Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Paraşüt Meselesi

“Kimin katladığı paraşütle atlamak istersiniz?” Takım çalışması eğitiminde sorulan bu soru, o andan itibaren peşimi bırakmıyor. Günlerdir düşünüyorum. Kendi katladığım paraşüte bile güvenim yok. Hikâye de tam bu noktada başlıyor. Yani güvensizlik tohumları atıp onların boylanmasını beklerken.

“Kızım ben paraşütle atlayamam ki…”

“Anne ya, soruyu benzetme olarak düşün. Yani kime her şeyini teslim edecek kadar güvenirsin?”

“Ha, o zaman başka!”

“Kime? Mesela biricik kızına!?”

Annemin maviş gözleri, oturduğu koltuğun tiftiklenmiş yüzeyine dalıp gidiyor. Kalın parmaklarıyla topakları koparıyor, derin bir iç çekiyor. Damardan bir soru sorduğumu fark ediyorum.

“Anne, abartma lütfen. Tamam, vazgeçtim zaten. Ben bile kendime güvenoyu vermedikten sonra.”

“Yok, güzel kızım. Güven dedin ya ondan. Yaramı kanattın birden.”

Hoppala, ne aradım ne buldum. Kırk yıllık annem, yok o kadar olmadı, otuz iki yıllık annem ilk kez gözümde gizeme bürünüyor, beni şaşırtıyor. O klasik ev kadını birden filmatik bir karaktere dönüşüyor.

“Anne, hayırdır, hadi anlat bakalım, neymiş şu güven meselesi, yaralar, kanamalar filan?..”

“Sana anlatamam bu sırrı. Ah, ah!”

“Anne ya ben kızın, bak her şeyini paylaştığın… Hadi ama lütfen!”

“Ayıplarsın belki, bilemem ki şimdi nasıl anlatılır bu?”

Dur, dur, dur. Ne demek ayıp? Ben Pandora’nın kutusunu mu açtım yoksa? Bu benim annem ya. Bildim bileli ev işleriyle uğraşan, bir iki kapı komşusu dışında bir yerlere gidip gelmeyen, eşinin yemeği, çocukların okulu, evin temizliği üçgenine sıkışıp kalmış, bunu da kimseye hissettirmemiş bir kadın. Annem işte.

“Ayıp mı? Neymiş bakalım o ayıp mutfaklar sultanı?”

“Dalga geçme, hiç komik değil.”

“Ağlama anne lütfen ya. Seni kırmak istemedim. Şaşırttın beni. Dur, bak tansiyonun çıkacak şimdi. Hayda, ne dedim yahu ben?”

“Tamam, tamam bir şeyim yok. Sen bana dolaptan kolonya getir, hadi kızım…”

“Hangi dolaptan?”

“Şu evi öğrenemedin bir türlü. Şurada ikinci rafta. Tabii kendi başına yaşarsan unutursun anne evini.”

“Of anne, başlama yine. On yıldır aynı muhabbet. Hem konuyu başka tarafa çekip unutturacağını sanma. Şu ayıp mevzusunu…”

“Neymiş bakalım ayıp mevzu?”

“A, baba hoş geldin, duymadık valla geldiğini…”

“Sen de hoş geldin kızım. Neymiş şu ayıp mevzu?”

Annem oradan kaş göz işareti yapıyor, bir yandan da kızarmış gözlerini saklıyor.

“Yok bir şey. Televizyondaki bir dizi işte. Birinin sırrı var, diğeri de öğrenmeye çalışıyor ama sırrı olan çok ketum anlatmıyor; ayıp filan diyor.”

“Sizin şu saçma dizileriniz. Seyretmeyin diyorum şunları, annen de bütün akşam kilitleniyor onlara. E, hanım bir hoş geldin yok mu? Dur bakayım sen ağladın mı yoksa?”

“Yok canım, daha neler saçmalama. Biraz önce yine kaza haberleri vardı.”

“Kızım şu annene bir şey söyle. Haberlerde ağlar, dizilerde ağlar, evlilik programlarında bile ağlıyor. Yaşlandıkça gözü yaşlı biri oldu çıktı. Televizyonu tümden kapatmalı ya neyse. Sen n’apıyosun, yoktun ne zamandır, iş seyahatinde dedi annen…”

“Bir eğitim programı var da. Her fabrikada verilecek dedi patron. Adana’ya gittik işte. Ben de insan kaynakları olarak adamların peşinde. Bu pazartesi de Bursa’ya gidiyoruz. Oradan İzmir’e geçeceğiz. Neyse, hafta sonu geliyoruz İstanbul’a. ”

“İyi, iyi. Çalış kızım, çalışmayıp n’apacaksın.”

“Baba, sana da bir soru sorayım. Şöyle bir şey dedi eğitimci, kimin katladığı paraşütle atlarsınız?”

“Vay, güzel soruymuş. Kimse alınmasın, ben kendi katladığım paraşütten başkasıyla atlamam kardeşim. Yanlışı da benim, doğrusu da. Ölürsem de kendi yüzümden, sağlam inersem de…”

“Peki ya benim!?”

“Senin mi? Kızım sen daha faturalarını bile zamanında yatırmıyorsun. Katlarken de aman sonra deyip bırakıverirsin valla.”

“Aşk olsun baba!”

“Olsun, olsun, alınmak yok, doğruya doğru. Ha bir de annenin katladığı paraşüte güvenirim. Yüz kere kontrol eder. Ona her konuda güvenirim. Değil mi hanım? Hayda, ne dedim ben şimdi, niye ağlıyor ki? Ya tamam önce senin katladığınla atlayacağım. Söz.”

Annem o gün tansiyon, baş ağrısı diye odasından çıkmadı. Biz, baba kız, oturup uzunca sohbet ettik. Babamla sohbeti hep sevmişimdir zaten. Aklım tabii ki anneme takılıydı tüm gece. Annemin müthiş sırrını öğrenmeliydim ama bir yandan da korkuyordum. Ya ben başkasının çocuğuysam, ya biri anneme tecavüz ettiyse, babam da bunu bilmeden onunla evlendiyse… Onlar evlendikten dokuz ay on gün sonra doğmuşum ben. Bu da tüm kuşkularımın gerçek olabileceğini gösteriyordu. Kâbus üzerine kâbus… DNA testi mi yaptırsam? Yok canım, eğer başka babam varsa onu bilmek bile istemem, benim bir tanecik babam var. Annem saklamak istese ayıp mayıp demezdi, demek ki anlatmak istediği bir şey. Belki de içinde şişti, şişti artık anlatmak istedi. Bir hafta ne çok kurgu yaptım, bozdum, değiştirdim, düzelttim, abarttım. Hafta sonu nihayet tekrar annemlerdeydim.

“Anaların kraliçesi, bak telefonda olmaz dedin, yüz yüze görüşelim dedin. İşte buradayım. Hadi anlat bakalım şu ayıp şeyi. Yoksa benimle mi ilgili?”

“Seninle mi? Ne alakası var!”

“Olayı bilsem, alakası var mı, yok mu anlayacağım ama bir şey anlatmıyorsun ki. Bak benimle ilgiliyse, yani ben başkasının çocuğuysam filan.”

“A, tövbe. Kızım delirdin mi sen? Neler söylüyorsun? Tövbe, tövbe.”

“E, anne çatlatma adamı ya. Anlat hadi.”

“Bak kimselere söylemeyeceksin ama…”

“Ya, anne!”

“Bak söz ver. Ekmek kuran çarpsın de.”

“Tamam valla anlatmayacağım.”

“Ekmek kuran çarpsın.”

“Tamam peki, ekmek kuran çarpsın kimseye anlatmayacağım.”

“Konu teyzenle ilgili…”

“Hangi teyzem?”

“En küçük teyzen. Almanya’da yaşamış olan.”

“E…”

“E si, teyzen çalışmaya Almanya’ya gittiğinde orada biriyle tanışmış, sonra ondan bir çocuğu olmuş. Ağzını kapat… Hiç kimseye söylememiş, çocuğu orada evlatlık verip buraya dönmüş.”

“Hayda!”

“Hayda ya. Bizim bile haberimiz yok. Biz onu uyum sağlayamadı döndü sanıyoruz o zamanlar. Neyse ama bu gittiği gibi değil artık. Sürekli bunalımda. Biz de evde kaldı ona üzülüyor diye yorup biraz da zorla eniştenle evlendiriyoruz. Yıllar geçiyor. Sonra bir gün, bir mektup alıyor teyzen.”

“A, yoksa?..”

“Evet, o çocuk on sekiz yaşında bir delikanlı olmuş, ailesi de onun evlatlık olduğunu söylemiş. Çocuk da araştırmış, sonunda teyzenin izini bulmuş.”

“Anne ya, film gibi bu… Şimdiye kadar bana niye anlatmadın ki?”

“Ben de daha yeni öğrendim. Senin o paraşüt maraşüt sorusunu sorduğun gün.”

“Hadi ya. Tesadüfe bak. Valla çok şaşırdım. Küçük teyzem hep içine kapalı görünürdü bana. Vay, demek yere bakan yürek yakanmış. E, n’olacak şimdi?”

“Bilmiyorum. Hani güven filan diyordun ya, işte ben teyzene hep çok güvenirdim. Bugüne kadar başım ne zaman sıkışsa ona giderdim. Oysa o, içinde tutmuş her şeyi, benimle bile paylaşmamış. Bana hiç güvenmemiş. Geçen hafta anlattı ağladı, ağladı anlattı. N’apacağını şaşırmış. Kocaya nasıl anlatır, çocuklara nasıl anlatır? Bana bile öyle zor anlattı ki. Bak, hiç kimsenin haberi yok. Aman kızım sakın.”

“İyi de, bu saklanacak bir şey değil ki. Hem çocuk bulmuş zaten annesini. Şimdi onu yok mu sayacak? Allah Allah, Türk filmi gibi. Bence açıklamalı ve çocuğu sahiplenmeli.”

“Delirdin mi sen, enişteni tanımıyor musun? Olmaz öyle şey.”

“Sakla sakla, nereye kadar?”

“Anlattığıma pişman etme beni. Zaten kahroldum bir haftadır.”

“Çocuk ne zaman gelecekmiş?”

“Annesinden yanıt bekliyormuş. Gel derse gelecekmiş, gelme derse bir daha ömrü boyunca aramayacakmış.”

“İnan çok şaşırdım. Teyzeme bak sen, kaç yıl saklamış sırrını. Peki, baba kimmiş?”

“Onu söylemiyor işte. Orası muamma.”

“Vay teyzem vay! Acayip şaşırttı beni. Buradan bir iyi şey çıktı bana ama…”

“Neymiş o?”

“Kimin katladığı paraşütle atlayacağımı bulamadım ama kiminle sır paylaşacağımı buldum.”

“Aman deli kız!”

Nurdan Atay

Endüstri mühendisiyim. Mesleğimi çok uzun süre yaptıktan sonra rotamı edebiyat çalışmalarına çevirmeye karar verdim. O tarihten beri de yazıyorum. İkinci üniversite Edebiyat okuyorum. Bir grup yazan/yazar arkadaşımla birlikte her ay Kil-Tablet adında öykü fanzini çıkarıyoruz. Ağırlıklı olarak öykü ve tiyatro oyun metinleri yazıyorum. Okumayı, seyahat etmeyi, film izlemeyi, yogayı, el sanatlarından becerebildiklerimi yapmayı, doğayı, öğrenmeyi, araştırmayı seviyorum.

Paraşüt Meselesi” için 8 Yorum Var

  1. Giriş cümlesini çok güzel seçmişsiniz. İlgi uyandırdı bende. Hikayede kız ve babası arasındaki muhabbeti sevdim. Samimi ve doğaldı. Annenin sakladığı sırra gelecek olursam nedense pek etki bırakmadı bende. Sanki konu biraz yüzeysel aktarılmış gibi hissettim. Hikaye daha derinlemesine işlense daha iyi etki bırakabilirdi. Ellerinize sağlık.

  2. Merhaba, yorumlarınız için teşekkür ederim. Eleştirilerinizi dikkate alacağımdan kuşkunuz olmasın.

  3. Selamlar, diyalog kısımlarını özellikle beğendim, ses kayıt cihazından öyküye aktarılmış gibi doğaldılar 🙂 kaleminize sağlık

  4. Paraşüt temasını güzel değerlendirmişsin. Öykün bu haliyle bir bütün oluşturuyor. Güzel ve farklı bir konu bulmuşsun. Harika başlamış, harika bitirmişsin.

    Ben senin yine kısa bir öykü yazacağını sanmıştım. Beni ters köşeye yatırdın, iyi de ettin.
    Kısa öykünün iyi tarafı, daha fazla sayıda okuyucuya ulaşmayı sağlar. Fakat kötü tarafı, kendini fazla ifade edecek alan çıkmaz, ve doğal olarak da yorumlar, kısa beğenilerle geçer.
    Bunu göz önüne alarak, başka bir noktaya değinmek istiyorum. Bazı bazı satırlarda diyaloğun; yaratıcılığına, kurguna, ve azmine yeterince yetişememiş gibi.

    “Of anne, başlama yine. On yıldır aynı muhabbet. Hem konuyu başka tarafa çekip unutturacağını sanma. Şu ayıp mevzusunu…”
    “Neymiş bakalım ayıp mevzu?”
    “A, baba hoş geldin, duymadık valla geldiğini…” (olayı böyle geçiştirmeye çalışması, düşünmek için zaman kazanmaya çalışması harika. Kızın bir kişiliği oluştu. Kurnaz olsun, zeki olsun, tecrübeli olsun.)

    “Baba, sana da bir soru sorayım. Şöyle bir şey dedi eğitimci, kimin katladığı paraşütle atlarsınız?”
    “Vay, güzel soruymuş. Kimse alınmasın, ben kendi katladığım paraşütten başkasıyla atlamam kardeşim. Yanlışı da benim, doğrusu da. Ölürsem de kendi yüzümden, sağlam inersem de…”
    ( “Vay, güzel soruymuş. ” cümlesini kaldırırsan, diyalog keskinleşecek. Bu tarz yumuşatmaları bulup çıkartmalısın.)

    “E, anne çatlatma adamı ya. Anlat hadi.”
    “Bak kimselere söylemeyeceksin ama…”
    “Ya, anne!”
    “Bak söz ver. Ekmek kuran çarpsın de.”
    “Tamam valla anlatmayacağım.”
    “Ekmek kuran çarpsın.”
    “Tamam peki, ekmek kuran çarpsın kimseye anlatmayacağım.”
    “Konu teyzenle ilgili…”

    Burada bir sır var. Ciddi bir mevzu. Annenin konuşması 2 türlü etki uyandırır. Ya basık bir anne, ya da aptal bir anne. Bende ikinci etkiyi yarattı. Aşağıdaki gibi sadeleştirilebilir:
    “E, anne çatlatma adamı ya. Anlat hadi.”
    “Konu teyzenle ilgili…”
    diye geçiştirilebilir. Veya biraz komedi ile:
    “E, anne çatlatma adamı ya. Anlat hadi.”
    Odada birileri olabilirmiş gibi etrafı süzdü:
    “Konu teyzenle ilgili…”

    Yukarıda mecazi olarak örnekledim, umarım açıklayabilmişimdir.
    Kalemine sağlık.

  5. Merhaba;
    Kısa öyküyü okumayı da, yazmayı da seviyorum. Ancak, kendimi bu konuda kısıtlamıyorum. Sadece dialog, uzun, kısa, her türlü öykü denemesini yapmaya çalışıyorum açıkçası. Bu nedenle, daha uzun ya da kısa öyküler gelebilir, tabii sitedeki ömrümüz yeterse…
    Önerilerin için ayrıca çok teşekkür ederim.

  6. Beğendim, özellikle kızın sorusuna babasının verdiği cevabı. Hayal gücünüzü sevdim, temaları güzel değerlendiriyorsunuz.

ozbabur için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *