Öykü

Kör “Gepetto” Galip ve Vefasız Oğlan “Pinokyo” Musa

Ahşap kapının gıcırtıyla açılıp, gürültüyle geri kapandığını duydu yaşlı ve kambur adam. Burnuna gelen kesif rakı ve tütün kokusundan Musa’nın eve döndüğünü anladı. Vakit gece yarısını çoktan geçmiş olmalıydı. Ellerinin arasında tuttuğu, henüz kuyruğunu şekillendirdiği tavşanı el yordamıyla masanın üzerine bıraktı. Bastonunu sessizce kavrayıp usulca odasına yönelmişken bastonun ucu bir dirençle karşılaştı. Kokudan anladı, Musa tam önünde duruyordu, nefesi de tam yüzünde. Adamın ağzından çıkmak üzere olan kalbi, korkudan neredeyse atmaktan vazgeçecekti. Musa, adamın eğer görebilseydi tiksineceği kadar pis olan, sigaradan sararmış dişlerinin arasından, kulağına eğilip tısladı, “Sen buradan ecelinle göçüp gitmedikçe bana da sana da huzurlu uyku yok babalık.”

Ve sonra gece sessizliğine, geri döndü. Galip de karanlığına.

* * *

“Hay işe yaramaz tahta parçası. Almaz olaydım seni.” Oyuncakçı Gepetto’nun olağan serzenişlerinden biriydi. “Mendebur parçası, at dölü, göt yumağı, nereden aldım seni almaz olaydım. Şeytan diyor ki çak çivi her yerine örsele gitsin.” Bu parçayı hiç sevmemişti nedense. İçinde anlamlandıramadığı bir his, başına gelecek olan felaketlerin sanki bir uyarıcısıydı.

Kasabada ona Gepetto diyorlardı. O bundan pek hoşnut olmasa da aldırış etmemeyi öğrenmişti bu gavatlara. Asıl ismi Galip’ti. Hiç evlenmemişti. Evlenmeyi de düşünmemişti. Bu halinden oldukça hoşnuttu. Çoluk, çocuk, kadın dırdırı ona göre şeyler değildi. Bütün gün şu sıkıcı tahtaları oyar, gün sonunda da sızana kadar içerdi.

Elindeki oyuncağa döndü. Bu, bakkalın çocuğunun siparişiydi. Üç kuruşa çekilecek iş değildi ama ne yapacaktı, bu kışı kuru geçirmesinin başka çaresi yoktu. Elindeki parçayı yontmayı bitirdi, dolabın üzerine koydu, bir kadeh rakı doldurmaya gitti. Döndüğünde biraz önce kurusun diye dolabın üzerine bıraktığı kukla ortada yoktu.

Oda kapısının ardından gelen bir tıkırtı duydu. “Yine o sıçtığımın sıçanı, yedi her şeyimi,” diye homurdandı. Eline süpürgeyi aldığı gibi, kapıyı açtı. “Eşhedü enne ilahe, Bismillah bismillah” Avazı çıktığı kadar bağıramadan olduğu yerde yığıldı. Biraz önce oyduğu kukla canlanmış, kapının arkasından iri gözlerle ona bakıyordu. Kendine geldi, bir koşu buzdolabına gitti, rakı şişesini kafasına dikti. Kuklanın durduğu yere elinde süpürgeyle geri döndü. Tam beynine patlatacakken, kukladan cılız bir ses çıktı, “Yapmayın lütfen.” Adam süpürgeyi bırakıp bırakmamakta tereddüt etti. Sonra sapıyla birkaç kez dürttü, iyice köşeye sıkıştırdı. Zararsız olduğundan iyice emin olunca, alkolün de etkisiyle gevşemiş halde, eliyle kuklayı boğazlayıp havaya kaldırdı. Evirdi çevirdi, “Nesin sen be iblis misin, cin misin nesin?” Kukla başını önüne eğdi. O sırada usta, kuklanın önünde, iki bacağının arasında hiçbir şey olmadığını fark etti, fırlattı attı korkuyla duvara. “Tövbe tövbe iblis tövbe tövbe şeytan. Adam olsaydın takım taklavatın olurdu, karı olsaydın amcığın olurdu, nesin sen lan nesin?” Gepetto Galip’in öfkesi yanardağ gibi büyüdü.

Kukla fırlatıldığı yerde kaldı, üzüntü ve utanç içinde yüzünü duvara döndü. İçini çekerek, “İnanın bana, en az ben de sizin kadar şaşkınım, ne olduğunu bilmiyorum!” diye ağlamaklı bir sesle yanıtladı.

Bir süre böyle geçti, usta düşünmek için, biraz da sarhoşluğun etkisiyle yatağına gitti. İşler kötü gidiyordu, önü kıştı. Bu iblis de başına çöreklenmişti. “Ama belki de bir hayır vardır bu işte. Ondan nasıl faydalansam?” diye düşünmeye başladı. Yakında kasaba onun varlığını öğrenecekti, namazında niyazında adamlar cinsiyetsiz bir iblisin ortalıkta dolaştığını öğrenirlerse, hem kuklayı hem de kendini oracıkta linç ederlerdi. “Öldürsem kimsenin ruhu duymaz ama ya elimde bir altın madeni tutuyorsam? Kasabadaki sirkte çalıştırabilirim, işlerime koşabilirim, hatta eğlendirmesi için kasabanın önde gelenlerine, devlet erkânına gösteri için bile kiralayabilirim.” Bu huzurlu düşünceyi bulunca gülümsedi, salyaları akarak uykuya daldı.

Sabah olduğunda, kalkıp çeri gitti. Kukla bıraktığı yerde duruyordu, Galip’i görünce tir tir titremeye başladı. “Haydi, kalk,” dedi usta, “Yapacak işlerimiz var.” Geçen hafta sattığı eski püskü paltosunun parasını kuklaya verdi. “Bana bak bundan sonra senin adın Musa. Hemen git üstüne doğru dürüst erkek çocuk kıyafeti al!” Kuklaya okkalı bir tekme atıp evden kovdu, arkasından da bağırdı, “Sağa sola takılma oyarım yoksa seni!”

Musa kukla, korku içinde ustanın istediği kıyafetleri almaya giderken gözü bir kitapçıya takıldı. Gözleri ışıl ışıl kitaplarda dolaşırken dükkân sahibi onu gördü. “Ufaklık tam sana göre bir macera kitabı serisi var, ister misin?” dedi. Musa dayanamayıp kitapları aldı. Artık çok geçti, eve dönemezdi. Yoksa Galip onu yaşatmazdı. O sırada siyah pelerinli bir peri ortaya çıktı. Parayı ne yaptığını sordu kuklaya. Musa, “Parayı buraya gelirken yolda düşürdüm,” dedi. Yalan söyledi, burnu uzamaya başladı, burnu uzadıkça da ağladı. “Sevgili peri, dayanamadım kitaplara, parayı onlara harcadım. Affet ne olur.” Peri bu seferlik Musa’yı affetti. Burnunu eski haline döndürdü.

Ama Musa yolda giderken, yardıma ihtiyacı olan tavşan ve tilkiyi gördü. Uçurumun kenarından aşağı yuvarlanmak üzerelerdi. Koştu parasıyla ip merdiven aldı, onların hayatını kurtardı. Siyah pelerinli peri yine ortaya çıktı ve parayı sordu Musa’ya. Musa, parayı yine yanlışlıkla düşürdüğünü söyledi. Siyah peri bir tekerleme söyledi ona;

Sus sus uzadı yine burnu, boynu sonra kulakları ve sonra çenesi ve gözleri

Gözleri uzadı dişlere kadar hep yalan hep yalan

Ve yine burnu uzadı, burnu uzadıkça yalan söylemeye devam etti Musa. “Yalvarırım beni eski halime döndür, Gepetto babam beni hayatta koymaz, bir daha yalan söylemeyeceğim.” Peri bir kez daha kabul etti.

Kaçma planları yapan kuklanın imdadına gölette yaşayan balina koştu. Umutsuzca yürüyen Musa’yı gören balina dillendi. Kukla, ustadan kurtulmanın en iyi yolunun balinanın midesine saklanmak olduğuna karar verdi. Parayı balinaya verdi ve “sakla beni ustadan,” dedi. Balina tamam deyip bir lokmada kuklayı yuttu.

Usta evde dört döndü, en sonunda kuklayı aramaya dışarı çıktı. Göletin önüne geldi, balinaya Musa’yı sordu. Balina dedi ki, “Para peşin kırmızı meşin.” Aldı parayı açtı ağzını. Usta da atladı balinanın içine. Kuklayı buldu, balinanın mide duvarlarına çarpa çarpa dövdü de dövdü. Tahtalarını tırnaklarıyla çizdi. Eziyet üstüne eziyet etti. Kukla ağladıkça gözyaşları balinanın içinde göl oldu, nihayet balina suyunu püskürttüğünde, kukla ve ustayı kıyıya attı. Usta kaptığı gibi kuklayı sürükleyerek eve getirdi. Orada da bir posta dayak. Musa takatsiz kaldı. Oradan oraya savruldu. “Ben sana yapacağımı bilirim,” dedi usta. “Bana yalan söylemenin cezasını bak nasıl vereceğim.” Aldı eline oyma bıçağını zavallı kuklayı delik deşik etti. Sonra masaya oturup bir şişe rakısını içti. Kuklanın üzerine de bir şişe ispirto boca etti. Sonra odasına çakmak almaya gittiği yerde zıbardı kaldı.

Musa, ustanın gelmediğini görünce, saklandığı döşeğin altından sürünerek çıkıp, odun sobasının yanına doğru yavaşça gitti. İliklerine kadar ıslanmıştı ve kurumazsa zatürreden ölebilirdi. O sırada siyah pelerinli peri iblis çıktı ortaya ve Musa’ya bakarak dedi ki, “Eğer bir şeyi çok istersen olur.” Musa soba ateşine baktı. O anda en çok istediği şey bu zulümden kurtulmaktı. Bir gayretle zıplayıp kendini ateşin içine attı. Cayır cayır yanarken, tahtaları çatırdarken duyduğu acı bir süre sonra yerini hissizliğe bıraktı. Damarları soğuyordu ve yaşama sevinciyle doluyordu yandıkça. Bu istek o kadar güçlüydü ki, sobanın içinden kor bir alev topu olarak dışarı sıçradı kanlı canlı. Siyah pelerinli bir gölgenin arkasına bakmadan uzaklaştığını gördü gecenin içinde. Gepetto Galip yan odada tüm bu olanlardan habersiz horluyordu. Pinokyo Musa bacak arasına baktı, gördüğü şeyden keyiflendi. Buzdolabını açtı, rakı şişesinden kallavi bir yudum aldı. Ustanın kendisini yonttuğu bıçağı buldu, yavaşça odaya Gepetto’nun gözlerine doğru yöneldi.

Müge Koçak Güvenç

Uzun zamandır yazıyor, yazmaya çalışıyor, devam etmeye çalışıyor. Zaman değişiyor, dengeler değişiyor, hayat değişiyor, yazı kalıyor, o hala yazıyor. Deneme, yanılma, oradan, buradan, şuradan. Bir gün - büyüdüğünde - yazı projelerini gerçekleştirmeyi umuyor. Ziyaretçi sayısı parmakların sayısını geçmeyen iki blogu var. Bu kadar yazan, çizen, onca tanınmış, tanınmamış insan arasında kendisine nasıl bir pay düşer bilmiyor, çok da umursamıyor. Ne önemi var ki! Altı üstü hep birlikte eğleniyoruz canım..

Kör “Gepetto” Galip ve Vefasız Oğlan “Pinokyo” Musa” için 19 Yorum Var

  1. Merhaba Müge,

    Masalı “anti” bir tavırla ters düz etmişsin. Bu gerçekten hoşuma gitti. Nedense bütün olan felaketlere rağmen yüzümde bir gülümseme ile okudum öykünü.

    Bununla birlikte biraz daha uzun biraz daha orjinal masalın tüm noktalarını “kafaya alarak” gidebilirmişsin. Gerçekten o da keyifle okunurmuş.

    Belki başka göndermeler de yaptın ama ben akışına kaptırdım kendimi.

    Son dönemde her metne bir alternatif teori yazılır ya o kabilden ben de yazayım “Acaba Galip de mi eskiden kuklaymış?”

    Kalemine sağlık…

  2. Merhaba Murat,

    Okuyup yorumladığın için çok teşekkürler. İtiraf ediyorum biraz aceleye geldi, kesinlikle uzatabilirdim özellikle yalan kısımlarını ama içim kaldırmadı :slight_smile:
    Galip’in kukla olma ihtimali de var :slight_smile: Seni göremedik bu Seçki’de. Umarım bir sonrakine.

    Kolay gelsin

  3. Merhabalar,
    Alışık olduğumuz masallardan çok farklıydı. Anlatımınız güçlü ve öykünün akışı da merak uyandırıcı. Değişik bir bakış açısıyla hikayenizi okumak güzeldi. Emeğinize sağlık.

  4. Beğenmenize çok sevindim. Okuduğunuz ve yorumladığınız için teşekkürler :slight_smile:

  5. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,
    Toplum baskısını üzerinde hisseden bir Gepetto’yu tanıdık bu öyküde. Bu topraklara ait olan deyimlerin kullanılması da ayrı bir renk katmış. " Sağa sola takılma oyarım yoksa seni! " örneğinde olduğu gibi cuk diye oturmuş öyküye. Başta öykünün başlığını garipsedim fakat okuyunca neden o şekilde kullanıldığını anladım. Onun haricinde bir kaç tespitim de şu şekilde : Gepetto’nun Pinokyo’yu aramaya çıkması ve hemen gölete koşmasını biraz erken buldum. Hani bir görgü tanığı, ya da bir kaç yere sorup da sonrasında göletin yanından geçerken denk getirilmiş olsa daha güzel olurdu belki. Bazen benim de hikayelerin tamamlanma heyecanına kapılıp kısa kestiğim geçişler olabiliyor. Son olarak da cinsel organlar konusunda “takım taklavat”, “bacaklarının arasında gördüğü şeyden keyiflenmek” gibi akıllıca kullanılmış tabirlerin, karı olsaydın … olurdu kısmında da kullanılması daha yumuşak bir anlatım olurdu düşüncesindeyim. Gerçi alkolün etkisiyle de söylenmiş olabilir bu :slight_smile: Özetle; çok farklı bir bakış açısıyla yazılmış, Pinokyo’nun küllerinden insan olarak doğması ile kendini aşıp intikamını alması güzel düşünülmüş. Belki de insani bir güdünün hemen devreye geçmesiyle ilgilidir bu da. Okurken hikaye aktı gitti. Keyif aldım oldukça. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Sevgiyle ve edebiyatla kalın…