Öykü

Yedi Yüz

İnsanlığın en büyük korkusu ölümdür.

Araştırma Enstitüsü’nden çıkıp evine yürürken saçı başı dağılmış, gözleri kan çanağına dönmüş bir kadının, elinden tuttuğu adamı neredeyse sürükleyerek ona doğru koştuğunu gördü.

Kadın, “Doktor lütfen… Yardım edin… Oğlum, ölüyor!” diye bağırıyordu.

Sürüklenen adamın yüz derisi kırışıktı. Saçları beyazdı. Gözkapakları gözlerini kapatacak şekilde sarkmıştı. Kadına ve oğlum dediği yaşlı adama şaşkınlıkla baktı. Şaşkınlığını atamadan nereden ve nasıl geldiği belli olmayan güvenlik görevlileri onları bayıltıp taşıyıcıya bindirdi. Üzerindeki doktor kıyafetine rağmen kimliğini taradılar, ardından hiçbir açıklama yapmadan hızla uzaklaştılar.

“Yedi Yüz”de kronolojik cilt yaşlanması tarihe karışmış, hücre tiplerini vücutta yeniden üretebilen ve doku onarımını sağlayan nanoteknojik çipler sayesinde deri gibi bazı organların kendi kendini onarımı sağlanmıştı. Ancak çipler sürekli geliştirilse de hücrenin ana bileşeni olan proteinlerin ilerleyen hasarını ve istenmeyen hücre içi artıkların birikimini yani yaşlanmayı ve tabii ki ölümü engelleyemiyordu. Beynin yaşlanmaya bağlı işlev kaybını araştıran nörobilimci Doktor Brazil, ortalama yaşam süresini yüz yıldan, yüz yirmi yıla çıkarmaya çalışan ekipteydi. Gen tedavisi üzerine uzmanlaşmıştı. Korteksteki motor hücrelere gen tedavisi uygulayarak beyin hücrelerinin ölümünü yavaşlatmayı başarmışlardı. Araştırma Merkezi’nde bir grupta kök hücre tedavisi üzerine çalışıyordu.

Karşılaştığı sahne Brazil’in aklına takıldı. Adamı inceleme şansım olsaydı diye düşündü ama güvenliğe karşı çıkmaya cesaret edemezdi. Güvenlikçiler- biyonik veya biyolojik fark etmez- kast sisteminde bilim insanlarından bir üst basamaktaydılar. Ertesi gün hastaneye gittiğinde temeli bir veriye dayanmayan bu konudan kimseye söz açmadı. Akşam bir önceki gün yaşadığı olayın neredeyse aynısı tekrarlandığında ortada bir tuhaflık olduğunu hissetti. Gece boyu araştırmaları içinde kayboldu, yeni verilere baktı ancak karşılaştığı problemi anlamasına yetmedi hiçbiri. Rika’ya soracaktı. Rika, hipotalamustaki yeni beyin hücrelerinin oluşumundan sorumlu, kök hücre tedavisinde bir numaraydı. Ona son günlerde gördüklerini anlatmaya başlayınca;

“Şimdi olmaz. Dışarıda buluşalım.” dedi Rika. Akşam iş çıkışında buluşup birlikte yürümeye başladılar.

“Şimdi konuşabiliriz artık. Hastanede dinlendiğimize eminim.”

“Kim dinleyecek?”

“Çalışmalarımızı sürekli izlediklerini biliyorsun ancak son günlerde izleme cihazlarında-sabit olanlarda-belirgin bir artış oldu. Gizli olanlarda da olduğunu varsayıyorum.”

“Konuyla bir ilgisi mi var bunun?”

“Emin değilim ama tahmin ettiğim bazı şeyler var. Beş gün önce senin gördüklerin gibi birileri çıktı karşıma. Bir kadın ve yaşlı bir adam. Önce şaşırdım ama biliyorsun -ya da bilmiyorsun- güvenlikçileri oldum olası sevmediğimden onları atlatma yolunu buldum. Sakın nasıl diye sorma. Gizlice enstitüye soktum kadınla adamı.”

“İnanamıyorum. Ya fark etselerdi! Enstitüye izinsiz hasta almanın suçunu…”

“Biliyorum tabii ki, söylemene gerek yok. Yeteneklerime ihtiyaçları var, beyinleri için… O kıvrımların içindeki kök hücreleri benim kadar eksiksiz bulan bir başkası çıkana kadar… O nedenle bana bir şey yapamazlar. Devam edeyim, önce nanoçipini kontrol ettim. Aktifti. Ardından yüz taraması yaptım, kadın elli bir yaşındaydı. Yenileme işlemleri, rutin kontrolleri olmuş ve herhangi bir organı değişime girmemiş. Adamın da nanoçipi aktifti. Yüz tarama kayıtlarında fiziksel yaşı gerçekten de on beş görünüyordu. Verilere göre bugüne kadar hiç cilt yenilemesi yapılmamıştı. Yaşlı adamı ya da delikanlıyı ya da ne diyeceğimi bilemediğim insanı, cihaza alıp organlarının yıpranma oranlarını çıkardım. Tüm organları biyolojik olarak yaşlanmıştı, derisi sanki kurumuş gibi buruşmuştu. Sonraki günler üç kişiyle daha karşılaştım. Hepsinde de sonuç aynı çıktı.”

“Çok ilginç! Gençlerin böyle saatler içinde yaşlanması… İncelemeden anlayabilmek mümkün görünmüyor. Belki de verilerde hata oluştu.”

Yedi Yüz için gençlik; dinamizm ve enerji demekti. Bu da başarı için durmadan çalışmak anlamına geliyordu. Brazil bir yanlışlık olmalı diye düşünüyordu.

“O kadar çok soru var ki sorulacak. Sana bana ulaşanlarda güvenlik görevlilerince götürülüyorlar. Nereye? Bu bir deneyin sonucu bile olabilir.”

Düşüncelerini sağlam bir temele, bilime dayandırmadan sadece öngörüleriyle paylaşmasından rahatsız olmuştu Brazil.

Yedi Yüz’de söylediklerinin olması mümkün değildi. Dünyanın yaşanabilecek az sayıdaki bölgelerinden, yeni şehir-kentlerden biriydi Yedi Yüz. Sekuris burada yepyeni bir düzen kurmuş, bilim ve güvenlik bu düzenin temelini oluşturmuştu. Yedi Yüz’de yaşamak demek sağlık, başarı ve uyum demekti.

Ertesi sabah Brazil, Sekuris yapımcılarından bir çağrı aldı. Yedi kişiden oluşan yapımcılar yılda bir kez halkın karşısına çıkıyordu. Bu çağrının son olaylarla bağlantılı olduğunu düşündü. İlk kez endişeye kapılmıştı.

Odaya girdiğinde, önce Rika’yı gördü. Alanlarında ün yapmış bir hücre profesörüyle iki genetikçi de oradaydı. Herkes birbirini tanıyordu, selamlaştılar. Rika’ya bakmamaya çalıştı ama içinde ona karşı tanımlayamadığı bir his vardı.

“Oturun lütfen!”

Herkesle birlikte oturdu Brazil. Yedi kişilik yapımcı kurulu sanal olarak katılmıştı aralarına.

“Sizi buraya çağırma nedenimiz, bir hastalığın varlığını duyurmak ve bununla nasıl savaşılacağını belirlemek. Değerli bilimciler, insanı dakikalar içinde yaşlandıran ve nasıl bulaştığını henüz saptayamadığımız bu hastalık yüzünden şu ana kadar yüz elli iki genci kaybettik.”

Başı döndü birden. Demek Rika doğru söylüyordu.

“İlk olay üzerinden beş gün geçti ve kaybımız yüz elli iki, hayır şu anda elli üç. Bu insanları gördüğünüzü biliyoruz. Göreviniz, bunun gerçekliğini sorgulamak değil, çözüm bulmak. Bu nedenle hazırladığımız laboratuvarda derhal çalışmalara başlayınız. Vakit kaybına tahammülümüz yok. Yirmi dört saat çalışmanızı istiyoruz.”

Bu arada sayaçta rakamlar hızla yükseliyordu. “Yüz elli üç… yüz elli dört…”

Temasta bulunan doktorlarda herhangi bir değişim yoktu, veriler tüm hastaların on beş yaşın altında olduğunu söylüyordu. İki yüz kişilik laboratuvar ekibine, konularında uzman üç profesör daha katılmıştı. Hastalığa yakalanan kişilerin organlarını değiştirmeye vakit bulamadan ölüyorlardı. Yaşlanma tüm bedeni sarıyor, bedeni çok kısa sürede ele geçiriyor, bir saatte otuz yıllık ömrü alıp götürüyordu. Kan yoluyla bulaşan bir virüs olduğunda hem fikirdiler. “Nebula” adını verdikleri virüsün çalışma mekanizması, nasıl bulaştığı konusundaysa farklı görüşleri tartışıyor, ortak bir noktada buluşamıyorlardı. Rika, hastalığın sadece Yedi Yüz’de olması konusunda, tezler ileri sürüyordu. Ona göre bu, Sekuris’in yarattığı bir problemdi.

Saatler ilerliyor, kayıp sayısı artıyordu. Aileler artık çocuklarını dışarı çıkarmıyor, şehri terk etme planları yapıyorlardı. Şehirde karışıklıklar yaşandığına ilişkin fısıltı laboratuvarda yayılmaya başlamıştı. Laboratuvarda kimse açıkça konuşamıyordu çünkü Sekuris’in gözleri çalışanların üzerindeydi.

Sonunda buldular. Hızlı yaşlanmanın nedeni, DNA yapılarını değiştirerek hücrelerin ölmesine neden olan viral bir enfeksiyondu. “Nebula” bir hücreye yapıştığı andan itibaren olağandışı bir hızla çoğalıyor tüm bedeni sarıyordu. Ayrıca her bedende aynı reaksiyonu vermiyor, bazılarına bulaşmış olsa bile dejenarasyona neden olmuyordu. İnsan ömrünü uzatma çalışmalarında hücre ölümlerinin patolojik yavaşlatılması Brazil’in çalışma konularındandı bu yaşanılanlarsa tam tersine bir süreçti. Bu sayesinde hastalığı durdurabildiler. Yedi Yüz’deki tüm on beş yaş altına hasta olmasa da bu aşıyı yaptılar. Belki onun da yan etkisi olacaktı ama bu ikincil plandaydı. Hastalığın nedeni, nasıl yayıldığı konusunda Yedi Yüz’de yaşayanlara herhangi bir bilgilendirme yapılmadı. Sadece herkesin aşı olma zorunluluğu getirildiği duyuruldu. İlerleyen günlerde salgın ortadan kalkınca her şey eski düzenine döndü. Sistem daha da güçlenerek çıkmıştı bu süreçten. İnsanların Sekuris’e inancı artmıştı Brazil dışında. Kafası karmakarışıktı. Bir elin müdahalesi olduğuna emindi. İnsan yapımı bir elin. Rika’yla buluştuklarında bu düşüncülerini çekinerek de olsa söyledi. Rika’nın kahkaha attığını daha önce hiç duymamıştı.

“E o zaman şüphecilere hoş geldin Brazil” dedi.

“Şüpheciler mi?”

“Evet. Sana tüm sistemin nasıl işlediğini anlatacağım ama önce güzel bir akşam yemeği ve müzik.”

Brazil’in gözleri ışıldadı. Rika’nın yemek hazırlamasını izlerken ileride yaşayacaklarından habersiz mutlu olduğunu hissediyordu.

Nurdan Atay

Endüstri mühendisiyim. Mesleğimi çok uzun süre yaptıktan sonra rotamı edebiyat çalışmalarına çevirmeye karar verdim. O tarihten beri de yazıyorum. İkinci üniversite Edebiyat okuyorum. Bir grup yazan/yazar arkadaşımla birlikte her ay Kil-Tablet adında öykü fanzini çıkarıyoruz. Ağırlıklı olarak öykü ve tiyatro oyun metinleri yazıyorum. Okumayı, seyahat etmeyi, film izlemeyi, yogayı, el sanatlarından becerebildiklerimi yapmayı, doğayı, öğrenmeyi, araştırmayı seviyorum.

Yedi Yüz” için 16 Yorum Var

  1. Dilek73 dedi ki: dedi ki:

    Nurdancım neredeyse bir mikrobiyolog kadar detaylı hastalık tanımlamışsın. Etkilendim. Ayrıca hikâyenin en güzel kısmı sisteme yönelen itiraz.
    Kalemine sağlık arkadaşım.
    Dilek

  2. Merhaba @Nurdan_Atay

    Eline sağlık. Gerçeği çoğunlukla yaşlıları vuran bu Covid belasının karşısına Nebula ve genç nüfus ile karşılık vermişsin. Kurgun çok ilgimi çekti, konu teknik terimler içerse bile beni yormadı. Doktorun adı geçen hafta izlediğim bir filme eş “Brazil” o da değişik bir evreni anlatırken sistem eleştirisini ön planda tutuyordu.

    Devamı gelecek bir öykü dizisi başlatmışsın. Merakla bekliyorum sonrasını. Bu çerçeve içinde acaba aşı bulunmasını ve sonrasını anlatmayı biraz daha genişletsen daha iyi olabilir miydi diye düşündüm. Belki geliştireceğim bir romanın çatısı olabilir bu öykü.

    Bu arada öyküne bu türden hoşlanacağını düşündüğüm @MuratBarisSari @Foton ve meslek erbabı @ebuka yı davet ediyorum :slight_smile:

    Sevgiler

  3. ebuka dedi ki: dedi ki:

    Merhaba @Nurdan_Atay;

    Sizinle önceki öykünüzde de bir iletişimimiz olmuştu ve bu seçkide de isminizi görünce öyküyü okumak için ayırmıştım bir köşeye. Ancak @Muge_Kocak davet edince hemen icabet edeyim dedim. :slightly_smiling_face:

    Kullanılan tıbbi terimlerin sırıtmadığını baştan söyleyeyim, bir hekim olarak beni kesinlikle rahatsız etmedi. Zaten öykü tür olarak bilim kurguya yakın olduğundan zemininde gerçeklik aramak doğru olmaz. Müge de bahsetmiş zaten, sadece şu aşı geçişi çok hızlı olmuş. O kısım biraz detaylandırılabilirdi. Ben öyküyü genel olarak çok beğendim.

    Elinize emeğinize sağlık. Görüşmek üzere…

  4. Çok teşekkürler. Önceki yorumlarda da belirttiğim gibi öyküm Corona öncesine ait aslında. Bugünlerde öykümde yer alan ayrıntılar beni bile şaşırtıyor. Sayaç gibi, belli bir yaş grubuna etki etmesi gibi. Fantastik edebiyatın güzelliği de bu herhalde:) Siz de kendinize iyi bakın. Sevgiler

  5. Merhaba Murat Barış, çok teşekkürler. Kim bilir belki bir gün roman olur:) Görüşmek dileğiyle