmiyorum.

O günde öyleydi. Ama benim haberim yoktu. Yani dans etmek için süslenememiştim. Neyseki kızlardan biri düzleştiricisini getirmişti. Ben de tuvalette düzleştiriyordum. Derken arkamdan bir ses duydum:

“Saçların kıvırcık daha güzel. Onları düzleştirmemelisin.”

“Ne?”

“Saçların diyorum. Kıvırcık daha güzel.”

“Senin ne işin var burada?”

“Bilmiyorum. Sanırım birkaç dakika sonra öleceğim için buradayım.”

“Salak mısın? Burası kadınlara ait. ”

“Erkek olduğumu bildiğime göre bunu da biliyorum.”

“Ne işin var burada o zaman?”

“Dedim ya birkaç dakika sonra öleceğim.”

“Ne ölmesi ya?”

“Güneş dansıyla beraber ben de öleceğim. Sanırım ölmeden önce bu beni komik hatırlamak için böyle bir şey yaptım. Hayatım boyunca hep kadınların tuvaletine girmek istemişimdir.”

“Gerçekten bu saçma şeye bu kadar bağlandın mı?”

“Evet. Niye bu yaptığınız şey gerçek değil mi?”

“Hayır. Değil tabi ki.”

“O zaman neden böyle bir şey yapıyorsunuz?”

“Ben yapmıyorum. Daha doğrusu yapıyorum ama sadece paramı almak için.”

“Yani aslında hiç biriniz değişmiyorsunuz. Sadece öyle davranıyorsunuz.”

“Hepimizi bilemem ama ben ve birkaç kişi buna inanmıyoruz. Sadece para için.”

“O zaman bu saatten sonra inanmalısın.”

“Neden? Benim zaten inanmak gibi bir derdim yok ki.”

“Peki sadece para için yapıyorum dedin. İşin içinde para olmasaydı böyle bir şey yapar mıydın?”

“Hayır yapmazdım. Ama şu an bu durumdayım.”

“Aslında hepimizin istemesiyle bütün bu saçmalıkları yok edebiliriz. Çünkü hiçbir şeyin bir kuralı yok. Sadece biz onları yaratıyoruz ve belki de sende güneş dansını kullanarak bu kurallardan kurtulabilirsin.”

“Yani diyorsun ki şu an istesem sokağa çıkıp bağırabilirim.”

“Evet bunu demek istiyorum. Çünkü doğanın böyle bir kuralı yok ve biz insanlar ne kadar istemesek de aslında doğanın parçalarından biriyiz.”

“İyi de bu biraz saçma bir düşünce. Çünkü mesela ben seni öpmek istedim ve bu zaten doğanın kanunu değil diye birden bire dudaklarına yapıştım. Sence de bu biraz saygısızca olmaz mı?”

“Haklısın olur. Ki zaten saygıda doğanın bir kanunudur. Bunu söyle düşünebilirsin. Hayvanlara zarar vermemek ya da yaşam alanlarını işgal etmemek gibi. Aslında bizim konumuz bu değil. Ben sana şu anda doğa kanunları çerçevesinde canın ne istiyorsa yapabilirsin diyorum. Ayrıca canın şu an beni öpmek istiyorsa öpebilirsin. Ben bu saygısızlık olarak algılamam. Yok mu canının istediği bir şey?”

“Senin bir sapık bir insan olduğunu düşünüyorum. Bunu saygısızlık olarak algılamayacağı bildiğim için diyorum. Ayrıca tabi ki canımı istediği şeyler var. Mesela ilk başta şu elimdeki düzleştiriciyi bırakmak istiyorum. Sonra patronun yanına gidip istifa etmek istiyorum. Hem de öyle kağıda falan değil. Baya suratına bağırarak. Sence bu saygısızlık olur mu?”

“Olmaz. Hak olur. Bu senin hakkın. Ayrıca ilk başta öpmeyi teklif eden sendin.”

“O bir örnekti. Ayrıca bu dediğinle beraber ben de sapık olurum ama senin sapık olduğunla alakalı hiçbir düşüncem değişmez.”

“Ama başka bir örnekte verebilirdin. Neyse boş ver. İstediğin şeylerden bahset. Bu benin son gününü böyle harcamak istemiyorum.”

“Tamam. Ondan sonra sarhoş olmak istiyorum.”

“Onu bende istiyorum.”

“Sanırım sonra da şu güneş dansını hakkıyla yapıp gerçekten bu beni öldürmek istiyorum. Onun hakkında da sadece onunla son günümde yaptığım şeyleri hatırlamak istiyorum.”

“Bak işte ben de bunu istiyorum. Tamamen değişmek. Sanırım güneş dansı artık köprü görevinde. Bize istediğimiz şeyleri yapmamız için kapı aralıyor.”

“Haklısın. O zaman kendine nasıl bakmak istiyorsa öyle bak.”

“Sen de. “ dedi

Ben de ilk başta düzleştiriciyi bıraktım. Sonra saçlarımı salatalık dilimi hallerinden kurtardım. İçeriye gittim ve adamla konuştuğumuz gibi patronun suratına istifa diye bağırdım. Bir şey diyecek gibi oldu. Ama diyemedi. Çünkü ben fırsat vermeden kaçtım. Sonra kendime bir bar buldum. Sarhoş olacak kadar içtim. Eve gidemedim tabi. Kendime bir parkın bankını buldum. Sonra onun etrafında dönerek güneş dansını yaptım. Böylece eski beni artık öldürdüm ve yeni ben de ondan geriye artık o adamla konuştuğumuz vakit dışında başka hiçbir vakit hatırlamıyordum.

Sonrası mı? Hatırlamıyorum.

Zilan Damla Polat

2008 yılında televizyonda başlayan bir tiyatro programını, ailesinin kendisini küçükken götürdüğü bir tiyatro oyunu yüzünden izlemek zorunda kalır. Çünkü ailesi onu masanın altından dev bir kızın şak diye kelebek olarak çıktığı bir oyuna götürür. O andan itibaren beyni ilk saçmalama virüsünü kapar ama o bunun farkına varamaz. 2008 yılında BKM’nin başlamasıyla beraber biraz daha mutluluk için 4 yıl tedavi görür. Ama o tedavi istemez. Tam tersine hastalığa sahip olmak ister ve seçkiye öykü gönderir.