Baba, Oğul, Baba
I. Güneş doğar, güneş batar, hep doğduğu yere koşar. Rüzgâr güneye gider, kuzeye döner, döne döne eserek hep aynı yolu…
#169: TELEKİNEZİ
I. Güneş doğar, güneş batar, hep doğduğu yere koşar. Rüzgâr güneye gider, kuzeye döner, döne döne eserek hep aynı yolu…
NOT: Öykünün ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. Okumak istemeyenleriniz için, bu yazı da tek başına açıklayıcı olacaktır. -Bir varmış, bir başkaları…
Üç hafta önce yine buradan sahile geçtiğimde hayatımda ne olduğunu kavrayamadığım bir döneminden geçtiğimi biliyordum. Bir an önce gece olsun…
Günlerdir sürekli öküz yan komşusunun gürültüsünü duymaktan bıkmıştı. Ne yapabilirim diye düşünüyordu. Direk kapısını çalıp konuşulacak birisi değildi. Birlikte yaşadığı…
Dünya şoktaydı. Hem de şoka karşı laçkalaşmış dünya. İki insanın kazara çarpışması, başıboş bir köpeğin dolanması, bir yoksulun görülmesi gibi…
Çok koşardım, pire derlerdi bana. Pire aşağı, pire yukarı. Topu bir aldım mı ayağımın altına, kimse çıkamazdı önüme, kimse durduramazdı…
Gayet normal bir yataktaydı. Kendi yatağı olamazdı bu. Kendi yatağı gayet normalden biraz daha rahattı. Çok rahat olmasa da kendini…
Siren sesi, yeryüzündeki en sakin ölümlüyü bile panikatak krizine sürükleyecek kadar gergin bir tonla delice bağırmaya başladı. Sağanak için hazır…
“İçeri gel,” dedi odanın içinden gelen ses. Kapının önündeki genç çocuk çevresine bakındı, kendisinden başka kimse olmadığına göre ses kendisiyle…
NOT: Serinin önceki bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. “Evrenin derinlerinde sonsuz uykulara dalmış bu varlıklar, kendilerini kötü Tanrılar olarak gören Semedrililer’e karşı diğer…
“Bileklerinizdeki derin izlerin sebebi nedir?” [Tutukluluk sürecimde sorgulandığım sırada abartılı sevgi gösterilerine maruz kaldım desem inanır mısınız?] “İşkence diyorsunuz yani?”…
Abdi: Hoca, öğretmen, bilge, üstat, düşünür, yüce… belki de her şey. Bugün, Abdi’yi görmeliyim. Uçurumun kenarındaki yaşadığı eve gittim günün…
Ali uykulu gözlerle sofranın toplanışını izliyordu. Annesi sofrayı toplarken kaşıyla Ali’ye işaret edip giyinmesini söylemişti. Babası çoktan giyinmiş, kapının önüne…
Sabahın sekizinde getirmişlerdi beni bu cezaevine. Dolayısıyla akşama dek konuşacak kimse bulamamıştım. Önümde duran iğrenç görünümlü patlıcan türlüsüne bakarken kafamdan…